AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 25440/10 ve 39731/10
Turgay TÜRKAY / Türkiye
ve Bekir Sıtkı ALBAYRAK / Türkiye
Başkan,
Nebojša Vučinić,
Hâkimler,
Egidijus Kūris,
Jon Fridrik Kjølbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos’un katılımıyla 15 Eylül 2015 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 29 Nisan 2010 ve 8 Mayıs 2010 tarihli başvuruları dikkate alarak gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Turgay Türkay (Başvuru No. 25440/10), Türk vatandaşı olup 1955 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir. Turgay Türkay, Mahkeme önünde İstanbul Barosu’na bağlı Avukat M. S. Kıvçak tarafından temsil edilmiştir.
2. Başvuran Bekir Sıtkı Albayrak (Başvuru No. 39731/10), Türk vatandaşı olup 1950 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir. Bekir Sıtkı Albayrak, Mahkeme önünde İstanbul Barosu’na bağlı Avukat A. Yılmaz ve Avukat S. N. Yılmaz tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3.Bekir Sıtkı Albayrak, 1992 yılında Ballıca[1] köyünden yaklaşık 14000 m2 yüzölçümündeki bir taşınmaz satın almıştır. Turgay Türkay ise, aynı köyden yaklaşık 16000 m2 yüzölçümündeki bir taşınmaz satın almıştır. Söz konusu taşınmazlar, Ömerli Barajı içme suyu koruma havzasında bulunmaktaydılar. Başvuranlar, söz konusu taşınmazların mülkiyet haklarıyla ilgili davalar ulusal mahkemeler önünde derdest olduğu için satın alma işlemleri sırasında mülkiyet haklarını tapu sicili kaydına kaydettirememişlerdir.
4.Ballıca köyü muhtarı 15 Haziran 1994 tarihinde, Türkay’a İmar Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca sportif amaçlı binicilik tesisi kurması için izin vermiştir. Muhtar, 21 Haziran 1994 tarihinde de Albayrak’a müstakil bir ev ve müştemilat inşaat etmesi için izin vermiştir.
5.İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (“İSKİ”) 18 Temmuz 1995 tarihinde, 2560 sayılı İSKİ Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanun uyarınca Ömerli Barajı koruma havzası üzerinde inşa edilmiş yapıların yıkılmasına dair çerçeve karar almıştır.
6.İSKİ Genel Müdürlüğü 8 Eylül 1995 tarihinde, atık su deşarj tesislerine uygunluğunu denetlemek için başvuranların şantiyelerinin bulunduğu alanda inceleme gerçekleştirmiştir. İSKİ Genel Müdürlüğü, bu inceleme sırasında başvuranların yapılarının inşaat aşamasında olduğunun tespit edildiği bir tutanak düzenlemiştir.
7.İSKİ 12 Eylül 1995 tarihinde, 2560 sayılı Kanunun 20. maddesine dayanarak başvuranların yapılarının Ömerli Barajı koruma havzasında bulunduğu ve bu yapıların söz konusu mektubun tebliğ edildiği tarihten itibaren yedi gün içerisinde yıkılması gerektiği konusunda başvuranları bilgilendirdiği noter tasdikli bir mektup göndermiştir. İSKİ, yapılan tebligatlara uyulmaması halinde söz konusu yapıların yıkımını kendisinin gerçekleştireceğini bildirmiştir. Dosyada, başvuranlara bu tebligatların yapıldığına dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.
8.İSKİ Genel Müdürlüğü 11 Temmuz 1996 tarihinde, atıksu deşarj tesislerini fenni yönden ikinci kez denetlemiştir. Yapı durumu tespit tutanağı düzenlenmiştir.
9.İSKİ’nin, 17 Aralık 1997 tarihinde başvuranlara yapıların yıkılacağı emrini hatırlattığı bir mektup daha gönderdiği anlaşılmaktadır. Dosyada, başvuranlara bu tebligatların yapıldığına dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.
10.İSKİ 17 Aralık 1997 tarihinde, İstanbul Valiliği’ne içme suyu havzalarının korunduğu alanda yapılaşmaya izin verilmemesi ve ruhsatsız yapılara dair 3194 sayılı İmar Kanunu uyarınca uygun görülen tedbirlerin alınması gerektiğini hatırlattığı bir mektup göndermiştir. Bu mektupta, başvuranların da isminin bulunduğu Ballıca köyünde oturan ilgili kişilerin listesi yer almaktadır.
11.Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü 9 Şubat 1998 tarihinde, Türkay’ın yaptığı tesislerin hâlihazırdaki durumunu tespit etmek amacıyla başka bir denetim gerçekleştirmiş ve bir tutanak tutmuştur.
12.İSKİ 15 Aralık 2001 tarihinde, 14 Ağustos 1998 tarihinde yürürlüğe giren İçmesuyu Havzaları Koruma Yönetmeliği’nin 5. maddesinin c) bendi uyarınca uygun görüş vermesi halinde koruma alanında bulunan yapılara izin verilebileceği konusunda Pendik Kaymakamlığı’nı bilgilendirmiştir. Bu bağlamda, yapıların durumu çözüme kavuşuncaya dek inşaatların durdurulması uygun görülmüştür.
13.Aynı gün İSKİ, köy muhtarına da benzer bir mektup göndermiştir.
14.İSKİ 26 Nisan 2002 tarihinde, atık su deşarj tesislerine ilişkin yeni bir inceleme gerçekleştirmiş ve bu inceleme sonucunda tutanak tutmuştur.
15. İstanbul Valiliği İl Sağlık Müdürlüğü, Türkay’ın talebiyle 17 Haziran 2002 tarihinde, binicilik ve spor tesislerinin sağlık açısından sakıncalı olmadığını belgelediği bir rapor düzenlemiştir.
16.Ballıca köyü 10 Temmuz 2004 tarihinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi mücavir alan sınırlarına dâhil edilmesinin ardından İmar Kanunu konusunda farklı bir düzenlemeye tabi tutulmuştur.
17.İSKİ 17 Şubat 2005 tarihinde, tesislerin Ömerli Barajı içme suyu havzası içinde yer aldığı gerekçesiyle, köy muhtarı aracılığıyla başvuranlara yıkım emrini tebliğ etmiştir. İSKİ, bu emre uyulmaması halinde, 2560 sayılı Kanunun 20. maddesi ve 21 Şubat 2003 tarihli İçmesuyu Havzaları Koruma Yönetmeliği uyarınca tesislerin yıkımını kendisinin gerçekleştireceğini belirtmiştir. İSKİ, söz konusu yönetmeliğin ilgili hükümleri uyarınca kısa mesafeli koruma alanında her türlü yapının yapılmasının yasak olduğunu eklemiştir.
18.Başvuranlar 9 Mart 2005 tarihinde, Ankara İdare Mahkemesi’ne 17 Şubat 2005 tarihli kararın iptali için müracaatta bulunmuşlardır.
19.Büyükşehir Belediyesi, İdare Mahkemesine açılan dava sırasında, İmar Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca inşa edilen yapıların durumuna ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’ndan görüş istemiştir. Bakanlık, 11 Ağustos 2005 tarihli görüşünde Ballıca köyü, Büyükşehir Belediyesi mücavir alan sınırlarına dahi edilmeden önceki iç hukuk kurallarına ve köy muhtarının izniyle uygun bir şekilde inşa edilen tesislerin yıkılmalarına yönelik İmar Kanunu tarafından öngörülen sürecin uygulanmaması gerektiğini belirtmiştir.
20.İdare Mahkemesi 20 Aralık 2006 tarihinde, başvuranların iptal taleplerini geri çevirmiştir. İdare Mahkemesinin gerekçesi şu şekildedir:
“2560 sayılı İSKİ Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanununun 2/c maddesinde temiz su kaynaklarının korunması konusunda İSKİ’nin görevleri (...) belirtilmiştir.
(...) Öte Yandan 2560 sayılı Kanunun 20. maddesine dayanılarak hazırlanan (...) İçmesuyu Havzaları Koruma ve Kontrol Yönetmeliği’nde, uzak mesafeli, orta mesafeli ve kısa mesafeli mutlak koruma alanlarındaki yapılaşmaların niteliği ve mahiyeti hakkında çok ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiştir.
(...) Bundan dolayı (...) koruma alanlarında hangi tür yapıların yapılıp yapılamayacağı konusunda kısıtlama ve yasaklar getirilmiş ve her tür planlama ve yapılaşmaların İSKİ’nin olumlu görüşüne bağlı olduğu tespit edilmiştir.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde, ruhsatsız inşa edilen ve Ömerli Barajı Su Toplama Havzasında bulunduğu sabit olan ve İmar Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca ruhsata tabi olmayan yapılar kapsamına girmeyen yapının yıkımına karar verilmesinde mevzuata ve hukuka aykırı bir husus görülmemiştir (...)”
21. Danıştay 20 Şubat 2009 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamış ve 26 Şubat 2010 tarihinde karar düzeltme istemini reddetmiştir.
22.2010 yılında başvuranların taşınmazlarının mülkiyetiyle ilgili anlaşmazlıkların çözümü konusundaki dava, ulusal mahkemeler önünde halen derdestti.
Türkay, 30 Ocak 2014 tarihinde, 1994 yılında satın aldığı taşınmazın tapusunu almıştır.
23.Böylece dosyadaki bilgi ve belgelerden, başvuranların yapılarının şu ana kadar yıkılmadığı anlaşılmaktadır.
B. İlgili İç Hukuk Ve Uygulaması
24. Olayların meydana geldiği dönemde, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun yürürlükte olan 27. maddesi aşağıdaki gibidir.
“Belediye ve mücavir alanlar dışında köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli oturanların köy yerleşik alanları ve civarında ve mezralarda yaptıracağı konut, hayvancılık veya tarımsal amaçlı yapılar için inşaat ve iskân ruhsatı aranmaz. Ancak yapının fen ve sağlık kurallarına uygun olması ve muhtarlıktan izin alınması gerekir.”
25.2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 20. maddesine göre, kanalizasyon şebekesine verilmesi sakıncalı maddeler ile içme suyu alınan havzaların korunması için gereken tedbir ve düzenlemeler İSKİ tarafından hazırlanacak bir yönetmelikle belirlenir. Bu maddenin ikinci paragrafı şu şekildedir:
“Bu yönetmelik hükümlerine aykırı davranışta bulunanların meydana getirdiği zarar, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun uyarınca sebep olanlara ödettirilir ve su havzaları için zararlı tesis ve yapılar tebligat üzerine ilgilisince kaldırılır. Verilen süre içinde kaldırılmayanlar Genel Müdürlükçe kaldırılır ve giderleri ilgiliden tahsil edilir. (...)”
26.Resmi Gazete’nin 13 Mart 1984 tarih ve 18340 sayılı nüshasında yayınlanan İçme ve Kullanma Suyu Temin Edilen ve Edilecek Olan Yüzeysel Su Kaynaklarının Kirlenmeye Karşı Korunması Hakkındaki Yönetmeliğin 4/B maddesinin konuyla ilgili kısmı ihtilaflı yapıların inşa edildiği tarihte yürüklükte olduğu şekliyle şu şekildedir.
“B) Kısa Mesafeli Koruma Alanı (300 - 1000 mt)
(...) 2. Bu alanda, mutlak koruma alanları için de geçerli olan, içinde turistik tesis, iskân, konut, endüstri, depolama ve benzeri kullanımlar amacıyla hiçbir türlü yapı yapılmasına ve mevcut yapıların kullanım alanı, hacmi ile katsayısını arttırıcı değişikliklere izin verilmez.”
Bu Yönetmelik daha sonra, 12 Aralık 1993 tarihinde kısa mesafeli koruma alanlarında da inşaat yapılmasının yasaklandığı yeni bir yönetmelikle değiştirilmiştir.
21 Aralık 1993 tarihli Yönetmeliğin yerini, 26 Aralık 1995 tarihli yeni bir yönetmelik almış, bu yönetmelik de 14 Ağustos 1998 tarihli yönetmelikle değiştirilmiştir. Bu yeni yönetmeliklerin 5. maddesi gereğince ve İSKİ’nin izni (alınarak) ile kısa mesafeli koruma alanları da iskâna açılmıştır.
Ardından ise 21 Şubat 2003 tarihinde yeni bir yönetmelik ile kısa mesafeli koruma alanları içinde, iskâna ayrılan bölümlerde dâhil olmak üzere her türlü yapı yapılmasına yeniden yasak getirilmiştir.
Hükümetin sunduğu kararlar
27.İstanbul İdare Mahkemesi 27 Ekim 2003 tarihinde, İSKİ tarafından bir yapının yıkılmasının ardından maddi ve manevi tazminat talebine ilişkin bir ihtilafın esası hakkında [2001/433 E, 2003/1246 K.] karar vermiştir. İSKİ’nin görüşü alınmaması nedeniyle ilgilinin inşaat ruhsatının iptal edildiği tespit edildikten sonra İdare Mahkemesi, belediyenin inşaat ruhsatı vererek hizmet kusuru işlediğine kanaat getirmiş ve davacı lehine tazminata hükmetmiştir. Bu karar Danıştay tarafından, 7 Temmuz 2006 tarihinde onanmıştır.
Kartal (İstanbul) 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, 28 Kasım 2011 tarihli kararında kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılmış bir dava kapsamında ilgilinin mutlak koruma alanı altında bulunan taşınmazını kullanma hakkına kısıtlama getirildiği için tazminat verilmesine karar vermiştir. Söz konusu karar, 4 Haziran 2012 tarihinde Yargıtay tarafından onanmıştır.
ŞİKÂYETLER
28. Başvuranlar, Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesi ileri sürerek mülkiyetlerine saygı hakkının ihlal edilmesinden şikâyet etmektedirler.
29.Başvuranlar aynı olay ve olgulara dayanarak, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler ve Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek adil yargılanma haklarının ihlal edildiğinden de şikâyet etmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
30. Başvuranlar, yıkım kararı nedeniyle tesislerini kullanamamalarının, Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesine aykırı olduğunu iddia etmektedirler. Başvuranlar özellikle, tesislerinin İmar Kanunu’nun 27. maddesine uygun olmasına rağmen İçme Suyu Havzaları Koruma Yönetmeliği’ni geriye dönük uygulayan ulusal makamlardan şikâyetçi olmaktadırlar. Başvuranlar, aynı olay ve olgulara dayanarak Sözleşme’nin 6 ve 8. maddelerinin de ihlal edildiğini iddia etmektedirler.
Dava koşullarının hukuki nitelendirmesi konusunda yetkili olan Mahkeme, söz konusu şikâyetlerin sadece Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesi çerçevesinde incelenmesi gerektiği kanaatindedir.
31.Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği konusunda kabul edilemezlik itirazında bulunmaktadır. Hükümet, ihtilaflı yapıların “kısa mesafeli” koruma alanında bulunduğuna dikkat çekerek başvuranların daha sonraki yönetmeliğe göre İSKİ’den düzenleme yapılması için talepte bulunabileceğini ileri sürmüştür. Hükümet ek olarak, başvuranların kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası veya idarenin hizmet kusuruna dayalı bir dava açması gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümet bu bağlamda, başvuranların şikâyetine benzer olduğunu ve çare olabileceğini kanıtlamak için emsal mahkeme kararları sunmuştur (bk. yukarıda 27. paragraf).
32.Başvuranlar ise, Hükümet tarafından ileri sürülen yolların şikâyetlerini haklı göstermek için uygun olmadığını ileri sürmüşlerdir. Albayrak, özellikle kamulaştırmasız el atmayla ilgili 28 Aralık 2011 tarihli kararın konusunu oluşturan dava koşullarının mevcut davadan farklı olduğunu iddia etmektedir. Albayrak, 27 Ekim 2003 tarihli karara dair ise İSKİ tarafından yerleşim yerlerinin yıkılmasının ardından açılmış bir tazminat davası olduğuna dikkat çekmektedir. Oysa mevcut davada İSKİ, bu zamana kadar, ne bir yıkım ne de bir kamulaştırma işlemi gerçekleştirmiştir.
33.Mahkeme bu bağlamda, Hükümetin temin ettiği bilgi ve belgelerden İstanbul İdare Mahkemesi tarafından mevcut davaya benzer bir durumda, inşaat ruhsatı veren bir belediye tarafından hizmet kusuru işlendiği kanaatine varılarak tazminat ödenmesine karar verdiğinin (yukarıda 27. paragraf) ortaya çıktığını kaydetmektedir. Mevcut dava koşullarında köy muhtarının sorumluluğunun belirlenmesi ve gerektiğinde başvuranların tazminat elde etmesi için bu türden bir başvuru göz ardı edilemez. Ancak Mahkeme, başvurunun aşağıdaki nedenlerden dolayı açıkça dayanaktan yoksun olduğu için Hükümet tarafından öne sürülen itiraz hakkında karar verilmesini gerekli görmemektedir.
34.Mahkeme somut olayda, başvuranların ihtilaflı taşınmazları 1992 yılında satın aldıklarını kaydetmektedir. Bu tarihte, söz konusu taşınmazların mülkiyeti dava konusu olduğu için ilgililer söz konusu taşınmazların tapu sicili kaydına kendi adlarına kaydettirememişlerdir.
35.Başvuranlar 1994 yılı Haziran ayında, İmar Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca köy muhtarının izni alındıktan sonra taşınmazların tapularını almamalarına rağmen mevcut davanın konusu oluşturan yapıların inşaatına başlamışlardır.
36.Mahkeme, başvuranların yapılarını inşa ettikleri taşınmazların, kısa mesafeli koruma alanı sınırları içinde bulunduklarını ve bu bağlamda özel bir yönetmeliğe yani 2560 sayılı İSKİ Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanuna tabi olduklarını kaydetmektedir. Bu Kanunun 20. maddesine göre, içme suyu havzalarının korunması için gerekli tedbir ve hükümler İSKİ’nin hazırladığı yönetmelikte belirtilmektedir. Oysa ihtilaflı yapıların inşa edildiği tarihte yürürlükte olan (13 Mart 1984 tarihli) İçme Suyu Havzaları Yönetmeliği’nin 4/B maddesi ile kısa mesafeli koruma alanlarında yerleşim ve benzeri kullanımlar amacıyla her türlü yapının yapılması yasaklanmıştır (yukarıda 26. paragraf).
37.Her ne kadar başvuranlar İmar Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca köyün muhtarından inşaat izni aldıklarını iddia etseler de, taşınmazlar su havzalarının korunduğu bir yerde bulunduğu için taşınmazların, yapılaşmanın kesin olarak yasaklandığı özel bir hukuki rejime tabi tutulup tutulmadığının belirlenmesi gerekir. Başvuranlar bu bağlamda, ihtilaflı taşınmazların Ömerli Barajı koruma alanında bulunmadığına dair bir iddiada bulunmamışlardır. Dolayısıyla başvuranlar, söz konusu alanda yapılaşmaya kısıtlama getirildiğini bilmeleri ya da en azından böyle bir kısıtlamanın olup olmadığını sorgulamaları gerekirdi.
38.Üstelik idare, ihtilaflı yapıları tespit eder etmez (yukarıda 6. paragraf) noter aracılığıyla başvuranlara yıkım emri göndererek hızlı bir şekilde hareket etmiştir (yukarıda 7. paragraf). İdarenin bu emrine rağmen, yapıları yıkmayıp emirlerini tekrar etmiş olması (yukarıda 9. ve 17. paragraflar), yetkililerin ihtilaflı tesisleri yasal olarak kabul ettiği anlamına gelmez. Mahkeme, somut olayda yetkililerin herhangi bir ihmali olmadığı kanaatindir; en fazla İSKİ’den daha sonraki yönetmelikler için izin isteyerek durumlarını düzeltmeleri için başvuranlara verilmiş bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Bu bağlamda Mahkeme, ihtilaflı tesislerin inşasının ardından yürürlüğe giren içme suyu havzalarının korunmasına ilişkin yönetmelikler ile İSKİ’nin uygun görüşü alınarak inşaat yapma imkânı tanındığını kaydetmektedir (yukarıda 26. paragraf). Başvuranlar, olası bir düzenleme için İSKİ’ye müracaatta bulunduklarını belirtmemişlerdir.
39.Mahkeme ayrıca İSKİ Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen tutanağın (yukarıda 6, 8 ve 11. paragraflar) başvuranların iddia ettiği gibi, yapılar için İSKİ tarafından verilen uygun görüşün yerine geçemeyeceği kanaatindedir. Bu görüş, sadece atık suların deşarj tesislerine uygunluğunun tespit edilmesi amacıyla her inşaata yapılan bir denetimden ibarettir.
40.Mahkeme, tesislerin inşası sırasında yürürlükte olduğu şekliyle iç hukuk bakımından yıkım kararı ile çevrenin özellikle de içme suyu havzalarının korunması amaçlandığı için başvuranlar tarafından itiraz edilen söz konusu kararda hiçbir keyfilik görmemektedir. Mahkeme bu bağlamda, çevrenin korunması kamuoyunda ve dolayısıyla kamu makamları nezdinde sürekli ve desteklenen bir ilgiyle savunulan bir değer olduğunu hatırlatmaktadır (bk. diğer kararlar arasında, Depalle/Fransa [BD], No. 34044/02, § 81, AİHM 2010).
41. Mahkeme son olarak, dava dosyasından çekişmeli yargılama ilkesine riayet eden ve bu yargılama sırasında başvuranların çıkarlarını savunmak için kendi argümanlarını sunabildiği idare mahkemeleri önündeki yargılamanın gidişatında herhangi bir haksızlık unusuru bulunduğuna dair bir durum tespit etmemiştir. Hakimler mevzuat doğrultusunda, ihtilaflı yapıların kaçak olduğunu değerlendirmiş ve yıkım kararının iptaline yönelik talebi reddetmiştir. Mahkeme, kararın keyfi ya da açıkça dayanaktan yoksun olarak değerlendirmesine yol açacak mahiyette herhangi bir unsur görmemektedir.
42. Yukarıda bahsedilenler göz önüne alındığında, başvurular açıkça dayanaktan yoksun oldukları için Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmeleri gerekmektedir.
Bu gerekçelerle Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvuruların birleştirilmesine;
Başvuruların kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup 8 Ekim 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Abel CamposNebojša Vučinić
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
[1] İstanbul ilinin Pendik ilçesine bağlı bir köydür.
Full & Egal Universal Law Academy