AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 63133/15
İrfan UYSAL / Türkiye
ve 4 diğer başvuru
(bk. ekli liste)
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Paul Lemmens,
Valeriu Griţco,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Georges Ravarani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 6 Aralık 2016 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Yukarıda anılan ve ekli tabloda belirtilen çeşitli tarihlerde yapılmış başvuruları göz önünde bulundurarak,
Mahkeme İçtüzüğü’nün 39. maddesi uyarınca 21 Ocak 2016 tarihinde davalı Hükümet’e bildirilen 4817/16 başvuruya ilişkin geçici tedbiri ve söz konusu geçici tedbirin kaldırılmasına ilişkin 1 Şubat 2016 tarihli kararı dikkate alarak,
Davalı Hükümet’in 4817/16 başvuru ile ilgili olarak 28 Ocak 2016 tarihinde göndermiş olduğu bilgileri göz önünde bulundurarak,
Mahkeme İçtüzüğü’nün 41. maddesi gereğince 4817/16 ve 5332/16 başvurulara öncelik verilmesine dair kararları dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLAR
1. Hepsi Türk vatandaşı olan başvuranların listesi ekli tabloda yer almaktadır.
A. Başvurulara sebebiyet verilen olayların arka planı
2. Ağustos 2015’ten bu yana, 14 Aralık 2015 tarihinde ilan edilen 24 saatlik sokağa çıkma yasakları esnasında somut başvuruya sebebiyet veren olayların meydana geldiği Cizre ilçesi de dâhil olmak üzere, Türkiye’nin güneydoğu bölgesindeki bazı il ve ilçelerde valiler tarafından bir dizi sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. Bu sokağa çıkma yasaklarının amacının birtakım yasadışı örgütler tarafından kazılan hendeklerin ve yerleştirilen patlayıcıların temizlenmesi ve sivil halkın şiddetten korunması olduğu ifade edilmiştir. Sözü edilen sokağa çıkma yasaklarının bazıları kaldırılmış ve daha sonra çeşitli tarihlerde yeniden sokağa çıkma yasakları getirilmiştir. Valiler, söz konusu sokağa çıkma yasağı kararlarını verirken, İl İdaresi Kanunu’nun 11 (c) maddesine dayanmışlardır (bk. aşağıda “İlgili iç hukuk”).
3. Başvuranlar, Cizre’dekiler de dâhil olmak üzere, sokağa çıkma yasağı olan bölgelerde yüzlerce sivilin öldürülmüş olduğunu iddia etmektedirler. Başvuranlar, bu iddialarını desteklemek üzere, hükümet dışı kuruluşların öldürme olaylarının sayı ve koşullarının ayrıntılı olarak belirtildiği bir dizi raporunu dayanak göstermişlerdir.
B. Davaların koşulları ve Mahkeme nezdinde yürütülen yargılamalar
4. Dava konusu olaylar, başvuranlar tarafından ibraz edildiği ve başvuranların sundukları belgelerden anlaşıldığı şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Uysal / Türkiye, no. 63133/15
5. Başvuran Cizre’de ikamet etmekte olup, su şebekesi işlerinden sorumlu olduğu ilçe belediyesinde çalışmaktadır. Başvuran 18 Aralık 2015 tarihinde, diğer bir deyişle Cizre’de sokağa çıkma yasağı ilan edilmesinden dört gün sonra, sokağa çıkma yasağı altındaki bir bölgede patlamış bir su borusunu tamir etmek için çalıştığı sırada, askerler tarafından kolundan vurulmuştur. Başvuran, olağan uygulama gereği, kendisi ve meslektaşlarının belirtilen zamanda tam olarak nerede çalışıyor olacaklarını güvenlik güçlerine önceden bildirmiş olduklarını, ancak bunun güvenlik gülerinin kendisine ateş açmasına engel olmadığını iddia etmektedir. Başvuran vurulduktan sonra, kendisi ve meslektaşları bir ambulans çağırmayı denemişler fakat başaramamışlardır.
6. Daha sonra, başvuranın meslektaşları başvuranı bir araçla hastaneye götürmeyi başarabilmişlerdir. Hastaneye giderken yolda polis memurları tarafından birkaç kez durdurulmuşlar fakat sonrasında ilerlemelerine izin verilmiştir. Hastaneye varmaları üzerine, doktorlar başvuranın tedavisine başlamışlardır. Ancak, başvuranın tedavisi devam ederken polis memurlarının emri üzerine doktorlar, yaralı polis memurlarını tedavi etmek üzere başvuranın tedavisini bırakmışlardır. Doktorlar tedavisi için tekrar başvuranın yanına geldiklerinde ise, kolunun kurtarılması için çok geç kalınmış ve kangren riskinden kaçınmak için kolu ampüte edilmek zorunda kalınmıştır. 26 Aralık 2015 tarihinde hastaneden taburcu edilmesi sonrasında başvuran, sokağa çıkma yasağı nedeniyle, eşinin ve olaydan iki gün önce doğmuş olan bebeğinin yaşadığı Cizre’deki evine dönememiştir.
7. Bu arada, başvuran kendisini vuran kolluk görevlileri aleyhine Cizre Savcılığı’na 22 Aralık 2015 tarihinde resmi olarak şikâyette bulunmuştur. Ayrıca, başvuran Anayasa Mahkemesi’ne 25 Aralık 2015 tarihinde bireysel başvuru yapmış ve memleketi Cizre’deki sokağa çıkma yasağının kaldırılması için geçici tedbir kararı alınmasını ve davalı Hükümetin, güvenlik güçleri de dâhil olmak üzere, yetkililerinin Sözleşme’ye uygunluk içerisinde hareket etmelerini temin etmeye davet edilmesini talep etmiştir.
8. Anayasa Mahkemesi başvuranın yapmış olduğu bireysel başvuruyu 26 Aralık 2015 tarihinde reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi başvuranın şikâyetlerini incelerken, ilçe kaymakamıyla temasta bulunmuş ve kaymakam Anayasa Mahkemesi’ni başvuranın tedavisinde herhangi bir gecikme yaşanmamış ve başvuranın başka bir hastaneye sevk edilme talebinde bulunmamış olduğuna ilişkin olarak bilgilendirmiştir. Anayasa Mahkemesi, ilçe kaymakamı tarafından verilen bilgiler ışığında, başvuranın geçici tedbir kararı alınması talebini, diğerlerinin yanı sıra, başvuranın artık sokağa çıkma yasağı olan bir bölgede olmadığı ve bu nedenle geçici bir tedbir kararına hükmedilmesini gerektiren herhangi bir sebep ya da tehlikenin söz konusu olmadığı gerekçesiyle reddetmiştir.
9. Başvuran 30 Aralık 2015 tarihinde Mahkeme’ye başvuru yapmış ve benzer bir geçici tedbir talebinde bulunmuştur. Mahkeme 31 Aralık 2015 tarihinde söz konusu talebi reddetmiştir.
10. Başvuran daha sonra Mahkeme’ye bir başvuru formu ibraz etmiş ve şikâyetlerini yinelemiştir.
2. Adem Tunç / Türkiye, no. 4552/16
11. Cizre’de bir cenazenin olduğu bir evin yakınlarında 18 Ocak 2016 tarihinde bir bomba patlamıştır. Aynı gün öğle vaktinde, başvuranın babası Ahmet Tunç patlamada yaralanan insanlara yardım etmek amacıyla patlama bölgesine gitmek için evinden çıkmıştır.
12. Babasından bir haber alamayınca, başvuran 20 Ocak 2016 tarihinde Mahkeme’ye başvurmuş ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 39. maddesi uyarınca geçici tedbir talebinde bulunmuştur. Başvuran, Mahkeme’den davalı Hükümete babasının hayatını ve vücut bütünlüğünü koruması için bildirimde bulunmasını istemiştir.
13. Cizre’nin idari yargı alanına girdiği Şırnak ili milletvekillerinden olan Faysal Sarıyıldız ve yaklaşık 30 diğer kişi çok sayıda yaralıyı ve ölen kişilerin bedenlerini almak üzere 20 Ocak 2016 tarihinde Cizre’nin Cudi mahallesine gitmişlerdir. Söz konusu grup Cudi mahallesine gittiğinde, başvuranın babasınınkinin de aralarında yer aldığı birçok kişinin ve Serhat Altun ile Mehmet Kaplan’ın bedenlerini bulmuş ve yanlarına almıştır (bahse konu müteveffalar hakkında yapılmış olan başvurular mevcut durumda Mahkeme önünde derdesttir; bk. Cemil Altun / Türkiye, no. 4353/16 ve Abdullah Kaplan / Türkiye, no. 4159/16).
14. Başvuran, babasının bedenini bulduğuna ilişkin olarak 20 Ocak 2016 tarihi akşamında Mahkeme’yi bilgilendirmiştir. Mahkeme, geçici tedbir talebini 21 Ocak 2016 tarihinde reddetmiştir.
15. Başvuranın babasının ölüm muayenesi yapılmış ve bedeni 23 Ocak 2016 tarihinde defin işlemi yapılması için ailesine teslime edilmiştir. Ölü muayenesi raporuna göre, başvuranın babası bir mermi ile vurulmuş ve bu sebeple iç kanama gerçekleşmiştir.
16. Başvuran bunun sonrasında, Mahkeme’ye bir başvuru formu ibraz etmiş ve iddialarını sürdürmüştür.
3. Sarıyıldız / Türkiye, no. 4684/16
17. Başvuran, yukarıda belirtildiği üzere 14 Aralık 2015 tarihinde 24 saatlik bir sokağa çıkma yasağının ilan edildiği Cizre’nin sınırları içerisinde yer aldığı Şırnak ili milletvekillerindendir. Söz konusu sokağa çıkma yasağı sırasında, başvuran Cizre’de kalmış ve yasaktan etkilenen halka yardım etmiştir.
18. Yukarıda açıklandığı üzere (bk. yukarıda 13) başvuran, Cizre Belediye Başkanı ve Cizre’de yaralanmış ya da hayatını kaybetmiş kişilerin akrabalarından oluşan yaklaşık 30 kişi ile birlikte, birtakım yaralıları ve hayatını kaybetmiş kişilerin bedenlerini almaya Cudi mahallesine gitme niyetinde olduğunu 20 Ocak 2016 tarihinde Cizre Kaymakamına bildirmiştir.
19. Söz konusu grup Cudi mahallesine gittiğinde, Serhat Altun, Ahmet Tunç ve Mehmet Kaplan’ın da aralarında yer aldığı birtakım kimselerin bedenlerini bulmuş ve yanlarına almıştır (bahse konu müteveffalar hakkında yapılmış olan başvurular mevcut durumda Mahkeme önünde derdesttir; bk. Cemil Altun / Türkiye, no. 4353/16; Adem Tunç / Türkiye, no. 4552/16; ve Abdullah Kaplan / Türkiye, no. 4159/16).
20. Grup geri dönerken, zıhlı araçlardan açılan ateş altında kalmış, bu esnada grubun iki üyesi öldürülmüş ve olayı kayda alan kameramanın da aralarında yer aldığı on kişi yaralanmıştır. Grubun, başvuran ve yaralılar da dâhil, hayatta kalan üyeleri bir binaya sığınmışlar fakat güvenlik güçleri sığınılan binaya da ateş etmeye başlamıştır. Söz konusu binadayken, başvuran avukatını aramış ve Mahkeme’ye başvuru yapmasını istemiştir. Aynı gün, başvuranın avukatı Mahkeme’ye başvurmuş ve başvuranın yaşamı ile vücut bütünlüğünün korunması ve sokağa çıkma yasağının kaldırılması için geçici bir tedbire hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.
21. Bu olay, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri tarafından 1 Şubat 2016 tarihli raporunda eleştirilmiştir. BM Yüksek Komiseri Zeid Ra’ad Al Hussein, “geçen hafta ortaya çıkan olayın şok edici kamera görüntülerinin sonrasında, Türk makamlarına güvenlik operasyonlarında sivillerin temel haklarına saygılı olma ve Cizre’deki silahsız bir grup kişinin üzerine ateş açıldığı iddiasını ivedi bir şekilde soruşturma çağrısı” yapmıştır.
22. Başvuran ve grubun diğer üyeleri 20 Ocak 2016 tarihi akşamında, yaklaşık altı saat orada kaldıktan sonra, binadan çıkarılmışlardır.
23. Mahkeme, söz konusu geçici tedbir kararını 21 Ocak 2016 tarihinde reddetmiştir.
24. Başvuran bunun sonrasında, Mahkeme’ye bir başvuru formu ibraz etmiş ve iddialarını sürdürmüştür.
4. Öncü / Türkiye, no. 4817/16
25. Başvuran, 14 Aralık 2015 tarihinde sokağa çıkma yasağı ilan edilmeden önce, 40-50 kadar başka öğrenciyle birlikte yerel halkı desteklemek üzere Cizre’ye giden bir üniversite öğrencisidir. Söz konusu kişiler, 14 Aralık 2015’te sokağa çıkma yasağı ilan edildiğinde ilçeyi terk edememişlerdir.
26. Başvuran, 20 Ocak 2016 tarihi akşamında, güvenlik güçleri mensupları tarafından göğsünden vurulup yaralanmıştır. Yerel halkın ve milletvekili Faysal Sarıyıldız’ın birkaç kez acil servisi arayıp başvuranın hastaneye götürülmesi için bir ambulans gönderilmesini istemiş olmalarına rağmen, kendilerine başvuranın olduğu sokağa güvenlik gerekçeleriyle ambulans gönderilmesine izin verilemeyeceği söylenmiştir. Acil servis yetkilileri kendilerini arayan kişileri, başvuranı yaklaşık bir buçuk kilometre uzaklıkta olan Dörtyol’a götürmeleri halinde, ambulansın başvuranı oradan alabileceğine dair bilgilendirmiştir. Ancak, civarda başvuranı sözü edilen yere taşıyabilecek kimse yoktu. Öncesinde yaşanan benzer olaylarda, yaralı kişileri ambulanslara taşıyan tüm siviller vurulmuştur; bu sebeple, insanlar başvurana yardım etmeye korkmuşlardır.
27. Milletvekili Faysal Sarıyıldız birkaç defa Cizre Kaymakamı ile temas kurmuş ve kaymakama yardım etmesi çağrısında bulunmuş ancak bu çabaları herhangi bir sonuç vermemiştir.
28. Başvuran 21 Ocak 2016 tarihinde Mahkeme’ye başvuru yapmış ve yaşam hakkının ve vücut bütünlüğünün korunması amacıyla kendisine tıbbi kuruluşlara derhal erişim imkânı sağlanması için geçici bir tedbir talebinde bulunmuştur.
29. Aynı gün, Mahkeme bu talebi kabul etmiş ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 39. maddesi uyarınca, Türk Hükümeti’ne başvuranın yaşamının ve vücut bütünlüğünün korunması için imkân dâhilindeki tüm tedbirleri alması bildiriminde bulunmuştur. Mahkeme ayrıca, taraflardan başvuranın içinde bulunduğu mevcut koşullara, sağlık durumuna ve herhangi bir gelişmenin yaşanıp yaşanmadığına ilişkin olarak bilgi sağlamalarını talep etmiştir.
30. Türk Hükümeti 28 Ocak 2016 tarihinde, başvuranın iddialarına ve geçici tedbire ilişkin bilgi ve görüşlerini ibraz etmiştir.
31. Başvuranın yasal temsilcisi 22 Ocak 2016 tarihinde Mahkeme’yi, geçici tedbir kararı alınmış olmasına rağmen, başvuranın 21 Ocak 2016 günü saat 18.30’a kadar halen bir hastaneye götürülmemiş olduğuna dair bilgilendirmiştir. Başvuranın temsilcisi ayrıca, başvuranı hastaneye götürmeyi deneyen üç bayan sağlık çalışanının üzerlerine ateş edildiğini fakat herhangi bir şekilde yaralanmadıklarını belirtmiştir. Başvuranın temsilcisi ibraz edilmiş olan aynı yazıda, başvuranın nihayet 21 Ocak 2016 günü saat 20.00’de hastaneye götürüldüğüne, iç kanama nedeniyle ameliyata alındığına ve sonrasında yoğun bakım ünitesine yerleştirildiğine ilişkin olarak da Mahkeme’yi bilgilendirmiştir.
32. Mahkeme 1 Şubat 2016 tarihinde, 21 Ocak 2016 tarihinde bildirilmiş olan geçici tedbir kararını kaldırmıştır.
33. Başvuran 11 Şubat 2016 tarihinde halen hastanede iken polis memurlarınca yakalanmıştır. Aynı gün, bir savcı başvuranı sorgulamış ve sonrasında, bir hâkimden, başvuranın hakkında yasadışı bir örgüte üyelik suçundan ceza davası açılana kadar tutuklu bulundurulmasına karar vermesini istemiştir. Söz konusu hâkim, başvuranın kefaletle serbest bırakılmasına hükmetmiştir.
34. Mevcut durumda, başvuran, ailesi ile birlikte yaşamakta olup, söz konusu yaraları için tıbbi tedavisi halen devam etmektedir. Başvuran, daha sonra, Mahkeme’ye bir başvuru formu ibraz etmiş ve iddialarını sürdürmüştür.
5. Geçim / Türkiye, no. 5332/16
35. Başvuran, Cizre’de ikamet etmektedir. 20 Ocak 2016 günü saat 03.00’te, başvuranın 15 yaşındaki oğlu 10 yaşındaki bir kuzeni ile birlikte, halasının ve aile üyelerinin hayatta olup olmadıklarını kontrol etmek amacıyla halasının evine gitmiştir. Başvuranın oğlunun kuzeni geri dönmüş fakat başvuranın oğlundan hiçbir haber alınamamıştır.
36. Başvuranın oğlunun ortadan kaybolması ile ilgili olarak yetkilileri birkaç kez bilgilendirmiş ve bu konuda yardım istemiş olmasına karşın, kendisine oğlunun kaderiyle ilgili hiçbir bilgilendirme yapılmamıştır.
37. Başvuran 25 Ocak 2016 tarihinde Mahkeme’ye başvurup, 20 Ocak 2016 günü saat 03.00’ten bu yana oğlundan hiçbir haber alınamadığını iddia ederek, oğlunun yaşamının ve vücut bütünlüğünün korunması amacıyla geçici bir tedbir kararı alınması talebinde bulunmuştur. Başvuran bu talebini desteklemek üzere, oğlunun, bölgedeki birçok insana olduğu gibi, yaralanmış ve yardım bekliyor olabileceğini ve dolayısıyla hayatının tehlikede olduğunu iddia etmiştir.
38. Mahkeme, geçici tedbir talebini 26 Ocak 2016 tarihinde reddetmiştir. Aynı gün, Mahkeme ayrıca, başvuruya, Mahkeme İçtüzüğü’nün 41. maddesi uyarınca öncelik verilmesine karar vermiş ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 40. maddesi gereğince başvuruyu Türk Hükümeti’ne tebliğ etmiştir.
39. Başvuran bunun sonrasında, Mahkeme’ye bir başvuru formu ibraz etmiş ve iddialarını sürdürmüştür.
C. 9414/16 başvurunun sahibi başvuranların yasal temsilcilinin yakalanıp tutuklanması
40. 16 Mart 2016’nın erken saatlerinde başvuranın yasal temsilcisi Ramazan Demir’in İstanbul’daki evine Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü polis memurları tarafından baskın yapılmış ve Ramazan Demir gözaltına alınmıştır.
41. Bir Cumhuriyet savcısı 17 Mart 2016 akşamı karakolda Ramazan Demir’i sorgulamak istemiştir. Demir, geçerli usule göre karakolda değil, ancak adliyede sorgulanabileceğini belirterek Cumhuriyet savcısının sorularını yanıtlamayı reddetmiştir.
42. Cumhuriyet savcısı sorgu esnasında Demir’e PKK bağlantılı bir suçtan dolayı kendisine hiç hapis cezası verilip verilmediği, PKK’yla bağlantısı olan veya PKK’yla bağlantılı faaliyetlerden ötürü cezaevinde olan herhangi bir akrabasının olup olmadığı, cezaevinde bulunan herhangi bir akrabasını veya müvekkilini ziyaret edip etmediği, herhangi bir derneğe üye olup olmadığı ve sosyal medyayı kullanıp kullanmadığı gibi sorular yöneltmiş ve sahip olduğu tüm telefon hatlarının bilgilerini istemiştir.
43. Demir söz konusu soruların hiçbirine yanıt vermemiştir. Cumhuriyet savcısı aynı ifadede Demir’e şu ithamda da bulunmuştur: “… [Demir’in] propaganda ve kışkırtma faaliyetlerinin bir parçası olarak ve işkence iddiaları ile insan hakları ihlalleri iddialarını ileri sürerek ülkemizi içeride ve uluslararası sahada zayıflatmaya yönelik faaliyetlerinin bir parçası olarak, adının Delegasyon olduğunu belirttiği şahısla görüşeceği ve mülakatlarda bulunacağı değerlendirilmektedir.”
44. Yukarıda belirtilen sorgusunun ardından Demir, 19 Mart 2016 tarihinde hâkim önüne çıkarılıncaya ve söz konusu hâkim tarafından kefaletle serbest bırakılmasına hükmedilinceye dek karakolda tutulmaya devam etmiştir. Hâkim tarafından sorgulandığı sırada Demir ve kendisini temsil eden avukatlar, Cumhuriyet savcısı tarafından yukarıda belirtilen ithama atıfta bulunmuş ve Demir’in yakalanmasının asıl amacının Demir’i sokağa çıkma yasağına ilişkin davalarda başvuranları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde temsil etmekten alıkoymak olduğunu ileri sürmüştür. Demir ve avukatları, bu durumun Sözleşme’nin 34. maddesine aykırı olduğunu iddia etmişlerdir.
45. Demir’in serbest bırakılmasının ardından Cumhuriyet savcısı serbest bırakma kararına itiraz etmiş ve 22 Mart 2016 tarihinde Demir hakkında yakalama müzekkeresi çıkarılmıştır.
46. Demir 6 Nisan 2016 tarihinde adliyeye gitmiş ve birtakım başvuru formlarını tamamlaması ve Mahkeme’ye ibraz etmesi gerekmesi, bunun da müvekkillerine karşı ödevi olması nedeniyle 22 Mart 2016 tarihinde çıkarılan yakalama müzekkeresinin hemen akabinde teslim olmadığını hâkime bildirmiştir. Hâkim, Demir’in aleyhine ceza davası açılana kadar kendisinin cezaevinde tutulmasına karar vermiştir.
47. Demir 20 Nisan 2016 tarihinde yasal temsilcisi Ayşe Demir-Bingöl’ü, mevcut başvuru dâhil olmak üzere toplam 16 başvuruyla ilgili olarak Mahkeme önünde kendi adına hareket etmesi için yetkilendirmiştir. Demir 7 Eylül 2016 tarihinde kefaletle serbest bırakılmıştır.
D. İlgili iç hukuk
48. 5442 sayılı ve 10 Haziran 1949 tarihli İl İdaresi Kanunu’nun 11. maddesinin ilgili bölümlerine aşağıda yer verilmiştir:
“A) Vali, il sınırları içinde bulunan genel ve özel bütün kolluk kuvvet ve teşkilatının amiridir. Suç işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumak için gereken tedbirleri alır. Bu maksatla Devletin genel ve özel kolluk kuvvetlerini istihdam eder, bu teşkilat amir ve memurları vali tarafından verilen emirleri derhal yerine getirmekle yükümlüdür”.
...
C) İl sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi valinin ödev ve görevlerindendir.”
E. İlgili Uluslararası Belgeler
49. Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri, 2 Aralık 2016 tarihinde, “Türkiye’nin Güneydoğu Bölgesindeki Terörle Mücadele Operasyonlarının İnsan Haklarına Etkileri” başlıklı bir memorandum yayınlamıştır (CommDH(2016)39). Memorandum’un sonuçlar ve tavsiyeler kısmı aşağıdaki gibidir:
“5. Sonuçlar ve tavsiyeler
118. Komiser Türkiye’nin karşı karşıya olduğu terör tehdidinin büyüklüğünün bütünüyle farkındadır ve Türk devletinin terörün her türüyle mücadele hakkı ve görevini tanır. Komiser, ayrıca, silahlı, ayrılıkçı ve AB, NATO ve birçok devlet tarafından terörist olarak tanınan bir örgütün on yıllar süren ve on binlerce yaşama mal olan bir çatışma içinde sistematik olarak şiddet ve terör uyguladığı Türkiye’nin güneydoğusundaki hal ve şartları kabul eder. Bu memorandumdaki hiçbir şeyin PKK’nın eylemlerini veya güneydoğudaki sair terör faaliyetlerini mazur gösterdiği düşünülemez.
119. Aynı zamanda, uluslararası yükümlülükleri uyarınca Türk devletinin cevabı, hukukun üstünlüğü ilkesine ve insan hakları standartlarına bağlı kalmalıdır; ki bu, temel insan haklarına her müdahalenin yasada tanımlanmış, demokratik bir toplumda gerekli ve güdülen amaçla sıkı sıkıya orantılı olmasını gerektirmektedir. Bu açıdan Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin tanıdığı üzere, uzun yıllara dayanan, en ağırları 1990’larda Türkiye’nin güneydoğusunda gerçekleşmiş olan, son derece vahim insan hakları ihlallerini içeren bir insan hakları karnesine sahiptir. Komiser, “çözüm süreci” olarak bilinen nispeten sakin ve huzurlu bir dönemin ardından, Türkiye’nin güneydoğusunda çatışmaların yeniden başlamasından ve süratle tırmanmasından derin üzüntü duymaktadır.
120. Bu memorandumun amaçları doğrultusunda, Komiser, Türk makamlarının güneydoğudaki vaziyete 2015 yazından beri verdikleri cevabı incelemiştir. Bu cevap esas itibarıyla sokağa çıkma yasağı ilanları ve bunlara eşlik eden polis ve/veya askeri operasyonlar şeklinde tezahür etmiştir. Bu inceleme ışığında, işbu memorandumun gelişme bölümünde ortaya konduğu gibi, uygulanacak uluslararası ve Avrupa standartları dikkate alındığında ve temel insan haklarından faydalanılmasına getirdikleri muazzam sınırlamalara binaen, Komiser, bu tedbirlerin yeterli biçimde öngörülebilir ve yasada tanımlanmış olmak anlamında ne hukuki, ne de Türkiye tarafından güdülen meşru amaçla orantılı olduğu kanaatindedir.
121. Komiser’in görüşüne göre, bu nedenle, Ağustos 2015’den beri Türk makamların verdiği ucu açık, gece gündüz aralıksız devam eden sokağa çıkma yasağı ilanları ile ayırt edilen karşılığın sadece yürürlüğe konmuş olması bile etkilenen yerel halk bakımından birçok çok ciddi insan hakkı ihlaline sebep olmuştur. Komiser, mümkün olan en kuvvetli şekilde, Türk yetkilileri bu uygulamaya derhal son vermeye çağırmaktadır. Bölgede gelecekte alınacak her tür tedbir, terörle mücadelenin zaruretleri ile bir denge kurarken yerel sivil halkın insan haklarına çok daha büyük bir önem vermelidir.
122. Güvenlik güçlerinin işlediği iddia edilen çok sayıda insan hakkı ihlaline gelince, Komiser bunları son derece ciddi ve tutarlı bulmaktadır. Komiser, bu iddialarının çoğunun, kaynaklarına bakıldığında ve güneydoğudaki terörle mücadele operasyonları sırasında Türk güvenlik güçleri tarafından işlenen geçmiş insan hakları ihlali kalıpları ile Türk makamlarının güvenlik güçlerinin bu süre zarfındaki kovuşturma dokunulmazlığını güçlendirme gayretleri nazara alındığında, inanılır olduğu kanaatindedir. Her halükarda, bu iddiaların operasyonlar sırasında dünya ile bağlantısı kesilmiş, tamamen yetkililerin hâkimiyeti altında bulunan yerlerdeki ihlalleri ilgilendirdiği göz önüne alınırsa, bu iddiaların mesnetsiz olduğunu ikna edici bir biçimde ispat etme yükü Türk makamlarına düşmektedir.
123. Komiser, hem Türk makamlarının köklü cezasızlık sorununu halletmekte ve Komiserlik Ofisi’nin bu konuda tekrar eden tavsiyelerini uygulamaya koymakta bir irade göstermemiş hem de geçmişte ağır insan hakları ihlallerine yol açan kalıpların söz konusu süre zarfında işlemeye devam etmiş olduklarını gözlemler. Bütün veriler, yetkililerin insan hakları ihlalleri iddialarını gereken ciddiyetle ele almadıklarını, operasyonlar sırasında yitirilen yaşamlara ilişkin re’sen açılan ve olayları aydınlatma potansiyeli olan etkin ceza soruşturmaları yürütmediklerini göstermektedir. Öncelik, daha ziyade, güvenlik güçlerine güvence vermek ve takibattan korumakmış gibi görünmektedir. Bu iddiaları gerekli yerlere taşıyan insan hakları STK’ları ve hukukçular karalanırken güvenlik güçleri, güvenlik gücü mensuplarının şüpheli sıfatıyla muamele edildiği çok az sayıda ceza davası istisna olmak üzere, ciddi suistimal türleri için bile sadece disiplin yaptırımlarına tabi tutulmuştur. Komiser’in görüşüne göre bu durum, Türkiye’nin uluslararası yükümlülüklerine son derece uzak düşmektedir.
124. Bu iddialar hakkındaki soruşturmaların etkili olarak değerlendirilebilmesi için, bunların gecikmeden, itinayla ve noksansız bir şekilde yapılmaları gerekirdi. Ne yazık ki, kimi operasyonlardan beri geçen süreye, delillerin etkilenen alanlarda iş makineleriyle fiilen imha edilmiş olabilecekleri gerçeğine, ayrıca savcıların genel tutumuna bakılırsa, gelecekteki herhangi bir soruşturmanın etkililik kriterlerini tamamıyla yerine getirmesi hayli olanaksız görünmektedir. Dolayısıyla, Türk makamları, Türkiye’nin, söz konusu süre zarfında, yaşam hakkı ihlalleri de dahil olmak üzere birçok ağır insan hakkı ihlalinde bulunmuş olduğunun peşinen varsayılması durumuyla yüzleşmek zorunda kalacaklardır.
125. Bu durum, devlet görevlileri tarafından hesap verilebilirlik konusunda Türkiye’de bir zihniyet değişikliğinin zaruretini meydana çıkarmaktadır. Komiser, Türkiye’nin yakın tarihi boyunca cezasızlığın, insan haklarına temelden ters düşen davranışları meşrulaştırarak, teşvik ederek ve insan haklarını korumak ve geliştirmek için verilen bütün gayretlerin altını oyarak, sürekli olumsuz bir etkide bulunduğu kanaatindedir. Yetkililerin 15 Temmuz 2016 darbe girişimine karıştıklarından şüphelenilen devlet görevlilerini cezalandırmak üzere süratle eyleme geçmiş olduğu doğrudur, lakin Komiser bu bağlamda alınan ilk tedbirlerden birinin olağanüstü hal tedbirlerini uygulayan diğer devlet görevlilerine idari, hukuki ve cezai dokunulmazlık sağlanması olmasını üzüntüyle karşılamaktadır. Komiser’in görüşüne göre, Türkiye’de insan hakları için kritik sınav, aynı özenin, eylemlerin devlete değil de bireysel vatandaşların insan haklarına yöneltilmiş olması halinde de gösterilip gösterilemediğidir.
126. Komiser bir kez daha Türkiye’yi, mümkün olan en kuvvetli şekilde, Türkiye’de cezasızlığın kökeninde yatan çok sayıda sebebi artık ele almaya (bkz. yukarıda 83. paragraf) ve bununla mücadele için Türkiye’ye tekrar tekrar verdiği tavsiyeleri uygulamaya koymaya çağırmaktadır.
127. Bu memorandumda ortaya konan incelemenin ışığında Komiser, Türkiye’nin güneydoğusunda çok büyük bir nüfusun birçok insan hakkının, Ağustos 2015’den beri yürütülen terörle mücadele operasyonları bağlamında ihlal edildiğini düşünmektedir. Bu nedenle, Türkiye için öncelik, bu vaziyete yol açmış olan yaklaşımı terk etmek olmalıdır; bunu, etkileri telafi etmeye yönelen açık bir iradenin gösterilmesi takip etmelidir.
128. Bu ilk başta, yetkililer tarafından kamuoyu önünde hataların ve insan hakları ihlallerinin kabul edilmesini gerektirmektedir. Buna, ister Türk devletinin teröre karşı onları koruyamamış olmasından kaynaklanmış olsun ister terörle mücadele operasyonlarının doğrudan bir sonucu olarak gerçekleşsin, ilgili kişilerin uğradığı maddi ve manevi zararların tazmin edilmesi yönünde ciddi gayretler eşlik etmelidir. Komiser, Türk makamlarının bu bağlamda ihtiyaç duyulan gayretlerin boyutunu tam olarak idrak etmedikleri izlenimini edinmiştir ve tazminat için mevcut yasal çerçeve birçok açıdan açıkça yetersiz görünmektedir. Operasyonlardan etkilenen bazı şehirlerde yerel nüfusa yönelik kamulaştırma yaklaşımına ilişkin olarak Komiser, böyle bir adımın etkilenen kimseler için çifte cezalandırma teşkil edeceğini ve bir tür telafi yolu sayılamayacağını düşünmektedir.
129. Komiser Türk makamlarıyla yapıcı diyalogunu sürdürme iradesini vurgular ve Türkiye’de insan haklarının korunmasını ve geliştirilmesini ileri götürme çabalarında her türlü yardım ve desteği sunmaya hazır olduğunu ifade eder.”
50. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, 10 Mayıs 2016 tarihinde aşağıdaki açıklamayı yapmıştır:
“Birleşmiş Milletler Yüksek Komiseri ZeidRa’ad Al Hussein, Salı günü, Türkiye ordusunun ve güvenlik güçlerinin son aylarda Güneydoğu’da gerçekleştirdiği iddia edilen ihlaller hakkında pek çok endişe verici raporun kendisine ulaştığını belirtti, ve Türk yetkililerini, bu raporların doğruluğunun teyit edilmesi için BM görevlilerinin de dâhil olduğu bağımsız soruşturmacıların bölgeye gidip inceleme yapmalarını sağlamalarını talep etti.
“İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeid “Aralık ortasından Mart ayı başına dek süren uzatılmış sokağa çıkma yasakları boyunca güvenlik görevlilerinin Cizre’de gerçekleştirdikleri eylemler hakkında çeşitli güvenilir kaynaklardan giderek daha çok bilgi ulaşıyor. Ortaya çıkan görüntü, henüz tam net olmamakla birlikte, oldukça endişe verici.” dedi.
“Zeid, açıklamasında “PKK ile ilgili olduğu öne sürülen gençlik örgütlerinin ve diğer devlet-dışı aktörlerin Cizre’de ve diğer bölgelerde uyguladıkları şiddeti ve diğer yasa dışı eylemleri güçlü bir şekilde kınıyorum ve terör faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi sonucu yaşamını kaybedenler için üzüntü duyuyorum. Ancak, Türkiye’nin vatandaşlarını şiddetten koruma görevinin yanında, güvenlik harekatları veya teröre karşı yürütülen operasyonlar sırasında yetkililerin insan haklarına saygı göstermeleri de gereklidir; ve işkence, yargısız infaz, ölçüsüz ölümcül güç kullanımı ve keyfi gözaltılara karşı uluslararası hukuk tarafından konulmuş yasaklara uyulması gerekir.” dedi.”
Yüksek Komiser, kadınlar ve çocukların da aralarında olduğu silahsız sivillerin keskin nişancılar tarafından veya tanklar ve diğer askeri araçlardan ateş açılarak vurulduklarına dair raporların da kendisine ulaştığını söyledi.
“Zeid, “Binalara ve önemli altyapıya ölçüsüz bir şekilde büyük çaplı zararlar verildiği, evlerin havan toplarıyla vurulduğu, ve güvenlik güçlerinin girdikleri binalarda evlerin içine de zarar verdikleri görülüyor. Ayrıca,bazı durumlarda ambulansların ve sağlık görevlilerinin yaralılara ulaşmasının engellendiğine dair raporların yanında,keyfi tutuklamalar, işkence ve diğer kötü muamelelerin gerçekleştirildiği iddia ediliyor. Bunların yanı sıra, Güneydoğu’da birçok yerde sokağa çıkma yasakları, çatışmalar, top atışları, cinayetler ve tutuklamalar nedeniyle büyük çaplı yerinden edilmeler söz konusu.” dedi.”
“Yüksek komiser, “Bu raporlar arasında en rahatsız edici olanı, Cizre’deki görgü tanıklarının ve ölenlerin yakınlarının ifadelerine yer verilen raporlarda 100’den fazla kişinin güvenlik güçleri tarafından etrafı sarılan üç farklı bodrumda yakılarak öldürüldüğünün belirtilmesi.” dedi.
“Zeid, “Güvenlik güçleriyle çatışan gruplara dair olanlar dadahil olmak üzere, bu çok ciddi iddiaların hepsinin detaylı bir şekilde soruşturulması gerekiyor; ancak şimdiye dek bu yapılmış değil. Türkiye Hükümeti benim ofisimin ve Birleşmiş Milletler’e bağlı diğer kurumların bölgeye giderek birinci elden bilgi toplama taleplerine olumlu cevap vermedi.” dedi.”
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Şefi, haftalarca kapatılan ve yoğun güvenlik mevcudiyeti nedeniyle halen erişilmesi imkansız olan –Silopi, Nusaybin ve bölgenin ana şehri Diyarbakır’a bağlı Sur ilçesi de dahil olmak üzere- güney doğuda bulunan diğer ilçeler, kasabalar veya köylerle kıyaslandığında Cizre’den daha fazla bilginin ortaya çıktığını belirtmiştir.
Yüksek Komiser Zeid şunları kaydetmiştir: “2016 yılında, böyle büyük ve coğrafi açıdan erişilebilir bir bölgede neler olduğu hakkında bu şekilde bilgi eksikliği olması hem olağandışı hem de son derece endişe vericidir. Bu karartma sadece neler olduğu konusundaki şüpheleri alevlendirmektedir. Bu nedenle, sivil toplum kuruluşları ve gazeteciler de dahil olmak üzere, BM personeline ve diğer tarafsız gözlemcilere ve araştırmacılara erişim sağlanması konusundaki talebimi yineliyorum.”
Geçtiğimiz haftalarda diğer insan hakları kurumları tarafından ortaya konulan tehlikeli duruma işaret eden* Yüksek Komiser Zeid, hukuk dışı cinayetler ve orantısız ölümcül güç kullanımı da dahil olmak üzere, yaşam hakkı ihlallerinde yer aldıklarından şüphelenilen herkes hakkında derhal soruşturma ve kovuşturma yürütülmesi için çağrıda bulunmuş ve yargı organının, ordu ve yürütme organı da dahil olmak üzere Devletin diğer tüm organlarından bağımsız bir şekilde hareket etmesi gerektiğinin altını çizmiştir. Yüksek Komiser Zeid ayrıca, zorla yerinden edilen herkesin geri dönmelerine izin verilmesi konusunda Türk yetkililere çağrıda bulunmuş ve Türk yetkililere, gelecekte sokağa çıkma yasaklarının gerekli olan en az süreyle sınırlandırılmasını ve insan hakları yükümlülüklerine ve insani hususlara özen gösterilmesini sağlamaları konusunda tavsiyede bulunmuştur.
Yüksek Komiser; BM Zorla veya İrade Dışı Kaybolmalar Çalışma Grubunun yakın dönemde gerçekleşen ziyareti, Birleşmiş Milletler Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunması Komitesi tarafından ülke raporunun yakın dönemde incelenmesi ve son gözlemlerini 13 Mayıs Cuma günü tarihinde** bildirecek olan Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Komite tarafından devam eden inceleme de dahil olmak üzere, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler insan hakları organlarıyla çalışmalarına dikkat çekmiştir.
* Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri 14 Nisan’da, “Türkiye’nin terörle mücadelesi bağlamında insan haklarına saygının son aylarda endişe verici bir hızda azaldığını” belirtmiştir. 14-18 Mart tarihleri arasında Türkiye’yi ziyaret eden BM Zorla veya İrade Dışı Kaybolmalar Çalışma Grubu ise “ülkenin Güney Doğusundaki gitgide artan tedirgin edici durum ve bu durumun insan hakları üzerindeki geniş çaplı etkisi” noktasındaki endişesini ifade etmiştir. Çalışma Grubu ayrıca, “mevcut güvenlik operasyonları bağlamında, öldürülen sevdiklerinin cesetlerine veya yok edilen cesetlere erişimi olmayan ailelerin iddiaları da dahil olmak üzere, bütün insan hakları ihlallerine ilişkin iddialar hakkında ayrıntılı ve tarafsız bir soruşturma yürütülmesine yönelik ihtiyacın” altını çizmiştir.
...”
ŞİKÂYETLER
A. Uysal / Türkiye, no. 63133/15
51. Başvuran, Sözleşme’nin 2. maddesini ileri sürerek, askerlerin kendisini öldürme niyetiyle ateş ettikleri ve dolayısıyla, yaşam hakkını tehlike altına soktukları konusunda şikâyet etmektedir. Ayrıca, başvuranın savcılığa resmi bir suç duyurusunda bulunmuş olmasına rağmen, ateş etme olayına ilişkin herhangi bir soruşturma işlemi yapılmamıştır. Başvuran bunun yanı sıra, Anayasa Mahkemesi’nin kendisinin söz konusu hüküm kapsamındaki şikâyetlerini yeterli bir biçimde incelememiş olduğunu iddia etmektedir.
52. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesine dayanarak, davalı Devletin, kendisinin aile üyeleri de dâhil olmak üzere, sokağa çıkma yasağı olan bölgelerdeki halkın asgari ihtiyaçlarını dahi karşılamadığını ileri sürmektedir.
53. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesini dayanak göstererek, sokağa çıkma yasağının yasal dayanağının bulunmadığından ve kendisinin, eşinin ve bebeğinin özgürlük ve güvenlik hakkını ihlal ettiğinden şikâyetçidir.
54. Son olarak, başvuran, Hükümetin kendisinin yasal temsilcisini yakalama ve tutuklama suretiyle, Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerine aykırı hareket etmiş olduğundan şikâyet etmektedir.
B. Adem Tunç / Türkiye, no. 4552/16
55. Başvuran, Sözleşme’nin 2. maddesini dayanak göstererek, babasının güvenlik güçleri mensuplarınca vurulduğunu ve aldığı yara için kendisine herhangi bir tıbbi yardım sağlanmaması nedeniyle hayatını kaybettiğini iddia etmektedir. Başvuran ayrıca, babasına yardım etmeye çalışan kişilerin güvenlik güçlerince engellenmiş olduğunu ileri sürmektedir. Başvuran, yine aynı hükmü dayanak göstererek, babasının öldürülmesi olayına ilişkin herhangi bir soruşturma işleminin yapılmadığından şikâyetçidir.
56. Başvuran, babasının yaşamını kaybetmesine sebebiyet veren olaylar sebebiyle yaşadığı ıstırabın ve kendisi ile aile üyelerinin babasının cenazesini uzun bir süre alamamış olmalarının Sözleşme’nin 3. maddesinin anlamı bakımından kötü muamele teşkil ettiği konusunda şikâyetçidir.
57. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesini ileri sürerek, sokağa çıkma yasağının çok katı bir şekilde uygulandığından ve dolayısıyla, babasının cenazesini sokaktan almalarının uzun bir süre boyunca mümkün olmadığından şikâyet etmektedir.
58. Son olarak, başvuran, Hükümetin kendisinin yasal temsilcisini yakalama ve tutuklama suretiyle, Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerine aykırı hareket etmiş olduğundan şikâyet etmektedir.
C. Sarıyıldız / Türkiye, no. 4684/16
59. Başvuran, Sözleşme’nin 2. maddesini dayanak göstererek, grubun üzerine ateş açılması ve sonrasında, kendisinin ve grubun geri kalan üyelerinin sığındıkları binaya sürekli olarak ateş edilmesi nedeniyle yaşam hakkının tehlike altına sokulduğunu iddia etmektedir. Başvuran ayrıca, aynı Sözleşme hükmünü dayanak göstererek, savcılar tarafından olayın soruşturulması için hiçbir adımın atılmamış olduğunu ileri sürmektedir.
60. Başvuran, Sözleşme’nin 3 ve 5. maddelerine dayanarak, sokağa çıkma yasağının çok katı bir şekilde uygulandığından, dolayısıyla, kendisinin ve grubun diğer üyelerinin binadan çıkma imkânlarının olmadığından ve yararlı ve vefat etmiş kişilerin yanında kurtarılmayı beklerken yaşadıkları ıstırabın kötü muamele teşkil ettiğinden şikâyet etmektedir.
61. Son olarak, başvuran, Hükümetin kendisinin yasal temsilcisini yakalama ve tutuklama suretiyle, Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerine aykırı hareket etmiş olduğundan şikâyet etmektedir.
D. Öncü / Türkiye, no. 4817/16
62. Başvuran, Sözleşme’nin 2. maddesini dayanak göstererek, güvenlik güçleri mensupları tarafından vurulduğunu ve ulusal makamların, Mahkeme tarafından geçici tedbir kararı verilmesi sonrasında dahi, kendisine tıbbi yardım sağlamamış olduklarını iddia etmektedir. Başvuran, hayatta kalmasının ancak şans eseri olarak nitelendirilebileceğini ve hastaneye götürülmesinin yegâne sebebinin Mahkeme’nin vermiş olduğu geçici tedbir kararı olduğunu ileri sürmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin yine aynı hükmünü ileri sürerek, vurulma olayına dair herhangi bir soruşturmanın açılmamış olduğundan şikâyet etmektedir.
63. Başvuran, tıbbi yardım beklerken yaşadığı ıstırabın Sözleşme’nin 3. maddesi anlamında kötü muamele teşkil ettiği konusunda şikâyetçidir.
64. Başvuran ayrıca, sokağa çıkma yasağının çok katı bir şekilde uygulandığını ve Sözleşme’nin 5. maddesine aykırı olduğunu iddia etmektedir.
65. Son olarak, başvuran, Hükümetin kendisinin yasal temsilcisini yakalama ve tutuklama suretiyle, Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerine aykırı hareket etmiş olduğundan şikâyet etmektedir.
E. Geçim / Türkiye, no. 5332/16
66. Başvuran, Sözleşme’nin 2. maddesini dayanak göstererek, oğlunun yüzlerce insanın kanuna aykırı bir şekilde öldürüldüğü bir bölgede hayatı tehdit eden koşullarda kaybolmuş olduğundan şikâyet etmektedir. Oğlunun vurulup öldürülmüş olması muhtemeldir. Başvuran, soruşturma makamlarının oğlunun bulunması ya da ortadan kaybolması olayının soruşturulması için hiçbir adım atmamış olduklarını iddia etmektedir.
67. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürerek, dışarı çıkıp oğlunu arayamaması ve oğlunun akıbetini öğrenmedeki çaresizliği sebebiyle yaşadığı ıstırabın kötü muamele teşkil ettiğini öne sürmüştür.
68. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesine dayanarak, aylarca evinden çıkamamış olması nedeniyle söz konusu sokağa çıkma yasağı sebebiyle özgürlük hakkından yoksun bırakılmış olduğundan şikâyetçidir. Başvuran, sokağa çıkma yasağının kanuna aykırı olduğunu ve çok katı bir şekilde uygulanması sebebiyle kendisinin dışarı çıkıp oğlunu aramaya dahi gidemediğini iddia etmektedir.
69. Son olarak, başvuran, Hükümetin kendisinin yasal temsilcisini yakalama ve tutuklama suretiyle, Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerine aykırı hareket etmiş olduğundan şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Başvuruların birleştirilmesi
70. Mahkeme, dava konusu olayların ve hukuki altyapının benzerliğini göz önünde bulundurarak, İçtüzüğün 42 § 1 maddesi uyarınca, başvuruların birleştirilmesine karar vermiştir.
B. Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki şikâyetler
71. 4552/16 başvurunun sahibi başvuran, babasının güvenlik güçleri mensupları tarafından vurulduğunu ve kendisine herhangi bir tıbbi yardım sağlanmaması sebebiyle hayatını kaybettiğini iddia etmektedir. Başvuran ayrıca, babasının öldürülmesi olayı ile ilgili hiçbir soruşturma işleminin yapılmadığını ileri sürmektedir.
72. 5332/16 başvurunun sahibi başvuran, oğlunun yaşam tehdidi oluşturan koşullarda kaybolduğundan ve kaybolma olayına ilişkin olarak bilgilendirilen yetkililerin bu olayın soruşturulmasına dair herhangi bir adım atmamış olduklarından şikâyetçidir.
73. 4684/16 başvurunun sahibi başvuran, grubun üzerine ateş açılması ve sonrasında, kendisinin ve grubun geri kalan üyelerinin sığındıkları binaya sürekli olarak ateş edilmesi nedeniyle yaşam hakkının tehlike altına sokulduğundan şikâyetçidir. Başvuran ayrıca, aynı Sözleşme hükmünü dayanak göstererek, savcılar tarafından olayın soruşturulması için hiçbir adımın atılmamış olduğunu ileri sürmektedir.
74. Diğer iki başvurunun sahibi başvuranlar ise, kendilerine ateş eden ve yaralanmalarına neden olan güvenlik güçleri mensuplarının eylemlerinin hayatlarını tehlike altına sokmuş olduğundan şikâyet etmektedirler. Başvuranlar, aynı hükmü dayanak göstererek, söz konusu saldırılara ilişkin hiçbir soruşturmanın yürütülmediğinden de şikâyetçidirler.
75. Mahkeme, dava dosyasından yola çıkarak, bu şikâyetlerin kabul edilebilirlikleri konusunda karar veremeyeceğini ve bu nedenle, Mahkeme İçtüzüğü’nün 54 § 2 (b) maddesi uyarınca, başvuruların bu kısmının davalı Hükümete bildirilmesi gerektiğini değerlendirmektedir.
C. Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki şikâyetler
76. 63133/15 başvurunun sahibi başvuran, davalı Devletin, kendisinin aile üyeleri de dâhil olmak üzere, sokağa çıkma yasağı olan bölgelerdeki halkın asgari ihtiyaçlarını dahi karşılamadığını ileri sürmektedir.
77. 4552/16 başvurunun sahibi başvuran, babasının yaşamını kaybetmesine sebebiyet veren olaylar sebebiyle yaşadığı ıstırabın ve kendisi ile aile üyelerinin babasının cenazesini uzun bir süre alamamış olmalarının kötü muamele teşkil ettiği konusunda şikâyetçidir.
78. 4684/16 başvurunun sahibi başvuran, yararlı ve vefat etmiş kişilerin yanında kurtarılmayı beklerken yaşadığı ıstırabın kötü muamele teşkil ettiğinden şikâyet etmektedir.
79. 4817/16 başvurunun sahibi başvuran, kendisine tıbbi yardım sağlanmasını beklerken yaşadığı ıstırabın Sözleşme’nin 3. maddesinin anlamı dâhilinde kötü muamele teşkil ettiğinden şikâyetçidir.
80. Mahkeme, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesinde öngörülen iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının, normalde bir başvuranın iddia edilen ihlaller bakımından tazmin sağlayabilecek mevcut hukuk yollarına başvurmasını gerektirdiğini kaydetmektedir (bk. diğer kararların yanı sıra, Akdivar ve Diğerleri / Türkiye, 16 Eylül 1996, § 65, Karar ve Hükümler Derlemesi 1996‑IV).
81. Mahkeme, başvuranların yukarıda yer verilen şikâyetlerin niteliğini ve söz konusu şikâyetlere sebebiyet veren koşulları göz önünde bulundurarak, Türk hukuk sisteminde mevcut olan ve gerek başvuranların şikâyetleri ile ilgili olarak yetkililerin sorumluluklarının tespitine gerekse de zararların karşılanmasına olanak sağlayan bir hukuk yolu olarak tazminat davası açılmasının bahse konu şikâyetler bakımından uygun ve etkili bir hukuk yolu olduğunu değerlendirmektedir. Ancak, Mahkeme, bu başvuranların işbu hüküm kapsamındaki şikâyetleri bakımından herhangi bir tazminat davası açma imkânlarını kullanmamış olduklarını gözlemlemektedir.
82. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme, bu dört başvuran tarafından Sözleşme’nin 3. maddesine dayanılarak yapılan şikâyetlerin, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
83. 5332/16 başvurunun sahibi başvuran, dışarı çıkıp oğlunu arayamaması ve oğlunun akıbetini öğrenmedeki çaresizliği sebebiyle yaşadığı ıstırabın kötü muamele teşkil ettiğinden şikâyetçidir.
84. Mahkeme, dava dosyasından yola çıkarak, bu şikâyetin kabul edilebilirliği konusunda karar veremeyeceğini ve bu nedenle, Mahkeme İçtüzüğü’nün 54 § 2 (b) maddesi uyarınca, başvurunun bu kısmının davalı Hükümete bildirilmesi gerektiğini değerlendirmektedir.
D. Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamındaki şikâyetler
85. 63133/15 başvurunun sahibi başvuran, sokağa çıkma yasağının yasal dayanağının bulunmadığından ve kendisinin, eşinin ve bebeğinin özgürlük ve güvenlik hakkını ihlal ettiğinden şikâyetçidir.
86. 4552/16 başvurunun sahibi başvuran, sokağa çıkma yasağının çok katı bir şekilde uygulandığından ve dolayısıyla, babasının cenazesini sokaktan almalarının uzun bir süre boyunca mümkün olmadığından şikâyet etmektedir.
87. 4684/16 başvurunun sahibi başvuran, sokağa çıkma yasağının çok katı bir şekilde uygulandığından ve dolayısıyla, kendisinin ve grubun diğer üyelerinin güvenlik güçlerince bombardımana tutulan binadan çıkma imkânlarının olmadığından şikâyet etmektedir.
88. 4817/16 başvurunun sahibi başvuran, sokağa çıkma yasağının çok katı bir şekilde uygulandığını ve Sözleşme’nin 5. maddesine aykırı olduğunu iddia etmektedir.
89. Mahkeme, elindeki mevcut belgelerin tümünü ve bu şikâyetlerin kendisinin yetki alanına giren kısımlarını dikkate aldığında, bu başvuranların özgürlüklerinden yoksun bırakıldıkları yönündeki iddialarını kanıtlamadıklarını değerlendirmiş ve bu nedenle, ileri sürülmüş Sözleşme maddesinin ihlal edilmemiş olduğuna hükmetmiştir. Mahkeme, başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun oldukları gerekçesiyle, Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 hükümleri uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
90. 5332/16 başvurunun sahibi başvuran, aylarca evinden çıkamamış olması nedeniyle söz konusu sokağa çıkma yasağı sebebiyle özgürlük hakkından yoksun bırakılmış olduğundan şikâyetçidir. Başvuran, sokağa çıkma yasağının kanuna aykırı olduğunu ve çok katı bir şekilde uygulanması sebebiyle kendisinin dışarı çıkıp oğlunu aramaya dahi gidemediğini iddia etmektedir.
91. Mahkeme, dava dosyasından yola çıkarak, bu şikâyetin kabul edilebilirliği konusunda karar veremeyeceğini ve bu nedenle, Mahkeme İçtüzüğü’nün 54 § 2 (b) maddesi uyarınca, başvurunun bu kısmının davalı Hükümete bildirilmesi gerektiğini değerlendirmektedir.
E. Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamındaki şikâyetler
92. Son olarak, başvuranlar, Hükümetin kendilerinin yasal temsilcilerini yakalama ve tutuklama suretiyle, Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerine aykırı hareket etmiş olduğundan şikâyet etmektedirler.
93. Mahkeme, dava dosyasından yola çıkarak, bu şikâyetin kabul edilebilirliği konusunda karar veremeyeceğini ve bu nedenle, Mahkeme İçtüzüğü’nün 54 § 2 (b) maddesi uyarınca, başvurunun bu kısmının davalı Hükümete bildirilmesi gerektiğini değerlendirmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme oy birliğiyle,
Başvuruların birleştirilmesine;
Başvuranların Sözleşme’nin 2 ve 34. maddeleri kapsamında yapmış oldukları şikâyetlerin ve 5332/16 başvurunun sahibi başvuranın Sözleşme’nin 3 ve 5. maddeleri kapsamında yapmış olduğu şikâyetlerin incelenmesinin ertelenmesine;
Başvuruların geri kalan kısımlarının kabul edilemez olarak beyan edilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 15 Aralık 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
EK
No
Başvuru No
Başvuru Tarihi
Başvuran
Doğum Tarihi
İkamet Yeri
Temsil Eden
63133/15
29/12/2015
İrfan UYSAL
20/10/1986
Cizre
Ramazan DEMİR
4552/16
20/01/2016
Adem TUNÇ
19/01/1990
Şırnak
Ramazan DEMİR
4684/16
20/01/2016
Faysal SARIYILDIZ
10/04/1975
Ankara
Ramazan DEMİR
4817/16
21/01/2016
Helin ÖNCÜ
19/02/1995
Mardin
Ramazan DEMİR
5332/16
25/01/2016
Mehmet GEÇİM
05/01/1959
Şırnak
Ramazan DEMİR
Full & Egal Universal Law Academy