AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No: 39863/11
Hüseyin ÜNSAL / TÜRKİYE
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 17 Mayıs 2016 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda anılan 17 Mart 2011 tarihli başvuruyu göz önünde bulundurarak yapılan müzakereler neticesinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Hüseyin Ünsal, Türk vatandaşı olup 1987 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“Mahkeme”) önünde, Ankara Barosuna bağlı Avukat G. Güneş tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
2. Başvurunun kendine özgü koşulları, başvuran tarafından ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. PKK (Kürdistan İşçi Partisi, yasadışı silahlı örgüt) terör örgütü mensupları, 26 Haziran 2008 tarihinde saat 06.45 sularında birçok sivil giyimli asker üzerine ateş açmıştır. Akabinde, güvenlik güçleri ile PKK üyeleri arasında silahlı çatışma çıkmıştır.
4. Aynı gün saat 12.00 sıralarında (öğle saatlerinde), Lice’de (Diyarbakır) askerlik hizmetini yerine getiren başvuranın da arasında bulunduğu/yer aldığı askeri güçler olay yerine gitmiştir. Başvuran anti-personel mayınları tespit etmekle görevliydi.
5. Yine aynı gün, saat 12.45 sularında başvuran, PKK üyeleri tarafından yerleştirilmiş uzaktan kumandalı mayının patlaması sonucu ağır bir şekilde yüzünden yaralanmıştır.
6. Başvuran öncelikle, Lice Devlet Hastanesine götürülmüş, ardından helikopterle Diyarbakır Asker Hastanesine nakledilip ameliyata alınmıştır.
7. Başvuran 27 Haziran 2008 tarihinde, hava ambulansı ile Ankara Gülhane Askeri Tip Akademisi’ne (GATA) nakledilmiş ve 17 Ağustos ve 25 Kasım 2008 tarihlerinde iki kez gözlerinden ameliyat edilmiştir.
8. Gülhane Askeri Hastanesi tarafından 4 Aralık 2008’de hazırlanan 5191 numaralı sağlık raporunda, patlama sonucu başvuranın görme yetisini kaybettiği, hayatı boyunca bir kişinin yardımına ve bakımına ihtiyacı olacağı ve artık askerlik hizmetini yerine getirebilecek durumda olmadığı belirtilmiştir.
9. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü tarafından 11 Ocak 2009 tarihinde verilen bir karar ile başvurana 1 Ocak 2009 tarihinden itibaren ömür boyu malullük aylığı bağlandığı görülmektedir. Söz konusu malullük aylığı miktarı 1.727,70 Türk lirası (TL - yaklaşık 805 avro (EUR)) kadardır. Başvurana belli bir oranda ek ödeme de yapılmıştır.
10. Milli Savunma Bakanlığı Nakdî Tazminat Komisyonu 26 Haziran 2009 tarihli kararıyla, başvurana, uğradığı zararlar için 101.659,50 TL (yaklaşık 47.300 avro) ödenmesine karar vermiştir.
11. Başvuran 24 Eylül 2009 tarihinde, Milli Savunma Bakanlığı’na başvurmuş, maddi tazminat olarak 220.000 TL ve manevi tazminat olarak 60.000 TL istemiştir. Ancak bu talebi cevapsız kalmıştır.
12. Başvuran 4 Aralık 2009 tarihinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne yaralanma kaynaklı zararın giderilmesi için tazminat davası açmıştır. Başvuran maddi tazminat için 240.000 TL ve manevi tazminat için de 60.000 TL istemiştir.
13. Belirtilmeyen bir tarihte, Milli Savunma Bakanlığı, ilgiliye daha önce ödenen miktarlar göz önünde bulundurularak Askeri Yüksek İdare Mahkemesinden başvuranın talebini reddetmesini istediği bir cevap dilekçesi sunmuştur.
14. Belirtilmeyen bir tarihte, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, başvuranın uğradığı zararların belirlenmesi için bir bilirkişi tayin etmiştir. Söz konusu bilirkişi raporunu, 16 Temmuz 2010 tarihinde sunmuştur. Bilirkişi, malullük aylığı miktarını ve Savunma Bakanlığı Nakdî Tazminat Komisyonu tarafından verilen toplam tazminat miktarını dikkate alarak, başvurana ödenen meblağların 254.524 TL’ye (yaklaşık 128.000 avro) ulaştığını belirtmiştir. Bilirkişi bu miktarın, başvuranın uğradığı zarardan daha fazla olduğuna ve bu nedenle başvurana tazminat ödenmesine gerek olmadığına kanaat getirmiştir.
15. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 13 Ekim 2010 tarihinde, davanın esası hakkında karar vermiştir. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kararın gerekçesinde, Devletin kusursuz/objektif sorumluluğunun bulunduğuna kanaat getirmiştir. Yüksek Mahkemeye göre bu sorumluluk, Anayasa’nın 125. maddesi uyarınca devlet görevlilerine atfedilebilir bir hizmet kusuru olmasa da kesinlikle tazminat ödenmesini gerektirdiğini belirtmiştir. Yüksek Mahkeme, idare tarafından başvurana bağlanan aylık ve ödenen tazminat miktarını göz önünde bulundurarak ve 16 Temmuz 2010 tarihli bilirkişi raporuna dayanarak başvuranın talebini reddetmiştir.
16. Başvuran 10 Aralık 2010 tarihinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin kararını temyiz etmiştir.
17. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, 31 Ocak 2011 tarihinde başvurana tebliğ edilen 12 Ocak 2011 tarihli bir kararında itiraz edilen kararın usul ve kanuna uygun bularak, başvuranın itirazını dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir.
B. İlgili İç Hukuk Kuralları
18. Anayasa’nın 125. maddesinin somut olayla ilgili kısımları şu şekildedir:
“1. İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.
(...)
7. İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”
ŞİKÂYETLER
19. Başvuran Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, potansiyel olarak ölümcül olan yaraları nedeniyle ulusal merciler tarafından verilen meblağların yetersiz olduğunu ileri sürmektedir. Başvuran özellikle yapmış olduğu tazminat talebinin Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tarafından reddedilmesinden şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
20.Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, Devletin, mayın patladıktan sonra kendisin etkin bir koruma sağlayamamasından, özellikle de Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tarafından tazminat talebinin reddedilmesinden şikâyet etmektedir.
Dava konusu olay ve olguların hukuki tavsifini yapmakla yetkili olan Mahkeme (İstanbullu ve Aydın/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 20793/07 ve 29240/07, § 24, 29 Eylül 2015), başvuran tarafından ifade edilen şikâyetlerin, Sözleşme’nin yalnızca 2. maddesi açısından bir inceleme yapılmasını gerektirdiği kanaatindedir. Söz konusu maddenin ilgili bölümü aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. (...)”
21. Mahkeme, patlamalara maruz kalıp hayatta kalan kişilerle ilgili benzer davalarda Sözleşme’nin 2. maddesi çerçevesinde ileri sürülen şikâyeti daha önce incelediğini hatırlatmaktadır (Akdemir ve Evin/Türkiye, No. 58255/08 ve 29725/09, § 46, 17 Mart 2015).
22. Mahkeme, başvuranın yasadışı PKK örgütü üyeleri tarafından yerleştirilen bir mayının patlaması neticesinde yaralandığını kaydetmektedir. Başvuran, bu patlamada ya da yaralanmasında Devletin sorumlu olduğunu iddia etmemektedir. Başvuran Devletin ihmalkâr davrandığını ve olayı önlemek veya mayının patlamasına bağlı riskleri azaltmak için gerekli tedbirleri almaktan geri kaldığını da iddia etmemektedir. Başvuran maddi ve manevi zararlar için ulusal merciler tarafından verilen tazminatın yetersizliğinden bilhassa da ek tazminat talebinin Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tarafından reddedilmesinden şikâyet etmektedir. Başvuranın, Türkiye’nin hayatını korumak için Sözleşme’nin 2. maddesinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmediği iddiası dikkate alındığında Mahkeme, davanın kendine özgü koşullarında başvuranın aşağıdaki nedenlerden ötürü Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlalinden mağdur olduğunu iddia edemeyeceği için bu konuda karar vermeyi gerekli görmemektedir.
23. Mahkeme, iddia edilen sözleşme ihlalini düzeltme görevinin öncelikli olarak ulusal yetkililere ait olduğunu yinelemektedir. Mahkeme bu bağlamda bir başvuranın iddia edilen ihlalin/eksikliğin “mağduru” olduğunu ileri sürüp süremeyeceği meselesinin Sözleşme açısından yargılamanın tüm aşamasında ortaya çıktığını hatırlatmaktadır. Ulusal makamlar Sözleşme’nin ihlalini açıkça veya öz olarak kabul edip ihlalin telafisini sağlamadıkça başvuranın lehine olan bir karar veya tedbir, başvuranı Sözleşme’nin 34. maddesi doğrultusunda, mağdur sıfatından yoksun bırakmak için yeterli değildir. (Kurić ve diğerleri/Slovenya [BD], No. 26828/06, § 259, AİHM 2012 (özetler)).
24. Bir kişinin iddia edilen Sözleşme ihlali sonucu mağdur olduğunu halen ileri sürüp süremeyeceği meselesi esasen Mahkeme’nin kişinin durumu hakkında geriye dönük (ex post facto) inceleme yapmasını gerektirmektedir. (Centro Europa 7 S.r.l. ve Di Stefano/İtalya [BD], No. 38433/09, § 82, AİHM 2012).
25. Dolayısıyla bir yandan, Sözleşme tarafından korunan bir hakkın ulusal makamlar tarafından en azından öz olarak ihlal edildiğinin tanınıp tanınmadığını, diğer yandan tazminatın uygun ve yeterli olup olmadığını inceleme görevi Mahkeme’ye düşmektedir (bkz. özellikle, Scordino/İtalya (No. 1) [BD], No. 36813/97, § 193, AİHM 2006-V).
26.Sözleşme tarafından güvence altına alınan hakkın ihlaline karşı, ulusal düzeyde telafi edilmesi amacıyla uygun ve yeterli tazmin sağlanmasıyla ilgili olarak, Mahkeme, özellikle söz konusu Sözleşme’nin ihlal edilme niteliği göz önünde bulundurularak dava koşullarının tamamının değerlendirmesine bağlı olduğu kanaatindedir. (Gäfgen/Almanya [BD], No. 22978/05, § 116, AİHM 2010).
27. Birinci koşulla ilgili olarak bu tür olaylarda Devletin objektif sorumluluğuna ilişkin ulusal mevzuat esas alınarak Devletin mayının patlaması sonucu sebep olunan zararlar için başvurana tazminat ödeme yükümlülüğünü kabul ettiğini kaydetmektedir.
28. Ulusal merciler tarafından alınan önlemlerin, başvuran için uygun ve yeterli bir telafi imkânı sunup sunmadığını belirlemek gerekmektedir.
29. Bu bağlamda, ulusal merciler tespit edilen ihlalin telafi edilmesi için başvurana tazminat ödediğinde Mahkeme’nin tazminat tutarını incelemesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme bu incelemeyi yaparken, benzer davalardaki uygulamalarını göz önünde bulunduracak ve elindeki unsurlara dayanarak kendisine, karşılaştırılabilir bir durumda Mahkeme ne kadar tazminat öderdi, sorusunu soracaktır; bu durum karşılaştırılacak tutarların mutlaka aynı olması gerektiği anlamına gelmez.
Mahkeme ayrıca, Sözleşmeyle güvence altına alınan hak ve özgürlüklere riayet edilmesini sağlama görevinin öncelikle ulusal makamlara ait olması nedeniyle, seçilen telafi yöntemi ile bu makamların söz konusu telafiyi gerçekleştirme hızları dâhil olmak üzere davanın koşullarının tamamını göz önünde bulunduracaktır.
Öte yandan, ulusal düzeyde verilen miktar, incelenen davanın koşulları bakımından açıkça yetersiz olmamalıdır (bk., diğer kararlar arasında, Scordino (No. 1), yukarıda anılan, §§ 178-203, Cocchiarella/İtalya [BD], No. 64886/01, §§ 65107, AİHM 2006-V, Becová/Slovakya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 23788/06, 18 Eylül 2007, Kormoš/Slovakya, No. 46092/06, § 73, 8 Kasım 2011, Žúbor/Slovakya, No. 7711/06, § 63, 6 Aralık 2011, ve Horváth/Slovakya, No. 5515/09, § 93, 27 Kasım 2012).
30. Somut olayda Mahkeme, olayın ardından idarenin başvurana ömür boyu malullük aylığı bağlamış olduğunu gözlemlemektedir. Ayrıca, belli bir oranda ek tazminat ödemesinin ardından, ilgili kişi makul/önemli bir miktar yani 101.659,50 TL almıştır. Mahkeme, başvuranın, idarenin objektif sorumluluğunun bulunduğu tespit edilen bir tam yargı davası açtığını kaydetmektedir. Bununla birlikte, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, ulusal düzeyde yürütülen bilirkişi incelemesine dayanarak, başvurana ödenen tutarın hesap edilen zarardan daha fazla olduğu gerekçesiyle ilgili kişinin ek tazminat talebini reddetmiştir.
31. Mahkeme delillerin değerlendirilmesinin öncelikle iç hukuk ve ulusal mahkemelere ait olduğunu hatırlatarak, somut olayla ilgili, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin gerekçesinin keyfi olarak değerlendirilemeyeceği kanaatindedir. Böylece Mahkemeye göre, başvuran tarafa ödenen meblağların açıkça/gerçekten yetersiz olduğu söylenemez.
32. İç hukukta hükmedilen tazminat yeterli ve uygun olduğundan başvuran bundan böyle Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlali nedeniyle “mağdur” olduğunu iddia edemeyecektir.
33. Başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında Sözleşme hükümleriyle kişi bakımından (ratione personae) bağdaşmadığı sonucuna varılmaktadır ve başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 9 Haziran 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley Naismith Julia Laffranque
Yazı İşleri Müdürü Başkan
Full & Egal Universal Law Academy