AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no.19588/12
Emin ÜRÜN / Türkiye
Başkan
Valeriu Gritco,
Yargıçlar
Stephanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Vekili Milan Blasko’nun katılımıyla, 26 Nisan 2016 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Yukarıda belirtilen 8 Aralık 2011 tarihli başvuru ile davalı Hükümetin sunduğu görüşleri ve başvuranın cevaben ilettiği görüşlerini göz önünde bulundurarak,
Yapılan müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Başvurunun temelinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamında 8 Aralık 2011 tarihinde Türk vatandaşı Emin Ürün (“başvuran”) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkeme’ye yapılan bir başvuru (no. 19588/12) yer almaktadır.
2. Başvuran Emin Ürün, 1984 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve şu anda İzmir’de hapis cezası infaz edilmektedir. Mahkeme’ye 8 Aralık 2011 tarihinde başvurmuştur. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmektedir.
3. Başvuranın uzun tutukluluk süresine ilişkin şikâyeti, 13 Mayıs 2013 tarihinde Bölüm Başkanı tarafından Hükümet’e tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
4. Davaya konu olaylar, tarafların ibraz ettiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
5. Başvuran, 14 Mayıs 2009 tarihinde Şırnak’ta yakalanmış ve polis tarafından gözaltına alınmıştır. Başvuran, 16 Mayıs 2009 tarihinde, Şırnak Sulh Ceza Mahkemesi kararıyla tutuklanmıştır.
6. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’ne hitaben20 Kasım 2009 tarihinde başvuran hakkında terör örgütüne üye olma ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun ihlal etme suçlamalarını içeren bir iddianame hazırlanmıştır.
7. Birinci duruşma 19 Şubat 2010 tarihinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi önünde görülmüştür. Daha sonra, 2 Ocak 2013 tarihine kadar, mahkeme, yirmi dört duruşma daha gerçekleştirmiş ve bu duruşmalarda başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiştir.
8. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 2 Ocak 2013 tarihinde, başvuranı on yıl altı ay hapis cezasına mahkûm etmiştir.
9. Dava dosyasındaki bilgilere göre, Yargıtay belirtilmeyen bir tarihte ilk derece mahkemesi kararını onamıştır.
ŞİKÂYETLER
10. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesi uyarınca, tutukluluk süresinin aşırı uzun olmasından şikâyetçi olmuştur. Ayrıca, başvuran, detay vermeksizin Sözleşme’nin 7, 9 ve 10. maddelerine atıfta bulunmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
11. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi uyarınca tutukluluk süresinin aşırı uzun olmasından şikâyetçi olmuştur.
12. Hükümet, 23 Eylül 2012 tarihinde başvuranın tutuklu bulunması nedeniyle iç hukuk yollarını tüketmediğini ve Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunması gerektiğini belirtmiştir.
13. Mahkeme, Anayasa Mahkemesi önündeki yeni hukuk yolunun temel yönlerini inceledikten sonra, Türk Parlamentosunun bu mahkemeye 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen tüm kararlar bakımından Sözleşme kapsamında korunan hak ve özgürlüklere ilişkin ihlaller kapsamında ilke olarak, doğrudan ve hızlı bir tazmin imkânı sağladığını tespit etmiş ve bunun kullanılması gereken yeni bir hukuk yolu olduğunu beyan etmiştir (bk. Hasan Uzun / Türkiye, (k.k.), no. 10755/13, §§ 68-71, 30 Nisan 2013).
14. Mahkeme ayrıca, Anayasa Mahkemesi’nin zaman bakımından yetkisinin 23 Eylül 2012 tarihinde başladığını ve bireysel başvuru hakkının yürürlüğe girmesinden önce başlayan ve bu tarihten sonra devam eden sürekli ihlalleri kapsayan durumlara ilişkin olarak zaman bakımından yetkisinin uzatılmasının kabul edildiği bazı kararlar verildiğini kaydetmektedir (bk. Koçintar / Türkiye (k.k.), no. 77429/12, §§ 15-26, 39, 1 Temmuz 2014;Levent Bektaş / Türkiye, no. 70026/10, §§ 40-42, 16 Haziran 2015).
15. Mevcut davada, başvuranın tutukluluğu 16 Mayıs 2009 tarihinde başlamış ve ilk derece mahkemesi tarafından mahkûmiyetine karar verildiği tarih olan 2 Ocak 2013 tarihinde sona ermiştir. Bu nedenle, 23 Eylül 2012 tarihinden önceki dönemde dahi, başvuranın tutukluluğu Anayasa Mahkemesi’nin zaman bakımından yetkisi kapsamına girmiştir.
16. Mahkeme sonuç olarak, Hükümetin ilk itirazını göz önünde bulundurarak, iç hukuk yollarının tüketilmemesi sebebiyle bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
17. Son olarak, başvuranın Sözleşme’nin 7, 9 ve 10. maddeleri uyarınca dile getirdiği şikâyetlere ilişkin olarak, önündeki bütün belgeler ışığında, Mahkeme, başvuranın iddialarının Sözleşme’de veya Protokoller’inde belirtilen hak ve özgürlüklerin ihlaline işaret etmediğine hükmetmiştir. Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olarak nitelendirilmesine hükmetmiştir.
Bu gerekçelere dayanarak, Mahkeme oybirliğiyle,
Başvuruyu kabul edilemez olarak nitelendirir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 19 Mayıs 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Milan Blasko Valeriu Gritco
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı VekiliBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy