AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No: 6629/10
Kazım UYSAL / Türkiye
Başkan
Nebojša Vučinić,
Yargıçlar
Paul Lemmens,
Egidijus Kūris,
ve İkinci Bölüm Yazı İşleri Müdürü Yardımcısı Abel Campos’un katılımıyla, 23 Haziran 2015 tarihinde, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 11 Aralık 2009 tarihinde sunulan başvuruyu dikkate alarak gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Kazım Uysal T.C. vatandaşı olup, 1968 doğumludur ve Batman’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde İstanbul Barosu’na bağlı Avukat M. Özbekli tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
2. Davanın kendine özgü koşulları, başvuran tarafından ifade edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuran, astsubay olarak yerine getirdiği askerlik hizmeti çerçevesinde Batman’da ilkokul öğretmeni olarak çalışmaktaydı.
4.Başvuranın iddialarına göre, 16 Haziran 1999 tarihinde saat 11.30 sularında telsizi olan ve polis olduğunu ileri süren bir kişi, Batman Devlet Hastanesinin önünde kendisine doğru yaklaşmıştır. Söz konusu kişi başvuranı başka sivil insanların bulunduğu sivil bir araca binmeye zorlamışlardır.
5.Başvuranın babası, başvuranın kaybolmasının ardından, 21 Haziran 1999 tarihinde oğlunun gözaltına alınıp alınmadığını öğrenmek için Batman Cumhuriyet Savcısı’na başvurmuştur.
6.Başvuranın babası 24 Haziran 1999 tarihinde, başvuran bulunması için başvuranın kaybolmasıyla ilgili Batman Cumhuriyet savcısına talepte bulunmuştur. Cumhuriyet savcısı 6 Temmuz 1999 tarihinde söz konusu talebi Batman Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesine iletmiştir.
7.Batman Emniyet Müdürlüğü 19 ve 20 Temmuz 1999 tarihlerinde, Batman Savcılığını, yasadışı Hizbullah örgütüne mensup olduğundan şüphelenilen başvuranın, 10 Temmuz 1999 tarihinde söz konusu örgüte yönelik yapılan operasyonda yakalandığı ve 16 Temmuz 1999 tarihinde tutuklandığı konusunda bilgilendirmiştir.
8.Polisler tarafından 10 Temmuz 1999 tarihinde hazırlanan yakalama tutanağında, 3830 numaralı ekibin, Esentepe Yeni Sanayi yolunda sabah saat 1.30 sularında kimliğini sordukları bir kişi tespit ettikleri belirtilmektedir. Polis tarafından arandığı öğrenildikten sonra yakalanmış ve Batman Emniyet Müdürlüğü Merkezine götürülmüştür.
9.Soruşturma dosyasındaki resmi kayıtlarda, başvuranın 10 Temmuz 1999 tarihinden 16 Temmuz 1999 tarihine kadar gözaltında tutulduğu belirtilmektedir.
10.Başvuran 11 Temmuz 1999 tarihinde, polis tarafından Batman Terörle Mücadele Şubesinde sorgulanmıştır. Başvuran ifadesinde, kötü muameleden bahsetmeyerek kaçırılmasından şikâyet etmiştir.
11.Başvuran 16 Temmuz 1999 tarihinde Cumhuriyet savcısının huzuruna çıkartılmış ve daha sonra tutuklanması yönünde karar veren Batman Sulh Ceza Mahkemesi huzuruna çıkartılmıştır.
B. Savcılık Tarafından Başvuranın Kötü Muameleye İlişkin İddiaları Konusunda Yürütülen Soruşturma
12.Başvuran Mahkeme’ye yaptığı başvuruda, işkence izlerini yok etmek için tedavi edilmesi nedeniyle resmi olarak gözaltında tutulduğu yedi hafta boyunca işkence eylemlerine maruz kalmadığını açıklamıştır.
13.Batman Devlet Hastanesinin 10 Temmuz 1999 tarihinde düzenlediği raporda, başvuranın sol gözünün altında hafif morlukları olduğu belirtilmekte ve vücudunda darp ve yara izine rastlanmadığı sonucuna varılmıştır.
14.Buna ek olarak 16 Temmuz 1999 tarihli raporda, başvuranın gözünün altında hafif morluklar olduğu ve vücudunun farklı bölgelerinde yaraları olduğu belirtilmektedir. Bu raporda vücudunda darp ve yara izine rastlanmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
15.Savcı 20 Ekim 1999 tarihinde, Batman Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şubesine bağlı on bir polisi şüpheli olarak huzuruna çağırmıştır.
16.Başvuran 14 Aralık 1999 tarihinde, kötü muamele konusunda yaptığı şikâyetle ilgili olarak Batman Cumhuriyet savcısı tarafından dinlenmiştir. Başvuran ifadesinde, 16 Haziran ve 10 Temmuz 1999 tarihleri arasında maruz kaldığı işkence eylemleri hakkında açıklamalarda bulunmuştur. Başvuran, Batman Devlet Hastanesi önünde “sivil giyimli polis memurları” tarafından kaçırıldığını açıklamıştır. Başvuran özellikle işkence eylemlerine maruz kaldığını ve daha sonra Batman Emniyet Müdürlüğünde yedi gün boyunca gözaltında tutulduğunu ve polis memurları tarafından hazırlanan tutanağı imzalamaya zorlandığını ileri sürmüştür.
17.Savcı farklı tarihlerde, aleyhlerindeki tüm iddiaları reddeden ve ilgiliye herhangi bir kötü muamelede bulunmadıklarını açıklayan polis memurlarını dinlemiştir.
18.Cumhuriyet savcısı 16 Ekim 2000 tarihinde, on bir polis memuru hakkında ek takipsizlik kararı vermiştir. Cumhuriyet savcısı, polis memurları hakkında kamu davası açılmasını haklı gösterecek nitelikte delil olmadığına karar vermiştir.
19.Midyat Ağır Ceza Mahkemesi 19 Aralık 2000 tarihinde, başvuranın ek takipsizlik kararına karşı yaptığı itirazı reddetmiştir.
20.Öte yandan Batman Cumhuriyet savcısı 8 Nisan 2002 tarihinde, faillerin tespit edilememesi nedeniyle daimi arama kararı vermiş ve soruşturmanın zamanaşımı süresince gözönünde tutulması için kararı Emniyet Müdürlüğüne göndermiştir.
21.Batman Cumhuriyet savcısı 19 Ağustos 2009 tarihinde, soruşturmanın (6 Temmuz 2009 tarihi itibariyle) zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle başvuranın kaçırılması ilgili yürütülen soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
22.Başvuran 15 Eylül 2009 tarihinde, 19 Ağustos 2009 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı itirazda bulunmuştur.
23.Midyat Ağır Ceza Mahkemesi 24 Eylül 2009 tarihinde başvuranın yaptığı itirazı reddetmiştir.
ŞİKÂYETLER
24.Başvuran Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürerek, 16 Haziran ve 10 Temmuz 1999 tarihleri arasında kaçırıldığı sırada, Emniyet Genel Müdürlüğünde gözaltına eşdeğer bir durumda kötü muameleye maruz kaldığı ve işkenceye uğradığı için şikâyet etmektedir.
25.Başvuran aynı zamanda Sözleşme’nin 13. maddesini ileri sürerek, bu konuda etkili bir soruşturma yapılmamasından şikâyetçi olmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
26.Başvuran resmi olarak gözaltına alınmadan önce 16 Haziran ve 10 Temmuz 1999 tarihleri arasında gözaltına eşdeğer bir durumda, kötü muameleye maruz kaldığını ve kaçırılmasından sorumlu olan kişiler hakkında yaptığı şikâyet konusunda etkili bir soruşturma yapılmadığı için şikâyet etmektedir. Başvuran Sözleşme’nin 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Mahkeme başvuranın şikâyetlerini sadece Sözleşme’nin 3. maddesi bağlamında inceleyecektir. Bu madde şu şekildedir:
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
27.Mahkeme öncelikle, bir başvurunun esasının incelenmesi için, özellikle iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra ve iç hukuk mahkemelerince verilen kesin karardan itibaren altı ay içinde Mahkeme’ye başvurulması gerektiğini ifade eden 35. maddenin 1. fıkrasında belirtilen koşulların da bir arada bulunması gerektiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme altı ay kuralının, hukuk güvenliğini sağlamayı amaçladığını ve Sözleşme bakımından ihtilaf konusu davaların makul süre içinde incelenmesine imkân tanıdığını tespit etmektedir (Sabri Güneş/Türkiye [BD], No. 27396/06, § 39, 29 Haziran 2012). Ayrıca, bu kural yetkililer ile diğer ilgili kişileri uzun süre belirsizlik içinde kalmaktan korumayı amaçlamaktadır (bk. Bayram ve Yıldırım/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 38587/97, 29 Ocak 2002, Bulut ve Yavuz/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 73065/01, 28 Mayıs 2002 ve Taşçɪ ve Duman/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 40787/10, 9 Ekim 2012). Mahkeme bu bağlamda, başvuranın kaçırılmasıyla ilgili ceza soruşturmasının 16 Ekim 2000 tarihinde nihai olarak kapanmadığı dikkate alındığında, Cumhuriyet savcısı tarafından başvuranın gözaltından sorumlu kişiler hakkında bu tarihte verilen ek takipsizlik kararından yaklaşık dokuz yıl sonra Mahkemeye başvuran ilgili tarafından altı ay süre kuralına riayet edilip edilmediği sorusunun belirlenmesi gerektiği kanaatindedir.
