AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 9620/07
Rıza ÜLKER / Türkiye
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Paul Lemmens,
Valeriu Griţco,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Georges Ravarani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 11 Ekim 2016 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 23 Şubat 2007 tarihli başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuranın cevap olarak sunduğu görüşleri göz önünde bulundurarak, yapılan müzakereler neticesinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Başvuran Rıza Ülker, Türk vatandaşı olup, 1946 doğumludur ve İzmir’de ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, İzmir Barosuna bağlı Avukatlar A. Kuru ve B. İnci tarafından temsil edilmiştir.
Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
1. Başvurunun kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
2. Başvuran, Menemen’de (İzmir) bulunan 1.400 m2 yüzölçümüne haiz olan ve tapu siciline tarla vasfıyla kaydedilen taşınmazın sahibidir.
3. Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi (“TEDAŞ”), 11 Mart 1980 tarihinde, yüksek gerilim elektrik iletim hatlarının kurulması amacıyla irtifak hakkı tesisine karar vermiştir. Başvuran bu tedbirden etkilenen malikler arasında bulunmaktaydı.
4. Enerji Bakanlığı, 10 Haziran 1997 tarihinde, başvurana ait taşınmazın 73 m2’si üzerinde TEDAŞ lehine irtifak hakkı tesisi açısından kamu yararı kararı vermiştir. 22 Temmuz 1997 tarihinde tapu siciline bu doğrultuda bir şerh düşülmüştür.
5. TEDAŞ 23 Şubat 1998 tarihinde, irtifak hakkı bedelini belirlemiş ve 19 Eylül 1998 tarihinde, başvurana, belirlenen meblağın kendisi adına banka hesabına ödendiğini tebliğ etmiştir.
6. TEDAŞ tarafından teklif edilen meblağ konusunda anlaşmaya varılamaması nedeniyle, başvuran, Menemen Asliye Hukuk Mahkemesi’nde (“AHM”) bu bedelin arttırılması amacıyla bir dava açmıştır. Başvuran ayrıca, TEDAŞ Bilirkişi Kurulunun, irtifak hakkının, taşınmazı üzerine inşa edilen evler üzerindeki etkilerini dikkate almayı ihmal ettiğini belirterek maddi hatanın düzeltilmesini talep etmiştir.
7. AHM hâkimi, 18 Mayıs 1999 tarihinde, mahallinde uzman bilirkişi kurulu eşliğinde olay yerinde ilk kez keşif yapmıştır. Bilirkişiler, 24 Eylül 1999 tarihinde raporlarını sunmuşlardır. Raporlarında, irtifak hakkı tesisi nedeniyle taşınmazın uğradığı değer kaybını 511.250.000 Türk lirası (TRL) olarak belirlemişler ve bu miktarı irtifak hakkı bedeli olarak teklif etmişlerdir. Bilirkişiler, yüksek gerilim hatlarının yarattığı etkileşim alanının nem ile birlikte artabileceği ve bu nedenle bu hatların insan sağlığı ve mal güvenliği açısından tehlike teşkil edebileceği gerekçesiyle, bu hatların altına bina inşa etmenin mümkün olmadığını ifade etmişlerdir. Bilirkişiler, hat güzergâhında bulunan taşınmazın kamulaştırılması tavsiyesinde de bulunmuşlardır. Bilirkişiler, başvurana ait “ev” ile ilgili olarak, bu evin, etkileşim alanında bulunmamasından ötürü, irtifak hakkı tesisi nedeniyle değer kaybına uğramadığı kanaatine varmışlardır. Bilirkişiler, “ev”in şehircilik kurallarına aykırı şekilde inşa edildiğini eklemişlerdir.
8. AHM hâkimi 16 Kasım 1999 tarihinde, farklı bir bilirkişi kurulu eşliğinde olay yerinde ikinci bir keşif daha yapmıştır. Bu ikinci bilirkişi kurulu 1 Aralık 1999 tarihinde raporunu sunmuştur. Bilirkişiler, taşınmazın tapu siciline tarla olarak kaydedilmesine rağmen, Kamulaştırma Kanunu bakımından arsa olarak kabul edilmesi gerektiği kanaatine varmışlardır. Bilirkişiler, irtifak hakkı tesisi nedeniyle meydana gelen değer kaybını % 11 olduğu kanaatine varmış ve irtifak hakkı bedelini 300.300.000 TRL olarak belirlemişlerdir. Son olarak, taşınmazın üzerinde bulunan yapıların değer kaybına uğramadığı değerlendirmesinde bulunmuşlardır.
