AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 40306/09
Utku ÜNSAL / Türkiye
Başkan
Paul Lemmens,
Yargıçlar
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 3 Temmuz 2018 tarihinde komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 8 Temmuz 2009 tarihinde yapılan başvuruyu ve 8 Nisan 2004 tarihli kısmi kararı göz önünde bulundurarak, yapılan müzakerenin ardından aşağıdaki kararı vermiştir
OLAYLAR
1. Başvuran Utku Ünsal, Türk vatandaşı olup, 1937 doğumludur ve İzmir’de ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, İzmir Barosuna bağlı avukatlar Ö. Yılmaz ve A. Arıkan tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
2. Davaya konu olaylar, başvuran tarafından ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuran, Londra’da, Türkiye Büyükelçiliğinde danışman olarak görev yapmaktaydı. 7 Nisan 2004 tarihinde, yapılan bir vergi denetimi sonrasında, zimmetine para geçirme ve görevi kötüye kullanma suçları nedeniyle hakkında ceza soruşturması başlatılmıştır.
4. İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi 30 Kasım 2006 tarihinde başvuranın beraatına karar vermiştir.
5. Bu karar 25 Aralık 2008 tarihinde Yargıtay tarafından bozulmuş; aynı zamanda davanın zaman aşımına uğradığı tespit edilmiş ve kayıttan düşürülmesine karar verilmiştir. Yargıtay’ın bu kararı, 13 Mart 2009 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesinin Yazı İşleri Müdürlüğüne iletilmiştir.
ŞİKÂYETLER
6. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1, 2 ve 3. fıkralarına dayanarak, bazı delil unsurlarının kendisine iletilmediği, davanın zaman aşımına uğramasının kendisini aklanma hakkından yoksun bıraktığı ve lehte tanıkları dinletme olanağı bulunmadığı gerekçeleriyle, yargılamanın hakkaniyetten yoksun olduğundan şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
7. Başvuran, hakkında yürütülen ceza yargılamasının hakkaniyetten yoksun olduğundan ve bilhassa, Yargıtay’ın olayların zaman aşımına uğradığı tespitinde bulunduğu kararı nedeniyle aklanamadığından yakınmaktadır.
8. Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinin, bir ceza davası sonunda belli bir sonuca ulaşma ya da bu nedenle, yöneltilen suçlamalar ile ilgili olarak kesin bir mahkûmiyet ya da beraat kararı verilmesine ilişkin bir hakkı garanti etmese bile (Withey /Birleşik Krallık (kk.), No. 59493/00, AİHM 2003-X), yargı süreci başladığında, her sanığın davasının bir mahkeme tarafından makul bir süre içinde görülmesi isteme hakkını tartışmasız olarak kabul ettiğini hatırlatmaktadır. Bu hak, dayanağını, bir sanığın, çok uzun süre boyunca, cezai alanda kendisine yöneltilen suçlama konusundaki çözümün belirsizliği içerisinde kalmamasına özen gösterme gerekliliğinde bulmaktadır (Wemhoff/Almanya, 27 Haziran 1968, § 18, seri A no 7 ve Stögmüller/Avusturya, 10 Kasım1969, § 9, seri A no 9, Kart/Türkiye ([BD], No. 8917/05, § 68, AİHM 2009 (özetler) kararında, meclis dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin koşullar ve mahkemeye erişim ile ilgili belirtilen referanslar).
9. Öncelikle, yukarıda anılan makul süre kriteri ile ilgili olarak, Mahkeme, 8 Nisan 2014 tarihli Haçikoğlu (21786/04) ve diğer 830 başvuru/Türkiye davasında kabul edilebilirlik hakkındaki kısmi kararıyla, somut olayda ceza yargılamasının aşırı uzun süresi bağlamındaki şikâyetin, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verdiğinin altını çizmektedir. Başvuran, bu tarihten sonra, Tazminat Komisyonuna başvurma imkânına sahipti.
10. Yargı sürecinin tamamlanmasına ilişkin kriter ile ilgili olarak, Mahkeme, yukarıda anılan Withey kararında, sanığa, yargılamanın “durumu üzerinde önemli neticelere” sahip olduğunun artık düşünülemeyeceği sonucuna varmaya imkan veren ifadelerin yer aldığı ve kendisine yöneltilen suçlamalar nedeniyle artık soruşturulmayacağı bilgisi verilen resmi tebligat yapılması halinde soruşturmaların sonlanmış olarak değerlendirilmesinin uygun olacağını ifade ettiğini hatırlatmaktadır.
11. Somut olayda, Mahkeme, Yargıtay’ın, söz konusu davayı zaman aşımı nedeniyle kayıttan düşürdüğü 25 Aralık 2008 tarihli kararının nihai karar teşkil ettiğini ve bu kararın, Savcılığı, başvuran hakkında açılan soruşturmaları bir gün yeniden başlatması için herhangi bir teorik imkân barındırmadığı yönündeki kritere uygun olduğunu tespit etmektedir.
12. Bu noktada geriye, başvuranın, kurallara uygun bir beraat kararı elde etmek için tanıkların sorgulanmasına da imkân verebilecek bir dava sırasında kendi masumiyetini ispat etmesinin mümkün olmayışı ile ilgili şikâyetlerin Sözleşme’nin 6. maddesinin 2 ve 3. fıkralarının ihlalini teşkil edip etmediğini belirlemek kalmaktadır. Ancak, Mahkeme’nin yukarıda hatırlattığı gibi, 6. madde, ceza davası sonunda belli bir sonuç elde etme hakkını taahhüt etmemektedir (bk. yukarıda 8. paragraf). Bu nedenle, başvuran hakkında açılan ceza soruşturmalarının kesin bir beraat kararıyla sonuçlanmamış olmaları, masumiyet karinesinin ihlalini teşkil etmemektedir.
13. Yukarıda belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, Mahkeme, başvurunun geri kalan kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatine varmakta ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ile 4. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar vermektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 6 Eylül 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy