AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 32940/09
Muhittin Ziya TURHAN ve Aziz KORKMAZ / Türkiye
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 8 Eylül 2020 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 28 Nisan 2009 tarihinde sunulan, yukarıda belirtilen başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuranlar tarafından bu görüşlere verilen cevapları dikkate alarak gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuranlar, Muhittin Ziya Turhan ve Aziz Korkmaz Türk vatandaşları olup, sırasıyla 1930 ve 1942 doğumludurlar. Başvuranlar, Bursa’da ikamet etmektedirler. Muhittin Ziya Turhan’ın başvurunun yapılmasının ardından hayatını kaybetmesi nedeniyle, mirasçıları kendileri adına davaya devam etmek istediklerini Mahkemeye bildirmişlerdir. Bununla birlikte, uygulamaya ilişkin nedenlerle, mevcut kararda, halihazırda eşine ve dört çocuğuna ait olan “başvuran” sıfatı, Muhittin Ziya Turhan’a atfedilmeye devam edilecektir (bk., özellikle, Dalban/Romanya [BD], No. 28114/95, § 1, AİHM 1999‑VI, ve Zeki Kaya/Türkiye, No. 22388/07, § 1, 12 Şubat 2019).
2. Başvuranlar, Mahkeme önünde Bursa Barosuna bağlı Avukatlar, M. Güleç ve E. Güleç tarafından temsil edilmişlerdir.
Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. 7 Eylül 1993 tarihli tapu siciline göre, Muhittin Ziya Turhan ve Aziz Korkmaz’ın (“başvuranlar”) her biri, Bursa’da Güzelyalı mahallesinde bulunan 866 m2’lik arsanın üçte birine (218 nolu ada, 27 nolu parsel) sahiptirler.
5. 23 Ekim 1989 ve 18 Haziran 1992 tarihli yerel imar planlarına göre, başvuranların taşınmazının yanında yer alan taşınmaz parseli, “yol ve park alanında” bulunmaktaydı.
6. Güzelyalı Belediye Meclisi, 20 Şubat 1995 tarihinde, yerel imar planlarını değiştirmiştir. Başvuranların taşınmazının yanında bulunan taşınmaz parseli “konut alanı” haline gelmiştir. İnşaat ruhsatları, 25 Kasım 1996 ve 29 Ağustos 1997 tarihlerinde verilmiştir.
7. Başvuranlar, Bursa İdare Mahkemesinde, 20 Şubat 1995 tarihli yerel imar planının iptaline yönelik dava açmışlardır.
8. Bursa İdare Mahkemesi, söz konusu yerde keşif yapılmasına karar vermiştir. Bu keşfin sonunda, arazi düzenlemesi konusunda uzman bilirkişiler raporlarını sunmuşlardır.
9. Söz konusu mahkeme, bilirkişi raporuna dayanarak, 31 Aralık 1997 tarihinde, itiraz edilen imar planının arazi düzenleme kurallarına uygun olmadığı ve dolayısıyla, kamu yararı niteliği taşımadığı gerekçesiyle bu planı iptal etmiştir. Temyiz başvurusunda bulunulmaması nedeniyle, bu karar kesinleşmiştir.
10. Bu mahkeme kararının ardından, Güzelyalı Belediye Meclisi, 19 Şubat 1999 tarihinde yerel imar planını değiştirmiş ve 23 Ekim 1989 ve 18 Haziran 1992 tarihli yerel imar planlarında öngörülen yüzölçümüne eşdeğer bir yüzölçümüne sahip yeni bir “yeşil alan” oluşturmuştur.
11. Yeni imar planı, 16 Nisan 2003 tarihinde, Güzelyalı Belediye Meclisi tarafından kabul edilmiştir. Daha önceki imar planıyla oluşturulan “yeşil alan” korunmuştur.
12. Başvuranlar, 5 Aralık 1998 tarihinde, Belediyenin 31 Aralık 1997 tarihinde Bursa İdare Mahkemesi tarafından verilen kararı icra etmediğini iddia ederek, Mudanya Cumhuriyet Savcılığına şikâyette bulunmuşlardır.
13. Cumhuriyet Savcısı, 7 Mayıs 1999 tarihinde, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca, söz konusu dosyayı Mudanya Kaymakamlığına iletmiştir. Bu Kanun’un 3. maddesine göre, Kaymakamlık gerçekte, Güzelyalı Belediye Başkanı da dâhil olmak üzere, kendi yetkisi altındaki memurlar hakkında ceza soruşturması açılmasının uygunluğu hakkında karar vermeye yetkilidir.
14. Kaymakamlık, 11 Nisan 2000 tarihinde, 4483 sayılı Kanun’un 7. maddesi uyarınca, ceza soruşturmalarının açılmasına izin vermiştir.
15. Bursa Bölge İdare Mahkemesi, 26 Mayıs 2000 tarihinde, usul hatası nedeniyle 11 Nisan 2000 tarihli kararı bozmuştur. Bu karara karşı temyiz yolu açık değildir.
16. Başvuranlar, 22 Haziran 2000 tarihinde, kendi avukatları aracılığıyla, Güzelyalı Belediyesi hakkında tazminat davası açmışlardır. Başvuranlar, evlerinin karşısına binaların yapılmasının kendilerini deniz manzarasından mahrum bırakarak, zarara uğramalarına neden olduğunu ifade etmişlerdir.
17. Bursa İdare Mahkemesi, 14 Aralık 2000 tarihinde, 2577 sayılı Kanun’un 15. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, zamanaşımı nedeniyle bu davayı reddetmiştir.
18. Danıştay, 14 Mayıs 2002 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.
19. Bursa İdare Mahkemesi, 31 Mayıs 2004 tarihinde, bozma kararı üzerine bir karar vererek, başvuranların özellikle maruz kaldıklarını iddia ettikleri zararı kanıtlayamadıkları gerekçesiyle, ilgililerin taleplerini reddetmiştir. Söz konusu mahkeme, ilgililerin ihtilaf konusu binaların yapılmasından önce ve sonra mülklerinin değerini hesaplatmadıklarını, yakın dairelerin satış fiyatları hakkında tapu sicilinden veya emlak bürolarından bilgi edinmediklerini ve talep edilen tazminat miktarının hangi değere karşılık geldiğini ve bu miktarın bir kişi ya da tüm davacılar adına talep edilip edilmediğini belirtmediklerini kaydetmiştir.
20. Başvuranlar, bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.
21. Danıştay, 19 Mart 2007 tarihinde, temyiz edilen kararı bütün hükümleriyle onamıştır.
22. Danıştay, 9 Ekim 2008 tarihinde, karar düzeltme talebini de reddetmiştir. Bu karar, 7 Kasım 2008 tarihinde başvuranlara bildirilmiştir.
ŞİKÂYETLER
23. Başvuranlar, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürerek, evlerinin karşısına bina yapılmasının deniz manzarasının kaybolması nedeniyle mülklerinin değer kaybetmesine neden olmasından şikâyet etmektedirler.
24. Başvuranlar ayrıca, Güzelyalı Belediyesini, 20 Şubat 1995 tarihli imar planını iptal eden 31 Aralık 1997 tarihli kararı icra etmemekle suçlamaktadırlar. Dolayısıyla başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğini belirtmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMEBAŞVURAN MUHİTTİN ZİYA TURHAN’IN MİRASÇILARININ MAHKEMEYE BAŞVURMA HAKKI (LOCUS STANDİ) HAKKINDA
25. Hükümetin görüşlerine cevap olarak sunulan, 24 Haziran 2019 tarihli görüşlerinde, başvuran Muhittin Ziya Turhan’ın eşi Nazmiye Turhan, kızları Fatma Gürsoy ve Gülfidan Turhan ve oğulları Alaattin Turhan ve Nizamettin Turhan, başvuran Muhittin Ziya Turhan’ın 8 Mayıs 2014 tarihinde hayatını kaybettiğini ve başlangıçta yakınları tarafından yapılan başvuruyu takip etmek ve kendilerinin seçtikleri avukat tarafından temsil edilerek yargılamaya katılmak istediklerini Mahkemeye bildirmişlerdir.
26. Mahkeme, ilgililere mevcut davada başvuran Muhittin Ziya Turhan’ın yerine geçme yetkisini tanımaktadır.
SÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
27. Başvuranlar, davaya ilişkin koşulların Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmektedirler.
28. Hükümet, birçok kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Başvuranlar, bu itirazların uygunluğuna karşı çıkmaktadırlar. Hükümet öncelikle, başvuranların mağdur sıfatına sahip olmadıklarını belirtmektedir. Hükümet ardından, başvuranların iç hukuk yollarını tüketmediklerini iddia etmektedir. Hükümet son olarak, başvuranların maruz kalınan zararın gerçekliğini ulusal mahkemeler önünde kanıtlayamamaları nedeniyle, ilgililerin şikâyetlerinin her halükârda açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir.
29. Mahkeme, başvurunun her halükârda aşağıda belirtilen nedenlerle kabul edilemez olması sebebiyle, Hükümetin ilk itirazlarının tamamı hakkında karar vermesine gerek olmadığı kanısına varmaktadır.
