AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 44188/04
Ahmet TÜRK ve Diğerleri/TÜRKİYE
Başkan,
Valeriu Griţco,
Yargıçlar,
StéphanieMourou-Vikström,
GeorgesRavarani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 22 Kasım 2016 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
19 Kasım 2004 tarihli yukarıdaki başvuruyu dikkate alarak,
Davalı Hükümet tarafından sunulmuş olan görüşleri ve bunlara karşılık olarak başvuranlar tarafından sunulmuş olan görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuranlar Ahmet Türk, Mehmet Türk ve Latife Türk, üç Türk vatandaşı olup, sırasıyla 1964, 1955 ve 1932 doğumludurlar ve Mahkeme önünde, Mersin Barosuna kayıtlı avukatlar Bay ve Bayan Küçüköner tarafından temsil edilmişlerdir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın koşulları
3. Dava konusu olaylar, taraflarca ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Başvuranlar, Mersin’in Tarsus ilçesinde bulunan, 281 pafta no’lu ve 11 parsel no’lu arazi parçasının sahibidirler.
5. Tarsus Belediyesi (“Belediye”) 23 Ekim 2001 tarihinde, başvuranların sahip oldukları arazi parçasının kamulaştırılmasına karar vermiştir. Sonrasında, 31 Aralık 2001 tarihinde Belediye, kamulaştırma bedelinin tespit edilmesi ve söz konusu arazinin Belediye adına tapu siciline tescil edilmesi talebiyle Tarsus Asliye Hukuk Mahkemesine başvurmuştur.
6. Başvuranlar, 28 Ocak 2002 tarihinde Tarsus Asliye Hukuk Mahkemesine sundukları bir dilekçeyle, kamulaştırma bedeline faiz uygulanması talebinde bulunmuşlardır.
7. Tarsus Asliye Hukuk Mahkemesi, 27 Şubat 2002 tarihinde, başvuranların arazisinin piyasa değerinin tespit edilmesi için bir bilirkişi incelemesinin yapılmasına karar vermiştir. 5 Mart 2002 tarihinde geçekleştirilen bilirkişi incelemesinin ardından, söz konusu arazinin piyasa değerinin 28.964.286.000 Türk lirası olduğunu belirten bir rapor düzenlenmiştir.
8. Tarsus Asliye Hukuk Mahkemesinin 30 Nisan 2002 tarihli kararının ardından Belediye, 10 Mayıs 2002 tarihinde söz konusu miktarı başvuranların adına açılmış olan banka hesabına yatırmıştır.
9. Tarsus Asliye Hukuk Mahkemesi 16 Mayıs 2002 tarihinde, başvuranların arazisinin Belediye adına tapu siciline tescil edilmesine ve kamulaştırma bedelinin, fiili ödeme tarihine kadar uzun vadeli tasarruf hesabında tutulmasına karar vermiştir. Tarsus Asliye Hukuk Mahkemesinin 16 Mayıs 2002 tarihli kararı bankaya bildirilmediğinden, kamulaştırma bedeli uzun vadeli tasarruf hesabına aktarılmamıştır.
10. Başvuran, Tarsus Asliye Hukuk Mahkemesinin kararına itiraz etmemiştir.
11. Belediyenin temyize gitmesi üzerine, Yargıtay, 26 Kasım 2002 tarihinde, Tarsus Asliye Hukuk Mahkemesinin 16 Mayıs 2002 tarihli kararını bozmuştur.
12. Başvuranlar, 5 Şubat 2003 tarihinde Tarsus Asliye Hukuk Mahkemesine yeniden dilekçe vererek, söz konusu kamulaştırma bedeline gecikme faizi uygulanmasını talep etmişlerdir.
13. Tarsus Asliye Hukuk Mahkemesi arazinin değerini yeniden belirleyerek, 30 Eylül 2003 tarihinde, başvuranlara kamulaştırma bedeli olarak 27.107.601.000 ödenmesine karar vermiştir. Tarsus Asliye Hukuk Mahkemesi, kararında, başvuranların kamulaştırma bedeline faiz uygulanması yönündeki taleplerine karşılık vermemiştir.
14. Başvuranlara, 12 Kasım 2003 ve 3 Aralık 2003 tarihlerinde, kamulaştırma bedelinin tamamı ödenmiştir.
15. Başvuranlar, 12 Kasım 2003 tarihinde, kamulaştırma bedeline gecikme faizi uygulanmamasının kanuna aykırı olduğunu ileri sürerek, Tarsus Asliye Hukuk Mahkemesinin 30 Eylül 2003 tarihli kararına itiraz etmişlerdir.
16. Yargıtay, 26 Ocak 2004 tarihinde, asliye hukuk mahkemesinin kararını onamıştır. Sonrasında, başvuranların karar düzeltme talebi Yargıtay tarafından reddedilmiş ve ilgili karar 10 Mayıs 2004 tarihinde kesinleşmiştir. Nihai karar, başvuranların temsilcisine 31 Mayıs 2004 tarihinde tebliğ edilmiştir.
B. İlgili iç hukuk ve uygulama
17. Aşağıda geçen (bk. aşağıda 23. paragraf) Tazminat Komisyonuna ilişkin iç hukuk ve uygulama hakkındaki bilgilere Turgut ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 4860/09, 26 Mart 2013; Demiroğlu/Türkiye (k.k.), no. 56125/10, 4 Haziran 2013 ve Yıldız ve Yanak/Türkiye (k.k.), no. 44013/07, 27 Mayıs 2014 kararlarından erişilebilir.