9. AHM hâkimi 21 Mart 2001 tarihinde, üçüncü bir bilirkişi kurulu eşliğinde olay yerinde üçüncü kez keşif yapmıştır. Kurul, 24 Nisan 2001 tarihinde raporunu sunmuştur. Bilirkişiler de, taşınmazın bir arsa olduğunu belirtmiş ve irtifak hakkı tesisi nedeniyle taşınmazın uğradığı değer kaybının % 11 olduğunu tespit etmişlerdir. Bilirkişiler, irtifak hakkı bedelini 288.225.000 TRL olarak belirlemişlerdir. Bilirkişiler son olarak, yapıların, yüksek gerilim hatları altında bulunmadığını tespit etmişlerdir.
10. Başvuran, bütün bu raporlara itiraz etmiş ve tavsiye edilen bedellerin yetersiz olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur. Başvuran, yapıların uğradığını iddia ettiği değer kaybının, irtifak hakkı bedelinin belirlenmesi sırasında dikkate alınmadığını ileri sürmüştür. Başvuran, bilirkişilerce, hatlar ve evler arasındaki mesafe ile hatların etkileşim alanı hakkında herhangi bir açıklama yapılmadığının ve bu bağlamda açıklayıcı bir kroki ya da plan sunulmadığını belirtmiştir. Başvuran son olarak, bilirkişiler tarafından taşınmazı için biçilen değere itiraz etmiştir.
11. AHM, 14 Eylül 2001 tarihinde, son bilirkişi raporuna dayanarak, irtifak hakkı bedelini 288.225.000 TRL olarak belirlemiştir.
12. Yargıtay 1 Nisan 2002 tarihinde, İdare tarafından yapılan temyiz üzerine bu kararı bozmuştur. Yargıtay, taşınmazın niteliğine ilişkin meselenin gereğince incelenmediğini ve kamulaştırma bedelinin hesaplanmasına bağlı çok sayıda eksikliğin söz konusu olduğunu tespit etmiştir. Yargıtay 23 Eylül 2002 tarihinde karar düzeltme talebini reddetmiştir.
13. AHM, dosyanın kendisine geri gönderilmesinin ardından, üç bilirkişi kurulundan ek raporlar almıştır. Bilirkişiler yine, taşınmazın bir arsa olduğu sonucuna varmış ve bedelin hesaplanma şekliyle ilgili olarak bozma kararında tespit edilen eksikliklerin iyileştirilmesi sonrasında, taşınmazda meydana gelen değer kaybının sırasıyla 287.525.000 TRL, 355.851.200 TRL ve 288.225.000 TRL olduğu değerlendirmesinde bulunmuşlardır.
14. Başvuran, söz konusu ek bilirkişi raporlarına itiraz etmiştir. Başvuran, Yargıtay’ın müdahalesinin açıkça yetersiz bir tazminat tespitiyle sonuçlandığını ifade etmiştir.
15. AHM, 20 Ocak 2006 tarihinde, irtifak hakkı bedelini 287,52 Türk lirası (TRY[1]- yaklaşık 180 avro) olarak belirlemiş ve 19 Ekim 1998 tarihinden itibaren yasal gecikme faiziyle birlikte başvurana bu meblağın ödenmesine karar vermiştir.
16. Yargıtay, 23 Ağustos 2006 tarihinde başvuranın avukatına tebliğ edilen 17 Temmuz 2006 tarihli kararla, başvuranın temyiz başvurusunu reddederek ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Yargıtay 28 Aralık 2006 tarihinde karar düzeltme talebini reddetmiştir.
B. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulaması
17. Somut olayla ilgili iç hukuk kuralları ve uygulaması Yetiş ve diğerleri/Türkiye (No. 40349/05, § 22, 6 Temmuz 2010) ile Yıldız ve Yanak/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 44013/07, 27 Mayıs 2014) kararlarında yer almaktadır.
ŞİKÂYETLER
18. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, yerel mahkemeleri, bilirkişi raporlarına karşı sunduğu iddialarını dikkate almamakla ve yeni bilirkişi incelemeleri yapılmasına karar vermemekle suçlamaktadır. Başvuran, son olarak, Yargıtay’ın yargılamaya müdahale etme şeklinin davanın esasına bakan hâkimler ile bilirkişilerin bağımsızlığına ve tarafsızlığına zarar verdiğini ileri sürmektedir.
19. Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanarak, irtifak hakkı bedelinin yetersiz olmasından yakınmakta ve ulusal mahkemeleri, irtifak hakkı tesisi nedeniyle yapılarda meydana gelen değer kaybını gereğince dikkate almamakla suçlamaktadır. Başvuran son olarak, yargılamanın süresi ve bu süreç boyunca yüksek olduğunu ifade ettiği enflasyon nedeniyle kendisine ödenmesine karar verilen kamulaştırma bedelinin değer kaybından şikâyetçi olmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
1. Kamulaştırma bedelinin değer kaybına uğradığı iddiası hakkında
20. Hükümet, Mahkeme’yi iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle işbu şikâyeti reddetmeye davet etmektedir. Yıldız ve Yanak/ Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 44013/07, 27 Mayıs 2014) kararına atıfta bulunarak, başvuranın tazminat komisyonuna başvurması gerektiğini ileri sürmektedir.
21. Mahkeme, Ümmühan Kaplan/Türkiye (No. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında pilot karar usulünün uygulanmasının ardından 23 Eylül 2012 tarihinden önce yargılamanın süresine ve yargı kararlarının icra edilmemesi ya da kısmen veyahut gecikmeli olarak icra edilmesiyle ilgili olarak Mahkeme’ye yapılmış bazı başvuruların tazminat ödenmek suretiyle çözümüne ilişkin 6384 sayılı Kanun’la yeni bir tazminat yolu kurulmuştur. Mahkeme, Turgut ve diğerleri/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 4860/09, 26 Mart 2013) ve Demiroğlu/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 56125/10, 4 Haziran 2013) kararlarında, bu tür şikâyetlerde bulunan başvuranların, ilk bakışta (a priori) erişilebilir ve şikâyetlerinin telafisi için makul telafi imkânları sunmaya elverişli bir başvuru yolu olması nedeniyle 6384 sayılı Kanun’la kurulan tazminat komisyonuna başvurmaları gerektiği sonucuna varmıştır.
22. Daha sonra, Bakanlar Kurulu 16 Mart 2014 tarihli bir kararname ile Tazminat Komisyonu’nun konu (ratione materiae) ve zaman (ratione temporis) yönünden yetki alanını genişletmiştir. Komisyonun konu yönünden yetkisi, kamulaştırma tazminatının, yargılama süresi ile enflasyon arasındaki etkileşim sonucu değer kaybına uğramasına ilişkin başvuruların incelenmesi bakımından da genişletilmiştir. Mahkeme, yukarıda anılan Yıldız ve Yanak kararında, bu tür bir şikâyeti incelemiş ve bu hukuk yolu, başvurunun yapıldığı tarihten sonra kurulmuş olmasına rağmen 6384 sayılı Kanun’la kurulan tazminat yolunun kullanılmaması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
23. Tazminatın değer kaybına uğradığına ilişkin şikâyet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmelidir.
2. İrtifak hakkı bedelinin yetersiz olduğu ve yargılamanın hakkaniyetten yoksun olduğu iddiaları hakkında
24. Başvuran, irtifak hakkı bedelinin yetersiz olmasından yakınmakta ve ulusal mahkemeleri, irtifak hakkı tesisi nedeniyle yapılarda meydana gelen değer kaybını gereğince dikkate almamakla suçlamaktadır. Başvuran aynı zamanda, yargılamanın hakkaniyetten yoksun olmasından ve davanın esasına bakan hâkimler ile bilirkişilerin tarafsızlık ve bağımsızlığının zarara uğramasından şikâyetçi olmaktadır. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürmektedir.
25. Mahkeme, söz konusu şikâyetlerin 1 No.lu Ek Protokol’ün 1. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
26. Hükümet, ihtilaf konusu taşınmazın üzerinde bulunan yapıların başvurana ait olmadığını ileri sürmektedir. Hükümet, bu yapılara ait, üçüncü kişiler tarafından yapılmış olan elektrik ve su aboneliği sözleşmelerini ibraz etmektedir. Hükümet, başvuranın 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında bir mülkünün bulunmadığını ifade etmekte ve söz konusu yapıların inşaat ruhsatı olmadan ve irtifak hakkı tesisinden sonra inşa edildiğini eklemektedir.