28.Mahkeme ayrıca, ileri sürülen kötü muameleler veya yaşam hakkından yoksun bırakılma durumuyla ilgili olarak, başvuru yolu bulunmuyorsa ya da mevcut başvuru yolları etkili değilse Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında yer alan altı aylık sürenin, kural olarak şikâyet edilen eylemlerin meydana geldiği tarihten itibaren başladığını kaydetmektedir. Bununla birlikte, bir başvuran görünüşe göre var olan bir iç hukuk yolunu kullandığı veya kullanmak istediğinde, ancak daha sonra bu yolların etkinliğini ortadan kaldıran şartların farkına varmasında olduğu gibi bir takım istisnai durumlar dikkate alınarak uygulama yapılabilir. Böyle bir durumda altı aylık sürenin başlangıç tarihi olarak başvuranın iç hukuk yolunun etkisizliğini ilk defa öğrendiği veya öğrenmesi gerektiği tarih olarak almak gerekmektedir (bk. Taşçı ve Duman, anılan § 16)
29.Somut davada Mahkeme, Cumhuriyet savcısının 16 Ekim 2000 tarihinde polis memurları hakkında kamu davası açılmasını haklı gösterecek nitelikte delil bulunmadığı gerekçesiyle başvuranın gözaltına alınmasından sorumlu olan kişiler hakkında ek takipsizlik kararı verdiğini tespit etmektedir. Başvuranın ek takipsizlik kararına karşı yaptığı itiraz 19 Aralık 2000 tarihinde Midyat Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir (yukarıdaki 19. paragrafa bk.). Mahkeme, 19 Aralık 2000 tarihinden sonra, başvuranın iddialarıyla ilgili yürütülen soruşturmanın 16 Ekim 2000 tarihinde takipsizlikle sonuçlanmasıyla birlikte soruşturmayı ilerletmenin hiçbir şekilde mümkün olmadığını gözlemlemektedir. (Gülşah Tağaç ve Arif Tağaç/Türkiye (kabul edilemezlik hakkında karar) ile kıyaslayınız, No. 55195/00, 6 Kasım 2007). Nitekim Savcılık tarafından 19 Ağustos 2009 tarihinde verilen takipsizlik kararı, soruşturmanın sadece zamanaşımından kapatıldığını ortaya koymaktadır.
30.Mahkeme şüphesiz, zamanaşımından soruşturmanın kapatılmasına karşı başvuranın yaptığı itirazı Midyat Ağır Ceza Mahkemesinin reddettiği tarih olan 24 Eylül 2009 tarihinden itibaren altı ay içerisinde söz konusu ceza soruşturması hakkında, 11 Aralık 2009 tarihinde Mahkeme önünde şikâyette bulunduğunu saptamaktadır (yukarıdaki 21-23. paragraflara bk.). Bununla birlikte Mahkeme, 11 Aralık 2009 tarihinde yapılan başvurunun, yapılan soruşturmanın etkin olmadığını ileri sürebilmek için altı aylık süreyi yeniden başlatacağını kabul edemez (bk. mutatis mutandis, Gülşah Tağaç ve Arif Tağaç, anılan ve Teodor Nicorici/Tomanya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 648/05, 4 Ekim 2011). Mahkemeye göre, Savcılık tarafından başvuranı gözaltına alan kişiler hakkında verilen takipsizlik kararına karşı yapılan itirazın reddedildiği tarihten itibaren başvuranın söz konusu ceza soruşturmasının daimi arama kararı ile kısıtlı kalması ve davadan sorumlu savcının soruşturmanın 2009 yılında zamanaşımına uğradığı tarihe kadar herhangi kovuşturma/soruşturma işlemi başlatmaması nedeniyle Mahkeme’ye başvurması gerekirdi (yukarıdaki 21. paragrafa bk.).
31. Mahkeme yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, altı aylık sürenin ek-takipsizlik kararının Ağır Ceza Mahkemesi tarafından onaylandığı tarih olan 19 Aralık 2000 tarihinden itibaren başladığı ve ulusal makamlar tarafından atılan adımların bu sürenin gidişatına hiçbir etkisinin olmadığı kanaatindedir. Dolayısıyla Mahkeme, 19 Ağustos 2009 tarihinde verilen ve zamanaşımı nedeniyle ceza soruşturmasını kesin olarak sonlandıran takipsizlik kararının, altı aylık sürenin gidişatını bozamayacağını tespit etmiştir (mutatis mutandis, Öztürk ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 13745/02, 29 Nisan 2008).
32. Dolayısıyla, başvuran başvurusunu altı ay içinde yapmamıştır. Başvuran ayrıca bu sürenin durdurulmasını haklı gösterecek herhangi bir özel durumun varlığını da ortaya koymamıştır. (mutatis mutandis, Kɪniş/Türkiye, yukarıda anılan, No. 13635/04, 28 Haziran 2005; kaybolma konusuyla ilgili davalarda alınan benzer yaklaşımlar için bk. Emrah Aydınlar/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 3575/05, 9 Mart 2010 ve Taşçɪ ve Duman/Türkiye, yukarıda anılan §§ 21 ve 22).
33.Yukarıdaki değerlendirmeler doğrultusunda başvurunun geç yapıldığı ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oybirliğiyle
Başvurunun kabul edilemez olduğuna;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup 16 Temmuz 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Abel CamposNebojša Vučinić
Yazı İşleri Müdürü YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy