AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 36222/19
Süleyman ÜNLÜ ve Sevil ÜNLÜ / Türkiye
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Gilberto Felici,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 7 Haziran 2022 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan ve 1968 ve 1974 doğumlu olan, Denizli’de ikamet eden ve İstanbul Barosuna kayıtlı Avukat E. Selçuk tarafından temsil edilen iki Türk vatandaşı olan Süleyman Ünlü ve Sevil Ünlü’nün (“Başvuranlar”) 18 Haziran 2019 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuruyu (36222/19 no.lu) dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Mevcut başvuru, başvuranların oğlunun zorunlu askerlik hizmetini yerine getirdiği sırada hayatını kaybetmesiyle ilgilidir.
2. Ümit Ünlü, Kırklareli’de zorunlu askerlik hizmetini yerine getirdiği sırada, 6 Mayıs 2013 tarihinde, saat 07.30 sularında, askeri bir araçta ateşli bir silahla başından yaralanmış bir halde ve tek başına bulunmuştur. İlgilinin hastanede hayatını kaybettiği tespit edilmiştir.
CEZA SORUŞTURMASI3. Askeri Savcı tarafından re’sen ceza soruşturması açılmıştır.
4. Savcının gözetimi altında, cesedin üzerinde harici muayene ve klasik otopsi yapılmıştır.
5. Adli tabip, Ümit Ünlü’nün bitişik mesafeden yapılan atış nedeniyle meydana gelen beyin hasarı sonucu hayatını kaybettiğini ve merminin giriş deliğinin çenenin altında bulunduğunu tespit etmiştir.
6. Öte yandan, Ulusal Jandarma Kriminal Laboratuvarında görevli uzmanlar, balistik bir inceleme gerçekleştirmişlerdir. Bu vesileyle, söz konusu uzmanlar, askere emanet edilen ve olay yerinde bulunan G3 tipi tüfeği incelemişlerdir. Uzmanlar, bu silahın genç askerin ölümüne neden olduğunu tespit etmişler ve silahın iyi çalışır durumda olduğunu saptamışlardır. Bu incelemenin sonunda düzenlenen bilirkişi raporunda, uzmanlar, olay yerinde bulunan kovanın Ümit Ünlü’ye verilen silahtan geldiğini belirtmişlerdir.
7. Soruşturma, olaylardan önce askerin, açık kalan bir mühimmat dolabında bulunan tüfek şarjörünü almaya gittiğinin tespit edilmesini sağlamıştır.
8. Ümit Ünlü’nün arkadaşlarının ve hiyerarşik üstlerinin ifadeleri dinlenmiştir. İlgililer, verdikleri ifadelerde, Ümit Ünlü’nün bilinen bir psikolojik sorununun bulunmadığını belirtmişlerdir. İlgililer, söz konusu eri intihara sürükleyebilecek, herhangi bir olaydan ya da üçüncü bir kişiyle olan herhangi bir husumetten haberdar olmadıklarını iddia etmişlerdir. İlgililer bununla birlikte, genç erin içine kapanık biri olduğunu ifade etmişlerdir.
9. Başvuranların ifadeleri dinlenmiştir. Başvuranlar, oğullarının kışlada sıkıldığını iddia etmişlerdir.
10. Çorlu Askeri Savcısı, ceza soruşturmasının sonunda, 28 Kasım 2013 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Savcı, Ümit Ünlü’nün öncelikle normalde kilitli olması gereken mühimmat dolabında bir şarjör aramaya gittiği ve ardından kendisine emanet edilen silahla intihar ettiği sonucuna varmıştır. Savcı, bu eylemin gerçekleştirilmesinde üçüncü kişilere atfedilebilir herhangi bir kusur, ihmal, tahrik ya da suç ortaklığının bulunmadığını belirtmiştir. Savcı bununla birlikte, silah deposundan sorumlu olan asker hakkında, mühimmat dolabının kilitli kalmasının gerekmesine rağmen, bu dolabı açık bıraktığı gerekçesiyle, görevini yerine getirmede ihmal nedeniyle dava açılmasına karar vermiştir.
11. Başvuranlar, özellikle oğullarının intihar etmesi için herhangi bir nedeninin olmadığını ve oğullarının intiharının nedenlerinin aydınlatılması gerektiğini ileri sürerek, avukatları aracılığıyla, bu karara itiraz etmişlerdir.
12. Askeri Mahkeme, 8 Ocak 2014 tarihinde, başvuranların itirazını reddetmiştir. Askeri Mahkeme, ceza soruşturmasının, Ümit Ünlü’nün intihar ettiğinin ve hiç kimsenin Ümit Ünlü’nün ölümünden cezai yönden sorumlu olmadığının kesin olarak tespit edilmesine imkân verdiği kanaatine varmıştır.
İÇ İDARİ SORUŞTURMA13. Öte yandan, askeri makamlar, Ümit Ünlü’nün ölümünün ardından, olağan uygulamaya uygun olarak, olayın aydınlatılması ve bu türden bir olayın yeniden meydana gelmemesi amacıyla bu olaya ilişkin bütün sonuçlara varılması için idari bir soruşturma başlatmışlardır.
14. Müfettişler, Ümit Ünlü’nün birçok arkadaşını dinlemelerinin ardından, 10 Mayıs 2013 tarihinde raporlarını sunmuşlardır. Müfettişler, ilgilinin, hayattayken, kışlada herhangi bir sorundan şikâyet etmediğini, hiçbir zaman kışlanın rehberlik danışmanına başvurmadığını ve intiharının nedeninin belirlenemediğini gözlemlemişlerdir. Bununla birlikte, müfettişler, silah deposundan sorumlu olan asker hakkında, mühimmat dolabını açık bıraktığı gerekçesiyle ihmal ve özen eksikliği nedeniyle dava açılması gerektiği kanısına varmışlardır.
TAZMİNAT DAVASI15. Başvuranlar, 10 Nisan 2014 tarihinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmışlardır.
16. İlgililer, davaları bağlamında, oğullarının zorunlu askerlik hizmetini yerine getirdiği sırada intihar etmiş olması nedeniyle, idarenin sorumlu olduğunu ileri sürmüşlerdir.
17. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, 9 Aralık 2015 tarihli kararla, Ümit Ünlü’nün intiharı ile askeri idareye atfedilebilir herhangi bir kusur arasında nedensellik bağının bulunmadığı gerekçesiyle, başvuranların davasını reddetmiştir.
18. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi aynı zamanda, 15 Mart 2016 tarihinde, ilgililer tarafından sunulan karar düzeltme başvurusunu reddetmiştir.
19. Başvuranların avukatı tarafından kendisine bireysel başvuruda bulunulan Anayasa Mahkemesi, 8 Mayıs 2019 tarihinde, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
20. Başvuranlar, davanın koşullarının Sözleşme’nin 2. maddesini hem esas hem de usul yönünden ihlal ettiğini iddia etmektedirler. Ayrıca başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürerek, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız olmamasından şikâyet etmektedirler.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 2. MADDESİ HAKKINDA21. Sözleşme’nin 2. maddesine ilişkin olarak, Mahkeme, Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye ([BD], no. 24014/05, §§ 169-182, 14 Nisan 2015) kararında ve Şahinkuşu/Türkiye (no. 38287/06, §§ 49-56, 21 Haziran 2016) ve Gençarslan/Türkiye (no. 62609/12, §§ 18-22, 14 Mart 2017) kararlarında farklı yönleri açıklanan, kışlalarda askerlerin ölümü konusundaki içtihadına atıfta bulunmaktadır.
22. Mahkeme, zorunlu askerlik hizmeti alanında, ihtilaf konusu olayların, faillerin bir yandan, olayların gerçek seyrini bilen ve diğer yandan, mağdurlar tarafından haklarında ileri sürülen iddiaları doğrulayabilecek veya ortadan kaldırabilecek bilgilere erişim sağlayan tek kişiler olarak kabul edildikleri, Devlet makamları veya görevlilerinin münhasır denetimi altında bulunan bir bölgede ya da kamu için neredeyse erişilebilir olmayan yerlerde sıklıkla meydana geldiğini hatırlatmaktadır. Ayrıca Mahkemenin bu konuya ilişkin içtihadı, belirli durumlarda, asgari etkinlik kriterlerini karşılayan, cezai nitelikte resmi bir soruşturmanın yürütülmesi yükümlülüğünün titizlikle uygulanmasını gerektirmektedir (yukarıda anılan Mustafa Tunç ve Fecire Tunç kararı, §§ 169-182).
23. Ayrıca Mahkeme, mevcut davada Devletin, başvuranların yakınının ölümünü çevreleyen koşulların ve bu ölüme ilişkin olası sorumlulukların tespit edilmesini sağlayabilecek bağımsız bir soruşturmanın yürütülmesi yükümlülüğüne sahip olduğu kanaatindedir (Bakır/Türkiye (k.k.), no. 7453/16, 8 Ekim 2019).
24. Mahkeme, somut olayda yürütülen ve adam öldürme iddiasını bertaraf eden ceza soruşturmasının ise uygun, ivedi, yeterince ayrıntılı ve bağımsız bir şekilde yürütüldüğü ve başvuranların bu soruşturmaya menfaatlerinin korunması ve haklarının kullanılması için yeterli derecede dâhil oldukları kanısına varmaktadır.
25. Nitekim Mahkeme, söz konusu soruşturmanın olayların hemen ardından açıldığını ve Askeri Savcının Askeri Mahkemenin denetimi altında ilgili bütün delil unsurlarını topladığını tespit etmektedir: Numuneler alınmış, otopsi ve balistik inceleme gerçekleştirilmiş ve tanıklar dinlenmiştir. Dolayısıyla, soruşturmadan sorumlu makamların olayları aydınlatma isteğinden şüphe duyulmasına imkân veren herhangi bir unsur bulunmamaktadır.
26. Klasik otopsinin sonunda kafa yaralanmasına ilişkin bir rapor düzenlenmiş ve bu rapora, ölüm nedenine ve olası atış mesafesine ilişkin klinik bulguların objektif bir analizi eklenmiştir. Klasik otopsi özellikle, ölümün bitişik mesafeden yapılan atış nedeniyle meydana geldiğinin ve merminin giriş deliğinin çenenin altında bulunduğunun kesin olarak tespit edilmesine imkân vermiştir. Balistik inceleme aynı zamanda, intihar iddiasını desteklemiştir. Öte yandan, yetkili makamlar, birçok defa ifade almış, ancak tanıkların ifadesi, başvuranların oğlunun hangi sebeple intihar ettiğinin bilinmesine olanak sağlamamıştır.
27. Dolayısıyla Mahkeme, Ümit Ünlü’nün ölümünün ardından başlatılan soruşturmanın ölüm koşullarının kesin olarak tespit edilmesini sağlaması nedeniyle ve bu türden davalarda insan davranışının öngörülemezliğinin göz ardı edilmemesi ve Devletin pozitif yükümlülüğünün kendisine dayanılmaz veya aşırı bir yük getirmeyecek bir şekilde yorumlanması gerektiği hususlarını göz önünde bulundurarak (Keenan/Birleşik Krallık, no. 27229/95, § 90, AİHM 2001-III), başvuranlar tarafından Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında sunulan şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve dolayısıyla, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği kanısına varmaktadır.
SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASI HAKKINDA28. Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına ve özellikle Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hususuna ilişkin olarak, bu mahkemenin 16 Nisan 2017 tarihinde kaldırılmasının ardından, 27 Mart 2018 tarihli 7103 sayılı Kanun’un, bu mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmamasına ilişkin olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde derdest bir başvurusu bulunan başvuranlara, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle Mahkeme tarafından verilen kabul edilemezlik kararının tebliğ edilmesinden itibaren üç aylık bir süre içinde Ankara İdare Mahkemesi önünde yargılamanın yeniden başlatılmasını talep etme imkânı verdiğini hatırlatmaktadır.
29. Mahkeme daha önce, bu hukuk yolunun erişilebilir ve yargılamaların adil olmamasına ilişkin şikâyetlerin giderilmesini ve aynı yargılamaların konusuna ilişkin şikâyetlerin yeniden incelenmesini sağlayabilecek makul bir bakış açısı sunacak nitelikte olduğu sonucuna varmıştır (Oğuz Baysal/Türkiye (k.k.), no. 29698/11, § 17, 22 Mayıs 2018).
30. Mahkeme, somut olayda, varılan bu sonuçtan uzaklaşmasına neden olabilecek herhangi bir sebep görmemektedir (ayrıca bu yönde bk. Polat/Türkiye (k.k.), no. 37887/09, §§ 10-15, 10 Eylül 2019).
31. Dolayısıyla Mahkeme, söz konusu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 30 Haziran 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdürü Başkan