AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 51101/09
Kadri TURĞUT / TÜRKİYE
Başkan
Valeriu Griţco,
Yargıçlar
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos’un katılımıyla, 9 Şubat 2016 tarihinde bir komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi heyeti (İkinci Bölüm), 10 Eylül 2009 tarihinde yapılan başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile bu görüşlere cevaben başvuran tarafından sunulan görüşleri dikkate alarak yapılan müzakereler neticesinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Kadri Turğut, 1988 doğumlu olup, T.C. vatandaşıdır ve Batman’da ikamet etmektedir. Başvuran Mahkeme huzurunda, Batman Barosuna bağlı Avukat E. Şenses tarafından temsil edilmektedir.
2. Türk Hükümeti (‘‘Hükümet’’), kendi görevlisi tarafından temsil edilmektedir.
A. Başvuranın Sorgulanması
3. Polis memurları E.G. ve E.S. tarafından 7 Ekim 2008 tarihinde, saat 20.30’da düzenlenen tutanağa göre, başvuranın yakalanması aşağıda anlatılan şekilde gerçekleşmiştir:
İki polis memurunun kimlik kontrolü yapmak amacıyla saat 18.00’a doğru Mecidiyeköy metrobüs durağında bulundukları sırada, başvuran, polis memurlarını görerek, yürüdüğü yönü aniden değiştirmiştir, polisler başvuranı bir süre takip etmişler ve bir yeraltı geçidinde yakalamışlardır. Başvuran, polislere kimliğini göstermeyi reddetmiş ve ‘‘siz kimsiniz de benden kimlik kartı göstermemi istiyorsunuz, başka bir ülkenin polisine kimliğimi göstermem, ben Kürdistanlıyım ve PKK[1] üyesiyim, ben bir gerillayım’’ diyerek bağırmıştır. Olay, Mecidiyeköy metrobüs durağının çok yoğun olduğu bir saatte meydana gelmiştir, olay anında polislerin etrafında bulunan iki yüz kişi, başvuranın başına toplanarak yumruk ve tekmelerle başvurana saldırmışlardır. Bu kişilerden oluşan grup, başvuranı linç etmeye çalışmıştır. Polis memurları takviye ekip talep etmişler ancak başvurana saldıran kişileri durdurmayı başaramamışlardır. Başvuranın vücudunda açık yara meydana gelmemesine rağmen tüm bedeni darp izleriyle kaplanmıştır. Olay yerine geç gelen takviye ekipler, başvuranı, muayene edilmesi için bir taksiyle Şişli Etfal Hastanesi’ne götürmüşlerdir.
4. Üzerinde tarih ve saat bulunmayan tıbbi raporda, başvuranın alnında 5x4 cm çapında bir sıyrık, sağ kürek kemiğinde 2x9 cm çapında bir sıyrık, sırtına yayılmış lezyonlar, sağ elinin üçüncü parmağından beşinci parmağına kadar ezilme tespit edildiği belirtilmiştir (raporun geri kalan kısmı okunaklı değildir).
5. Başvuran daha sonra Kuştepe Polis Merkezi Amirliğine götürülmüştür. Başvuranın kimlik bilgilerinin kontrol edilmesi, daha önce 2006 ve 2007 yıllarında iki defa PKK terör örgütüne yardım ve yataklık yapma ve örgüt lehine propaganda yapma suçlarından sorgulanmış olduğunun tespit edilmesine imkân sağlamıştır. 8 Ekim 2008 tarihinde elde edilen bilgilerle, başvuranın adli sicil kaydı bulunmadığı tespit edilmiştir.
6. Aynı tarihte polis memurları E.G. ve E.S., başvuranı, polislik görevlerini yerine getirmelerini engellemekle ve PKK terör örgütü lehine propaganda yapmakla suçlayarak, başvuran aleyhinde bir dilekçe imzalamışlardır.
7. Başvuran, 8 Ekim 2008 tarihinde, bir avukat refakatinde, polisler tarafından ifadesinin alınmasını reddetmiştir.
8. Aynı gün, başvuran Cumhuriyet savcısı tarafından dinlenmiştir. Başvuran, İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi’nde öğrenci olduğunu ve üniversiteye gittiği sırada kimlik kontrolü amacıyla durdurulduğunu beyan etmiştir. Kontrol esnasında polis memurları, başvuranın, daha önce Batman’da bulunduğu bir tarihte propaganda yapmaktan yakalandığını tespit etmişlerdir. Polisler tarafından başvurana küfür edilmiş, kendisi de itiraz edince polisler tarafından güç kullanılmıştır. Polislerden biri boğazını sıkmış, ardından diğerleri kendisini kelepçelemişlerdir. Mecidiyeköy Polis Karakolu’na götürülmüş, ardından Kuştepe Polis Merkezi Amirliğine nakledilmiştir. Ayrıca araca bindirildiği sırada polisler tarafından darp edilmiştir. Daha sonra başvuran Şişli Etfal Hastanesi’ne götürülmüştür, hastaneye nakli sırasında araca bindikten sonra da kendisine vurulmuştur. Başvuran, polislerin beyanlarının ve linç girişimi iddiasının yalan olduğunu ileri sürmüştür.
9. Başvuran, 8 Ekim 2008 tarihinde, Şişli Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi önünde de söylemlerini yinelemiştir, Mahkeme başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
B. Kötü Muamele İddiasıyla Polis Memurları Hakkında Yapılan Suç Duyurusu
10. Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte, kendisini yakalayan ve gözaltına alan polis memurları hakkında, kötü muamele iddiasıyla, suç duyurusunda bulunmuştur.
11. Şişli Cumhuriyet savcısı, 17 Ekim 2008 tarihinde, başvuranın ve suçlanan polis memurlarının ifadesini aldıktan sonra, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Savcı, kararında, metro durağı çıkışında kimlik kontrolü yapıldığı sırada başvuranın, sloganlar atarak bir terör örgütünün propagandasını yaptığını, bunun üzerine olay yerinde bulunan kalabalık tarafından darp edildiğini ve polislerin kendisine kötü muamelede bulunduklarına dair yeterli delil unsuru bulunmadığını belirtmiştir.
12. Başvuran, 27 Ekim 2008 tarihinde, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda savcının soruşturmayı yürütme şekline itiraz ederek, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmiştir. Başvuran, yakalama tutanağının doğru olmadığını ileri sürmüştür. Başvuran, özellikle metrobüs durağında ve Şişli Emniyet Müdürlüğü’nün girişinde bulunan güvenlik kameralarının kayıtlarının izlenmesini talep etmiştir. Başvuran, etrafında bulunan kalabalık tarafından linç girişimine maruz kalmasına ilişkin iddiasıyla ilgili olarak, Şişli Cumhuriyet savcısı tarafından bu bağlamda bir soruşturma açılıp açılmadığı hakkında bilgi talep etmiştir.
13. İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü, 4 Kasım 2008 tarihinde, başvuranın 7 Ekim 2008 tarihinde metroda yakalanması sırasında linç edildiğine dair iddia hakkında soruşturma açılmasını talep etmiştir.
14. Soruşturmadan sorumlu müfettiş, 11 Kasım 2008 tarihinde, polis memurlarının ifadelerini aldıktan sonra, bu polislerin söz konusu kalabalığı engelleyebilecek durumda olmadıklarını ancak takviye ekipleri beklemeksizin başvuranı kalabalığın elinden alarak hastaneye götürebilecekleri sonucuna varmıştır. Raporda, kalabalığın, son zamanlarda meydana gelen terörist faaliyetler nedeniyle, insanların çok yoğun olan bir saatte, başvuranın provokasyonlarına şiddetle tepki vermesinin üzerine, polis memurlarının ellerinden geldiğince başvuranı korumak için çabaladıklarının altı çizilmiştir. İki polis memuru, başvurana saldıran kişileri sorgulayamamışlardır. Raporda davanın itirazın reddi kararıyla sonuçlanması önerilmiştir.
15. Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi, 13 Kasım 2008 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın uygunluğunu onaylayarak, itirazın reddine ilişkin müteferrik karar vermiştir ve bu karar kesinleşmiştir.
16. Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen müteferrik karar, 24 Kasım 2008 tarihinde, Şişli Savcılığında bulunan dava dosyasına eklenmiştir.
17. Başvuranın temsilcisi, 2 Şubat 2010 tarihinde, Şişli Savcılığı Yazı İşleri Müdürlüğünden, 27 Ekim 2008 tarihinde yapılan itiraz hakkında Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen kararın kendisine tebliğ edilmesini talep etmiştir.
18. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 13 Kasım 2008 tarihinde verilen karar, 22 Şubat 2010 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
C. Başvuran Hakkında Açılan Ceza Davası
19. Başvuran hakkında, terör örgütü lehinde propaganda yapmak suçundan bir ceza davası açılmıştır ve İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 11 Haziran 2009 tarihli kararıyla, başvuranın beraatına karar vermiştir.
ŞİKÂYETLER
20. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürerek, kimlik kontrolü yapıldığı sırada polis tarafından maruz bırakıldığı kötü muamelelerden şikâyet etmektedir. Başvuran, 7 Ekim 2008 tarihli tutanakta belirtilen darp izleri hakkında gerektiği şekilde uygun bir tıbbi muayeneye tabi tutulmadığını iddia etmektedir.
21. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesini ileri sürerek, kimliğinin kontrol edilmesi sırasında, daha önce 2006 ve 2007 yıllarında Batman’da gözaltına altına alındığının hemen tespit edildiğini belirtmektedir. Bu bağlamda, yasal bir dayanak bulunmaksızın fişlendiğini ileri sürmektedir.
22. Başvuran, Sözleşme’nin 13. maddesini ileri sürerek, Cumhuriyet savcısı tarafından kötü muamele iddiaları hakkında bir soruşturma başlatılmamasından şikâyet etmektedir. Bu bağlamda, başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesine ilişkin şikâyetin gereğinin yapılması için etkin bir iç hukuk yolu bulunmadığını iddia etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
23. Başvuran, kimlik kontrolü sırasında polislerin kötü muamelesine maruz kaldığından şikâyet etmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 3, 8 ve 13. maddelerini ileri sürmektedir.
24. Olayların hukuki nitelendirmesi açısından yetkili bir mercii olan Mahkeme, başvuranın şikâyetlerini sadece Sözleşme’nin 3. maddesi alanında inceleyecektir (Bouyid/Belçika [BD], No. 23380/09, § 55, AİHM 2015). Bu hüküm aşağıdaki gibidir:
‘‘ Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tâbi tutulamaz. ’’
25. Hükümet, başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasına uygun olarak yapılması gerektiğini öngören altı aylık süre kuralı dikkate alınmaksızın yapıldığını ileri sürmektedir. Hükümet, bu bağlamda, başvuranın kötü muameleye maruz kaldığı iddiasına ilişkin olarak verilen kesinleşmiş kararın, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’nin 13 Kasım 2008 tarihinde verdiği itirazın reddine ilişkin müteferrik karar olduğunun buna rağmen başvurunun 10 Eylül 2009 tarihinde yapıldığının altını çizmektedir.
26. Başvuran, avukatının, 19 Kasım 2008 tarihinde, askerlik hizmetini yerine getireceğine dair İstanbul Barosu’nu bilgilendirdiğini ve yerine geçecek meslektaşının ismini Baro’ya bildirdiğini ileri sürmektedir. Avukat, askere alınmasından önce, müteferrik karara karşı Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’ne itirazda bulunmuştur. Başvuran, avukatının ismini bildirdiği meslektaşına hiçbir tebliğin yapılmadığını, avukatının askerden döner dönmez söz konusu kararın kendisine tebliğ edilmesini talep ettiğini ve bu tebliğin avukatına 22 Şubat 2010 tarihinde yapıldığını ileri sürmektedir.
27. Mahkeme öncelikle, başvurunun esasının incelenmesinin belirli koşullara tabi tutulduğunu, özellikle Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında, Mahkeme’ye ancak iç hukuk yolları tüketildikten sonra ve iç hukukta verilen nihai karar tarihinden itibaren altı aylık bir süre içerisinde başvurulabileceğinin belirtildiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, altı aylık süre kuralının, adli güvenliği sağlama ve Sözleşme bakımından ihtilaf konusu olan davaların makul bir süre içerisinde incelenmesi amacını taşıdığını tespit etmektedir. Ayrıca bu kural, ilgili makamların ve kişilerin uzun süre belirsizlik içerisinde bırakılmasını engellemeyi amaçlamaktadır (Sabri Güneş/Türkiye [BD], No. 27396/06, § 39, 29 Haziran 2012).
28. Mahkeme, daha önce, mevcut davanınkine benzer olaylar ve şikayetler içeren davalar kapsamında altı aylık süre kuralına riayet edilmemesine ilişkin olarak karar verme imkanı bulduğunu hatırlatmaktadır (diğer birçok karar arasında bk. Atilla Aşıcı/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 6778/04, 23 Şubat 2010).
29. Somut olayda Mahkeme, Cumhuriyet savcısının, 17 Ekim 2008 tarihinde, başvuranı yakalayan polis memurları hakkında kamu davası açılmasını gerektirecek nitelikte delil unsuru bulunmadığı gerekçesiyle, bu polisler lehinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdiğini dikkate almaktadır. Başvuran tarafından bu karara karşı yapılan itiraz, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 13 Kasım 2008 tarihinde reddedilmiştir (bk. yukarıdaki 15. paragraf), bu karar iç hukukta verilen nihai kararı teşkil etmektedir (diğer kararlar arasında bk. daha önce anılan Atilla Aşıcı). Söz konusu karar, 24 Kasım 2008 tarihinde Şişli Savcılığı Yazı İşleri Müdürlüğünde bulunan dosyaya eklenmiştir, buna rağmen mevcut başvuru 10 Eylül 2009 tarihinde yani nihai kararın verildiği tarihten on ay sonra yapılmıştır. Dosyadan hiçbir şekilde, ilgilinin veya avukatının, davanın sonucu hakkında bilgilendirilmeleri ve gerektiği takdirde iç hukuktaki nihai kararın uygun zamanda kendilerine tebliğ edilmesi için Ağır Ceza Mahkemesinden herhangi bir talepte bulundukları anlaşılmamaktadır (Yavuz ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 48064/99, 1 Şubat 2005 ve Mükrime Tepe (Avcı)/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 34786/04, 30 Eylül 2008). Ayrıca Mahkeme, başvuranın ve avukatının, yargılama sürecine dâhil kişilerin erişimine açık olan UYAP internet sitesine başvurarak davalarının süreci hakkında bilgi alabileceklerini hatırlatmaktadır (Alada/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 67449/12, §§ 19-21, 7 Temmuz 2015). Başvuran, söz konusu süreye riayet etmemiş olmasını haklı çıkaracak özel bir koşulun bulunduğunu da ileri sürmemiştir. Avukatının askerlik hizmetini yerine getirmek amacıyla namevcut olması, altı aylık kurala istisna oluşturacak bir gerekçe olarak değerlendirilemez.
30. Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında, başvuran tarafından, itirazının sonucuna ilişkin olarak bilgilendirilmesi ve Ağır Ceza Mahkemesinin kararının kendisine tebliğ edilmesi için talepte bulunmakta geç kalınmasının, kendi ihmalinden kaynaklandığı kanaatindedir.
31. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümetin itirazını kabul etmektedir: başvuru, gecikmeli olarak yapılmıştır ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 3 Mart 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Abel CamposValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
[1]. Kürdistan İşçi Partisi
Full & Egal Universal Law Academy