AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 50480/09
Yasemin ÜLGEN / Türkiye
Başkan,
Valeriu Griţco,
Hâkimler,
Egidijus Kūris
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 26 Kasım 2019 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
4 Eylül 2009 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Başvuran Yasemin Ülgen 1958 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Adana’da ikamet etmektedir. Mahkeme önünde Adana Barosuna bağlı Avukat B. Günyeli tarafından temsil edilmiştir.
Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.Davanın Koşulları
1. Dava konusu olaylar, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:M.A.’nın yaralanması ve Devlet aleyhine açılan tazminat davası
2. Jandarma Astsubay Çavuş M.A., 29 Mart 1995 tarihinde, Diyarbakır’da kimliği belirsiz kişiler arasında çıkan çatışmada yaralanmıştır. 30 Mart 1995 tarihli olay yeri raporuna göre; olay yerinde “PKK’lı teröristler” oldukları belirtilen dört kişinin cesedi bulunmuştur ve içlerinden sadece birinin kimliği tespit edilebilmiştir. 7 Şubat 2000 tarihli el yazısı ile yazılmış bir rapora göre, başvuranın kocası V.Ü., ölen teröristlerin arasında bulunmaktaydı.
3. Yaralanma neticesinde M.A., İçişleri Bakanlığı (“Bakanlık”) aleyhine tazminat davası açmış ve kendisine maddi ve manevi tazminat ödenmesine hükmedilmiştir.
4. Belirtilmeyen bir tarihte, Bakanlık, yerel mahkemeler tarafından hükmedilen tazminatı M.A’ya ödemiştir. Kocasının kaybolmasının ardından başvuran tarafından açılan tespit davası
5. Başvuran, kocasının 14 Nisan 1994 tarihinde evden ayrıldığını ve bir daha geri dönmediğini ileri sürmüştür.
6. Başvuran, 26 Mayıs 1995 tarihli bir gazetede kocasının ölüm ilanını okuduktan sonra 10 Ekim 1996 tarihinde Diyarbakır Kulp Cumhuriyet Savcılığından bir talepte bulunmuştur. Başvuran, Cumhuriyet savcısından, 29 Mart 1995 tarihinde gerçekleşen olayda bulunan cesetlerin arasında kocasının cesedinin olup olmadığını doğrulaması hususunda talepte bulunmuştur. Başvuran, kocasının fotoğraflarını ve eşkâlini vermiştir. Talep yazısında Adana’daki açık adresini belirtmiştir.
7. Cumhuriyet Savcısı, 6 Kasım 1996 tarihli yanıtında, başvuran tarafından gönderilen fotoğrafların 29 Mart 1995 tarihli olaya ilişkin dosyada bulunanlarla eşleştiğini belirtmiştir. Ancak, Cumhuriyet Savcısı, söz konusu konuya ilişkin daha detaylı incelemelerin, soruşturmadan sorumlu olmasından dolayı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülmesi gerektiğini bildirmiştir.
8. Daha sonra, başvuran, 30 Nisan 1999 tarihinde Adana Asliye Hukuk Mahkemesi (“Adana Hukuk Mahkemesi”) önünde, kocasının beş yıldan daha fazla süredir kayıp olmasından dolayı gaiplik kararı alınması için talepte bulunmuştur.
9. Adana Asliye Hukuk Mahkemesi 29 Haziran 2000 tarihinde, söz konusu gaipliğin 14 Nisan 1994 tarihinden itibaren geçerli olduğuna karar vererek başvuranın talebini kabul etmiştir.Bakanlık tarafından başvuran aleyhine açılan tazminat davaları
10. Bakanlık 20 Kasım 2000 tarihinde, M.A.’ya ödediği tazminatı tahsil etmek amacıyla, Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesi (“Diyarbakır Hukuk Mahkemesi”) önünde, diğer şahıslar ile beraber, başvuran aleyhinde rücuan tazminat davası açmıştır (bk., yukarıda 4. paragraf). Bakanlığın dilekçesinde, başvuranın tam adresi belirtilmemiş fakat Diyarbakır’ın Yeşilköy Mahallesinde ikamet ettiği bildirilmiştir.
11. Diyarbakır Hukuk Mahkemesi 6 Aralık 2000 tarihinde, davaya ilişkin tebligatı başvuranın Bakanlık tarafından belirtilen adresine göndermiştir.
12. Mahkeme celbi, mahalle muhtarının verdiği bilgiye göre başvuranın, söz konusu mahallede yaşamadığına ilişkin açıklayıcı bir not ile birlikte mahkemeye geri gönderilmiştir.
13. Diyarbakır Hukuk Mahkemesi, 15 Mayıs 2001 tarihinde, başvuranın ikamet adresini tespit etmek amacıyla Kulp Cumhuriyet Savcılığına bir yazı göndermiştir.
14. Savcılık, 7 Haziran 2001 tarihli yanıtında, mahkemeyi, başvuranın yaklaşık otuz yıl önce Adana’ya taşındığı fakat adresinin bilinmediği konusunda bilgilendirmiştir.
15. Diyarbakır Hukuk Mahkemesi 5 Mart 2002 tarihinde, davaya ilişkin tebligatın bir gazetede yayımlanması gerektiğine karar vermiştir.
16. Yargılamalara ilişkin daha sonraki tebligatlar da aynı şekilde yayımlanmıştır.
17. Diyarbakır Hukuk Mahkemesi 6 Mayıs 2008 tarihinde, Bakanlık tarafından M.A.’ya ödenen meblağın Bakanlığın ödeme yaptığı günden itibaren işleyen yasal faizle birlikte, başvuran da dâhil olmak üzere, sanıklar tarafından geri ödenmesi gerektiğine hükmetmiştir.
18. 6 Mayıs 2008 tarihli karar temyiz edilmediğinden, 17 Haziran 2008 tarihinde kesinleşmiştir.
19. Bakanlık, icra müdürlüğü aracılığıyla başvuran aleyhinde icra takibi başlatmıştır. Ödeme emri, 27 Mart 2009 tarihinde ikametgah adresinde başvurana tebliğ edilmiştir; fakat daha sonra, Bakanlığın talepleri takip etmemesi sebebiyle icra takipleri düşmüştür.İlgili iç hukuk ve uygulamaTebligat Kanunu
20. Tebligat Kanunu (7201 sayılı Kanun), tebligatın, tebliğ yapılacak şahsa bilinen son adresinde yapılacağı hususundaki kuralları düzenlemektedir (10. madde). Bir kişinin adresi bilinmiyorsa, tebliği çıkaran mercii, muhatabın adresini resmi veya hususi müessese ve dairelerden gerekli gördüklerine sorar ve zabıta vasıtasıyla tahkik ve tespit ettirir. Ancak, bu adımlar işe yaramazsa; tebligatlar bir gazetede yayımlanabilir (28 ve 29. maddeler).Yargıtay İçtihadı
21. Hükümet, davaya ilişkin tebligatın gazetede yayımlanarak yapılması nedeniyle yargılamalara katılamayan sanıklar tarafından yapılan temyiz taleplerine ve Devlet tarafından söz konusu kişiler aleyhine yapılan geri ödeme talepleri hususunda maddi konuları ele alan temyiz istemlerine ilişkin olarak Yargıtayın içtihatlarından örnekler sunmuştur.
Yargılamaların başladığı dönemde sanıkların adresleri bilinmediği için mahkeme celbi gönderilmediği ve tebligatların bir gazetede yayımlandığı durumlarda Yargıtay, temyiz talebinin sanıkların kendileri aleyhinde yapılan yargılamaları öğrendikleri günden itibaren işlemeye başlayan süre sınırına uyduğuna karar vererek sanıkların temyiz taleplerini kabul etmiştir. Birçok davada, sanıklar ödeme emrini aldıkları tarihte haklarında başlatılan yargılamalardan haberdar olmuşlardır. Yargıtay, ayrıca, mahkemelerin sanıkların adreslerini yeteri kadar araştırmaksızın bir gazetede resmi olarak ilan etme yöntemine başvurdukları için söz konusu kararları bozmuştur. Bu bağlamda Yargıtay, polis departmanıyla bir araştırma yaptıktan sonra ek adım atmamış olmaları nedeniyle yerel mahkemelerin yasa ve usule aykırı davrandığına karar vermiştir (bk, özellikle, 15 Nisan 2008 tarih ve E.2008/2469 K.2008/5257 sayılı karar; 1 Haziran 2009 tarih ve E.2008/12356 K.2009/7351 sayılı karar; 12 Aralık 2013 tarih ve E.2013/864 K.2013/19810 sayılı karar ve 20 Aralık 2017 tarih ve E.2016/964 K.2017/9609 sayılı karar).
ŞİKÂYETLER
22. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 ve 13. maddesi kapsamında, 6 Mayıs 2008 tarihli karardan ancak ödeme emri geldiğinde haberi olduğundan ve bu süre içerisinde bu karara temyiz hakkını kaybettiğinden şikâyet etmektedir.
23. Ayrıca, başvuran, 1 No.lu Protokolün 1. maddesi uyarınca, 30 Mart 1995 tarihli olay raporu göz önünde bulundurulduğunda ölen kocasının, terörist olmak bir yana, 29 Mart 1995 tarihli olaya katılıp katılmadığının bile sorgulanabilir olduğunu belirterek, söz konusu olaydan ötürü kocasının hayatta olan varisi sıfatıyla mali olarak sorumlu tutulduğundan şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
24. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 ve 13. maddesi ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesine dayanarak, Diyarbakır Hukuk Mahkemesi nezdindeki yargılamalara isteği dışında katılamaması ve söz konusu yargılamaların sonucu ile ilgili şikâyette bulunmuştur.
Sözleşme’nin 6. maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından, adil bir şekilde ... görülmesini isteme hakkına sahiptir ...”
Sözleşme’nin 13. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir.”
1.No.lu Protokolün 1. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya cezaların ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
25. Hükümet öncelikle, başvuranın, aleyhinde olan 6 Mayıs 2008 tarihli kararı ödeme emriyle öğrendiğinde Yargıtay nezdinde temyiz başvurusunda bulunmadığını iddia etmiştir. Bu bağlamda Hükümet, Yargıtayın, yargılamaların sanık yokluğunda yürütüldüğü davalarda temyiz başvurusunu zaman aşımı nedeniyle reddetmediğini; söz konusu karardan haberdar olma tarihini hesaba kattığını açıklayarak Yargıtayın bu konuya ilişkin yerleşik içtihadına (bk., yukarıda 21. paragraf) atıfta bulunmuştur. Hükümet, ayrıca, ilk derece mahkemesinin, sanığın adresi hakkında yeterli bir araştırma yapmadan basın aracılığıyla resmi duyuru yapma yoluna başvurmasından dolayı Yargıtayın söz konusu kararları bozduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla, Hükümet, başvuranın, şikâyetleri bakımından tazmin sağlayabilen ve makul başarı şansı sunan bir hukuk yolunu tüketmediği iddia etmiştir. Hükümet, ayrıca, başvuranın kocasının mirasını reddedebileceğini ileri sürmüştür. Son olarak Hükümet, 6 Mayıs 2008 tarihli söz konusu karar, başvuran aleyhine uygulanmadığı için başvuranın mağdur statüsünün bulunmadığını iddia etmiştir.
26. Başvuran, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmemesi hususundaki itirazına yanıt vermemiştir, ancak başvurunun esası yönünden incelenmesi gerektiğini belirtmiştir.
27. Mahkeme, bir konuyu ancak tüm iç hukuk yolları tüketildikten sonra ele alabileceğini yinelemektedir. Söz konusu kuralın amacı, Sözleşme’ye Taraf Devletlere, gerçekleştirdikleri ileri sürülen ihlallerle ilgili Mahkemeye başvuruda bulunulmadan önce, önleme veya düzeltme fırsatı vermektir(bk., diğer kararlar arasında, Selmouni/Fransa [BD], no. 25803/94, § 74, AİHM 1999-V). Dolayısıyla, Mahkemeye sunulan şikâyet, ilk olarak, iç hukukun resmi şartları uyarınca ve öngörülen zaman sınırları içerisinde en azından esas yönünden uygun ulusal mahkemelere yapılmalıdır (bk., Micallef/Malta [BD], no. 17056/06, § 55, AİHM 2009). Ancak, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralı, bir başvuranın, iddia edilen ihlaller bakımından tazmin sağlamak üzere mevcut ve yeterli olan hukuk yollarına normal bir şekilde başvurmasını gerektirmektedir. Söz konusu hukuk yollarının varlığı, hem teoride hem de pratikte yeterince net olmalıdır. Aksi halde, bu hukuk yolları, gerekli erişilebilirlik ve etkililikten yoksun olacaktır (bk., Vučković ve Diğerleri/Sırbistan (ilk itirazlar) [BD], no. 17153/11 ve diğer 29 başvuru, § 71, 25 Mart 2014).
28. Bununla beraber, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi, ispat külfetinin dağıtılmasını öngörmektedir. Hükümet, kendi görüşleri doğrultusunda, iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia etmesi halinde, Mahkemeyi, söz konusu iç hukuk yolunun etkili ve aynı zamanda teoride ve uygulamada mevcut olduğuna, yani başvuranın şikâyetleri bakımından tazmin imkânı ve makul başarı şansı sunduğuna ve erişilebilir olduğuna ikna etmesi gerekmektedir (bk., Scoppola/İtalya (no. 2) [BD], no. 10249/03, § 71, 17 Eylül 2009 ve Nada /İsviçre [BD], no. 10593/08, § 141, AİHM 2012). Söz konusu koşul yerine getirildiğinde, Hükümet tarafından ileri sürülen hukuk yolunun aslında tüketildiğini veya davanın kendine özgü koşullarında, bazı sebeplerden ötürü yetersiz ve etkisiz olduğunu veya başvuranı bu gereklilikten kurtaran özel koşulların mevcut olduğunu başvuranın ispatlaması gerekmektedir (bk., yukarıda anılan Vučković ve Diğerleri, § 77 ve burada anılan davalar).
29. Mahkeme, başvuranın aleyhinde olan söz konusu karardan haberdar olmasının ardından Yargıtay nezdinde temyiz başvurusunda bulunmak yerine doğrudan Mahkemeye başvuruda bulunduğunu gözlemlemektedir. Ancak, Mahkeme, Hükümet tarafından başvuranın davasından önceki ve sonraki Yargıtay tarafından verilen karar örneklerinin, başvuranın gıyabında verilen bir karardan icra aşamasında haberdar olduğu durumlarda bile Yargıtay nezdinde temyiz başvurusunda bulunulduğunda başarı şansı olduğunu gösterdiğini kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, Yargıtayın, söz konusu temyiz kapsamında ilk derece mahkemesinin resmi duyuru yolunu kullanmasını haklı kılacak koşulların olup olmadığını araştırdığını ve eğer böyle bir durum söz konusu değilse, kararları bozduğunu belirtmektedir.
Mahkeme, başvuranın Hükümetin görüşlerine cevap niteliğindeki ibrazında, 6 Mayıs 2008 tarihli karara karşı temyiz başvurusunda bulunmamasının sebebine dair hiçbir açıklamada bulunmadığını belirtmektedir.
30. Yukarıdaki hususlar ışığında, Mahkeme, başvuranın asıl şikâyetinin yargılamalara isteği dışında katılamaması olduğunu göz önünde bulundurduğunda, mevcut iç hukuk yolu olan - Yargıtay nezdinde yapılacak temyiz başvurusunun - söz konusu duruma direkt olarak çözüm getirebileceğini tespit etmiştir. Söz konusu hukuk yolun faydalı olduğu görülmektedir ve başvuran bu yoldan yararlanmamıştır. Mahkeme ikincillik ilkesini dikkate alarak, başvuranın mevcut iç hukuk yollarını tüketmediğini tespit etmiştir.
31. Dolayısıyla başvuru, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi kapsamında, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmelidir.
32. Bu sonuç Mahkemenin, Hükümet tarafından ileri sürülen diğer itirazları ve iddiaları incelemesini gereksiz kılmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, 19 Aralık 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy