AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no.31924/06 ve 9498/10
Lütfi TURAN ve diğerleri / Türkiye
ve Haydar ÖZDEMİROĞLU ve diğerleri / Türkiye
Başkan,
Julia Laffranque,
Hakimler,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 13 Aralık 2016 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 26 Temmuz 2006 ve 8 Şubat 2010 tarihlerinde yapılan yukarıda belirtilen başvuruları dikkate alarak, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuranlar tarafından cevap olarak sunulan görüşleri dikkate alarak gerçekleştirdiği müzakerenin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Ekli listede adı bulunan başvuranlar, Düzce’de ikamet eden Türk vatandaşlarıdır. Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde İstanbul Barosuna kayıtlı Avukat A. Sertel tarafından temsil edilmişlerdir.
2. Türk Hükümeti (« Hükümet ») kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Somut olay koşulları
3. Davada geçen olaylar taraflarca ifade edildiği şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilmektedir.
1. Dava konusu
4. Olaylar döneminde başvuranlar, genel merkezi İstanbul’da bulunan Kelebek Mobilya ve Kontraplak Sanayi A.Ş. (« işveren ») firmasının eski (başvuru no. 31824/06) ya da çalışmayı sürdüren çalışanlarıdır (başvuru no.9498/10).
5. 16 Şubat 2001 tarihinde çalışanları temsil eden Türkiye Ağaç ve Kağıt Sanayii İşçileri Sendikası (« sendikal örgüt ») ve işveren firma arasında bağıtlanan toplu iş sözleşmesi 1 Ekim 2000 ve 30 Eylül 2002 tarihleri arasında yürürlükte kalmıştır.
6. İşveren ve sendikal örgüt adına yedi kişilik bir heyet 19 Kasım 2001 tarihinde toplu sözleşmeye ek bir « protokol» bağıtlamışlardır. Bu protokol, ücretlerin artışına ilişkin toplu sözleşme maddesini değiştirerek, 1 Ekim 2001 tarihinden itibaren uygulanacak ücret artış oranının düşürülmesini öngörmektedir.
7. Buna ilave olarak, 19 Kasım 2001 tarihli ek protokolü bağıtlayan, işveren ve altı sendika temsilcisi tarafından belirtilmeyen bir tarihte bir tutanak (« tutanak ») imzalanmıştır. Tutanak, toplu iş sözleşmesi ile çalışanlara ödenen yakacak ödeneğinin düşürülmesini öngörmektedir.
2. 31924/06 no.lu başvuru
8. 31924/06 no.lu başvuruyu yapan otuz sekiz başvuran, iş sözleşmelerinin tek taraflı feshedilmesinin ardından 13 Mart 2003 tarihinde Kartal İş Mahkemesinde (« iş mahkemesi ») işvereni dava etmişlerdir. Başvuranlar, işveren tarafından ödenen, kendilerine göre toplu iş sözleşmesi uyarınca almaları gereken miktarın altında kalan maaş, tazminat ve yardım miktarlarına itiraz etmek için farklı pek çok dava açmışlardır.
9. Kartal 2. İş Mahkemesi 24 Ekim 2003 tarihli birçok kararında, 19 Kasım 2001 tarihinde bağıtlanan protokolün geçerli olduğunu değerlendirmiştir. İş mahkemesi başvuranların, iş sözleşmelerinin fehedilmesinden önce maaş miktarlarına itiraz etmemeleri ve haklarını saklı tutmadan çıkış makbuzlarını ve kıdem tazminatı makbuzlarını imzalamış olmaları nedeniyle bu protokolle öngörülen zam oranının düşürülmesine rıza göstermiş oldukları kanısındadır. İş mahkemesi bununla birlikte protokolün geriye dönük olarak uygulanamayacağını değerlendirmiştir. Sonuçta başvuranların 1 Ekim 2001 ve 19 Kasım 2001 tarihleri arasındaki döneme ilişkin taleplerini kabul etmiş ve protokolün imzalanmasından sonraki döneme ilişkin taleplerini ise reddetmiştir. İş mahkemesi nihayetinde başvuranların yakacak gideri ödeneğine ilişkin taleplerini, tutanağın bu talepler için de geçerli olduğu kanaatiyle reddetmiştir.
10. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (« 9. Hukuk Dairesi ») bu kararları tutanağı esas almaları nedeniyle 2 Mart 2004 tarihinde bozmuş ve geri kalan kararları ise onamıştır. 9. Hukuk Dairesi, tutanakta imzası olanların tutanağı imzalamak için yetkili olduklarına dair dosyada herhangi bir unsurun bulunmadığı kanısındadır. 9. Hukuk Dairesi bu durumda tutanağın geçerli olup olmadığının araştırılması gerektiği ve geçerliyse de imzalanış tarihinin tespit edilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
11. Yargılamalara iş mahkemesi önünde devam edilmiştir. İş mahkemesi, sendikadan protokolü ve tutanağı bağıtlayan kişilerin sendika temsil yetkilerinin olup olmadığını bildirmesini istemiştir.
12. Sendikal örgüt, 31 Mayıs ve 18 Haziran 2004 tarihli cevabi yazılarında, protokolü bağıtlamış olan yedi kişiden altısının sendika kurul üyesi olmadıklarını, tutanağı imzalayanların bu aynı altı kişi olduğunu ve bu kişilerin ne söz konusu protokolün ne de tutanağın bağıtlanması için yetkilendirilmediklerini iş mahkemesine bildirmiştir.
13. İş mahkemesi 24 Haziran 2004 tarihinde, başvuranların red kararı temyiz aşamasında onanan bu iddialar da dâhil olmak üzere tüm iddialar hakkında karar vermiştir. İş mahkemesi, bağıtlayanların sendikal örgütü temsil yetkilerinin bulunmadığı gerekçesiyle tutanak ve protokolün hükümsüz olduğunu beyan etmiştir. İş mahkemesi, protokolün geçerliliğinin Yargıtay tarafından onanmasının, davalı tarafa usuli kazanılmış hak vermediğini değerlendirmektedir. İş mahkemesi protokol ve tutanağın kanuna aykırı şekilde bağıtlanmış olduğunu, iki belgenin de aynı kişiler tarafından bağıtlanmış olduğunu ve bu kişilerin sendika temsil yetkilerinin bulunmadığını eklemiştir.
14. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, iş mahkemesinin, 24 Ekim 2003 tarihli kararlarının 9. Hukuk Dairesinin 2 Mart 2004 tarihinde vermiş olduğu kararların etkisiyle kesinleşmiş olduklarından hareket ederek, davanın bir bölümü ile ilgili hüküm verildiği gerekçesiyle bu kararları 2 Kasım 2004 tarihinde bozmuştur. 9. Hukuk Dairesi, söz konusu kararların kesin hüküm yetkisi kazanmış olduklarını ve bundan sonra davalı taraf için usuli kazanılmış hak teşkil ettiklerini belirtmektedir. Sonuç olarak 9. Hukuk Dairesi, iş mahkemesinin artık bu sorunlar hakkında karar veremeyeceğini değerlendirmektedir. 9. Hukuk Dairesi, protokolün sendika temsil yetkisi olmayan kişilerce bağıtlanmış olduğunu davacı tarafından ilk derece mahkemesi önünde iddia edilmediğini eklemektedir. 9. Hukuk Dairesi buna ilaveten protokol ve tutanak üzerindeki imzaların tam olarak aynı olmadıklarını belirtmektedir.
Yüksek Mahkeme, protokolün bağıtlanmasından sonraki dönem için geçersiz olduğunu bu nedenle beyan edilemediğini değerlendirmektedir. Son olarak 9. Hukuk Dairesi, bu belgenin tarihinin olmaması ve belgenin altında isimleri kayıtlı olan kişilerin tamamının imzalamamamış olması nedeniyle 24 Haziran 2004 tarihli iş mahkemesi kararlarının tutanağa ilişkin kısmını onamıştır.
15. İş mahkemesi Yargıtay kararlarına uyarak, 24 Ekim 2003 tarihli kararların kesin hüküm yetkisi kazanmış oldukları gerekçesiyle başvuranların protokolün imzalanmasından sonraki dönemi kapsayan taleplerini 8 Aralık 2005 tarihinde reddetmiştir. İş mahkemesi tutanak konusunda ise, tutanağın tarihinin olmaması ve bu belgenin altında isimleri yer alan kişilerden bir kısmının aslında belgeyi imzalamamış oldukları gerekçesiyle tutanağın hükümsüz olduğunu beyan etmiştir.
16. Yargıtay 7 Mart 2006 tarihinde, 8 Aralık 2005 tarihli kararları onamıştır.
3. 9498/10 no.lu başvuru
17. 9498/10 no.lu başvuruya dâhil olan otuz beş başvuran, 29 Eylül 2006 tarihinde işverenlerini mahkeme önünde dava etmişler ve 19 Kasım 2001 tarihli protokolün geçerliliğine itiraz etmek amacıyla ayrı ayrı dava açmışlardır. Başvuranlar bu bağlamda iş mahkemesinin, 15 Haziran 2005 ve 19 Haziran 2006 tarihli kararlarla, meslektaşlarının işten çıkarılmasıyla açılan davalarda söz konusu protokolün geçersiz olduğu sonucuna vardığını ileri sürmüşlerdir (aşağıdaki 31-32. paragraflar).
18. 3. İş Mahkemesi 3 Nisan 2007 tarihinde, protokolü bağıtlayanların sendikal örgütü temsil etmek ve söz konusu protokolü bağıtlamak için gerekli yetkiye sahip olmadıkları gerekçesiyle protokolün geçersiz olduğu sonucuna varmıştır. İş mahkemesi protokolü bağıtlayan isimlerin, toplu sözleşmenin sonuçlandırılması amacıyla sendika tarafından çıkarılan 28 Şubat 2000 tarihli yetki belgesinde ortaya çıktıklarını nazara almıştır. İş mahkemesi bununla birlikte bu belgenin görevlendirilen kişilere verilen bir yetki listesini kapsadığını ve böyle bir protokolün bağıtlandırılması yetkisinden bahsedilmediğini belirtmiştir. İş mahkemesi sendika yönetmeliğinin böyle bir imza yetkisi vermediğini eklemiştir.
İş mahkemesi 31924/06 no.lu başvuruya konu davalar çerçevesinde sendikal örgüt tarafından sunulan 31 Mayıs ve 18 Haziran 2004 tarihli cevabi yazıları da dayanak almıştır (yukarıdaki 12. paragraf). İş mahkemesi ilaveten her ikisinde de protokolün geçersiz olduğu sonucuna varılan 19 Haziran 2006 tarihli kendi kararına ve 18 Eylül 2006 tarihli Yargıtay kararına atıfta bulunmuştur (aşağıdaki 32-33. paragraflar). İş mahkemesi sonuç olarak işvereni, çalışanlarına ödemiş olduğu ve toplu iş sözleşmesi uyarınca ödemesi gereken miktar arasındaki maaş zam farkını ödemeye mahkûm etmiştir.
19. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 10 Temmuz 2007 tarihinde, protokolün geçerli olduğunu, protokolün sendika temsilcileri tarafından bağıtlanmış olduğunu, bu kişilere, 28 Şubat 2001 tarihli yetkilendirme ile toplu sözleşmelerin bağıtlanması yetkisi verildiğinin anlaşıldığını değerlendirerek 3 Nisan 2007 tarihli kararları bozmuştur. 9. Hukuk Dairesi, protokolde imzası olanlar arasında sendika genel sekreterinin ve şube sorumlusunun bulunduğunu belirtmiştir. 9. Hukuk Dairesi, toplu sözleşmeyi değiştirmek üzere ek bir sözleşme bağıtlamak için özel bir yetki vermeye gerek olmadığı kanaatine varmıştır. Bu bağlamda 9. Hukuk Dairesi, yerleşik içtihatı doğrultusunda, bir toplu sözleşmenin bağıtlanması için yetki verilen kişilerin, toplu sözleşmenin değiştirilmesi yetkisine de sahip olduklarını belirtmektedir.
Yüksek Mahkeme öte yandan protokolün geçerliliğinin hiçbir zaman sendika ve işveren arasındaki bir uyuşmazlığın konusu olmadığını ve çalışanların bu protokolün uygulanmasına itiraz etmemiş olduklarını ifade etmiştir. Son olarak iş mahkemesinin protokolün geçersiz olduğu sonucuna varılan kararlara atıfta bulunduğunu belirleyen 9. Hukuk Dairesi, diğer davalar içinde söz konusu protokolün bağıtlanmasından sonraki dönem için geçerli olduğu sonucuna varılan kararları onamış olduğuna da dikkat çekmiştir. Bu bağlamda 9. Hukuk Dairesi her dosyada bulunan delil durumuna bağlı olarak karar vermenin yerinde olacağını dikkate almıştır.
20. İş mahkemesi bozma sonrası yapılan 1 Ekim 2007 tarihli yargılamada önceki karar hükümlerini değiştirmemiş ve protokolün geçerli olmaması nedeniyle yeni bir hüküm kurmuştur. İş mahkemesi gerekçesinde bu protokolün geçerli olmadığı sonucuna varılan yani 15 Haziran 2005 tarihli Kartal 1. İş Mahkemesi kararı ve 18 Eylül 2006 ve 24 Nisan 2007 tarihli Yargıtay kararlarından (aşağıdaki 33. ve 35. paragraflar) oluşan üç mahkeme kararını dayanak olarak göstermiştir. İş mahkemesi, davalar incelenendiğinde bu mahkeme kararlarının tamamının, aynı maddi olguları ve şikâyetleri kapsadığını vurgulamıştır. İş mahkemesi bu durumda bu davaların tamamının hükmünün aynı olması gerektiğini ve başka bir yaklaşımın kabul edilmesinin, kanun önünde eşitlik ilkesi ile bağdaşmayacağını değerlendirmiştir.
İş mahkemesi buna ek olarak imzası olanların temsil yetkisinin bulunmaması nedeniyle protokolün geçersiz olduğunun ispatlandığı ve bu belgenin mahiyetinin birçok kanun hükmüne aykırı olduğu kanısına varmıştır.
21. Dava böylelikle 10 Temmuz 2007 tarihli 9. Hukuk Dairesi kararlarının gerekçeleri dikkate alarak, 1 Ekim 2007 tarihli kararları 28 Kasım 2007 tarihinde bozan Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna (« Hukuk Genel Kurulu ») gönderilmiştir. Hukuk Genel Kurulu, bu sözleşmeye ek bir biçim veren bazı toplu sözleşme hükümlerinin gelecek için değiştirilmesinin mümkün olduğunu değenlendirmiştir.
22. Başvuranlar belirtilmeyen bir tarihte Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu nezdinde içtihatın birleştirilmesi için talepte bulunmuşlardır. Başvuranlar, 9. Hukuk Dairesi tarafından 10 Temmuz 2007 tarihli kararlarda verilen hüküm ve Hukuk Genel Kurulu tarafından 28 Kasım 2007 tarihli kararlarda verilen hükmün, 18 Eylül 2006 ve 24 Nisan 2007 tarihli kararlarında 9. Hukuk Dairesi tarafından verilen hükümle çelişkili olduğunu savunmaktadırlar. Başvuranlar kendilerine göre aynı hukuki sorunları barındıran önceki beş farklı davayı da örnek olarak göstermişlerdir.
23. Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu 25 Aralık 2008 tarihinde bu talebi reddetmiştir. Kurul, başvuranlar tarafından ileri sürülen sorunlardaki maddi olguların farklı olduğunu ve sonuç olarak içtihat birleştirmesinin gerekli olmadığını değerlendirmiştir.
24. İş mahkemesi 5 Ekim 2009 tarihinde Hukuk Genel Kurulu kararına uyarak, protokolün geçerli olduğunu ancak geriye dönük uygulanamayacağına hükmetmiştir. İş mahkemesi bu durumda başvuranların sundukları 1 Ekim 2001 ve 19 Kasım 2001 tarihleri arasındaki döneme ilişkin başvuruları kabul etmiş, 19 Kasım 2001 tarihinden sonraki döneme ilişkin yapılan başvuruları reddetmiştir.
B. İlgili iç hukuk ve uygulaması
1. İlgili iç hukuk
25. 4 Şubat 1983 tarihli ve 2797 Sayılı Yargıtay Kanununun 15. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Yargıtay Hukuk ve Ceza Kurullarının görevi, ceza ve hukuk dairelerinin kararları arasında ortaya çıkan uyuşmazlıkları, içtihadın birleştirilmesi yoluyla kesin olarak çözümlemektir.