30. Mahkeme, kendi içtihatlarına göre, esasen mülkiyet hakkını güvence altına alan, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin üç ayrı hukuk kuralını içerdiğini hatırlatmaktadır (bk., özellikle, James ve diğerleri/Birleşik Krallık, 21 Şubat 1986, § 37, A serisi No. 98) : Birinci fıkranın birinci cümlesinde açıklanan ve genel bir nitelik taşıyan ilk kuralda, mülkiyete saygı ilkesi belirtilmektedir; aynı fıkranın ikinci cümlesinde yer alan ikinci kural, mülkiyetten yoksun bırakma hususunu ele almakta ve bunu bazı koşullara tabi tutmaktadır; ikinci fıkrada yer verilen üçüncü kural ise Sözleşmeci Devletlere, diğerlerinin yanı sıra, genel menfaate uygun olarak mülklerin kullanımını düzenleme yetkisini tanımaktadır. Mülkiyet hakkının ihlaline ilişkin belirli örneklerle ilgili olan ikinci ve üçüncü kurallar, birinci kuralda belirtilen ilke ışığında yorumlanmalıdır (Bruncrona/Finlandiya, No. 41673/98, §§ 65‑69, 16 Kasım 2004, ve Broniowski/Polonya [BD], No. 31443/96, § 134, AİHM 2004‑V).
31. Somut olayda, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi anlamında mülkiyetten yoksun bırakmanın söz konusu olmadığı hususuna itiraz edilmemektedir.
32. Aynı zamanda, Güzelyalı Belediyesi tarafından kabul edilen yerel imar planlarının başvuranların mülklerinin kullanımını doğrudan etkilemediğini gözlemlemek gerekmektedir. Ayrıca, davaya ilişkin koşullarda, özellikle mülkün değerinin düşmesi nedeniyle, ilgililerin mülkiyet hakkına yönelik bir müdahalenin yapıldığı varsayıldığında bile, başvuru her halükarda, aşağıda belirtilen nedenlerle dayanaktan yoksundur.
33. Mahkeme, Devlete, hem imar planının uygulanmasına ilişkin özel şartları seçmek hem de bunların sonuçlarının, genel menfaat bağlamında, söz konusu Kanun’un amacına ulaşma kaygısıyla meşrulaştırılıp meşrulaştırılmadığına karar vermek için geniş bir takdir yetkisi tanımaktadır. Bu denge, ilgili kişinin özel ve aşırı bir yüke katlanmak zorunda kalması halinde bozulmaktadır.
34. Oysa Mahkeme, başvuranların kendilerine yüklendiğini belirttikleri özel ve aşırı yükün gerçekliğini ulusal mahkemeler önünde kanıtlayamadıklarını kaydetmektedir. Mahkeme bu bağlamda, ulusal mahkemelerin, bilhassa ilgililerin uğradıklarını iddia ettikleri zararı kanıtlayamadıkları gerekçesiyle ilgililerin tazminat taleplerini reddettiklerini gözlemlemektedir. Bursa İdare Mahkemesi, bir avukat tarafından temsil edilen başvuranların kendi evlerinin karşısına ihtilaf konusu binaların yapılmasından önce ve sonra mülklerinin değerini hesaplatmadıklarını, talep edilen tazminat miktarının hangi değere karşılık geldiğini tam olarak belirtmediklerini ve son olarak, tazminat talebinin bir kişi için veya davacıların tamamı için geçerli olup olmadığını belirtmediklerini tespit etmiştir. Bununla birlikte, itiraz edilen eylemin yasaya aykırı olduğunu ve kendilerini zarara uğrattığını kanıtlama görevi başvuranlara aittir.
35. Bu hususta, Mahkeme, ulusal kanunun yorumlanmasında ulusal mahkemelerin yerine geçmekle görevli olmadığını hatırlatmaktadır; ulusal mevzuatı yorumlama görevi öncelikle, ulusal makamlara ve özellikle mahkemelere ve yüksek yargı organlarına aittir (Tejedor García/İspanya, 16 Aralık 1997, § 31, Karar ve Hükümlerin Derlemesi 1997‑VIII). Somut olayda, Mahkeme, ulusal mahkemeler tarafından yapılan değerlendirme ve verilen karar bağlamında keyfi ya da açıkça mantıksız herhangi bir unsur tespit etmemektedir. Dolayısıyla, bu koşullarda, Mahkemenin ulusal mahkemelerin vardıkları sonuçlardan uzaklaşmasını sağlayacak herhangi bir unsur bulunmamaktadır.
36. Sonuç olarak, başvuranların Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanan şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
37. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının gerekliliklerine aykırı olarak, Güzelyalı Belediyesinin 20 Şubat 1995 tarihli imar planını iptal eden 31 Aralık 1997 tarihli kararı icra etmediğini iddia etmektedirler.
38. Hükümet, makamların yeni imar planlarını kabul ederek, Bursa İdare Mahkemesinin kararını icra ettiklerini ileri sürmektedir. Hükümet, bu türden bir durumun söz konusu olmadığının kabul edilebileceği varsayıldığında bile, iç hukuk yollarının tüketilmediğini eklemektedir. Hükümet gerçekte başvuranları, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 9 Ocak 2013 tarihinde kabul edilen ve 19 Ocak 2013 tarihinde yürürlüğe giren, 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun ile kurulan Tazminat Komisyonuna başvuruda bulunmamakla suçlamaktadır. Hükümet, bu bağlamda, Turgut ve diğerleri/Türkiye ((k.k.), No. 4860/09, §§ 19‑26, 26 Mart 2013) ve Demiroğlu ve diğerleri/Türkiye ((k.k.), No. 56125/10, 4 Haziran 2013) kararlarına atıfta bulunmaktadır.
39. Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının herkesin, bir mahkemenin, bir yargılama makamına ya da bir mahkemeye sunulan medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklara bakmasını sağlama hakkını güvence altına aldığını hatırlatmaktadır. Söz konusu madde böylelikle, erişim hakkının, yani hukuki konularda bir mahkemeye başvurma hakkının bir yönünü oluşturduğu, “mahkeme hakkını” kapsamaktadır. Bununla birlikte, bu hak, bir Sözleşmeci Devletin iç hukuk düzeninin nihai ve bağlayıcı bir mahkeme kararının bir tarafın aleyhine etkisiz kalmasına imkân vermesi halinde, yanıltıcı olabilecektir. Bu durumda, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının taraflara verilen usul güvencelerini - adillik, aleniyet ve ivedilik - ayrıntılı olarak belirttiği ve mahkeme kararlarının uygulanmasını güvence altına almadığı anlaşılmamaktadır. Bu maddenin yalnızca hâkime erişimle ve davanın seyriyle ilgili olduğunun kabul edilmesi gerekse de, bu durum, Sözleşmeci Devletlerin Sözleşme’yi onaylayarak saygı göstermeyi taahhüt ettikleri hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmayan durumlar yaratabilecektir (Arnaboldi/İtalya, No. 43422/07, § 49, 14 Mart 2019). Dolayısıyla, hangi mahkeme tarafından verilirse verilsin, bir karar ya da hükmün icrası, Sözleşme’nin 6. maddesi anlamında “yargılamanın” ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmelidir (Bourdov/Rusya, No. 59498/00, § 34, AİHM 2002‑III).
40. Somut olayda, Mahkeme, 20 Şubat 1995 tarihli yerel imar planının Bursa İdare Mahkemesi tarafından iptal edilmesinin ardından (yukarıda 9. paragraf), Güzelyalı Belediyesinin ihtilaf konusu planı değiştirdiğini, 23 Ekim 1989 ve 18 Haziran 1992 tarihli yerel imar planlarında öngörülen yüzölçümüne eşdeğer bir yüzölçümüne sahip yeni bir “yeşil alan” oluşturduğunu ve bu “yeşil alanın” daha sonraki yerel imar planı tarafından korunduğunu gözlemlemektedir (yukarıda 10-11. paragraflar).
41. Bu yeni imar planlarının arazi düzenleme kurallarına uygunluğuna ve bu planların kamu yararı niteliği taşımasına ilişkin hususlar, başvuranlar tarafından idare mahkemeleri önünde ileri sürülmemiştir. İlgililerin şikâyette bulunmaları hususu, söz konusu hukuk yolunun davaya ilişkin koşullarda etkin olmaması nedeniyle, bu tespiti değiştirmemektedir (yukarıda 15. paragraf). Dolayısıyla, başvuranlar yeni imar planlarının 31 Aralık 1997 tarihli kararda yer alan şartlara uygun olmadığını geçerli bir şekilde ileri süremezler.
42. Bununla birlikte, ihtilaf konusu binalarla ilgili olmayan, ancak yalnızca yerel imar planının kanuna uygunluğuyla ilgili olan bir başvurunun kendisine sunulduğu Bursa İdare Mahkemesi, 31 Aralık 1997 tarihli kararında, verilen inşaat ruhsatlarının yasaya aykırı olduğu kanaatine varmamıştır.
43. Öte yandan, başvuranlar, ihtilaf konusu binaların inşaat ruhsatlarının yasaya uygunluğuna ilişkin doğrudan herhangi bir itirazda bulunmamışlardır.
44. Böylelikle, yukarıda belirtilen hususları göz önünde bulundurarak Mahkeme, başvuranların, makamların Bursa İdare Mahkemesi tarafından 31 Aralık 1997 tarihinde verilen nihai karara uymak için gereken tedbirleri almakta yetersiz kaldıklarını kanıtlayamadıkları kanısına varmaktadır.
45. Sonuç olarak, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına dayanan şikâyet, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Mevcut davayı takip etmek istediklerini bildiren, başvuran Muhittin Ziya Turhan’ın mirasçılarının, başvuranın yerine bu davayı takip etme yetkisine sahip olduklarına,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 1 Ekim 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıEgidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy