AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 36331/20
Aytaç ÜNSAL ve Ebru TİMTİK/Türkiye
Başkan,
Jon Fridrik Kjølbro,
Hâkimler,
Aleš Pejchal,
Valeriu Griţco,
Egidijus Kūris,
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo,
Saadet Yüksel,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 8 Haziran 2021 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 20 Ağustos 2020 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu göz önünde bulundurarak,
Mahkeme İç Tüzüğü’nün 41. maddesi uyarınca, yukarıda anılan başvuruya öncelik verilmesine ilişkin kararı göz önünde bulundurarak,
Mahkeme’nin başvuranların açlık grevlerine son vermelerine yönelik çağrısını göz önünde bulundurarak,
Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54 § 2 (a) maddesi kapsamında Hükümet tarafından sağlanan bilgileri göz önünde bulundurarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Başvuranlar Aytaç Ünsal ve Ebru Timtik, sırasıyla 1989 ve 1978 doğumlu Türk vatandaşlarıdır. Ünsal, İstanbul ilinde ikamet etmektedir. Timtik, 27 Ağustos 2020 tarihinde vefat etmiştir. Timtik’in kardeşi Barkın Timtik, onun adına yargılamaları sürdürme isteğini dile getirmiştir. Başvuranlar, Mahkeme önünde, İstanbul Barosuna bağlı Avukat C. Akbulut tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
Dava konusu olaylar, taraflar tarafından ileri sürüldüğü şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Davanın arka planı ve ilgili hukuk yargılamaları
4. Başvuranlar, DHKP/C (Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi) terör örgütüne üye oldukları şüphesiyle tutuklu bulunan avukatlardır. Çok sayıda yazılı ve bilgisayar deliline ve ifadelere dayanılarak, başvuranların terör faaliyetleri nedeniyle yakalanıp tutuklanan kişiler ile örgütün hiyerarşisi arasında haberci olarak yaptıkları eylemlerin, örgüte eleman kazandırılması ve örgüt üyelerinin eğitimlerinde yer almaları, bir savcının makamında suikasta uğramasıyla ilgili bağlantıları ve söz konusu suikast eylemiyle ilgili propaganda materyalleri, örgüt üyeliklerini belirleyen unsurlar oldukları değerlendirilmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, 20 Mart 2019 tarihinde, başvuranların suçunu sabit bularak onları sırasıyla on yıl altı ay ve on üç yıl altı ay hapis cezası ile cezalandırmıştır. Birinci başvuran hakkındaki ceza yargılaması halen Yargıtay’da derdesttir.
2. Başvuranlar tarafından başlatılan açlık grevi
5. Başvuranlar, sırasıyla 3 Ocak ve 2 Şubat 2020 tarihlerinde, diğer hususların yanı sıra, aleyhlerinde başlatılan ceza yargılamalarını protesto etmek amacıyla açlık grevine başlamışlardır. Başvuranlar, 5 Nisan 2020 tarihinde, açlık grevini “ölüm orucuna” dönüştürdüklerini duyurmuşlardır.
Başvuranlar, 23 Temmuz 2020 tarihinde, hapis cezalarının infazının durdurulmasını öngören 5275 sayılı Kanunun 16. maddesi uyarınca tahliyelerini talep etmişlerdir. Adli Tıp Kurumu tarafından 29 ve 30 Temmuz 2020 tarihlerinde düzenlenen sağlık raporlarına göre, her iki başvuranın da beslenme yetersizliği nedeniyle sağlık durumlarının kötü olduğu açıklanmıştır. Raporlarda, başvuranların sağlık durumlarının tutuklu bulundurulmaya uygun olmadığı ve tıbbi tedavilerinin hastanede sürdürülmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu raporlara göre, başvuranlar şeker, sıvı ve B1 vitamini almışlardır. Daha sonra, 30 Temmuz 2020 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranların tahliye taleplerini reddetmiş ve yukarıda belirtilen raporlara dayanarak, başvuranların tıbbi takip ve tedavilerinin acilen hastanede yapılmasına karar vermiştir. Başvuranlar, Ağır Ceza Mahkemesinin yalnızca tahliyeleri hususunda karar vermeye yetkili olduğunu ve kendilerini rızaları dışında hastaneye sevk etme konusunda yetkisinin bulunmadığını ileri sürerek söz konusu karara karşı itiraz etmişlerdir. Başvuranlar, ayrıca, ceza infaz kurumundaki koşullardan daha kötü koşullarda tutuldukları için, hastanede kaldıkları süre boyunca sağlık durumlarının kötüleştiğini iddia etmişlerdir. Başvuranların itirazları sırasıyla 4 ve 6 Ağustos 2020 tarihlerinde reddedilmiştir. Başvuranlar, 10 Ağustos 2020 tarihinde, Anayasa Mahkemesine başvurarak tahliyeye yönelik tedbir kararı verilmesini talep etmişlerdir. Başvuranlar, Türk Tabipler Birliği tarafından yapılan tıbbi değerlendirmeye dayanarak, hastanede Covid-19 virüsüne yakalanabileceklerini ve sağlık durumlarının kötü olması nedeniyle ölme riskiyle karşı karşıya olduklarını belirtmişlerdir.Anayasa Mahkemesi, 11 Ağustos 2020 tarihinde, başvuranların Adli Tıp Kurumunun raporlarına dayanılarak hastaneye yatırıldığına ve kendilerine gerekli tıbbi tedavinin sağlandığına hükmederek tedbir kararı talebini reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, başvuranların ne Covid-19 pandemisi ne de diğer tıbbi nedenlerle ilgili olarak, hastanede belirli yetersiz koşulların olduğu iddiasında bulunmadıklarını belirtmiştir. Bu doğrultuda, Anayasa Mahkemesi, başvuranların tahliye edilmemiş olmalarının başlı başına, başvuranların yaşamlarına veya fiziksel bütünlüklerine yönelik risk oluşturmadığı sonucuna varmıştır. Dava dosyasındaki bilgilere göre, davanın esasına ilişkin inceleme halen Anayasa Mahkemesi önünde devam etmektedir.
Hastaneye yatırılma ve ilgili sağlık raporları
(a) Aytaç Ünsal
12. Aytaç Ünsal, 30 Temmuz 2020 tarihinde, ceza infaz kurumundan Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilmiştir. Aytaç Ünsal’ın tıbbi takip ve tedavisinin yapılması için yedi uzmandan oluşan bir kurul oluşturulmuştur. Kurulda, dahiliye, endokrinoloji ve metabolik hastalıklar, nöroloji, kardiyoloji, psikiyatri, enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji alanlarında uzmanlaşmış doktorların yanı sıra bir beslenme uzmanı yer almıştır. Başvuranın tıbbi dosyasına göre, başvuranın günlük kontrolü yapılmış ancak kendisi tıbbi tedaviyi kesin olarak reddetmiştir.
13. Başvuranın bir akrabasının, 31 Temmuz 2020 tarihinde, bakıcı olarak hastanede başvuranın yanında kalmasına izin verilmiştir.
Kurul, 5 Ağustos 2020 tarihinde, bir rapor düzenlemiş ve bu raporda, açlık grevinin başvuranın vücudunda yol açtığı zarar, başvuranın tedaviyi kabul etmesi halinde kullanılacak ilaçların türleri, sağlığı için kritik öneme sahip olabilecek yaşam tarzı önerileri ve gerektiğinde tıbbi yardımı nasıl alabileceği hususlarında sürekli olarak bilgilendirildiği belirtilmiştir. Ancak başvuran, muayene veya tedaviyi reddetmiştir. Raporda, başvuranın hastanede kaldığı süre boyunca bilincinin açık olduğu ve psikotik bir bozukluk belirtisi göstermediği kaydedilmiştir. Ayrıca, başvuranın mevcut sağlık durumundan kaynaklı olarak bağışıklık sisteminin ciddi ölçüde zayıfladığı dikkate alındığında, uzun süre boyunca hastanede yatışının, Covid-19 pandemisi ve diğer hastane enfeksiyonları nedeniyle risk teşkil ettiği kaydedilmiştir. Son olarak, tedaviyi reddeden bilinci açık bir hastaya tıbbi müdahalede bulunulamayacağını öngören ilgili ulusal ve uluslararası anlaşmalar göz önünde bulundurularak, başvuranın hastaneye yatırılmasının ve hastane dışında tutulmasının tıbbi yönden hiçbir fark yaratmayacağının ve başvuranın dilediği takdirde hastaneden taburcu edilebileceğinin değerlendirildiği sonucuna varılmıştır.Başvuran, aynı gün, açlık grevi ve tedavinin reddi ile ilgili riskler hakkında bilgilendirildiğini belirten bir açıklama yazmıştır. Bununla birlikte, başvuran, bilincini kaybettiğinde dahi tüm muayene ve tedavileri reddettiğini ileri sürmüştür. Başvuran, sonuç olarak, adil yargılanmak istediğini ve hastaneden taburcu olmayı talep ettiğini belirtmiştir.
(b) Ebru Timtik
Ebru Timtik, 30 Temmuz 2020 tarihinde, Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilmiştir. Yedi tıp dalından uzmanlardan oluşan benzer bir bilim kurulu, bu hastanede de kurulmuştur (bk., yukarıda para. 12).Başvuran, aynı gün, hastaneye isteği dışında getirildiğini ve ancak tahliye olduktan sonra tedaviyi kabul edeceğini yazılı olarak ifade etmiştir. Başvuran, avukatlarıyla görüşmeyi ve kendisine sadece B1 vitamini, su, şeker ve tuz verilmesini talep etmiştir. Başvuran, tüm riskler hakkında bilgilendirildiğini ve ölüm dâhil olmak üzere tüm riskleri kabul ettiğini belirtmiştir. Ardından başvuran, hastane tarafından sağlanan ve muayene ve tedaviyi reddettiğini belirttiği resmi formu doldurup imzalamıştır.31 Temmuz 2020 tarihli tıbbi kurul raporunda, başvuranın muayene veya tedaviyi kabul etmediği kaydedilmiştir. Kurul, başvuranın bilincinin açık ve oryante olduğunu, cildinin solgun ve kuru göründüğünü ve geniş kas atrofisi olduğunu tespit etmiştir. Raporda ayrıca, başvuranın ayağa kalkmakta, yürümekte ve kişisel ihtiyaçlarını yerine getirmekte zorlandığı kaydedilmiştir. Başvuranın bir akrabası, 1 Ağustos 2020 tarihinde, hastanede başvuranın yanında kalmaya başlamıştır.Bu arada, başvuran, hastaneye kendi isteği dışında getirildiğini ve kendi seçtiği doktorlar tarafından tedavi görme olanağından mahrum bırakıldığını belirten bir açıklama daha yazmıştır. Başvuran ayrıca, eylemlerinin sonuçları hakkında bilgilendirildiğini belirtmiş; ancak, tahliye edilinceye kadar tüm muayene ve tedavileri reddedeceğini ileri sürmüştür.Kurul, 4 Ağustos 2020 tarihinde, dâhiliye kliniği doktorlarının başvuranı günlük olarak muayene ettiğini belirten başka bir rapor düzenlemiştir.Kurul tarafından düzenlenen 14 Ağustos 2020 tarihli raporda, sırasıyla 31 Temmuz, 4 ve 14 Ağustos 2020 tarihlerinde, başvurana, açlık grevinin yol açtığı zarar ve muhtemel tedaviler hakkında bir kez daha ayrıntılı bilgi verildiği kaydedilmiştir. Raporda, başvuranın bilincinin açık ve oryante olduğu belirtilmiş ve başvuranın tedaviyi kabul etmemesi nedeniyle sadece tıbbi gözetime ihtiyacı olduğu sonucuna varılmıştır.Hükümet tarafından sağlanan bilgilere göre, Covid-19 hastalarının tedavisine ayrılmış hastaneler bulunmakta olup başvuranın barındırıldığı Bakırköy tıp kampüsü bunlardan biri değildir. İki ayrı kampüste on dört binadan oluşan bu hastane, 1.612 yatak ve 107 yoğun bakım yatağı kapasitesine sahiptir. Hastanede 342 doktor ve 372 yardımcı personel çalışmaktadır. Başvuran, İç Hastalıkları, Tıbbi Onkoloji ve Endokrinoloji hizmetlerinin bulunduğu A Blokta kalmıştır. Bu bina on bir kattan oluşmakta olup başvuranın odası, 2. katta, tutuklular için düzenlenen koridorun sonunda yer almaktadır. A Blok’un birinci katında bir ameliyathane ve yetişkin yoğun bakım üniteleri vardır. Bu binada ayrıca radyoloji, nefroloji, endoskopi, ultrasonografi gibi tıbbi birimler ve kalp-damar hastalıkları için yoğun bakım üniteleri bulunmaktadır. Başvuranın kaldığı hastane odası 29 m² alana sahip olup, banyo, tuvalet, iki yatak ve iki kanepe mevcuttur. Pencereden gün ışığı gelmekle birlikte bu pencereler açılamamaktadır ve dışında güvenlik parmaklıkları vardır. Odada merkezi klima ve havalandırma mevcuttur. Polis memurları için, tutuklunun odasından pencereli metal bir kapı ile ayrılan 12 metrekarelik bir görev alanı vardır. Sadece doktorların ve diğer sağlık görevlilerinin odaya girmesine izin verilmektedir. Başvuranın refakatçisi de Covid-19 testinin negatif çıkması, dezenfekte olma, maske takma ve mesafeyi koruma gerekliliklerini yerine getirmek şartıyla odaya girebilmektedir. Başvuranın avukatlarından da dezenfeksiyon, maske ve mesafe gerekliliklerine uymaları talep edilmiştir.Başvuran, 27 Ağustos 2020 tarihinde, açlık grevi sonucunda vefat etmiştir.
ŞİKÂYETLER
Başvuranlar, Sözleşme’nin 2, 3, 5 ve 18. maddelerine dayanarak, tutuldukları hastanelerin Covid-19 pandemisi tedavilerine ayrılmış olduğunu ileri sürerek, tutuklu bulundurulmaları hususunda şikâyette bulunmuşlardır. Başvuranlar, açlık grevlerinin yol açtığı hassas sağlık durumları nedeniyle kendilerinin risk altında görmektedirler. Başvuranlar ayrıca, yeterli doğal ışık alamadıkları için hastanede bulundukları odaların koşullarının ceza infaz kurumunun koşullarından daha kötü olduğunu, koridorlarda sürekli yapay ışık bulunmasının belirli bir sıkıntı oluşturduğunu ve pencereler açılamadığı için temiz hava olmadığını şikâyet etmişlerdir. Buna ek olarak, başvuranlar, klimanın ve odanın dışında bulunan görevlilerin çıkardığı rahatsız edici seslerden şikâyet etmişlerdir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Mahkeme, başvurunun, sırasıyla Sözleşme’nin 2. ve 3. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatine varmıştır. Sözleşme’nin ilgili maddeleri aşağıdaki gibidir:
2. madde
“1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. (...)”
3. madde
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
Hükümet, başvuranların iddialarının aksine, başvuranların tutuldukları hastane binalarının pandemi tedavisine ayrılmış binalar arasında olmadığını belirtmiştir. Hükümet, ayrıca, başvuranların olası herhangi bir tıbbi tedavinin yokluğundan şikâyet etmediklerini veya başka bir hastaneye sevk edilmelerini talep etmediklerini ileri sürmüştür. Başvuranlar ayrıca, Mahkeme’nin çağrısına rağmen açlık grevlerine son vermeyerek hem doktorlarla hem de Mahkeme ile işbirliği yapmayı reddetmişlerdir. Bununla beraber, Hükümet, başvuranların hastane odalarının iyi durumda olduğunu ve ulusal makamların, başvuranların kendilerinin neden olduğu durumu usulüne uygun olarak inceleyip ele aldıklarını değerlendirmiştir.Mahkeme, Ünsal’ın 3 Eylül 2020 tarihinde hastaneden taburcu edildiğini gözlemlemektedir. Timtik ise 27 Ağustos 2020 tarihinde hastanede vefat etmiştir. Mahkeme, başvurunun aşağıda belirtilen nedenlerle kabul edilemez olduğunu değerlendirdiği için, Timtik’in mirasçısının başvurunun incelenmesine devam edilmesinde yeterli menfaate sahip olup olmadığını incelemeyecektir (López Ribalda ve Diğerleri/İspanya [BD], no. 1874/13 ve 8567/13, §§ 72-73, 17 Ekim 2019, Kaburov/Bulgaristan (k.k.), no. 9035/06, §§ 51-53, 19 Haziran 2012).Tutukluluk koşullarının tutuklunun sağlık durumuyla uyumluluğuna ilişkin ilkelere ilişkin olarak, Mahkeme, Price/Birleşik Krallık (no. 33394/96, §§ 25-30, AİHM 2001-VII) ve Tekin Yıldız/Türkiye (no. 22913/04, §§ 70-84, 10 Kasım 2005) davalarındaki kararlara atıfta bulunmaktadır.Mahkeme, ayrıca, kötü muamelenin Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamına girip girmediğinin belirlenmesi için, asgari ağırlık eşiğini aşmış olması gerektiğini yinelemektedir. Bu asgari eşiğin değerlendirilmesi, muamelenin süresi, fiziksel ve zihinsel etkileri ve bazı durumlarda mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi davanın tüm koşullarına bağlıdır (bk., Bouyid/Belçika [BD], no. 23380/09, § 86, AİHM 2015). Dolayısıyla, muamelenin hoş olmayan yönler içermesi yeterli değildir(bk., Guzzardi/İtalya, 6 Kasım 1980, § 107, Seri A no. 39, Messina/İtalya (no. 2) (k.k.), no. 25498/94, AİHM 1999-V).Sağlık durumu, yaş ve ağır fiziksel engellilik, tutukluluk kapasitesinin Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında değerlendirildiği durumları oluşturmaktadır. Bu hüküm, tutukluların sağlık gerekçesiyle tahliye edilmesine yönelik genel bir yükümlülük getirdiği şeklinde yorumlanamasa da, Devlete, yine de, örneğin özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilere gerekli tıbbi yardımı sağlayarak onların fiziksel sağlıklarını koruma yükümlülüğünü getirmektedir (bk., Mouisel/Fransa, no. 67263/01, §§ 38-40, AİHM 2002-IX). Bu bağlamda, bir tutuklunun tahliye edilmesini tavsiye eden bir sağlık raporuna uymamaya karar verdikleri durumlarda, gerekli bakım veya tedavi için adımlar atarak bu tür bir rapora uyup uymama konusunda karar vermek ulusal yargı makamlarının görevidir (bk., Sakkopoulos/Yunanistan, no. 61828/00, § 44, 15 Ocak 2004, ve Erdem Onur Yıldız/Türkiye, no. 9655/07, §§ 30-31, 27 Ekim 2009).Kendi hayatlarını gönüllü olarak riske atan tutuklulara ilişkin özel durumla ilgili olarak, Mahkeme, yetkililere yönelik baskı eylemlerinin yol açtığı olayların, bu yetkililerin durumu usulüne uygun olarak incelemeleri ve yönetmeleri koşuluyla, Sözleşme’nin ihlaline neden olamayacağını yinelemektedir. Bu, özellikle, açlık grevindeki bir tutuklunun, sağlık durumu hayatını tehdit edecek olsa bile, herhangi bir müdahaleyi açıkça reddettiği durumlarda geçerlidir (bk., Rappaz/İsviçre (k.k.), no. 73175/10, §§ 49-51, 26 Mart 2013, Gurbuz ve Colak/Türkiye (k.k.), no. 22614/04, 26 Ocak 2010, Horoz/Türkiye (k.k.), no. 1639/03, §§ 22-30, 31 Mart 2009, Rüzgar/Türkiye, (k.k.) no. 28489/04, 21 Kasım 2006).Somut davada Mahkeme, başvuranların açlık grevleri nedeniyle sağlık durumları kötüleşir kötüleşmez hastaneye yatırıldıklarını kaydetmektedir. Mahkeme, dava dosyasında sağlanan bilgiler dikkate alındığında, başvuranların tutulduğu hastane odalarının koşullarının yetersiz olduğu kanaatinde değildir. Başvuranlar, herhangi bir olası tıbbi müdahale veya tedaviye ilişkin bir sorundan da şikâyet etmemişlerdir. Ayrıca, özellikle başvuranların tutuldukları bina ve odaların niteliğine ilişkin olarak Hükümet tarafından verilen bilgiler dikkate alındığında, belirli bir enfeksiyon riski iddiasını destekleyen hiçbir unsur bulunmamaktadır. Mahkeme bu bağlamda, Hükümet tarafından sıralanan, sağlık görevlileri, ziyaretçiler ve refakatçiler ile ilgili olarak dezenfeksiyon, maske takma ve sosyal mesafe tedbirlerini ve son olarak, refakatçilerin test sonuçlarının negatif çıkması gibi tedbirleri dikkate almaktadır (bk., yukarıda paragraflar 17, 18 ve 28).Bununla beraber Mahkeme, başvuranlara refakatçi olarak kalmalarına izin verilen akrabaların yardımcı olduğunu ve her iki başvuranın da açlık grevinin olası tüm etkileri ve kabul etmeleri halinde uygulanacak tedavi türü hakkında kapsamlı bir şekilde bilgilendirildiklerini gözlemlemektedir. Ancak, başvuranlar, muayene ve tedaviyi kesin olarak reddetmiş ve Mahkeme’nin açlık grevlerini sonlandırmaları ve tıbbi makamlarla işbirliği yapmaları yönündeki çağrısına uymamışlardır.Mahkeme, ilgili adli ve idari makamların, açlık grevinin başvuranların sağlığına ve yaşamına yönelik oluşturduğu riskleri derhal fark ettiklerini ve bu riskleri azaltmak için gerekli gördükleri adımları attıklarını kaydetmektedir. Bu nedenle, ulusal makamlar, Sözleşme’nin 2 ve 3. maddelerinin gerektirdiği üzere durumu usulüne uygun olarak incelemedikleri ve yönetmedikleri yönünde eleştirilemezler. Başvuranların tutuklu olmadıkları sırada açlık grevi yapmış olmaları halinde alabilecekleri herhangi bir tedavi veya yardımdan hastanede yattıkları süre boyunca yoksun bırakıldıklarına dair herhangi bir iddia veya unsur bulunmamaktadır (bk., yukarıda anılan Rappaz, § 57, yukarıda anılan Horoz, §§ 30). Aynı nedenlerle, Ünsal’ın hastaneden taburcu edilmesinin ve Timtik’in hastanede vefat etmesinin Mahkeme’nin vardığı sonuç üzerinde etkisi bulunmamaktadır.Önüne sunulan delillere dayanarak ilgili olguların genel bir değerlendirmesini yapan Mahkeme, bunun, tutukluların gerekli tıbbi bakım veya tedavisinin, alınan tedbirlerden başka tedbirleri gerektirdiği bir durum olmadığı sonucuna varmıştır.Dolayısıyla, başvuru açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3(a) ve 4 maddeleri uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, 1 Temmuz 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley Naismith Jon Fridrik Kjølbro
Yazı İşleri Müdürü Başkan