ŞİKÂYETLER
18. Başvuranlar, yargılamaların uzunluğu ve yerel yargılamaların hakkaniyeti bakımından, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ile korunan adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
19. Başvuranlar, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanarak, kamulaştırma bedelinin değer kaybına uğradığından ve kamulaştırma bedeline gecikme faizi uygulanmadığından şikâyetçi olmuşlardır.
20. Başvuranlar, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanarak ayrıca, kamulaştırma bedelinin, Tarsus Asliye Hukuk Mahkemesinin 16 Mayıs 2002 tarihli kararının hemen ardından ödenmediğini ileri sürmüşlerdir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ve Sözleşme’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği iddiaları hakkında
21. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine dayanarak, yargılamaların aşırı uzun sürdüğünden şikâyetçi olmuşlardır.
22. Başvuranlar ayrıca, Sözleşme’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesine dayanarak, yerel yargılamaların uzunluğu, tazminatın geç ödenmesi ve Türkiye’deki yüksek enflasyon oranları nedeniyle, söz konusu miktarın değer kaybına uğradığını ve yerel mahkemelerin faiz uygulamadıklarını ve bu nedenle zararlarını telafi etmediklerini ileri sürmüşlerdir.
23. Hükümet, 6384 sayılı Kanun uyarınca, yargılamaların uzunluğuna, kararların geç icra edilmesine veya icra edilmemesine ilişkin başvuruların incelenmesi amacıyla yeni bir Tazminat Komisyonunun kurulduğunu belirtmiştir. Hükümet ayrıca, Tazminat Komisyonunun yetkilerinin 16 Mart 2014 tarihli bir kararnameyle genişletilerek, uzun yargılama ve enflasyon etkileri nedeniyle kamulaştırma bedelindeki değer kaybına ilişkin şikâyetlerin incelenmesinin de Komisyonun yetkileri kapsamına dâhil edildiğine dikkat çekmiştir. Hükümet bu bağlamda, başvuranın Tazminat Komisyonuna başvurmadığını ve dolayısıyla iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür.
24. Mahkeme, Ümmühan Kaplan/Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında pilot karar usulünün uygulanmasının ardından, Türkiye’de yeni bir iç hukuk yolunun oluşturulduğunu gözlemlemektedir. Söz konusu pilot karar sonrasında Mahkeme, Turgut ve Diğerleri/Türkiye ((k.k.), no. 4860/09, 26 Mart 2013) ve Yıldız ve Yanak/Türkiye ((k.k.), no. 44013/07, 27 Mayıs 2014) davalarında verdiği kararlarda, başvuranların iç hukuk yollarını, yani yeni hukuk yolunu, tüketmedikleri gerekçesiyle başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Mahkeme, bu kararı verirken, özellikle, söz konusu yeni hukuk yolunun, kamulaştırma davalarındaki değer kayıplarıyla ilgili şikâyetler bakımından erişilebilir ve makul bir çözüm sunacak nitelikte olduğu değerlendirmiştir.
25. Mahkeme, Ümmühan Kaplan (yukarıda anılan, § 77) kararında, Hükümete hâlihazırda tebliğ edilmiş olan bu tür başvuruları normal usul uyarınca incelemeye devam edebileceğini vurgulamış olduğuna dikkat çekmektedir.
26. Ancak Mahkeme, Hükümetin başvuranın 6384 sayılı Kanun ile tesis edilmiş olan yeni iç hukuk yoluna başvurmamış olduğuna ilişkin ilk itirazı bağlamında, yukarıda anılan Turgut ve Diğerleri ve Yıldız ve Yanak davalarında varmış olduğu sonucu yinelemeyi uygun görmektedir.
27. Mahkeme, yukarıdaki hususları dikkate alarak, başvuranların yerel yargılamaların uzunluğuna ve kamulaştırma bedelindeki değer kaybına ilişkin şikâyetlerinin, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
B. Sözleşme’nin ihlal edildiğine ilişkin diğer iddialar
28. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesinin ve Sözleşme’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin başka hususlarda da ihlâl edildiğinden şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranlar bu kapsamda, bilirkişilerden birinin tarafsız olarak nitelendirilemeyeceğini iddia etmişlerdir. Başvuranlar ayrıca, Belediyenin, kamulaştırma bedelini 16 Mayıs 2002 tarihli kararın hemen ardından ödenmediğini ileri sürmüşlerdir.
29. Mahkeme, başvuranların, bilirkişilerden birinin tarafsızlığına ilişkin şikâyetlerini yerel mahkemeler önünde dile getirmediklerini gözlemlemektedir. Mahkeme ayrıca, kamulaştırma bedelinin uzun vadeli tasarruf hesabında tutulmasına dair 16 Mayıs 2002 tarihli kararın, başvuranlar tarafından normal temyiz usulü çerçevesinde temyiz edilmediğini kaydetmektedir.
30. Dolayısıyla Mahkeme, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca, söz konusu şikâyetlerin, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini değerlendirmektedir.
Bu gerekçelerle Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 15 Aralık 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy