Hukuk Bölümü
2011/199 E. , 2011/283 K.2247 SAYILI YASA’NIN 10. MADDESINDE ÖNGÖRÜLEN KOŞULLARI TAŞIMAYAN BAŞVURUNUN, AYNIYASA’NIN 27. MADDESI UYARINCA REDDİ GEREKTIĞI HK.UYUŞMAZLIK MAHKEMESİNİN KURULUŞ VE İŞLEYİŞİ HAKKINDA KANUN (2247) Madde 10"İçtihat Metni"Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığınca hazırlanmıştır. İzinsiz olarak kopyalanması ve dağıtılması hukukisorumluluk gerektirir.
Davacılar
: 1- Adli Yargıda N.K.
2- İdari Yargıda
O.K.’e vesayeten Vasisi N.K.
Vekili
: Av. M.G.
Davalılar
: 1- Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü
2- Maliye Hazinesi
Vekili
: Av. D.K.
O L A Y
: Davacı Kocaeli İli, Gebze İlçesi, Muallim Köyünde yer alan tapunun 47 pafta, 3142 parsel sayısındakayıtlı 412 m²’lik taşınmazı 29.11.1993 tarihinde dava dışı Mehmet Bozkurt’tan satın almıştır.Davalı Hazine vekilliği tarafından, Gebze 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada E:2005/18, K:2005/366 sayı ile, yerin 19m²’lik kısmının orman alanı içinde kalması nedeniyle davacı adına kayıtlı tapunun iptali ile davalı Maliye Hazinesi adına tescilinekarar verilmiş, verilen bu karar Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 11.7.2006 gün ve E:2006/7575, K:2006/10470 sayılı kararıylaonanarak kesinleşmiştir.Davacı vekili, davacının taşınmazı tapu kaydına güvenerek satın aldığını, taşınmazı aldığında tapu kayıtlarında herhangi bir şerhinolmadığını dolayısıyla zarara uğranıldığını öne sürerek, fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak üzere tapuya güvenereksatın aldığı taşınmazın 19 m²’lik kısmının tapusunun iptali sebebi ile uğradığını ileri sürdüğü maddi zarar olan 6.000,00 TL’nin iptalkararının kesinleştiği günden itibaren kanuni gecikme bedeli ile birlikte, manevi zarara karşılık olmak üzere 3.000,00 TL’nin davatarihinden itibaren hesap edilerek kanuni gecikme bedeli ile birlikte tazmini istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.GEBZE 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 22.1.2010 gün ve E:2007/278, K:2010/19 sayı ile, davaya konu tazminat isteğinin ormankadastrosu esas alınmadan yapılan aynı yerdeki mükerrer arazi kadastrosundan kaynaklandığı, bu sırada hazinenin askıya çıkantutanaklara o bölgenin orman kadastro sınırları içerisinde olduğu yolunda itiraz etmesi gerektiği halde itirazını yapmadığı; böylecedosya davacısına varan oluşan silsilede asıl kadastro sırasında yapması gereken görevini yapmayarak ihmali bir eylem ile idariişlem tesis edip tam yargı davası ile bu kusuru sonucu davacının zararına neden olacak şekilde ihmali hareket ile idari işlemyapmış olduğu, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2007/7140 Esas, 2008/2642 Karar sayılı 3.3.2008 tarihli kararında belirtildiği gibihatalı tescil oluşmasına ve böylece sicile güvenerek taşınmaz üzerinde hak sahibi olan davacının yanılmasına nedenolunduğundan hazinenin yasalar uyarınca kendisine verilen bu görevleri yapmaması sonucu doğan zarar, ihmali nitelikteki idarieylemden doğmuş olup, bu tür idari eylemlerden kaynaklanan tazminat davalarının görüleceği yerin idari yargı yerleri olduğu,Mahkemece yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilmesi gerekirken davanın esastan reddedilmiş olmasının bozmayıgerektirdiği yolundaki bozma esas alınarak Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesince 2008/228 esas 602 karar sayılı karar görevsizliknedeni ile dilekçenin kararda reddine karar verilip Yargıtay 4 Hukuk Dairesinin 2009/10088 esas 10928 karar sayılı 8.10.2009günlü ilamı ile onanmasına karar verilmiş olduğu görülüp, davanın idari yargıda görülmesi gerekeceğinden davacının dilekçesiningörev yönünden reddine karar vermek gerektiği gerekçesi ile davanın idari yargıda görülmesi gerekeceğinden dava dilekçesiningörev yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.Davacı vekili aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.Davalı Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü vekilince, dilekçesinde uyuşmazlığın, adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği ilerisürülerek görev itirazında bulunulmuştur.KOCAELİ 2. İDARE MAHKEMESİ: 7.10.2010 gün ve E:2010/624 sayı ile, 2709 sayılı T.C. Anayasasının 125. maddesinde; idareninkendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olduğu hükmünün yer aldığı, 2576 sayılı Kanunun İdareMahkemesi'nin Görevleri başlıklı 5. maddesinin (b) bendinde tam yargı davalarının idare mahkemesinin görevleri arasında sayıldığı,2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 2/1-b maddesinde de, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtelolanlar tarafından açılan tam yargı davalarının idari dava türleri kapsamında olduğunun belirtildiği, bakılan davada, davacı vekilitarafından, tapu sicillerini düzenli tutmakla yükümlü olan idarenin bu görevini gereği gibi yerine getirmemesi ve müvekkilinintaşınmazı satın aldığı tarihte taşınmazın üzerinde 2-B arazisi sınırları içerisinde kaldığına ilişkin şerh bulunmaması ve taşınmazınHazine adına tescilli olduğuna ilişkin bir veri olmaması karşısında tapuya güven ilkesi sebebiyle uğradığı zararların tazminine kararverilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı, bu bağlamda tazminat isteminin davalı idarenin kanunlarla kendisine verilen görevini gereğigibi yerine getirmemesinden, başka bir deyişle hizmetin kusurlu işletilmesinden kaynaklandığı ileri sürülen bir zararın tazminineilişkin olduğundan, davanın görüm ve çözümünün idari yargı yerine dolayısıyla mahkemelerine ait olduğu sonucuna varıldığı,gerekçesiyle davalı idarenin görev itirazının reddine karar vermiştir.Davalı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü vekilinin olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yönündeki dilekçesi üzerine dava dosyasıörneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; 6831 sayılı Orman Yasasının 2- B maddesinde “31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fenbakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş yerlerden; tarla, bağ, bahçe, meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık (antep fıstığı,çam fıstığı) gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylak gibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilenaraziler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanları, orman sınırları dışına çıkartılır. Orman sınırlarıdışına çıkartılan bu yerler Devlete ait ise Hazine adına, hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ise bu müesseseler adına,hususi orman ise sahipleri adına orman sınırları dışına çıkartılır. Uygulama kesinleştikten sonra tapuda kesin tashih ve tescil işlemiyapılır. Bu yerler dışında orman sınırlarında hiçbir suretle daraltma yapılamaz.” hükmü ile 2-B olarak anılan, orman dışına çıkarılan
arazi vasfı belirlenerek bu yerlerin tapu siciline kayıt ve tescil edilmesini zorunlu kıldığı böylece bu yerlerin özel mülkiyete konuolmasının önüne geçilmesi ve tapuya güven ilkesinin sağlanmasının da amaçlandığı, Medeni Kanun'un 1007. maddesinde “Tapusicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücueder. Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür. “hükümlerine yer verildiği; anılan yasal düzenlemeden, yargılama sürecine katkıda bulunan işlemler nedeniyle Devletin sorumluluğunun kabul edildiğidurumlarda, bu sorumluluğun denetiminin de aynı yargı düzeni içinde yapılmasının gözetildiğinin anlaşıldığı, tazminat davasınakonu olan tapu kaydının iptali ve Hazine adına tesciline dair davanın dahi adli yargı yerinde görülerek çözüme ulaştırıldığı,açıklanan neden ve yasal düzenlemeler karşısında uyuşmazlığın tapu kaydının hatalı oluşturulması nedeniyle tapu kaydınagüvenerek gayrimenkul alımı yapan davacının gayrimenkulünün bir kısmının sonradan 2-B vasfı nedeniyle Hazine adına tescilinedeniyle doğan zararın giderilmesi hakkındaki davanın görüm ve çözümünde adli yargının görevli bulunduğu, bu nedenle 2247sayılı kanunun 10 ve 13 maddeleri gereğince olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, dosyanın Uyuşmazlık MahkemesiBaşkanlığı'na gönderilmesine karar vermiştir.Başkanlıkça 2247 sayılı Yasanın 13. maddesinin 3. fıkrası uyarınca Danıştay Başsavcılığının yazılı düşüncesi istenilmiştir.DANIŞTAY BAŞSAVCISI; İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnelnitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanan hizmet kusurunun hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiçişlememesi (eylemsizlik) hallerinde gerçekleştiği ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açtığı, öte yandan; her nekadar, Türk Medeni Kanununun1007'nci maddesinde, “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder. Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar tapu sicilinin bulunduğuyer mahkemesinde görülür." denilmekte ise de; tapu sicilinin önemi ve kişilerin bu sicile olan güven duygularını sağlamakbakımından tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlardan ötürü Devletin sorumlu olacağı ilkesini benimseyen bu madde, zararın,sicilin tutulması ile ilgili bir işlemden veya böyle bir işlemin yerine getirilmemiş olmasından doğmuş bulunması halindeuygulanabileceği oysa, olayda, tapu sicilinin hatalı tutulmasından doğan bir zararın söz konusu olmadığı, tazminat isteminin,zararın, Gebze 3'üncü Asliye Hukuk Mahkemesinin anılan kararında vurgulandığı gibi, İdarenin hatalı kadastro işlemine zamanındayapması gereken itirazı yapmamasından kaynaklandığı iddiasına dayalı olduğu, idarenin söz konusu hareketsizliğini, yukarıdatanımlanan anlamda idari eylemin oluşturduğu, idari eylemlerden doğan zararların tazmini istemini konu alan davaların görümçözümünün ise, yukarıda açıklandığı gibi idari yargı yerlerine ait olduğu, bu nedenle 2247 sayılı Kanunun 13'üncü maddesiuyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması talebinin reddi gerektiği yönünde yazılıdüşünce vermiştir.İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL,Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 19.12.2011günlü toplantısında; Raportör-Gülşen Akar PEHLİVAN’ın 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddigerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet SavcısıMehmet BAYHAN’ın başvurunun kabulü ile işin esasının incelenmesine, Danıştay Savcısı Mehmet AKKAYA’nın ise başvurunun reddigerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 10. maddesinin birinci fıkrasında, “Görev uyuşmazlığıçıkarma; adli, idari ve askeri bir yargı merciinde açılmış olan davada ileri sürülen görev itirazının reddi üzerine ilgili Başsavcıtarafından görev konusunun incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesinden istenmesidir” hükmüne yer verilmiştir.
Anılan Yasa hükmü ile, belirtilen yargı mercilerinden birinde açılmış olan bir davanın görülmesi sırasında yapılan görevitirazının reddi üzerine, ilgili Başsavcı tarafından, görevli bulunduğu kendi yargı düzeninin görev alanına vaki müdahaleninönlenebilmesini sağlamak için konunun Uyuşmazlık Mahkemesi’ne götürülmesi suretiyle davanın henüz başlangıç safhasında ikengörev sorununun çözüme kavuşturulması amaçlanmıştır.
Nitekim, 2247 sayılı Yasa’nın 10. madde gerekçesinde, “Uyuşmazlık çıkarma, yürürlükte bulunan kanunun getirdiği biryeniliktir. Görülmekte olan bir davanın görev uyuşmazlığını, bu safhada halletmek imkânını verir. Bu madde ile uyuşmazlık çıkarmaadli, idari ve askeri yargıya teşmil edilmiştir.
Bu yetki, yargı merciince görev itirazının reddi üzerine, kanun yararına olarak, uyuşmazlığın konusuna göre ilgili Başsavcıveya Başkanunsözcüsü tarafından kullanılacaktır. Bu suretle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının kabul ettiği adli, idari ve askeriyargı mercilerinin ayrılığı prensibinin ihlâli ve ayrı tanzimlere tabi tutulan adli, idari ve askeri yargı mercilerinin yekdiğerinin görevhudutlarına tecavüzleri önlenmiş olacaktır” denilmiştir.
Buna göre, ortada henüz açılmış bir dava ve bu davada bir yargı merciince verilmiş görevlilik kararı bulunması; diğer birifadeyle, yararına görev itirazında bulunulan yargı merciince aynı davada görevsizlik kararı verilmemiş olması gerekeceği açıktır.
Olayda, uyuşmazlığa konu edilen Kocaeli 2. İdare Mahkemesinin görevlilik kararından önce, Gebze 3. Asliye HukukMahkemesi’nce tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararının bulunması karşısında,idari yargı yerince adli yargının görev alanına müdahalede bulunulduğundan söz etmek olanaksızdır.
Öte yandan, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen olumsuz görev uyuşmazlığının oluşabilmesi için tarafları,sebebi ve konusu aynı olan davada en az iki yargı merciince kendilerini görevsiz görerek verilmiş ve kesinleşmiş görevsizlikkararlarının bulunması; 17. maddesinde öngörülen olumlu görev uyuşmazlığının doğabilmesi için ise, yine tarafları, konusu vesebebi aynı olan davada en az iki yargı merciince kendilerini görevli sayan kararlar verilmesi; 19. maddeye göre yargımercilerince Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulabilmesi için de, daha önce diğer yargı mercilerinden birisinin kesin veyakesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine aynı davada kendisinin de görevsiz bulunduğu ve görevsizlik kararı veren yargı merciiningörevli olduğu kanısına varılması; 20. madde uyarınca görev uyuşmazlığı çıkarılmasında, temyiz incelemesi yapan yüksekmahkeme tarafından Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulması gerekmekte olup, incelemeye konu olan adli yargı yerinin görevsizlikkararı üzerine idari yargı yerince aynı davada verilen görevlilik kararı nedeniyle, anılan maddelerde düzenlenen görev uyuşmazlığıtürlerinden biri de oluşmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun bulunmayan başvurunun, aynıYasanın 27. maddesinde yer alan “Uyuşmazlık Mahkemesi, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleriönce şekil ve süre açısından inceler; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddeder” kuralı uyarıncareddi gerekmiştir. S O N U Ç : 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesiuyarınca REDDİNE, 19.12.2011 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.