26. Aynı kanunun 16. maddesinin 5. fıkrasına göre,
- Hukuk daireleri kurulunun,
- Ceza daireleri kurulunun,
- Hukuk ile ceza daireleri kurullarının,
- Hukuk Genel Kurulu ile bir hukuk dairesinin,
- Hukuk Genel Kurulu ile bir ceza dairesinin,
- Ceza Genel Kurulu ile bir ceza dairesinin,
- Ceza Genel Kurulu ile bir hukuk dairesinin,
- Bir hukuk dairesi ile bir ceza dairesinin kararları arasında doğan uyuşmazlıkların nihai olarak çözümü, Yargıtay Büyük Genel Kuruluna aittir.
27. Aynı kanunun 45. maddesi, Yargıtayın içtihat birleştirmesi için izlenecek usul kurallarını düzenlemektedir. İlgili madde şu şekilde ifade edilmektedir:
« İçtihadların birleştirilmesini Birinci Başkan, doğrudan doğruya veya Yargıtay dairelerinin veya [Yargıtay hukuk ve ceza daireleri] genel kurullarının verdikleri karar sonucunda veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bizzat yazı ile başvurması halinde, ilgili kuruldan ister. Bu istemlerin gerekçeli olması zorunludur.
Diğer merci veya kişilerin gerekçe göstererek yazılı başvurmaları halinde, içtihadı birleştirme yoluna gitmenin gerekip gerekmediğine Birinci Başkanlık Kurulu karar verir. Bu karar kesindir.
İçtihadı birleştirme kararlarının değiştirilmesi veya kaldırılmasının istenmesi de [yine] yukarıdaki usule bağlıdır.
(...)
İçtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar.
(...)
İçtihadı Birleştirme Kurulları, genel kurulların veya dairelerin kararlarındaki gerekçe ve görüşlere bağlı olmaksızın sorunu başka bir görüşle karara bağlayabilirler.»
2. İlgili iç hukuk içtihadı
28. 9498/10 no.lu başvuru kapsamında başvuranlar, ulusal mahkemeler önünde aynı işveren firma çalışanları tarafından açılan davalarda, 19 Kasım 2001 tarihli protokolün geçersiz olduğu sonucuna varılan ulusal mahkeme kararlarına atıfta bulunmuşlardır. Bunun yanı sıra başvuranlar, sundukları dava dilekçelerinde, iş mahkemesinin iki kararını ibraz etmişler (yukarıdaki 17. paragraf) ve içtihadın birleştirilmesi başvurularında da iki Yargıtay kararını örnek olarak göstermişlerdir (yukarıdaki 22. paragraf).
29. İş mahkemesi de 19 Kasım 2001 tarihli protokolün geçersiz olduğu sonucuna varılan ulusal mahkeme kararlarına iki kez atıfta bulunmuştur (yukarıdaki 18. ve 20. paragraflar).
30. Bu kararlar aşağıdaki gibi özetlenebilmektedir.
a. Kartal 1. İş Mahkemesi tarafından verilen 15 Haziran 2005 tarihli karar
31. Aynı işverenin eski bir çalışanı tarafından başvurulan Kartal 1. İş Mahkemesi 15 Haziran 2005 tarihli kararında, bağıtlayan kişilerin, sendikal örgütü temsil etmek için gerekli yetkiye sahip olmadıkları gerekçesiyle 19 Kasım 2001 tarihli protokolün geçersiz olduğu sonucuna varmıştır. İş mahkemesi sendikanın protokolü bağıtlayanlara toplu sözleşmenin değiştirilmesi yetkisinin verilmemiş olduğunu bildirdiği 15 Haziran 2005 tarihli yazısını bu bağlamda örnek olarak göstermiştir. İş mahkemesi öte yandan maaş zammının, toplu sözleşmenin ardından kabul edilen bir protokol yoluyla düşürülmesinin, 1475 sayılı Kanunun 60. maddesine ve Yargıtayın yerleşik içtihadına aykırı olduğunu değerlendirmektedir.
Sonuç olarak iş mahkemesi, işvereni, çalışanlarına ödemiş olduğu miktar ve toplu sözleşme uyarınca çalışanlarına ödemesi gereken tutar arasındaki farka denk düşen tutarı ödemeye mahkûm etmiştir. Bu karar kesindir ve temyiz yoluna başvurulamaz.
b. Kartal 3. İş Mahkemesi tarafından verilen 19 Haziran 2006 tarihli karar ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından verilen 18 Eylül 2006 tarihli onama kararı
32. Aynı işverenin eski bir çalışanı tarafından başvurulan 3. İş Mahkemesi de, 19 Haziran 2006 tarihinde 19 Kasım 2001 tarihli protokolün geçersiz olduğu sonucuna varmıştır. İş mahkemesi, 31924/06 no.lu başvurunun konusunu oluşturan davalar (yukarıdaki 12. paragraf) çerçevesinde sendika tarafından sunulan 31 Mayıs ve 18 Haziran tarihli yazılara atıfta bulunarak, protokolü bağıtlayanların, toplu sözleşmenin bağıtlanmasından sonra bu sözleşmeyi değiştirme yetkisinin bulunmadığını değerlendirmiştir. İş mahkemesi bunun sonucu olarak işvereni, çalışanlara ödemiş olduğu miktar ve toplu sözleşme uyarınca çalışanlara ödemesi gereken miktar arasındaki farka denk düşen miktarı ödemeye mahkûm etmiştir.
33. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi bu kararı 18 Eylül 2006 tarihli bir karar ile onamıştır.
c. Kartal 3. İş Mahkemesi tarafından verilen 19 Şubat 2007 tarihli karar ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından verilen 24 Nisan 2007 tarihli onama kararı
34. Aynı işverenin eski bir çalışanı tarafından başvurulan 3. İş Mahkemesi de 19 Şubat 2007 tarihinde, bağıtlayanların sendikal örgütün temsil edilmesi için gerekli nitelikten yoksun oldukları gerekçesiyle 19 Kasım 2001 tarihli protokolün geçersiz olduğu kanaatine varmıştır. İş mahkemesi, protokolü bağıtlayanların isimlerinin, toplu sözleşmenin sonuçlandırılması amacıyla sendika tarafından verilen 28 Şubat 2000 tarihli yetki belgesinde bulunduğunu nazara almıştır. İş mahkemesi bu belgenin, sendikanın bu sırada yetki vererek görevlendirdiği kişilerin listesini içerdiğini ve böyle bir protokolün sonuçlandırılmasından bahsedilmediğini belirtmiştir. İş mahkemesi sendika yönetmeliğinin böyle bir protokolün bağıtlanması için yetki vermediğini eklemiştir.
İş mahkemesi kararında, 31924/06 no.lu başvurunun konusunu oluşturan davalar (yukarıdaki 12. paragraf) çerçevesinde sendikal örgüt tarafından sunulan 31 Mayıs ve 18 Haziran 2004 tarihli yazıları da örnek olarak göstermiştir. İş mahkemesi buna ek olarak her ikisinde de protokolün geçersiz olduğu sonucuna varılan (yukarıdaki 32. ve 33. paragraflar) 19 Haziran 2006 tarihli kendi kararına ve 18 Eylül 2006 tarihli Yargıtay kararına atıfta bulunmuştur. İş mahkemesi bunun sonucu olarak işvereni, çalışanlara ödemiş olduğu miktar ve toplu sözleşme uyarınca çalışanlara ödemesi gereken miktar arasındaki farka denk düşen miktarı ödemeye mahkûm etmiştir.
35. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 24 Nisan 2007 tarihli bir karar ile bu kararı onamıştır.
ŞİKÂYETLER
36. Sözleşme’nin 6. maddesini ileri süren başvuranlar, kendilerine göre 19 Kasım 2001 tarihinde bağıtlanan toplu sözleşmeye ek protokolün geçerliliği konusundaki Yargıtay içtihadının çelişkili niteliğinden şikâyet etmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Başvuruların birleştirilmesi hakkında
37. Her iki başvurunun olaylar ve hukuki yönden benzer olmaları nedeniyle Mahkeme, İç Tüzüğün 42. maddesinin 1. fıkrası uyarınca başvuruların birleştirilmesine karar vermiştir.
B. Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası bağlamında sunulan şikâyet hakkında
38. Başvuranlar, 19 Kasım 2001 tarihinde bağıtlanan sözleşmeye ek protokolün geçerliliği konusunda Yargıtay tarafından farklı hükümler verilmesinin kaynağında içtihat farklılığının bulunduğunu ve bu farklılığın da adil yargılanma haklarının ihlalini oluşturduğunu ileri sürmektedirler. Başvuranlar, somu olayla ilgili bölümleri aşağıda ifade edilen Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürmektedirler:
« Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar (...) karar verecek olan (...) bir mahkeme tarafından (...) makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.»
1. Tarafların iddiaları
a. Başvuranlar
39. Başvuranlar öncelikle kendileri ve diğer birçok Kelebek Mobilya firması çalışanının, 19 Kasım 2001 tarihli protokolün geçerliliğine itiraz etmek amacıyla ulusal mahkemeler önünde dava açtıklarını belirtmektedirler. Başvuranlar, bu davaların tamamının aynı sorunla yani 19 Kasım 2001 tarihli protokolün geçerliliği ile ilgili olduklarını, tarafların aynı argümanları ileri sürdüklerini ve aynı delilleri dayanak gösterdiklerini iddia etmektedirler. Başvuranlar iddialarına uygulanan kanun hükmünün bu davalar süresince değiştirilmediğini eklemektedirler.
40. Başvuranlar, Yargıtay’ın, bu davaların benzerliklerine rağmen, bu yargılamalara taraf olan başvuranlar tarafından açılan davaların 77’sinde 19 Kasım 2001 tarihli protokolün geçerli olmadığı, 73’ünde ise söz konusu protokolün geçerli olduğu kanaatine varmasından şikâyet etmektedirler. Başvuranlar, Yargıtay içtihadının bu hususta çelişkili olduğunu ve bu çelişkinin Türk Anayasasının 10. maddesinde öngörülen kanun önünde eşitlik ilkesinin ihlalini oluşturduğunu değerlendirmektedirler. Başvuranlar, Yargıtayın protokolün geçerli olmadığını değerlendirdiği davalarda, davacı çalışanların 15.000 yeni Türk lirası tutarında tazminat elde ettiklerini ancak protokolün geçerli olduğu değerlendirilen davalarda çalışanların hiçbir tazminat elde edemediklerini ifade etmektedirler.
41. Bunun yanı sıra başvuranlar, Hükümetin, söz konusu protokolü bağıtlayanların, bunu yapmak üzere sendikal örgüt tarafından verilen bir yetkiyle görevlendirildiklerine ilişkin iddiasına itiraz etmektedirler. Başvuranlar bu bağlamda, sendika tarafından iş mahkemesine gönderilen 31 Mayıs ve 18 Haziran 2004 tarihli yazılar göz önünde bulundurulduğunda, protokolü bağıtlayan kişilerin sendika yönetimi tarafından bu amaçla yetkilendirilmemiş oldukları tespit edilen 24 Haziran 2004 tarihli iş mahkemesi kararına (yukarıdaki 13. paragraf) atıfta bulunmuşlardır. Başvuranlar buna ek olarak anılan yetkinin, toplu sözleşmenin hazırlık çalışmalarını ve sonuçlandırılmasını kapsadığını, yetkinin, toplu sözleşmeyi değiştiren bir protokol bağıtlamak üzere bu kişilere hiçbir nitelik vermediğini ve bu protokolün, çalışanların aleyhine olduğunu ileri sürmektedirler.
42. Başvuranlar son olarak Yargıtay’ın, protokolün geçerli olduğunu değerlendirirken birçok kanun hükmüne ve Sözleşme’nin ilgili hükümlerine aykırı davrandığını iddia etmektedirler. Başvuranlar ayrıca Yargıtay’ı, 19 Kasım 2001 tarihli protokolün geçersiz olduğuna ilişkin kendi tutumunu yerleşik içtihat olarak nitelemesinin gerekçesini açıklamamakla suçlamaktadırlar.
b. Hükümet
43. Hükümet başvuranların başlangıçtan beri içtihatlardaki farklılıkların düzeltilmesi için iç hukuk tarafından öngörülen mekanizmayı kullanmış olduklarını - yani Yargıtaydan içtihatları birleştirmesi için talepte bulunduklarını - ve başvurularının birinci başkanlık kurulu tarafından reddedildiğini ifade etmektedir.
44. Hükümet mevcut davada Yargıtayın kendisine sunulan unsurların farklı olması ve bu farklılığın da takdir yetkisi ile ilgili olması nedeniyle farklı bir tutum sergilediğini değerlendirmektedir. Hükümet, her dava için farklı karar verildiğini, zira delil durumunun diğer bir dosyadakiyle aynı olmadığını görüşlerine eklemektedir.
45. Hükümet, başvuranların bu iddialarının aksine Yargıtayın yerleşik içtihadında, bir toplu sözleşmede değişikliğin, bu amaçla sendika tarafından yetkilendirilmiş kişiler tarafından yapılabileceğinin konu edildiğini ileri sürmektedir.
46. Hükümet buna ek olarak, başvuranlar tarafından iddia edilen içtihat değişikliğinin, Sözleşme tarafından güvence altına alınan başvuranların haklarını hiç bir şekilde ihlal etmediğini savunmaktadır. Hükümet mevcut davalar kapsamında başvuranların hukuki güvenlik ilkesinin ihlal edildiğinden şikâyet etmediklerini ancak yapılacak bir içtihat değişikliğinin onları, talep ettikleri tazminatı elde etmekten alıkoyacağından şikâyet ettiklerini ileri sürmektedir. Hükümet bununla birlikte başvuranların söz konusu içtihat değişikliğinin, adil yargılanma haklarını nasıl ve ne ölçüde olumsuz etkileyeceğini açıklamadıklarını ileri sürmektedir.
47. İlgili konuda yerel makamlara tanınan takdir yetkisini ileri süren Hükümet son olarak hukuk davaları süresince başvuranların argümanlarını sunamadıklarını ve bu davalarda herhangi keyfi bir unsur gözlemlenmediğini değerlendirmektedir.
2. Mahkeme’nin değerlendirmesi
48. Mahkeme, Nejdet Şahin ve Perihan Şahin / Türkiye ([BD], no. 13279/05, §§ 49-58, 20 Ekim 2011), Albu ve diğerleri / Romanya (no. 34796/09 ve diğer altmış üç başvuru, § 34, 10 Mayıs 2012) ve Paroisse Gréco-Catholique Lupeni ve diğerleri / Romanya ([BD], no. 76943/11, § 116, 29 Kasım 2016) kararlarında özetlenen, konuyla ilgili yerleşik içtihadından doğan ilkelere atıfta bulunmaktadır.
49. Mahkeme aynı zamanda kendi bölgesel ve görevsel yetkilerine sahip mahkemelerden oluşan her yargı sisteminin doğal olarak içtihat farklılıkları barındırabileceğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, öte yandan bu tür farklılıkların aynı yetki çevresinde bile görülebileceğini kabul etmektedir. Bu durumun, Sözleşme’ye başlı başına aykırı olduğu söylenemez (Santos Pinto / Portekiz, no. 39005/04, § 41, 20 Mayıs 2008, ve Orezeanu / Romanya (kabul edilebilirlik kararı), no. 26029/08, § 25, 3 Mayıs 2016).
50. Mahkeme, somut olayda ahşap endüstrisinde hizmet veren bir firmanın çalışanları olan başvuranların, maaş tutarlarına ve çalıştıkları firmada geçerli toplu sözleşmeyle öngörülen bazı tazminatlara ilişkin olarak ulusal mahkemeler önünde dava açtıklarını, başvuranların, işverenleri ve yedi sendikal örgüt temsilcisi arasında imzalanan 19 Kasım 201 tarihli protokolün geçerli olmadığını ve bu protokolün kendilerine göre söz konusu toplu sözleşmeyi değiştirdiğini ileri sürdüklerini gözlemlemektedir. Mahkeme, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun sırasıyla 2 Kasım 2004 ve 28 Kasım 2007 tarihlerinde verdikleri kararlarla başvuranların taleplerini kesin olarak reddettiklerini dikkate almaktadır. Mahkeme, bu bağlamda Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 10 Temmuz 2007 tarihli kararında bu hükmün, bir toplu sözleşmenin, sözleşmeyi bağıtlama yetkisine sahip olan kişilerce değiştirilebileceğine (yukarıdaki 19. paragraf) ilişkin yerleşik içtihadına uygun olduğunu değerlendirdiğini belirtmektedir.
51. Mahkeme daha sonra aynı firmanın çalışanları tarafından aynı gerekçelerle açılan davalarda sırasıyla verilen 18 Eylül 2006 ve 24 Nisan 2007 tarihli diğer iki kararı örnek verdiklerini göz önünde bulundurmaktadır. Mahkeme daha sonra aynı firma çalışanları tarafından aynı gerekçelerle açılan davalarda, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin talepleri kabul ettiği ve 19 Kasım 2001 tarihli protokolün geçerli olmadığını değerlendirdiği sırasıyla 18 Eylül 2006 ve 24 Nisan 2007 tarihlerinde verilen kararları başvuranların örnek olarak gösterdiklerini göz önünde bulundurmaktadır.
52. Bu bağlamda Mahkeme, somut olayda Yargıtayın 19 Kasım 2001 tarihli protokolün geçerliliğini değerlendirmek amacıyla geçerli iç hukuk kurallarını yorumlarken farklı tutumlar benimsediği kanısındadır. Burada sunulan başvurularla gündeme getirilen sorun, bu içtihat farklılıklarının hukuki güvenlik ve hakkaniyete uygunluğu ilkesini çiğneyerek başvuranların adil yargılanma hakkını ihlal edip etmediğinin anlaşılmasıdır.
53. Mahkeme öncelikle 31924/06 başvuru kapsamında 19 Kasım 2001 tarihli protokolün geçerlilik sorununun, protokolün geçerli olduğuna karar veren ve Yüksek Mahkemeye göre ilgili konuda kesin hüküm yetkisine sahip olan (yukarıdaki 14. paragraf) 2 Mart 2004 tarihli Yargıtay kararı ile nihai olarak çözülmüş olduğunu göz önünde bulundurmaktadır. Mahkeme akabinde, bozma kararından sonra protokolün geçerli olmadığını değerlendiren (yukarıdaki 12. paragraf) ilk derece mahkeme kararının ardından Yargıtayın 2 Kasım 2004 tarihli kararı ile 2 Mart 2004 tarihli karar hükmünü doğrulamış olduğunu dikkate almaktadır. Mahkeme böylelikle başvuranlar tarafından örnek olarak verilen ve aksine bir çözüm yolu benimseyen Yargıtay karar tarihleri -yani 18 Eylül 2006 ve 24 Nisan 2007 tarihleri- dikkate alındığında 31924/06 no.lu başvurunun konusunu oluşturan davalar süresince protokolün geçerliliğine ilişkin içtihat farklılığının olmadığını tespit etmektedir.
54. Mahkeme diğer taraftan başvuranların Yargıtay tarafından 77 farklı karar verildiğini belirttiklerine ancak sadece iki kararı başka bir deyişle 18 Eylül 2006 ve 24 Nisan 2007 tarihli kararları sunduklarına dikkat çekmektedir. Başvuranların, örnek olarak gösterdikleri kararlar ile aynı yaklaşımı izleyerek protokolün geçersiz olduğuna kanaat getiren Yargıtayın diğer kararlarını sunmamaları nedeniyle Mahkeme, bu kararların daha ziyade münferit ayrık içtihat teşkil edebileceklerini değerlendirmektedir.
55. Dolayısıyla başvuranlar tarafından iddia edildiği gibi Yargıtayın 77 kararda başvuranların davalarında kabul ettiğinin aksine bir çözüm yolu benimsediği farzedilse bile Mahkeme, Türk sisteminin bu tür içtihat farklılıklarını düzeltebilecek ve içtihat birleştirebilecek bir mekanizmaya sahip olduğunu vurgulamaktadır. Aslında 2797 Sayılı Yargıtayın Kuruluşu ve İşleyişi Hakkında Kanuna göre bir dairenin benzer olaylara dair çelişkili kararlar verdiği durumlarda, Hukuk Genel Kurulu içtihadın birleştirilmesi amacıyla müdahale etmektedir. Keza bir daire ve Hukuk Genel Kurulu arasında görüş ayrılığı başgösterdiğinde de görüş ayrılığının giderilmesi ve içtihadın birleştirilmesi için Yargıtay Büyük Genel Kurulu yetkilidir.
56. Davanın koşullarını yakından inceleyen Mahkeme, 9. Hukuk Dairesinin içtihatındaki farklılığın, bir taraftan 18 Eylül 2006 ve 24 Nisan 2007 tarihli kararlardan ve diğer taraftan yerleşik içtihat olarak nitelendirilen (yukarıdaki 19. paragraf) ve başvuranların davalarında Yargıtayca benimsenen tutumun, ilk derece mahkemesinin 9. Hukuk Dairesinin 10 Temmuz 2007 tarihli kararına direnmesinin ardından Hukuk Genel Kuruluna taşınmasından kaynaklandığını gözlemlemektedir. Mahkeme, Hukuk Genel Kurulunun 28 Kasım 2007 tarihli kararında ilgili konuda yerleşik içtihat olarak nitelenen tutumu onadığını belirlemektedir.
57. Mahkeme, buna ek olarak başvuranlar tarafından içtihat birleştirilmesi yönünde yapılan başvurunun, başvuranların davalarındaki söz konusu fiili durumların, kendilerinin iddia ettikleri fiili durumlardan farklı oldukları (yukarıdaki 23. paragraf) kanaati edinen Yargıtay Birinci Başkanlıkça reddedilmiş olduğunu göz önünde bulundurmaktadır. Mahkeme, aynı zamanda Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 10 Temmuz 2007 tarihli kararında önceki bazı kararlarda tam tersi bir çözüm yolu benimsediğini kabul ederek, her dosyadaki mevcut delil durumu dikkate alınarak karar vermenin yerinde olacağını değerlendirdiğini göz önünde bulundurmaktadır (yukarıdaki 19. paragraf).
58. Mahkeme, ayrıca başvuranların, Yargıtayın bu yüksek organı tarafından benimsenen tutumun aksine bir çözüm yolu benimseyecek olduğu Hukuk Genel Kurulu kararından sonraki Yargıtay kararını sunmadıklarını nazara almaktadır. Bu itibarla Mahkeme, içtihatlara dayanan farklılığın Hukuk Genel Kurulu kararından sonra da sürdüğünü gösteren herhangi bir unsur elinde bulundurmamaktadır.
59. Mahkeme bu değerlendirmeler ışığında Yargıtayın 19 Kasım 2001 tarihli protokolün geçerli olduğuna ilişkin tutumunun kendi yerleşik içtihadına uyduğunu ve 18 Eylül 2006 ve 24 Nisan 2007 tarihli kararlarında bu yargı organı tarafından kabul edilen çözüm yolununun, yerleşik içtihada aykırı olmasının, her ne kadar üzücü olsa da hukuki güvenlik ilkesini tek başına ihlal edemeyeceğini değerlendirmektedir (bkz., mutatis mutandis, Karakaya /Türkiye (kabul edilabilirlik kararı), no. 30100/06, 25 Ocak 2011).
60. Mahkeme, son olarak başvuranların kendilerinden yana delilleri ileri sürebildikleri ve davalarını özgürce savunabildikleri çekişmeli bir yargılamadan yararlanmış olduklarını ve sundukları belgelerin ulusal yargıçlar tarafından usulüne uygun olarak incelenmiş olduğunu tespit etmektedir. Mahkeme, bu bağlamda ulusal yargı kararlarının, uygun biçimde gerekçelendirildiklerini, yargıçların kendi incelemelerine tabi koşulların analizinin, keyfi ya da açıkça dayanaktan yoksun olduğunun ya da yargılamanın hakkaniyetine halel getirebileceğinin kabul edilemeyeceğini ve bu analizin yalnızca iç hukuk uygulama şartlarını kapsadığını vurgulamaktadır.
61. Yukarıdaki açıklamalar göz önünde bulundurulduğunda Mahkeme, somut olayda yürütülen yargılamaların, Sözleşme’nin 6. maddesi anlamında hakkaniyetten yoksun olmadıklarını değerlendirmektedir. Başvuruların açıkça dayanaktan yoksun oldukları ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvuruların birleştirilmesine karar verir ;
Başvuruların kabul edilemez olduğunu beyan eder.
İşbu karar, Fransızca olarak tanzim edilmiş ve 19 Ocak 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
EK
Başvuru no. 31924/06
No
Adı Soyadı
Doğum Tarihi
Lütfi TURAN
06/12/1955
Rıdvan ACAR
10/12/1961
İzzettin AKÇA
16/07/1966
Metin ALBAYRAK
12/01/1959
Hikmet AYDIN
10/10/1964
Birol BOZKURT
10/01/1963
Mehmet ÇAKIR
01/01/1957
Mehmet ÇALIŞKAN
10/01/1954
Zeki CANBULAT
04/11/1966
İsmail ÇAP
01/01/1955
Erol ÇELİK
07/10/1958
Şenol ÇELİK
02/03/1965
Turgut ÇELİK
25/08/1963
İhsan GEÇİCİ
01/09/1964
Rasim GÖÇMEZ
03/04/1956
İbrahim GÜLER
05/02/1965
Recai GÜLER
01/01/1958
Yasar GÜMÜŞ
01/01/1967
Mürsel GÜVERCİN
12/06/1956
Dursun KABASAKALOǦLU
18/04/1956
Secaittin KAÇAR
25/09/1958
Fahrettin KAZAR
01/01/1958
Zeki KONUR
23/05/1961
Seyfettin KURNAZ
11/01/1956
Cemil MUTLU
15/12/1956
Yusuf OHLAZ
05/01/1960
Zekai OHLAZ
04/02/1957
Coşkun OTLUOǦLU
14/06/1976
Ahmet ÖZGEN
02/01/1965
Fevzi ÖZTÜRK
17/04/1963
Yusuf PARLAK
01/10/1949
Suphi PİŞKİN
25/12/1956
Adem ŞİMŞEK
19/07/1948
Fahrettin TURAN
11/08/1962
Servet ÜÇEL
08/08/1963
Orhan ÜSTÜNEL
24/04/1957
Mehmet YALÇIN
25/09/1955
Hüseyin YILMAZ
01/01/1962
Başvuru no. 9498/10
Haydar ÖZDEMİROĞLU
19/09/1962
Zafer ALGÜL
10/02/1975
Murat ASLAN
11/12/1967
Şenol AYDOĞDU
01/02/1967
İsmail BAŞAR
10/03/1965
Aslan ÇAKIR
10/07/1975
Mecit ÇALIŞKAN
15/04/1965
Duray CAN
29/02/1968
İlhan ÇENGELOĞLU
08/07/1968
Hakan CEYLAN
18/08/1973
Şaban DEMİRCAN
11/03/1958
Bilal ERDOĞAN
04/02/1972
Ali ESER
28/12/1975
Ümit GAZEL
01/11/1977
Fettah GÜVEN
01/05/1958
Hurşit İLHAN
30/05/1974
İsmet İLHAN
10/11/1968
Selçuk İLHAN
06/03/1976
Turan KOÇ
01/04/1968
Yavuz KURNAZ
04/01/1962
Efrahim MUTLU
01/02/1968
Bülent ÖREN
24/10/1974
Nejat ÖZGENÇ
25/08/1962
Birol ÖZKAN
15/01/1974
Musa ÖZTÜRK
04/03/1968
Feridun PARLAK
23/01/1963
Emrullah ŞAHİN
05/07/1959
Ruhi SAVAŞÇI
10/02/1956
Aydın SAYGILI
21/09/1968
Erhan ŞEKERCİ
12/01/1962
İbrahim ŞENTÜRK
15/06/1966
Aydın TÜNEY
01/05/1973
İsa ÜNAL
10/02/1967
Mustafa YAĞIZ
25/08/1968
Yusuf YAĞIZ
10/07/1967
Full & Egal Universal Law Academy