27. Şikâyetlerin esasıyla ilgili olarak, Hükümet, kamulaştırma bedelinin çekişmeli yargılama sonucunda belirlendiği kanaatindedir. Hükümet ayrıca, irtifak hakkı tesisinden dolayı taşınmazın değer kaybına uğradığına ilişkin sorununun gereğince incelendiğini ve değer kaybının tazmin edildiğini belirtmektedir.
28. Başvuran, Hükümetin, mülk sahibini kanıtlamak için üçüncü şahıslar adına kaydedilen abonmanlık sözleşmelerine dayanamayacağını ileri sürmektedir. Başvuran öte yandan, söz konusu yapıların, irtifak tesisinden önce inşa edildiğini ifade etmektedir.
29. Somut olayda, Mahkeme, dosyada yer alan unsurlara ve bilhassa Hükümet tarafından ibraz edilen plana göre, üç yapının, başvuranın taşınmazı ile kısmen, ortak taşınmazlar üzerine inşa edildiğini tespit etmektedir. Mahkeme kuşkusuz, Hükümetin ibraz ettiği 2006 yılının Aralık ayında üçüncü şahıslar adına kayıtlı olan abonelik sözleşmelerinin, mülkiyet kurulmasına imkân vermediği kanaatine varmaktadır. Mahkeme aynı zamanda, başvuranın, irtifak hakkı tesisi tarihinde söz konusu yapıların maliki olduğunu gösteren herhangi bir unsur sunmadığını gözlemlemektedir. 18 Mayıs 1999 tarihinde düzenlenen raporda, ayrıntı bilgiler yer almamakla birlikte, başvurana ait “bir ev”in varlığından bahsedilmektedir. Diğer raporlarda, yapıların mülkiyetiyle ilgili herhangi bir bilgi yer almamaktadır. Mahkeme son olarak, söz konusu yapıların Şehircilik Yönetmeliği ihlal edilerek, ruhsatsız inşa edilmiş olması nedeniyle, inşa edildikleri tarihin yanı sıra irtifak hakkı tesisi tarihindeki mal sahiplerinin tespit edilmesinin güç olduğunu kaydetmektedir.
30. Bu tespitten sonra, Mahkeme, her ne olursa olsun, aşağıda açıklanan nedenlerden ötürü açıkça dayanaktan yoksun olmaları nedeniyle bu sorunları incelemenin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.
31. Mahkeme, mülkiyete saygı hakkına müdahale teşkil eden bir tedbirin, toplumun genel menfaatinin gereklilikleri ile bireyin temel haklarının korunmasının zorunlulukları arasında “adil bir denge” sağlaması gerektiğini hatırlatmaktadır (bk. diğer kararlar arasında, Sporrong ve Lönnroth/İsveç, 23 Eylül 1982, § 69, A serisi, no 52). İhtilaf konusu tedbirin istenen “adil denge”ye riayet edip etmediğini, başvurana orantısız bir sorumluluk yükleyip yüklemediğini tespit etmek amacıyla, ulusal mevzuatla öngörülen tazminat ödeme koşullarının göz önünde bulundurulması uygun olacaktır. Bu bağlamda, Mahkeme daha önce, mülkün değeri ile orantılı makul bir meblağ ödemeden mülkiyetten yoksun bırakmanın genellikle aşırı bir müdahale olduğunu ifade etmiştir. Bunun yanı sıra, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi, her hâlükârda tam tazmin güvencesi vermemektedir. “Kamu yararının” meşru amaçları, kamulaştırılan mülklerin sürümdeğerinden daha azının tazmin edilmesini gerektirebilmektedir (bk. diğer kararlar arasında, Scordino/İtalya (no 1) [BD], No. 36813/97, § 95, AİHM 2006).
32. Mahkeme, Türkiye’de, Kamulaştırma Kanunu’nun 11. maddesi uyarınca, irtifak hakkı tesisinin, bu irtifak hakkı tesisi sebebiyle taşınmazın uğradığı değer kaybı oranında tazmin edildiğini kaydetmektedir. Başka bir ifadeyle, taşınmazın irtifak hakkı tesisinden önceki değeri ile irtifak hakkı tesisi sonrasındaki değeri arasındaki fark, irtifak nedeniyle kamulaştırma bedelini teşkil etmektedir. Bu bedelin hesaplanmasında, irtifak hakkı tesisi nedeniyle taşınmazın değerini etkileyebilecek tüm unsurlar dikkate alınmaktadır.
33. Somut olayda, başvuran tarafından itiraz edilen kamulaştırma bedelinin, ilgilinin, menfaatlerini savunması için yararlı olduğunu düşündüğü argümanları sunabileceği çekişmeli bir yargılama sonunda Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından belirlenmiştir. Bu bedelin belirlenmesi amacıyla, bilirkişiler, irtifak hakkı tesisinin, taşınmazın bu kısmının kullanımının ne derece sınırlama ve kısıtlamalara maruz kaldığını ve taşınmazın tamamının değerini ne derece etkilediğini araştırmışlardır. Asliye Hukuk Mahkemesi, üç farklı bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen raporları göz önünde bulundurarak, irtifak hakkı tesisi nedeniyle taşınmazın uğradığı değer kaybından ötürü tazminat ödenmesine karar vermiştir. Dosyada, başvurulan mahkemelerin, söz konusu bedelin belirlenmesi hususunda keyfi davrandıklarını düşündürecek herhangi bir ibare bulunmamaktadır. Başvuran da, Yargıtay’ın müdahalesinin, davanın esasına bakan hâkimlerin ve bilirkişilerin bağımsızlığına ve tarafsızlığına ne derece zarar verdiği hususunda herhangi bir açıklamada bulunmamaktadır. Yüksek Mahkeme, temyiz başvurusunun incelenmesi sırasında, çok sayıda bozma gerekçesi tespit etmiş ve davayla ilgili yeniden karar vermesi amacıyla dosyayı Asliye Hukuk Mahkemesine göndermiştir.
34. Yapılarla ilgili olarak, Mahkeme, bilirkişilerin, bu soruna eğildikten sonra, ihtilaf konusu taşınmazın üzerinde bulunan yapıların, yüksek gerilim hattından etkilenmediği kanaatine vardıklarını kaydetmektedir. Başvuran, bu yapıların, bilirkişiler tarafından göz önünde bulundurulmayan bir değer kaybına uğradığına ilişkin iddiasını destekleyecek herhangi bir unsur sunmamıştır. Başvuran, yapılan işin niteliğinin, ne derece, yapıların - ulusal yargı organlarınca dikkate alınması gereken- değerinin düşmesine neden olduğunu da açıklamamıştır. Bu bağlamda, Mahkeme, mevcut davanın koşullarının, yapılan işlerin nitelikleri itibarıyla, tartışmasız olarak, kalan kısımların değerinde hatırı sayılır bir değer kaybına yol açtığına ilişkin önceden incelediği davaların koşullarından büyük ölçüde farklı olduğu kanaatindedir (bk. bu anlamda, Ouzounoglou/Yunanistan, No. 32730/03, § 30, 24 Kasım 2005 ve Athanasiou ve diğerleri/Yunanistan, No. 2531/02, 9 Şubat 2006; bk. aynı zamanda, aynı anlamda, Sampsonidis ve diğerleri/Yunanistan, No. 2834/05, 6 Aralık 2007 ve Bistrović/Hırvatistan, No. 25774/05, 31 Mayıs 2007 veya a contrario, Choromidis/Yunanistan, No. 54932/08, 26 Temmuz 2011).
35. Başvuran, ulusal yargı organlarının, irtifak hakkı bedelinin belirlenmesi sırasında dikkate almadıkları özel bir zarardan da –örneğin, yüksek gerilim hatlarının neden olabileceği görsel sıkıntıya bağlı bir zarar- söz etmemişlerdir.
36. Bu koşullarda, Mahkeme, irtifak hakkı tesisi nedeniyle taşınmazı etkileyen değer kaybı ile bundan kaynaklanan bedelin belirlenmesi hususunda karar vermek için ulusal yargı organlarının yerine geçemez (Malama/Yunanistan, No. 43622/98, § 51, AİHM 2001–II). 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin yetkili makamlara bıraktığı takdir yetkisi dikkate alındığında (Papachelas/Yunanistan [BD], No. 31423/96, § 49, AİHM 1999-II), Mahkeme, ihtilaf konusu kamulaştırmanın, başvurana orantısız bir sorumluluk yüklemediği kanısındadır (bk. bu anlamda, Boudouka ve diğer 57/Yunanistan (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 58640/00, 16 Mayıs 2002).
37. İşbu şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 10 Kasım 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
[1]1. Eski Türk lirasının (TRL) yerine geçen Türk lirası (TRY) 1 Ocak 2005 tarihinde tedavüle girmiştir. 1 TRY, bir milyon TRL’ye tekabül etmektedir.
Full & Egal Universal Law Academy