AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 12647/11
Rahime UYAR ve Diğerleri / Türkiye
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 11 Ekim 2016 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm); 29 Kasım 2010 tarihinde gerçekleştirilen yukarıdaki başvuruyu dikkate alarak gerçekleştirilen müzakereler sonucunda, aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuranların listesi ekte belirtilmiştir.
A. Davanın koşulları
2. Başvuranların bildirdiği şekliyle, davaya ilişkin olaylar aşağıdaki gibi özetlenebilir:
3. Başvuranların sırasıyla oğlu ve erkek kardeşi olan Utku Uyar; 2 Aralık 2002 tarihinde, öğlen 14.30 civarında kullandığı aracın bir dozerle çarpışması sonucu meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Dozer; Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından yol çalışmaları için kullanılmaktadır. 3 Aralık 2002 tarihinde; mağdurun cesedi üzerinde yapılan otopsi işlemi sonucunda, mağdurun çarpışma sırasında yaşanan travma neticesinde hayatını kaybettiği doğrulanmıştır.
1. Kazaya ilişkin ceza yargılamaları
4. Kazadan kısa süre sonra, üç jandarma görevlisi kaza raporunu hazırlamak üzere çarpışmanın gerçekleştiği yere gitmişlerdir. Jandarmalar, yaptıkları diğer tespitlerin yanı sıra; dozerin sürücüsü tarafından da doğrulandığı üzere, sürücüleri yol çalışmaları hakkında uyaran herhangi bir işaret konulmadığını kaydetmişlerdir. Jandarma görevlileri tarafından hazırlanan krokiye göre; dozer ana yolun sağ kenarında asfaltsız bir alanda park etmiş durumdayken, Utku Uyar’ın kullandığı otomobil, dozere sol arkadan çarpmıştır.
5. 2 Aralık 2002 tarihinde jandarma tarafından alınan tanık beyanına göre; çarpışma sırasında dozerin arka tarafı ana yola doğru bir buçuk metre kadar çıkmış haldedir. Ancak kazadan hemen sonra, jandarmaların çarpışmanın meydana geldiği yere varmasından önce, yolun kenarına çekilmiştir.
6. Jandarma görevlileri, kazadan birkaç saat sonra dozer sürücüsü B.T.’nin ifadesini almışlardır. Ana yolun yanındaki asfaltsız yolda dozeri kullanırken, Utku Uyar’ın kendisine çarptığını ifade etmiştir. Kazaya ilişkin olarak sorumluluğunun bulunmadığını belirtmiştir.
7. B.T.; 3 Aralık 2002 tarihinde, ifadesinin alınması için Sultanhisar Cumhuriyet Savcısının huzuruna çıkarılmıştır. B.T.; jandarmaya verdiği ifadesini yineleyerek, kaza sırasında dozerin ana yoldan tamamen uzakta olduğu ve çarpışmanın ne şekilde gerçekleştiği konusunda bir fikri olmadığı hususunda ısrar etmiştir. Ayrıca çarpışma yerinin 700-800 metre yakınında yol çalışmalarını gösteren çeşitli işaretler bulunduğunu belirtmiştir. Aynı gün sonraki saatlerde, Sultanhisar Sulh Ceza Mahkemesi önünde de aynı ifadeleri vermiştir.
8. Sultanhisar Cumhuriyet Savcısı; 9 Aralık 2002 tarihinde A.E.H. adlı görgü tanığının ifadesini de almıştır. A.E.H.; kaza sırasında dozerin ana yolun neredeyse yarısını kaplamış olduğunu ve çarpışmadan önce, bir başka kaza gerçekleşmek üzereyken, son anda kamyon sürücüsünün dozerin yanından geçtiğini söylemiştir. Tanık; yol çalışmalarını denetleyen mühendisi, elinde bayrak tutan bir kişinin trafiği yönlendirmesi gerektiği konusunda uyardığını ifade etmiştir.
9. Sultanhisar Cumhuriyet Savcısı; 12 Aralık 2002 tarihinde, B.T. hakkında Sultanhisar Asliye Ceza Mahkemesine (“yargılamayı yürüten mahkeme”) bir iddianame sunmuş ve ilgili tarihte yürürlükte bulunan Ceza Kanunu’nun 455 § 1 maddesi uyarınca B.T.’yi; ihmal sonucu ölüme sebebiyet vermekle suçlamıştır.
10. Sultanhisar Asliye Ceza Mahkemesi, 13 Aralık 2002 tarihinde davayı görmeye başlamıştır.
11. Birinci başvuran, belirtilmeyen bir tarihte müdahil olarak yargılamalara katılmıştır.
12. Yargılamayı yürüten mahkeme, 7 Ocak 2003 tarihinde kaza yerinde keşif işlemi gerçekleştirmiştir. Keşif işlemi sırasında; bir jandarma bilirkişisi, davalı ve sekiz tanık hazır bulunmuştur. Bilirkişi; dozer, dozerin üzerinde çalışma yaptığı asfaltsız yol ile ana yol üzerinde ölçümler yapmıştır. Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadesi alınan tanıklardan yalnızca A.E.H., kazanın gerçekleştiğini görmüştür. Diğer tanıklar, çarpışmanın gerçekleştiği yer hakkında çelişkili beyanlarda bulunmuşlardır. Bazıları, ana yol ve asfaltsız alan arasındaki bankette mağdurun otomobilinin dozere çarptığını ifade ederken; bazıları ise çarpışmanın ana yolun sağ şeridinde gerçekleştiğini söylemişlerdir.
13. Jandarma bilirkişisi; 16 Ocak 2003 tarihinde raporunu hazırlamıştır (“birinci rapor”). Tanık ifadelerinin çelişkili olması nedeniyle, çarpışmanın yaşandığı noktanın kesin olarak tespit edilemeyeceğini ifade etmiştir. Ayrıca bilirkişiye göre; çarpışma bankette gerçekleştiyse, mağdurun şeridini terk ederek bankete doğru yönelmesi için herhangi bir sebep bulunmadığından sekizde beş oranında kusurludur; geriye kalan kusur ise yol yapım çalışması çevresinde gerekli güvenlik önlemlerini almamaları nedeniyle Karayolları Genel Müdürlüğü (sekizde iki) ve B.T. (sekizde bir) oranında kusurlu olacaktır. Ancak eğer çarpışma ana yolun sağ şeridinde gerçekleştiyse; B.T. ve Karayolları Genel Müdürlüğü, herhangi bir güvenlik önlemi almadan ana yolu işgal ettikleri için, sırasıyla sekizde altı ve sekizde iki oranında kusurlu olarak kabul edileceklerdir.
14. Adli Tıp Kurumu; 11 Nisan 2003 tarihinde kazaya ilişkin olarak bir rapor (“ikinci rapor”) hazırlamıştır. Dava dosyasındaki bütün bilgilere dayanarak, çarpışmanın ana yolda gerçekleştiğin tespit edilmiştir. Bu bulguya dayanarak; B.T.’nin ana yolu işgal etmesi nedeniyle sekizde üç oranında kusurlu olduğunu; mağdurun çarpışmayı engellemek için etkin şekilde tepki göstererek otomobili zamanında başka tarafa yönlendirmemesi nedeniyle sekizde üç oranında kusurlu olduğunu ve Karayolları Genel Müdürlüğünün ise, yola uyarı işaret ve sinyalleri yerleştirmemesinden dolayı sekizde iki oranında kusurlu olduğunu belirtmiştir.
15. Birinci başvuran; 17 Haziran 2003 tarihinde Adli Tıp Kurumu’nun raporuna itiraz etmiştir. Sultanhisar Asliye Ceza Mahkemesi’nin ilk iki rapor arasında çelişkiler bulunduğunu tespit etmesi nedeniyle, üçüncü bir bilirkişi raporu istediği anlaşılmaktadır.
16. Mahkeme tarafından atanan üç bilirkişi; 8 Eylül 2003 tarihinde kendi kaza raporlarını (“üçüncü rapor”) hazırlamışlardır. Bu raporda Adli Tıp Kurumu ile aynı bulgulara erişmişlerdir.
17. 5 Mart 2004 tarihinde, yol yapım çalışmasını gerçekleştiren ekibin başı olan Y.S. (“ustabaşı”) hakkında, sürücüleri yapım çalışmasıyla ilgili olarak uyarmak amacıyla, yola işaret veya bayrak tutan bir kişi yerleştirmeme yoluyla ihmal sonucu Utku Uyar’ın ölümüne sebebiyet vermesi nedeniyle, ek bir iddianame hazırlanmıştır.
18. 23 Haziran 2004 tarihinde gerçekleştirilen bir duruşmada Y.S.; güvenlik önlemleri almaması hususundaki sorumluluğun kendisine ait olduğunu reddetmiş ve bu tür önlemlerin, amirlerinin sorumluluğunda bulunduğunu belirtmiştir.
19. Sultanhisar Asliye Ceza Mahkemesi; 30 Kasım 2004 tarihinde gerçekleştirilen on beşinci duruşmasında karar vermiştir. İkinci ve üçüncü raporlar temelinde, B.T. ve Y.S.’yi işledikleri iddia edilen suçlardan dolayı suçlu bulmuş ve adli para cezasına mahkum etmiştir.
20. Taraflar yargılamayı yürüten mahkemenin kararını temyiz etmişlerdir.
21. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı; 11 Temmuz 2005 tarihinde, söz konusu cezanın, 2005 yılının Haziran ayında yürürlüğe giren 5237 sayılı yeni Ceza Kanunu ışığında yeniden değerlendirilmesi amacıyla, dosyayı Sultanhisar Asliye Ceza Mahkemesine iade etmiştir.
22. Sultanhisar Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 9 Kasım 2005 tarihinde gerçekleştirdiği duruşmada; sanık Y.S., yolda güvenlik önlemi alma konusundaki sorumluluğun, yol yapım şantiyesi şefi Ş.Z.’ye ait olduğunu ileri sürmüştür.
23. Sultanhisar Asliye Ceza Mahkemesi, 22 Kasım 2005 tarihinde; Karayolları Genel Müdürlüğünden, yol yapım şantiyesinde güvenlik tedbirleri alma konusundaki sorumluluğun Y.S.’ye mi yoksa Ş.Z.ye mi ait olduğunu bildirmesini talep etmiştir. Birinci başvuran; dava dosyasının yargılamayı yürüten mahkemeye yalnızca söz konusu cezayı yeni Ceza Kanunu ışığında yeniden değerlendirmesi için iade edilmiş olması nedeniyle; yargılamayı yürüten mahkemenin, yargılamanın bu aşamasında yeni delil toplama konusunda yetkisi bulunmadığını ifade ederek, bu talebe itiraz etmiştir. Yargılamayı yürüten bir mahkemenin, ceza yargılamasının her aşamasında ilgili delilleri toplama konusunda yetkisi ve görevi bulunduğu göz önüne alınarak; birinci başvuranın itirazı reddedilmiştir.
24. Karayolları Genel Müdürlüğü; 21 Aralık 2005 tarihinde Sultanhisar Asliye Ceza Mahkemesini, gerekli uyarı işaretlerinin yerleştirilmesi hususunda, yapım şantiyesi şefinin sorumlu olduğu; ustabaşının ise yapım çalışması boyunca bu işaretleri yerinde tutmakla sorumlu olduğu hususunda bilgilendirmiştir. Ayrıca uyarı işaretlerinin kaza sırasında yola yerleştirildiğini eklemiştir.
25. Ş.Z., 17 Mayıs 2006 tarihinde tanık olarak dinlenmiştir. Sorumluluğunun yapı şantiyesi çevresine uyarı işaretleri yerleştirmekle sınırlı olduğunu ve bu sorumluluğunu yerine getirdiğini ifade etmiştir. Şantiyedeki çalışmaların günlük olarak denetlenmesi konusundaki sorumluluğun ustabaşı Y.S.’ye ait olduğunu eklemiştir.
26. Yargılamayı yürüten mahkeme 20 Haziran 2006 tarihinde yapılan duruşmada, Y.S. ve Ş.Z.’nin kazaya ilişkin sorumluluklarının belirlenmesi amacıyla ek bir rapor alınmasına karar vermiştir.
27. 27 Kasım 2006 tarihinde hazırlanan ek raporda (“dördüncü rapor”), güvenlik tedbirleri alma sorumluluğunun Y.S.’den ziyade Ş.Z.’ye ait olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle bilirkişiler; Ş.Z.’nin, dava konusu kazadan, sekizde iki oranında kusurlu olduğunu belirtmişlerdir.
28. Sultanhisar Asliye Ceza Mahkemesi; 27 Şubat 2007 tarihinde B.T.’yi, eski Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri uyarınca daha lehine olan koşullar çerçevesinde yeniden mahkum etmiştir. Ancak ek rapor doğrultusunda; Y.S. hakkında beraat kararı vermiş ve Ş.Z. hakkında, Sultanhisar Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karar vermiştir. Birinci başvuran; söz konusu kararı 6 Mart 2007 tarihinde temyiz etmiştir.
29. Yargıtay; 6 Temmuz 2009 tarihinde Y.S.’nin beraatını onamıştır ancak yargılamayı yürüten mahkemenin kararının, B.T. ile ilgili kısmı hakkında bozma kararı vermiştir. Yargıtay; yargılamayı yürüten mahkemenin, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinde öngörülen, hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin, mevcut olayda uygulanabilir olup olmadığını değerlendirmesi gerektiğine karar vermiştir.
30. Birinci başvuran; Sultanhisar Asliye Ceza Mahkemesinin 27 Şubat 2007 tarihli kararı uyarınca, 28 Ocak 2010 tarihinde, Ş.Z. hakkında suç duyurusunda bulunmasını talep etmiştir.
31. Sultanhisar Asliye Ceza Mahkemesi; 30 Mart 2010 tarihinde düzenlenen duruşmada, Sultanhisar Cumhuriyet Savcısının, Ş.Z. hakkında soruşturma başlatılıp başlatılmadığı hususunda bilgi vermesi ve eğer başlatılmadıysa, zamanaşımı süresinin tükenmek üzere olduğunu dikkate alarak soruşturma sürecini başlatması konusunda talimat vermiştir. Asliye Ceza Mahkemesi aynı duruşmada; Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231 §§ 5 ve 6. maddeleri uyarınca, B.T. hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir.
32. Başvuran; 6 Nisan 2010 tarihinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itirazda bulunmuş ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231 § 6. maddesinde belirtildiği şekilde, bu tür bir karar verilmesi için gereken koşulların mevcut olmadığını belirtmiştir.
33. Nazilli Ağır Ceza Mahkemesi; başvuranın itirazı hakkında, 31 Mayıs 2010 tarihinde red kararı vermiştir. ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yukarıda belirtilen maddesinin gerektirdiği koşulların mevcut olduğunu tespit etmiştir.
34. Bu sırada 5 Nisan 2010 tarihinde, Sultanhisar Asliye Ceza Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğü; Ş.Z. hakkında, Sultanhisar Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde suç duyurusunda bulunmuştur.
35. Sultanhisar Cumhuriyet Savcısı, 14 Nisan 2010 tarihinde; söz konusu suçun kovuşturmasının zamanaşımına uğramış olduğu gerekçesiyle, Ş.Z. hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.
2. Sultanhisar Asliye Ceza Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğü Personeli hakkındaki ceza yargılamaları
36. Başvuranlar, belirtilmeyen bir tarihte; Sultanhisar Asliye Ceza Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğü hakkında, görevi ihmal nedeniyle suç duyurusunda bulunmuşlardır. Ş.Z. hakkında suç duyurusunda bulunma hususunu erteleyerek, kovuşturmasının zamanaşımına uğramasına neden olduklarını iddia etmişlerdir.
37. Sultanhisar Cumhuriyet Savcısı, 6 Eylül 2010 tarihinde; Sultanhisar Asliye Ceza Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğünün üç personeli hakkında, görev ihmalinden dolayı, Sultanhisar Sulh Ceza Mahkemesi’ne iddianame sunmuştur.
38. Sultanhisar Sulh Ceza Mahkemesi, 11 Temmuz 2011 tarihinde; görev ihmali suçunun kasıt ile işlenebileceği ve bu kastın somut olayda mevcut olmadığı gerekçesiyle, sanıklar hakkında beraat kararı vermiştir.
39. Başvuranlar kararı temyiz etmişlerdir.
40. Yargıtay, 17 Aralık 2015 tarihinde; Sultanhisar Sulh Ceza Mahkemesinin kararı ile ilgili olarak onama kararı vermiştir.
3. Sultanhisar Asliye Hukuk Mahkemesi önündeki tazminat işlemleri
41. Bu sırada, 27 Aralık 2004 tarihinde başvuranlar; Sultanhisar Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde, B.T., Y.S. ve Karayolları Genel Müdürlüğü aleyhinde tazminat davası açmışlardır. Birinci başvuran maddi ve manevi tazminata ilişkin olarak sırasıyla 639 TL ve 35.000 TL talep etmiştir. İkinci ve üçüncü başvuranlar ise, manevi tazminat olarak sırasıyla 35.000 ve 5.000 TL talep etmişlerdir.
42. Sultanhisar Asliye Hukuk Mahkemesi, 4 Şubat 2010 tarihinde; Y.S. hakkında ceza yargılamaları neticesinde beraat kararı verilmiş olması nedeniyle; Y.S. hakkındaki talepleri reddetmiştir. Karayolları Genel Müdürlüğü hakkındaki talepler hususunda da görevsizlik kararı vermiş ve bu tür taleplerin ile ilgili olarak, idare mahkemelerinin görevli olduğunu belirtmiştir. Sultanhisar Asliye Hukuk Mahkemesi; ceza yargılamaları sırasında hazırlanan ikinci ve üçüncü raporlara dayalı olarak, B.T.’nin Utku Uyar’ın ölümünden sekizde üç oranında kusurlu olduğuna karar vermiş ve ölüm olayından sorumlu olduğu oranda, birinci başvuranın maruz kaldığı maddi zarar bakımından faiz hariç olmak üzere 239,77 TL (yaklaşık 115 avro) ödemesine hükmetmiştir. Ayrıca B.T.’nin, kaza tarihinden geçerli olmak üzere faiz ile birlikte, ilk iki başvurandan her birine manevi tazminata ilişkin olarak 2.000 TL (yaklaşık 960 avro), üçüncü başvurana ise 500 TL (yaklaşık 240 avro) ödemesine hükmetmiştir.
43. Başvuranlar, 29 Mart 2010 tarihinde; Sultanhisar Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen manevi tazminatın yeterli olmadığı gerekçesiyle, temyiz talebinde bulunmuşlardır.
44. Yargıtay, 27 Nisan 2011 tarihinde; başvuranların talebini kabul etmiş; Sultanhisar Asliye Hukuk Mahkemesinin hükmü ile ilgili olarak bozma kararı vermiş ve ilgili mahkemenin başvuranlara daha yüksek miktarda tazminat ödemesi gerektiğine hükmetmiştir.
45. Sultanhisar Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından, 20 Aralık 2011 tarihinde verilen hükümle; B.T.’nin kaza tarihinden itibaren geçerli olmak üzere faiz ile birlikte, ilk iki başvurandan her birine manevi tazminat olarak 15.000 TL (yaklaşık 6.085 avro), üçüncü başvurana ise 2.000 TL (yaklaşık 810 avro) ödemesine karar verildiği görülmektedir.
46. Yargıtay, 16 Nisan 2012 tarihinde; ilk iki başvurana ödenmesine karar verilen tazminat miktarlarının fazla takdir edilmiş olduğu kanaatiyle, Sultanhisar Asliye Hukuk Mahkemesinin kararın hakkında, ilk iki başvuran yönünden bozma kararı verilmiştir. Sultanhisar Asliye Hukuk Mahkemesinin kapanmış olması nedeniyle dava; Nazilli Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmiştir.
47. Nazilli Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından, 26 Aralık 2012 tarihinde verilen hükümle; B.T.’nin, kaza tarihinden itibaren geçerli olmak üzere faiz ile birlikte, manevi tazminat olarak ilk iki başvurandan her birine 8.000 avro (yaklaşık 3.370 avro) ödemesine karar verilmiştir. Bu karara yönelik olarak, B.T. tarafından temyiz talebinde bulunulmuş ancak başvuranlar tarafından herhangi bir temyiz talebinde bulunulmamıştır.
48. Yargıtay, 11 Mart 2015 tarihinde; Nazilli Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı hakkında, onama kararı vermiştir.
4. Aydın İdare Mahkemesi nezdinde görülen tazminat davası
49. 2011 yılının belirtilmeyen bir tarihinde, başvuranlar tarafından, Karayolları Genel Müdürlüğü hakkında, Aydın İdare Mahkemesi nezdinde tazminat davası açılmıştır. İlk iki başvurandan her biri; manevi tazminat olarak 35.000 TL, üçüncü başvuran ise 5.000 TL talep etmiştir.
50. Aydın İdare Mahkemesi, 11 Ekim 2012 tarihinde; Adli Tıp Kurumu tarafından, Sultanhisar Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmiş olan ikinci rapora dayanarak; sürücüleri devam eden yol yapım çalışması konusunda uyarmak için gereken levha ve işaretlerin bulunmaması nedeniyle, Karayolları Genel Müdürlüğü’nün, Utku Uyar’ın ölümünden dolayı kısmen sorumlu olduğunu tespit etmiştir. Bu nedenle başvuranların talebi hakkında kısmen kabul kararı vermiş ve Karayolları Genel Müdürlüğünün manevi tazminata ilişkin olarak ilk iki başvuranın her birine, 27 Aralık 2004 tarihinden (Sultanhisar Asliye Hukuk Mahkemesi önünde ilk tazminat talebinin dile getirildiği tarih) geçerli olmak üzere faizi ile birlikte 20.000 TL (yaklaşık 8.530 avro), üçüncü başvurana ise 5.000 TL (2.130 avro) ödemesine karar vermiştir.
51. 23 Nisan 2013 tarihinde Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından, başvuranlara 84.289,89 TL (yaklaşık 35.790 avro) ödendiği anlaşılmaktadır.
52. Bu esnada Karayolları Genel Müdürlüğü, Aydın İdare Mahkemesinin kararı ile ilgili olarak temyiz talebinde bulunmuştur. Yüksek Mahkeme, 12 Mayıs 2016 tarihinde; ilk derece mahkemesinin kararının onanmasına karar vermiştir.
B. İlgili iç hukuk kuralları
53. Yargılamaların aşırı uzunluğuna ilişkin şikâyetlerin ele alınması amacıyla, 6384 sayılı Kanunla yürürlüğe konulan yeni hukuk yoluna ilişkin açıklamalar Turgut ve Diğerleri / Türkiye ((k.k.), no. 4860/09, 26 Mart 2013), Demiroğlu / Türkiye ((k.k.), no. 56125/10, 4 Haziran 2013) ve Yıldız ve Yanak / Türkiye ((k.k.), no. 44013/07, 27 Mayıs 2014) kararlarında görülebilir.
ŞİKÂYETLER
54. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2. ve 13. maddeleri uyarınca; Karayolları Genel Müdürlüğünün yol yapım çalışmalarında gerekli güvenlik önlemlerini almamaları nedeniyle, Utku Uyar’ın ölümünden sorumlu olduğu hususunda şikâyette bulunmuşlardır. Aynı hükümler kapsamında ayrıca; mevcut iç hukuk düzenlemelerinin, ağır ihmalleri nedeniyle Utku Uyar’ın ölümüne neden olan Devlet görevlilerinin etkin ve yeterli bir şekilde cezalandırılacak şekilde düzenlenmediğini ve kazaya ilişkin ceza yargılamalarının etkin bir şekilde yürütülmediğini iddia etmişlerdir.
55. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca; Sultanhisar Asliye Ceza Mahkemesinin, Ş.Z. hakkında suç duyurusunda bulunulması yönündeki talimatının, zamanında yerine getirilmemiş olması hususu ile ilgili şikâyette bulunmuşlardır.
56. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, 11 Temmuz 2005 tarihinde davayı iade etmesini mütekiben; Sultanhisar Asliye Ceza Mahkemesinin, davaya ilişkin olarak yeni deliller toplamak suretiyle yetki sınırını aştığını; zira iade kararının tek amacının, uygulanan cezanın yeniden değerlendirilmesi olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar ayrıca; aynı hüküm uyarınca, 30 Mart 2010 tarihinde Sultanhisar Asliye Ceza Mahkemesi tarafından verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231 §§ 5 ve 6. maddelerinde belritilen koşulları karşılamadığını iddia etmişlerdir.
57. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca; Sultanhisar Asliye Hukuk Mahkemesinin, Karayolları Genel Müdürlüğü hakkındaki tazminat talebini incelemeyi reddetmesi hususunda da şikâyette bulunmuşlardır.
58. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. ve 13. maddeleri uyarınca; Sultanhisar Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde görülen tazminat davasının ve Sultanhisar Asliye Ceza Mahkemesi ve Sulh Ceza Mahkemesi önündeki ceza davalarının, makul bir süre içerisinde sonuçlandırılmadığını ve bu davaların uzunluğu hakkında şikâyette bulunulabilecek uygun bir iç hukuk yolu bulunmadığını ileri sürmüşlerdir.
59. Başvuranlar son olarak, Sözleşme’ye ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesi ve Sözleşme’nin 13. maddesi uyarınca; Sultanhisar Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından hükmedilen manevi tazminat miktarlarının, yaşadıkları kayıp ve ızdırabı telafi etmek için yeterli olmadığını ve yargı makamlarının Ş.Z.’yi zamanında yargılamamış olmaları nedeniyle, Ş.Z. hakkında tazminat davası açılması imkanının da bulunmadığını ileri sürmüşlerdir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki şikâyetler
60. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2. ve 13. maddeleri uyarınca; Karayolları Genel Müdürlüğünün, yol yapım çalışmalarıyla bağlantılı olarak gerekli güvenlik önlemlerini almaması nedeniyle, oğullarının ve erkek kardeşinin ölümünden sorumlu olduğu hususunda şikâyette bulunmuşlardır. Ayrıca aynı hükümler kapsamında; davalı Devletin, kazadan sorumlu olan Devlet görevlilerini yeterli şekilde cezalandırmasını sağlayacak etkin bir yargı usulü ortaya koyamadığı hususunda şikâyette bulunmuşlardır. Ayrıca 6. madde kapsamında ceza yargılamalarının etkin olmadığı konusunda da eleştiride bulunmuşlardır ve özellikle, ilgili yargı makamlarının Ş.Z.’yi vaktinde cezalandırmadıklarını kaydetmişlerdir. Son olarak; Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ve Sözleşme’nin 13. maddesi uyarınca, Sultanhisar Asliye Ceza Mahkemesi’nin kazaya ilişkin olarak verdiği az miktardaki tazminat konusunda şikâyette bulunmuşlardır ve Ş.Z. hakkındaki ceza yargılamalarının sonucu dikkate alındığında, Ş.Z. hakkında tazminat davası açma imkanlarının bulunmadığını ileri sürmüşlerdir.
61. Mahkeme, dava konusu olayların hukuki açıdan ele alınması hususunda yetkin olduğunu ve başvuran ya da Hükümet tarafından yapılmış olan değerlendirmelerin de, kendisi için bağlayıcı olmadığını yinelemektedir (bk. Scoppola / İtalya, (no. 2) [BD], no. 10249/03, § 54, 17 Eylül 2009). Bu nedenle ve başvuranlar tarafından şikâyetlerin açıkça dile getirildiği şekliyle Mahkeme; söz konusu şikâyetleri, ilgili kısmı aşağıda belirtilmiş olan 2. madde bakımından incelemeye karar vermiştir:
“1. Herkesin yaşam hakkı kanunla korunur.”
62. Mahkeme, ilgili olayları değerlendirerek öncelikle; başvuranların Utku Uyar’ın B.T. tarafından kasıtlı bir şekilde öldürüldüğünü iddia etmediklerini veya yol yapım çalışmalarını düzenleyen güvenlik yönetmeliklerinin yetersiz olduğu hususunda bir şikâyette bulunmadıklarını kaydetmektedir. Başvuranlar; 2. madde kapsamındaki esasa ilişkin şikâyetlerini, Karayolları Genel Müdürlüğü’nün şantiye alanı çevresinde gerekli güvenlik önlemlerini alma hususunda ihmalkâr davranması ile sınırlandırmışlardır.
63. Mahkeme; başvuranların bu yöndeki taleplerinin, Karayolları Genel Müdürlüğünün, Utku Uyar’ın ölümünden kaynaklanan sorumluluklarının, başvuranlara faizi ile birlikte 45.000 TL miktarında manevi tazminat ödemeye mahkûm eden Aydın İdare Mahkemesi tarafından kabul edildiğini gözlemlemektedir. Mahkeme; anılan hüküm uyarınca başvuranlara, 23 Nisan 2013 tarihinde, Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından 84.289,99 TL ödenmiş olduğunu gözlemlemektedir. Ayrıca; Aydın İdare Mahkemesi tarafından verilen bu hüküm hakkında Danıştay; 12 Mayıs 2016 tarihinde onama kararı vermiştir.
64. Bu koşullar doğrultusunda, başvuranların 2. madde kapsamındaki esasa ilişkin şikâyetleri hakkında Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında halen mağdur olduklarının değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine ilişkin olarak bir soru ortaya çıkmaktadır.
1. Mağdur statüsünün değerlendirmesine ilişkin genel ilkeler
65. Mahkeme Scordino / İtalya (no. 1) [BD], no. 36813/97, AİHM 2006‑V) davasına ilişkin kararının 178-92 paragraflarında başvuranın mağdur statüsünün değerlendirilmesine ilişkin ilkeleri özetlemiştir. İncelenen davayla ilgili olduğu kadarıyla bunlar:
(a) ikincillik ilkesi kapsamında, Sözleşme’nin ihlal edildiğine ilişkin bir iddiayı telafi etmek, öncelikle ulusal makamların görevidir; bu bağlamda, bir başvuranın iddia konusu ihlalin mağduru olduğunu ileri sürüp süremeyeceği hususu, Sözleşme kapsamındaki yargılamaların her aşamasında geçerlidir.
(b) ulusal makamların açıkça veya en azından esasen ihlali kabul etmemesi ve sonrasında ihlal için tazminat vermemesi durumunda, başvuranın lehine verilen bir karar veya tedbir; ilke olarak başvuranın mağdur statüsünün sona erdirilmesi için yeterli değildir;
(c) Başvuranın mağdur statüsü; iç hukuk yolunun kendisine sunacağı telafiye bağlı olacaktır;
(d) ikincillik ilkesi, iç hukuk yolları kullanılarak elde edilen sonucun denetlenmesinin yapılmaması anlamına gelmemektedir; aksi halde Sözleşme kapsamında güvence altına alınan haklar, esastan yoksun kalacaktır.
66. Yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda Mahkeme’nin; en azından esasa ilişkin olarak Sözleşme ile korunan bir hakkın ihlal edildiğini kabul edip etmediklerini ve verilen tazminatın mevcut davanın koşullarında uygun ve yeterli olup olmadığını doğrulamasının, yetkileri kapsamında olduğu ortaya çıkmaktadır (aynı kararda, § 193).
2. İhlalin kabulü
67. Mahkeme; Aydın İdare Mahkemesi tarafından verilen ve ilgili yol yapım şantiyesinde gerekli güvenlik tedbirlerinin alınması hususunda ihmal göstermesi nedeniyle, başvuranların gördükleri zarardan Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumlu olduğu yönündeki kararın (bk. yukarıdaki 50. paragraf) Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edildiğinin kabul edilmesi olarak değerlendirilebileceği kanısındadır.
3. Tazminatın özellikleri
68. Mahkeme ayrıca; mevcut davanın kendine özgü koşulları kapsamında, Aydın İdare Mahkemesi tarafından, başvuranlara ödenmesine karar verilen tazminatın, Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edildiği iddiası bakımından yeterli telafi teşkil edip etmediğini de belirlemelidir.
69. Bu hususta iki soru ortaya çıkmaktadır. İlk olarak tazminata hükmedilmesinin mevcut bağlamda yeterli bir telafi teşkil edip edemeyeceği; ikinci olarak ise, hükmedilen tazminat miktarının, başvuranların zararını yeterli şekilde telafi edip edemeyeceğidir.
(a) Tazminatın uygunluğu
70. Mahkeme ilk soruya ilişkin olarak, yaşam hakkı veya fiziksel bütünlüğün korunması hakkının kasıtlı olarak ihlal edilmemesi durumunda; Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki pozitif yükümlülüklerin, her davada ceza yargılamalarının başlatılmasını gerektirmediğini ve mağdurlara yönelik olarak hukuki, idari veya hatta disiplin yollarının bulunması durumunda yerine getirilebileceğini kaydetmektedir (bk. örneğin, Calvelli ve Ciglio / İtalya [BD], no. 32967/96, § 51, AİHM 2002‑I; Vo / Fransa [BD], no. 53924/00, § 90, AİHM 2004‑VIII; ve Budayeva ve Diğerleri / Rusya, no. 15339/02, 21166/02, 20058/02, 11673/02 ve 15343/02, § 139, AİHM 2008 (alıntılar)). Tehlikeli bir faaliyeti kapsayan ölümcül bir kazayla bağlantılı olarak; Devlet görevlilerine veya organlarına atfedilebilen ihmalin, hatalı verilen bir karar veya dikkatsizliğin ötesine geçtiğinin tespit edilmesi durumunda, tehlikeli faaliyetlere ilişkin davalar bağlamında farklı görüşler uygulanabilecektir (bk. Öneryıldız / Türkiye [BD], no. 48939/99, § 93, AİHM 2004‑XII). Ancak bu tür görüşlerin, mevcut davada bulunduğuna dair bir iddia yoktur – ulusal mahkemelerin de tespit ettiği gibi, başvuranlar oğullarının ve erkek kardeşinin ölümünün, Karayolları Genel Müdürlüğü görevlilerinin, yol yapım çalışmaları kapsamında gereken güvenlik önlemlerini alma hususundaki ihmali nedeniyle gerçekleştiğini iddia etmişlerdir. Bu koşullar kapsamında; idari yargılamalar bağlamında başvuranlara tazminat ödenmesi, Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki esasa ilişkin şikâyetleri hususunda uygun bir telafi biçimi olarak değerlendirilebilir (bk. bu davaya uygulandığı ölçüde, Zaharieva / Bulgaristan (k.k.), no. 6194/06, § 68, 20 Kasım 2012).
71. Mahkeme; başvuranların, sorumlu Devlet görevlilerinin etkin bir şekilde cezalandırılması hususunda ceza yargılamalarının yetersizliği hakkında bulunduğu şikâyet ile ilgili olarak; 2. maddenin başvurana, ceza gerektiren bir suçtan dolayı üçüncü tarafları yargılatma veya mahkum ettirme hakkı tanımadığını vurgulamak ister (bk. bu davaya uygulandığı ölçüde, Perez / Fransa [BD], no. 47287/99, § 70, AİHM 2004‑I, ve yukarıda anılan Öneryıldız, § 96). 2. maddenin gerektirdiği şekilde etkin bir yargı sistemi; ceza hukukuna başvurulmasını içerebilmesine ve bazı koşullarda içermesi gerektirmesine rağmen; Mahkeme tarafından yukarıda (paragraf 70) ve başka durumlarda birkaç kez vurgulandığı üzere; mevcut davada olduğu gibi yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün korunması hakkının kasıtlı olarak ihlal edilmediği durumlarda, 2. madde kapsamındaki pozitif yükümlülük, her davada ceza hukukunun ortaya konulmasını gerektirmemektedir (bk. örneğin yukarıda anılan Vo ve Oyal / Türkiye, no. 4864/05, §§ 67-68, 23 Mart 2010).
72. Mahkeme ayrıca; ilgili tazminat ödemelerinin, olaydan yaklaşık on yıl sonra yapıldığının farkındadır. Ancak Mahkeme, Karayolları Genel Müdürlüğü hakkındaki ilk talebin yanlışlıkla Sultanhisar Asliye Hukuk Mahkemesi önünde dile getirildiğini ve Aydın İdare Mahkemesinin konuyu devraldıktan sonra dava hakkında hızlı bir şekilde karar verdiği hususlarını göz ardı edememektedir. Ayrıca tazminata ilişkin ödeme, temyiz işlemlerinin sonuçlanması beklenmeksizin, idare mahkemesinin kararının hemen ardından yapılmıştır ve Utku Uyar’ın ölümünden itibaren geçen sürecin tazmin edilmesi amacıyla, yüksek miktarda faizi (39.289,99 TL, temel tazminat miktarı ile neredeyse aynı) de içermiştir. Bu koşullar altında ve başvuranların idari yargılamaların uzunluğu hakkında veya tazminatın ödenmesi hususundaki gecikme hakkında şikâyette bulunmamaları göz önüne alındığında; Mahkeme tazminat ödemesi konusundaki gecikmenin, başvuranlara şikâyetleri ile ilgili olarak etkin bir tazminat verilmesi konusundaki yetkisini azaltmadığı kanısındadır. Ayrıca Mahkeme bu hususta; idare mahkemeleri önündeki yargılamadan önce, ceza ve hukuk yargılamalarının uzunluğu nedeniyle, başvuranların maruz kaldıkları önyargının, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki şikâyetler bağlamında, aşağıdaki 78. paragrafta ele alındığını vurgulamaktadır.
(b) Tazminatın yeterliliği
73. Hükmedilen tazminat miktarının yeterli olup olmadığı hususunda Mahkeme; başvuranların Aydın İdare Mahkemesi tarafından hükmedilen tazminat miktarının, Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edilmesinden dolayı ortaya çıkan zararlarını telafi etmediğini iddia etmediklerini gözlemlemektedir.
74. Başvuranların taleplerinin, Aydın İdare Mahkemesi tarafından yalnızca kısmen kabul edildiği ve başvuranlara istedikleri manevi tazminat miktarının tamamının verilmediği doğrudur. Ancak başvuranlara; 23 Nisan 2013 tarihinde, 84.289,99 TL’lik (yaklaşık 35.790 avro) miktarında tazminat ödemesi yapıldığı ve bu miktarın ihmal sonucu ölüme ilişkin davalarda Mahkeme tarafından verilen tazminattan çok daha fazla olduğu göz ardı edilemez (bk. örneğin, Banel / Litvanya, no. 14326/11, § 77, 18 Haziran 2013, ve yukarıda anılan Oyal kararı ile karşılaştırınız, §§ 70-73, ve Ciorap / Moldova (no. 2), no. 7481/06, § 24, 20 Temmuz 2010).
4. Sonuç
75. Mahkeme, Aydın İdare Mahkemesi tarafından verilen hükümle;, söz konusu kaza ile ilgili olarak, Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluğunun tanındığı ve başvuranlara şikâyetlerinden dolayı yeterli miktarda tazminata hükmedildiği hususlarını göz önünde bulundurarak; başvuranların oğullarının ve erkek kardeşinin ölümü ile bağlantılı olarak Sözleşme’nin 2. maddesinin esas bakımından ihlal edilmesinden dolayı artık mağdur olduklarını ileri süremeyecekleri sonucuna varmıştır. Bu nedenle başvuranların bu husustaki şikâyetleri, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında, Sözleşme hükümleriyle kişi bakımından bağdaşmamaktadır ve Sözleşme’nin 35 § 4. maddesi anlamında reddedilmelidir.
76. Mahkeme; yukarıda belirtilen hususlar ışığında ve idari yargılamaların başvuranların tazminat alabilmelerini sağlayan etkin bir hukuk yolu olarak yeterliliğine ilişkin belirtilen görüşleri kaydederek (bk. yukarıdaki 70 ve 71. paragraflar); mevcut davadaki ceza yargılamalarının etkinliğini değerlendirmeye davet edilmediği kanısındadır (bk. bu davaya uygulandığı ölçüde, Kołaczyk ve Kwiatkowski / Polonya (k.k.), no. 34215/11, § 50, 22 Ekim 2013). Ayrıca başvuranların; Sultanhisar Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından, B.T. aleyhinde verilen ve başvuranların yerel mahkemeler önünde itirazda bulunmadıkları tazminat miktarının yetersizliğine ilişkin şikâyetlerinin (bk. yukarıdaki 47. paragraf) ve Ş.Z. hakkında tazminat davası açma imkânlarının bulunmaması iddialarının incelenmesi de gerekli değildir.
B. Sözleşme’nin 6. ve 13. maddeleri uyarınca yargılamaların uzunluğuna ilişkin şikâyetler
77. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca; Sultanhisar Asliye Hukuk, Asliye Ceza ve Sulh Ceza Mahkemeleri önündeki yargılamaların uzunluğundan ve Sözleşme’nin 13. maddesi uyarınca bu konuda etkin hukuk yollarının bulunmamasından şikâyetçi olmuşlardır.
78. Mahkeme Ümmühan Kaplan / Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasındaki pilot karar usulünün uygulanmasının ardından, 23 Eylül 2012 tarihinden önce Mahkeme önünde yargılamaların uzunluğuna ilişkin olarak yapılan başvuruların ele alınması amacıyla, yeni bir hukuk yolunun ortaya çıktığını kaydetmektedir. Sonrasında Turgut ve Diğerleri / Türkiye ((k.k.), no. 4860/09, 26 Mart 2013) davasında, bu hukuk yolunun yargılamaların uzunluğuna ilişkin şikâyetler konusunda öncelikle erişilebilir olduğu ve makul bir tazminat imkânı sunduğunu değerlendirilmiştir ve başvuranların bu yeni hukuk yoluna başvurmaması nedeniyle davanın kabul edilemez olduğu bildirilmiştir. Mahkeme söz konusu olayları değerlendirdiğinde; mevcut davada, başvuranların şikâyetlerine ilişkin olarak bu yeni hukuk yolunu kullanmalarını engelleyen herhangi koşullar bulunmadığı kanısına varmıştır. Bu nedenle; başvuranların bu kapsamdaki şikâyeti, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle Sözleşme’nin 35 §§ 1. ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmelidir.
79. Mahkeme yukarıdaki hususu dikkate alarak; 13. madde kapsamındaki şikâyetin, Sözleşme’nin 35 §§ 3. ve 4. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
C. Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki diğer şikâyetler
80. Başvuranlar; Sultanhisar Asliye Ceza Mahkemesi tarafından, 30 Kasım 2004 tarihinde verilen ilk kararın, ilgili mahkemeye, cezanın Haziran 2005’te yürürlüğe giren 5237 sayılı yeni Ceza Kanunu ışığında yeniden değerlendirilmesi amacıyla iade edildiğini ileri sürmüşlerdir. Ancak ilgili mahkeme cezayı yeniden değerlendirmekle birlikte, söz konusu aşamada bu tür bir yetkisi olmamasına rağmen davaya ilişkin olarak yeni deliller toplamıştır. Başvuranlar ayrıca; aynı hüküm kapsamında, Sultanhisar Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 30 Mart 2010 tarihinde verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231 §§ 5. ve 6. maddesinde belirtilen şartları karşılamadığını iddia etmişlerdir.
81. Başvuranlar ayrıca 6. madde kapsamında; Sultanhisar Asliye Hukuk Mahkemesinin Karayolları Genel Müdürlüğü hakkındaki tazminat talebini incelemeyi reddettiği ve Sultanhisar Asliye Hukuk Mahkemesinin bu konudaki “katı şekilcilik” özelliğinin, Karayolları Genel Müdürlüğü hakkındaki talepleriyle bağlantılı olarak mahkemeye erişim haklarının ihlal edilmesine neden olduğu hususunda şikâyette bulunmuşlardır.
82. Mahkeme Sultanhisar Asliye Ceza Mahkemesi önündeki yargılamalara ilişkin şikâyetlerle bağlantılı olarak (yukarıdaki 80. paragrafta değinilen), birinci başvuranın ilgili yerel mahkemeler önünde bu şikâyetleri dile getirdiğini ve ilgili mahkemelerin de bunları inceleyerek reddettiğini kaydetmektedir (bk. yukarıdaki 23 ve 33. paragraflar). Mahkeme, yerel bir mahkeme tarafından yapılan maddi veya hukuki hataları, bu hataların Sözleşme kapsamında korunan hak ve özgürlükleri ihlal etmemesi durumunda ve etmediği kadarıyla, ele almakla görevli olmadığını yineler. Ayrıca iç hukuku yorumlama ve uygulama görevi ulusal makamlara, büyük ölçüde ulusal mahkemelere aittir (bk. Cocchiarella / İtalya [BD], no. 64886/01, § 81, AİHM 2006‑V, ve burada anılan davalar). Söz konusu yerel kanunların yorumlanması veya uygulanması hususunda keyfiliğin veya mantıksızlığın söz konusu olmadığı değerlendirildiğinde ve ilgili yargı makamları tarafından başvuranların taleplerinin reddedilmesi konusunda sunulan gerekçeler dikkate alındığında; başvuranlar 6. madde kapsamındaki usuli güvencelerin herhangi birinin mevcut şikâyetlerle bağlantılı olarak ihlal edildiğini kanıtlayamamışlardır (bk. bu davaya uygulandığı ölçüde, Çalışkan / Türkiye (k.k.), no. 47936/11, 1 Aralık 2015). Mahkeme bu koşullar doğrultusunda; Sözleşme’nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri uyarınca bu şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
83. Mahkeme, Sultanhisar Asliye Hukuk Mahkemesinin Karayolları Genel Müdürlüğü hakkında açılan tazminat davasını incelememe yönündeki kararı konusundaki şikâyet hususunda (yukarıdaki 81. paragrafta değinilen); yerel mahkemelerin ulusal kanunları yorumlayarak uygulama ve ortaya çıkabilecek yargısal meseleleri çözme konusunda en yetkili makamlar olduğunu yineler. Mahkeme öncelikle, Sultanhisar Asliye Hukuk Mahkemesinin Karayolları Genel Müdürlüğü hakkındaki tazminat taleplerine ilişkin olarak görevsizlik kararı verirken keyfi veya açıkça mantıksız bir şekilde hareket ettiği sonucuna varılabilecek herhangi bir unsurun bulunmadığını kaydetmektedir. Mahkeme her halükarda, başvuranların sonradan Aydın İdare Mahkemesi önünde Karayolları Genel Müdürlüğü hakkındaki taleplerini dile getirebildiklerini kaydeder. Bu şikâyetin de, Sözleşme’nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddedilmesi gerekmektedir.
İşbu gerekçelerle Mahkeme oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 10 Kasım 2016 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
EK
29 Haziran 1956 doğumlu Rafet Uyar Aydın’da ikamet etmekte olan bir Türk vatandaşıdır ve S. Cengiz tarafından temsil edilmektedir (“birinci başvuran”)6 Eylül 1959 doğumlu Rahime Uyar Aydın’da ikamet etmekte olan bir Türk vatandaşıdır ve S. Cengiz tarafından temsil edilmektedir (“ikinci başvuran”)21 Aralık 1993 doğumlu Umut Uyar Aydın’da ikamet etmekte olan bir Türk vatandaşıdır ve S. Cengiz tarafından temsil edilmektedir (“üçüncü başvuran”)
Full & Egal Universal Law Academy