Hukuk Bölümü Hüküm Uyuşmazlığı Olmadığına Dair
2012/114 E. , 2012/181 K.2247 SAYILI YASA’NIN 24. MADDESINDE ÖNGÖRÜLEN KOŞULLARI TAŞIMAYAN BAŞVURUNUN REDDİ GEREKTIĞIUYUŞMAZLIK MAHKEMESİNİN KURULUŞ VE İŞLEYİŞİ HAKKINDA KANUN (2247) Madde 24"İçtihat Metni"Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığınca hazırlanmıştır. İzinsiz olarak kopyalanması ve dağıtılması hukukisorumluluk gerektirir.
Hüküm Uyuşmazlığının Giderilmesini İsteyen
: Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili
: Av. Ş. R.
Karşı Taraf
: İçişleri Bakanlığı
Vekili
: Av. E. D.
O L A Y : Ankara Emniyet Müdürlüğünde görevli iken, 21.3.2002 tarihinde nevruz kutlamaları nedeniyle takviyekuvvet olarak, Mersin İline gönderilen sürücü Ç. A. yönetimindeki06 A18402 plakalı (panzer) resmi araç içinde polis memuru H. Y.ve H. Y. olduğu halde, Mersin İli, Akdeniz İlçesi, Gazi Mustafa Kemal Bulvarı, Ahmet Taner Kışlalı Köprüsü üzerinden aşağıyadüşmüştür.I- İçişleri Bakanlığı vekili, 21.3.2002 tarihindeki Nevruz kutlamaları sırasında görevli polis memuru Ç. A.’ın kullandığı panzerinköprüden düşmesi sonucu vefat ettiğini ve annesi A. A. tarafından İçişleri Bakanlığı aleyhine açılan tazminat davası sonucu,Ankara 18. Asliye Hukuk Mahkemesinin vermiş olduğu 17.11.2009 gün ve 2009/324 esas 2009/411 nolu ilamla vekil edenialeyhine 3.269,09 TL tazminata hükmedildiğini ve bu ilamın Ankara 10. İcra Müdürlüğünün 2010/28 esas sayılı dosyasıyla takibekonulduğunu ve İcra dosyasına 10.897,71 TL nin 24.6.2010 tarihinde ödendiğini, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığının olayda%37,5 oranında kusurlu olduğunu belirterek, kusuruna isabet eden 4.086,64 TL nin 24.6.2010 tarihinden itibaren yasal faizi ilebirlikte Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığından tahsiline karar verilmesi istemiyle Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığına karşıadli yargı yerinde dava açmıştır.MERSİN 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (Hakem Sıfatıyla): 10.2.2011 gün ve E:2010/8, K:2011/2 sayı ile, “… Dava, ölen polismemurunun annesine ödenen manevi tazminatın rücuen tahsili istemine ilişkindir.Ankara 18. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/324 esas sayılı dosyasında olay nedeni ile ölen polis memurunun annesi tarafındanaçılan destekten yoksun kalma tazminatı istemli davanın 17.11.2009 tarihinde sonuçlandığı ve 2009/411 sayılı ilamla 3.269,09 TLmaddi tazminata hükmedildiği, kararın kesinleştiği ve verilen tazminatın icraen tahsil için takibe konulduğu ve 10.897,71 TL nin24.6.2010 tarihinde ödendiği anlaşılmış olup, davalı tarafın kesinleşen %37,5 kusur oranına göre 4.086,64 TL’yi davalı tarafınödemesi gerekir. Bu nedenle davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir. Yukarıda açıklanan gerekçeye göre davanın kabulü ile4.086,64 TL’nin 24.6.2010 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine...” karar vermiş, bukarara itiraz edilmiş, Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Hakem Sıfatıyla) 27.4.2011 gün ve E:2010/8, K:2011/2 Ek kararı ileitiraz reddedilerek, kesin olarak karar verilmiştir.ll- İçişleri Bakanlığı vekili, İçel İlinde 21.3.2002 tarihinde yapılacak Nevruz kutlamaları nedeniyle Ankara EmniyetMüdürlüğünden06 A 18402 plaka sayılı panzerin görevlendirildiğini, davalı Eylem Ayaz’ın murisi Çetin Ayaz yönetimindeki panzerinolay günü ring yaptığı sırada İçel merkezinde bulunan Ahmet Taner Kışlalı köprüsü üzerinden inerken panzerin köprüden düşmesisonucu ölümlü ve maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, kazanın, köprünün yapımındaki proje hatasından kaynaklandığını;köprünün orta kısmında bulunan40 m uzunluğundaki “keskin kurbun” kazaya neden olduğunu, kazanın meydana gelmesindedavalı belediyenin %80 oranında kusurlu olduğunu, ayrıca gerekli önlemi almayıp panzerin hızını yol ve hava şartlarına göreayarlamayan sürücü Çetin Ayaz’ın da %20 kusuru bulunduğunu, panzerdeki hasarın Ankara 9. Sulh Hukuk Mahkemesinin2002/149 D. İş sayılı dosyasında 7.827.779.466 TL sı olarak tespit ettirildiğini hasar bedelinin ödenmemesi nedeniyle iş budavanın açıldığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere hazine zararı (7.827.779.466) TL sının kaza tarihindenitibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ve kusurları oranında davalılardan müştereken müteselsilen tahsiline karar verilmesiistemiyle İçel Büyükşehir Belediye Başkanlığına karşı adli yargı yerinde dava açmıştır.İçel Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili, davaya cevap dilekçesinde, davanın görevli mahkemede açılmadığını, dava dilekçesindekazanın Ahmet Taner Kışlalı üst geçit köprüsünün yapım-proje hatasından dolayı köprü üzerinde oluşan keskin kurbdankaynaklandığının ileri sürülmüş olmasına göre davanın idarenin hizmet kusuruna dayandırıldığını, bu nedenle idari yargı merciiningörevli olduğunu, görevsizlik kararı verilmesini, biran için davanın adli yargıda çözümlenmesi gerektiği kabul edilse dahi haksızeylemin meydana geldiği yer mahkemesinde davanın açılabileceğini, davaya bakmakta Mersin mahkemelerinin yetkili olduğunu,3533 sayılı Yasanın 4. maddesi uyarınca uyuşmazlığın hakem sıfatıyla Mersin 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesigerektiğini, kazanın meydana gelmesinde müvekkili belediyeye kusur yüklenemeyeceğini, kazanın meydana geldiği üst geçitköprüsünün projeye uygun yapıldığını ve imalat hatası bulunmadığını, projenin Karayolları 5. Bölge Müdürlüğünce onaylandığını,onaydan sonra projeye uygun olarak köprünün inşa edildiğini, davanın bu sebeplerle yersiz açıldığını savunup yargı yolu, görev,yetki itirazlarının kabulüne ve esastan reddine karar verilmesini dilemiştir.Ankara 18. Asliye Hukuk Mahkemesi: 15.10.2003 gün ve E:2003/752, K:2003/833 sayı ile, dava dilekçesinde, açıkça davalıbelediyenin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürüldüğüne göre olayda hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı, davalı belediyeninsorumluluğu bulunup bulunmadığı hususlarının idari yargı mercii önünde çözümlenmesi gerektiği, açıklanan bu durum karşısındadavalı İçel Büyükşehir Belediye Başkanlığı aleyhine açılan davanın görülmesinde mahkemelerinin görevli olmadığı, uyuşmazlığınidari yargı mercii önünde çözümlenmesi gerektiğinden davalı belediye vekilinin yargı yolu itirazının yerinde görüldüğü, davalıbelediye vekilinin yargı yolu itirazı yerinde görüldüğünden, davalı vekilinin ileri sürdüğü diğer usul itirazların incelenmesine gerekgörülmediği gerekçesiyle uyuşmazlığın hizmet kusurundan kaynaklandığı anlaşıldığından davaya bakmakla mahkemeleriningörevsizliğine uyuşmazlığın idari yargı mercii önünde çözümlenmesi gerektiğine karar vermiştir.İçişleri Bakanlığı vekili aynı istemle Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile Çetin Ayaz mirasçısı Eylem Ayaz’a karşı idari yargıyerinde dava açmıştır.Ankara 5. İdare Mahkemesi: 11.3.2004 gün ve E:2004/851, K:2004/369 sayı ile, bakılan davada davacının tazminat isteğinekonu ettiği olayın Mersin Büyükşehir Belediyesinde meydana gelmiş olması nedeniyle 2577 sayılı Yasanın 36.maddesindeki yetkikuralı uyarınca tazminata konu uyuşmazlığın görüm ve çözümünde Mersin İdare Mahkemesinin yetkili olduğu gerekçesiyle 2577sayılı Yasanın 15/1-a bendi uyarınca davanın yetki yönünden reddine karar vermiştir.
Mersin İdare Mahkemesi: 15.10.2004 gün ve E:2004/880, K:2004/1309 sayı ile, Dava dosyasının incelenmesinden, davanınAnkara Asliye 18. Hukuk Mahkemesinin 15.10.2003 tarih ve 2003/833 sayılı görev ret kararı üzerine açıldığı, bu davanın sadeceMersin Büyükşehir Belediye Başkanlığına karşı açılan tazminat davası olduğu, Çetin Ayaz mirasçısı Eylem Ayaz'ın davalı sıfatınınbulunmadığı, Çetin Ayaz mirasçısı Eylem Ayaz'a karşı açılan davanın adı geçen mahkemenin E:2002/955 Esası üzerindenyürütüldüğü, İdari yargı yerinde kişilere karşı (kişilerin davalı konumda yer aldığı) dava açma olanağı bulunmadığı hususu dagözönünde bulundurulmak suretiyle davanın konusunun ve davalı olarak kimler gösterileceği hususunun açık ve net olarak ortayakonması gerektiği, öte yandan hem Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığına hem de Çetin Ayaz mirasçısı Eylem Ayaz' a birliktedava açılacaksa 2577 sayılı Kanunun 5. maddesine göre ayrı ayrı dilekçelerle dava konusu edilmesi gerektiği sonucuna varıldığıgerekçesiyle dava dilekçesinin reddine karar vermiş, bu karar üzerine İçişleri Bakanlığı vekilince dava dilekçesi yenilenerek,Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığına karşı dava açılmıştır.Mersin İdare Mahkemesi: 31.3.2006 gün ve E:2004/1689, K:2006/738 sayı ile, 21.3.2002 tarihinde Mersin Merkez Ahmet TanerKışlalı Köprüsünde meydana gelen trafik kazasının oluşumunda köprüdeki yapım hatasından dolayı davalı Mersin BüyükşehirBelediyesinin 3/8 (%37,5) oranında kusurunun bulunduğu anlaşıldığından, söz konusu olay nedeniyle davacı kuruma ait araçtameydana gelen, 7.827.770.000-TL'lik hasar bedelinin kusur oranına isabet eden 2.935.413.750.-TL'lik kısmının davalı belediyecetazmin edilmesi gerektiği sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle davacı isteminin kısmen kabulü ile 2.935.413.750.-TL tazminatın ilk kezgörevsiz yargı yerinde davanın açıldığı 15.11.2002 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden alınarakdavacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin tazminat talebinin reddine karar vermiş, bu kararın taraflarca temyizen incelenerekbozulması istemi üzerine,Danıştay 8. Dairesi 4.2.2008 gün ve E:2006/6271, K:2008/622 sayı ile, davacı tarafından ileri sürülen, köprünün keskin viraj(kurp) ve dever teşkilinde hata bulunduğu iddialarının, bilirkişi kurulunda yer verilecek bir yol trafik uzmanının teknik bilgisiyleaydınlatılabilecek nitelikte olması, bu yapılmaksızın Makine Mühendislerinden oluşan kurulun yalnız tanık ifadesi ve ilgili idarelerinkonuya ilişkin yazıları doğrultusunda genel bir kanaatle kusur oranı tespiti yoluna gitmesi karşısında, yeterli araştırmayadayanmayan rapor esas alınarak verilen kararda hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davacının temyiz isteminin reddine,davalı idarenin temyiz isteminin kabul edilerek eksik incelemeye dayalı Mersin İdare Mahkemesi kararının bu yönden bozularak,bozulan kısım hakkında bozma gerekçesi doğrultusunda inceleme yapılıp yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılanMahkemeye gönderilmesine karar vermiştir.MERSİN 1. İDARE MAHKEMESİ: 30.6.2009 gün ve E:2008/636, K:2009/713 sayı ile, “…Uyuşmazlık, Ankara Emniyet Müdürlüğüneait olup 2002 yılı nevruz olayları sırasında Mersin Emniyet Müdürlüğü yetkisinde görevlendirilen panzerin, şehir merkezindekiköprüden düşmesiyle meydana gelen kazada oluşan hasar bedelinin tazmini istemine ilişkindir.2709 sayılı T.C. Anayasası'nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekleyükümlü bulunduğu hükmü yer almaktadır.Kamu idareleri, yürütmekle yükümlü bulundukları kamu hizmetlerini gereği gibi yerine getirmekle, bu hizmetin işleyişini süreklikontrol etmek ve hizmetin yürütülmesi sırasında gerekli önlemleri almakla yükümlüdürler. İdarelerin bu yükümlülüğünü yerinegetirmemek suretiyle hizmetin kötü veya geç işlemesi, gereği gibi islememesi idarenin hizmet kusurunu oluşturur.Genel olarak hizmet kusuru, bir kamu hizmetinin kuruluş ve işleyişindeki aksaklık ve bozukluktur. İdarenin iyi olmayan bir etkinliği,kusurlu bir davranışı, hizmetin gereği gibi yapılmaması, idarenin yeterli olanaklara sahip olmaması, kullanmak zorunda olduğu biryetkiyi kullanmamak ve harekete geçirmemek suretiyle zarara sebebiyet vermesi, kamu hizmetinin işlemesinde olağansayılmayacak bir gecikme, işin gerektirdiği çabukluğun gösterilmemesi hallerinde idarenin hizmetini kusurlu işlettiği kabuledilmektedir.Öte yandan idarenin hukuki sorumluluğundan söz edebilmek için önce bir zararın varlığı, zararı doğuran işlem ve eylemin idareyeyüklenebilir olması ve zararla işlem veya eylem arasında nedensellik bağının bulunması gerekir. Zarar ile yürütülen kamu hizmetiarasında doğrudan bir ilişkinin olmaması, bir başka ifadeyle nedensellik bağının bulunmaması halinde idarenin tazmin sorumluluğuolmayacağı açıktır.Dosyanın incelenmesinden; Ankara Emniyet Müdürlüğüne ait olup 2002 yılı nevruz; olayları sırasında Mersin Emniyet Müdürlüğüyetkisinde görevlendirilen06 A0402 sayılı panzerin 21.3.2002 tarihinde Mersin şehir merkezindeki Ahmet Taner KışlalıKöprüsünden geçerken panzer şoförünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi üzerine köprüden düşmesiyle sonuçlanan ölümlüyaralamalı trafik kazasında, olayın köprünün yapım hatasının sebep olduğu iddiasıyla davalı Mersin Büyükşehir BelediyeBaşkanlığının sorumlu olduğu hasar bedelinin tazmini için Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davanın İdari Yargınıngörevli olduğu gerekçesiyle reddedilerek Yargıtay 4. Hukuk Dairesince onaylanıp kesinleşmesi üzerine iş bu davanın açıldığıanlaşılmıştır.Davacı tarafından ileri sürülen köprünün keskin viraj (kurp) ve dever teşkilinde hata bulunduğu yönündeki iddialarının araştırılmasıteknik bilgi gerektirdiğinden, Mahkememizin 18.4.2008 tarihli ara kararı ile trafik kazasının meydana geldiği köprünün teknikyönden incelenmesine yönelik olarak mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş, bu inceleme için re'sengörevlendirilen bilirkişi isimleri naip üye yazısıyla taraflara bildirmiş, davacı idarenin; bilirkişilerin birbirini tanımayan, farklı yerlerdegörev yapan uzman kişilerden oluşması gerektiği yolundaki itirazının 18.8.2008 tarihli ara kararla reddedilmesi üzerine mahallindegerçekleştirilen inceleme sonucunda bilirkişi heyetince düzenlenen 18.9.2008 havale tarihli raporda, incelenen projelerin yapımiçin uygun olduğu, şehir içi yollarda güvenlik önlemleri alınarak gerekli uyarı işaret ve levhaları ile proje hızının30 km/saat'e kadardüşürülmesinin teknik açıdan bir problem oluşturmadığı, 29.8.2008 tarihinde yerinde yapılan teknik ölçüm ve inceleme sonucundahalihazır alınarak, plan ve boykesitlerin elde edildiği, buna göre köprünün projesine uygun olarak yapıldığı, yolda gerekli uyarıişaret ve levhalarının bulunduğu hususlarının tespit edildiği, sonuç olarak meydana gelen trafik kazasında köprünün yapımhatasından dolayı davalı idarenin teknik bir kusurunun olmadığı kanaatine ulaşıldığı belirtilmiştir.Mahkememizin 31.12.2008 tarihli ara kararı ile bilirkişi heyetinden; köprünün keskin viraj (kurp) ve dever teşkilinin kazayasebebiyet verip vermeyeceğinin ve Karayolları Trafik Yönetmeliğinde yerleşim yeri içi öngörülen hız sınırının kazaya olan etkisininortaya konulmasına yönelik ek raporun hazırlanarak Mahkememize sunulması istenmiş, bu istem üzerine düzenlenen ek raporda,şehiriçi ve şehirlerarası taşıt alt ve üst geçitlerinde, köprü ve kavşaklarda trafik güvenliği ve ulaşım hizmetlerinin devamlılığıaçısından hız üst limitlerinin gerekli uyarı işaret ve levhaları ile azaltılabileceği, bu uygulamada da proje hızının30 km/saat'edüşürülmesinin teknik açıdan bir problem görülmediği, halihazırın projeye uygun yapıldığı, yolda gerekli uyarı işaret ve levhalarınınbulunduğunun tespit edildiği, sonuç olarak adı geçen trafik kazasında köprünün yapım hatasından dolayı davalı idarenin teknik birkusurunun bulunmadığı yani kusur oranının 0/8 olduğu kanaatine ulaşıldığı bildirilmiştir.Bilirkişi raporları (ilk rapor ve ek rapor) taraflara tebliğ edilmiş olup, davalı idarece itiraz edilmeyen bilirkişi raporlarına davacıidarece yapılan itirazın, konusunda uzman öğretim üyelerinin (Selçuk Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi İnşaatMühendisliği Bölümü Ulaştırma Ana Bilim Dalı Başkanı İnşaat Yüksek Mühendisi Doç. Dr. Osman Nuri Çelik, aynı ana bilim dalında
araştırma görevlisi olarak görev yapan Alpaslan Kaya ile aynı Üniversitenin Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği Bölümündeöğretim üyeliği yapan Yard. Doç. Dr. İbrahim Kalaycı) bilirkişi olarak görevlendirilmeleri, bu şahısların benzer niteliktekiuyuşmazlıklarda daha öncede bilirkişilik görevinde bulunmaları, teknik cihazlarla yapılan ölçüm sonuçlarına göre yaptıklarıdeğerlendirmeler ve vardıkları sonuç karşısında yerinde görülmeyerek anılan raporlar hükme esas alınabilecek niteliktebulunmuştur.Bu durumda, Ankara Emniyet Müdürlüğüne ait olup 2002 yılı nevruz olayları sırasında Mersin Emniyet Müdürlüğü yetkisindegörevlendirilen06 A0402 sayılı panzerin 21.03.2002 tarihinde Mersin şehir merkezindeki Ahmet Taner Kışlalı Köprüsündendüşmesiyle meydana gelen trafik kazasında köprünün yapım hatasından dolayı davalı idareye atfedilebilecek teknik bir kusurunmevcut olmadığının bilirkişi raporlarıyla ortaya konulması karşısında, anılan kazadan dolayı davalı idarenin oluşan zararıntazminiyle sorumlu tutulmasına hukuken imkan bulunmamaktadır.Açıklanan nedenlerle davanın reddine,…” karar vermiş bu karar Danıştay 8. Dairesinin 29.9.2010 gün ve E:2009/9531,K:2010/4877 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.UYUŞMAZLIK MAHKEMESİNDEN İSTEK:Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmek üzere Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesinehitaben verdiği dilekçe ile, Mersin 1. İdare Mahkemesinin 30.6.2009 gün ve E:2008/636, K:2009/713 sayılı kararı ile, 21.3.2002tarihinde meydana gelen trafik kazasıyla ilgili olarak, köprü projesinin yapım için uygun olduğunun, hali hazır durumun projeyeuygun olarak yapıldığının yolda gerekli uyarı işaret ve levhalarının bulunduğunun, kazada köprünün yapım hatasından dolayıidarelerinin teknik bir kusurunun olmadığının yapılan keşif sonucu hazırlanan bilirkişi raporuyla sabit bulunduğu gerekçesiyle açılandavanın reddine karar verilmesine karşın, Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Hakem Sıfatıyla) 10.2.2011 gün ve E:2010/8,K:2011/2 sayılı kararı ile, yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda idarelerinin kusurlu olduğunun tespit edilmiş olması nedeniyledavanın kabulüne karar verildiğini dolayısıyla aynı konudaki esasa ilişkin kararlar arasında hüküm uyuşmazlığının doğduğunu,böylece tarafları ve konusu aynı olan bir davada birbiri ile çelişik iki kararın ortaya çıktığını önesürerek, hüküm uyuşmazlığının2247 sayılı Yasanın 24. Maddesi uyarınca çözümlenmesi istemiyle Uyuşmazlık Mahkemesine başvuruda bulunmuştur.Başkanlıkça 2247 sayılı Yasanın 24. ve 16. maddelerine göre ilgili Başsavcıların yazılı düşünceleri istenmiştir.DANIŞTAY BAŞSAVCISI: <…Mersin 3'üncü Asliye Hukuk Mahkemesinin (Hakem sıfatıyla) E:2010/8, K:2011/2 sayılı kararı ileMersin Birinci İdare Mahkemesinin E:2008/636, K:2009/713 sayılı kararları arasındaki çelişki nedeniyle doğduğu öne sürülenhüküm uyuşmazlığının giderilmesi istenilmektedir…D) 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 2592 sayılı Kanun ile değişik 24'üncü maddesininbirinci fıkrasında ‘1’inci maddede gösterilen yargı mercilerinden en az ikisi tarafından, görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmişveya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkınyerine getirilmesi olanaksız bulunan hallerde hüküm uyuşmazlığının varlığı kabul edilir.’ hükmü yer almaktadır.Anılan hükme göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için;a) Uyuşmazlık yaratan hükümlerin, adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından verilmesi,b) Konu, dava sebebi ve taraflardan en az birinin aynı olması,c) Her iki kararın da kesinleşmiş olması,d) Kararlarda davanın esasının hükme bağlanması,e) Kararlar arasındaki çelişki nedeniyle hakkın yerine getirilmesinin olanaksız bulunması,Koşullarının birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır.Hüküm uyuşmazlığı bulunduğu ileri sürülen kararların incelenmesinden, ortada, adli ve idari yargı yerlerince verilmiş ve yasayollarına başvurularak kesinleşmiş kararlar oldukları, her iki kararda da davanın esasının hükme bağlandığı, taraflarının da aynıolduğu anlaşılmıştır.Her iki yargı yerinde açılan davalar konu yönünden incelendiğinde ise; her iki davanın da, kazanın meydana geldiği köprününhatalı yapıldığı iddiasına dayalı olduğu; dolayısıyla, belediyenin bu nedenle kazanın oluşumunda hizmet kusuru bulunduğundanbahisle tazminata mahkum edilmesi gerektiği talebini içeren, rücu hakkına dayalı tazminat davaları olduğu görülmüştür. İkidavada da, tazminat isteminin kabulü ya da reddi, belediyenin olayda hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespitine bağlıolduğundan, bu davalarda konunun ve sebebin aynı olduğu sonucuna varılmıştır.Bu bakımdan; konuları, sebebi ve tarafları aynı olan ve biri ret, diğeri kabulle sonuçlanan kararlar arasındaki çelişki nedeniylehakkın yerine getirilmesinin olanaksız hale geldiği anlaşıldığından, söz konusu adli ve idari yargı kararları arasında hükümuyuşmazlığı bulunduğu açıktır.E) Hüküm uyuşmazlığının esasına gelince:T.C. Anayasasının 125'inci maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüolduğu, hükme bağlanmıştır.İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişinde nesnel nitelikli bozukluk, aksaklıkveya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerindegerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.Öte yandan; 2577 sayılı Yasanın ‘İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı’ başlıklı 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b)bendinde; idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari davatürleri arasında sayılmış olup; buna göre, kamu idarelerinin hizmet kusurundan doğduğu iddia edilen zararların tazmini istemiyleaçılan davaların idari yargı yerlerinde görülmesi gerekmektedir. Olayımızda ise, konusu, sebebi ve tarafları aynı olan iki ayrıtazminat davası farklı yargı yerlerinde açılmıştır.Oysa; kamu idaresi olan belediyenin hizmet kusurundan doğduğu iddia edilen ve Adli Yargıda açılan tam yargı davasının, yukarıdaanılan 2577 sayılı Yasanın 2'nci maddesinin 1 'inci fıkrasının yukarıda sözü edilen bendi uyarınca idari yargı yerinde görülmesigerekmekteydi. Bu bakımdan; Mersin 3'üncü Asliye Hukuk Mahkemesinin hakem sıfatıyla görevi dışında bakmış olduğu davada, bu
mahkemece, verilen kararın kaldırılması gerekmektedir.Davalardaki uyuşmazlığın çözümü konusunda ise; Mersin Birinci İdare Mahkemesinin. Danıştay Sekizinci Dairesinin bozma kararıdoğrultusunda, konusunda uzman bilirkişilerin hazırladığı raporu esas alarak, olayda belediyenin hizmet kusurunun bulunmadığıgerekçesiyle vermiş olduğu davanın reddi yolundaki karardaki çözümün hukuka uygun olduğu kanısına varılmıştır.Açıklanan nedenlerle;1- Mersin 3'üncü Asliye Hukuk Mahkemesinin (Hakem sıfatıyla) 10.2.2011 gün ve E:2010/8, K:2011/2 sayılı kararı ile MersinBirinci İdare Mahkemesinin 30.6.2009 gün ve E:2008/836, K:2009/713 sayılı kararı arasında hüküm uyuşmazlığı bulunduğuna;2- Mersin 3'üncü Asliye Hukuk Mahkemesinin (Hakem sıfatıyla) davanın kabulü yolundaki 10.2.2011 gün ve E:2010/8, K:2011/2sayılı kararının kaldırılmasına,3- Mersin Birinci İdare Mahkemesinin 30.6.2009 gün ve E:2008/636, K:2009/713 sayılı davanın reddi yolundaki hükmününkabulüne;Ve bu suretle hüküm uyuşmazlığının giderilmesine karar verilmesi gerekeceği…> şeklinde yazılı düşünce vermiştir.YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI: <…İçişleri Bakanlığı tarafından, kazanın oluşumunda kaza yerinde bulunan köprüde yolkusuru bulunduğu gerekçesi ile Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığına karşı, kazada ölen polis memuru Cengiz Ayaz'ın annesineödenen tazminatın rücuen tazmini amacıyla açılan davada, Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (Hakem sıfatı ile) alınan bilirkişiraporuna göre Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığının kazanın oluşumunda kaza yeri olan köprüden kaynaklanan hatalarnedeniyle %37,5 oranında kusurlu çıkması sonucu, 10.2.2011 gün ve 2010/8 E, 2011/4 K sayılı kararı ile davanın kısmenkabulüne karar vererek kusur oranına isabet eden tazminat miktarının davalı Mersin Büyükşehir Belediyesi tarafından davacıBakanlığa ödenmesine karar verilmiş, itirazın reddi ile de karar kesinleşmiştir.Hüküm uyuşmazlığına konu, Mersin 1. İdare Mahkemesinde açılan davada ise;İçişleri Bakanlığı tarafından kazanın oluşumunda Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın bakım ve gözetiminde olan köprüdekiyol kusuruna dayanılarak kaza yapan panzer aracında meydana gelen 7.827,770 YTL hasar bedelinin tazmini istemi ile hizmetkusuruna dayanılarak dava açılmış ise de, yargılama sonucunda yapılan keşif ve bilirkişi raporlarına göre köprünün yapımhatasından dolayı davalı Belediye Başkanlığına yüklenecek teknik kusurun bulunmadığı ve idarenin oluşan zararın tazminindensorumlu tutulmasının hukuken imkansız olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, 30.6.2009 gün ve 2008/636,2009/713 K sayılı karar Danıştay 8. Dairesinin 29.9.2010 gün ve 2009/9531 E, 2010/4877 K sayılı kararı ile kesinleşmiştir.Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili tarafından anılan iki karar arasında hüküm uyuşmazlığının bulunduğu iddiası ile hükümuyuşmazlığının giderilmesi talebi ile Uyuşmazlık Mahkemesine başvuruda bulunulmuş ise de;Hüküm uyuşmazlığının varlığından söz edilebilmesi için, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve işleyişi HakkındakiKanunun 24. maddesine göre, adli, idari ya da askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından, görevle ilgili olmaksızın kesinolarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişkiyüzünden hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan hallerde hüküm uyuşmazlığının varlığı kabul edilir. Hüküm uyuşmazlığınınoluşması için 24. maddenin 1. fıkrasında gösterilen koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.Uyuşmazlığa konu kararlarda, davanın taraflarının aynı olduğu, iki farklı yargı mercii tarafından karar verilip kesinleşmiş kararlarolduğu anlaşılmaktadır.Her iki yargı yerinde de tazminat davalarının açılma nedenleri davalı Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığı sorumluluğunda olduğukabul edilen Akdeniz ilçesinde yer alan köprüdeki yol kusurundan kaynaklanmakta olup davaların sebepleri de bu yönü ile aynıdır.Ancak, Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davanın konusu, kazada ölen polis memurunun yakınlarına destekten yoksunkalma nedeniyle maddi ve manevi tazminat olarak İçişleri Bakanlığınca ödenen ve yukarıda anılan Ankara 18. Asliye HukukMahkemesinin kararına dayanan tazminat giderlerinin davalı Belediye Başkanlığından kazanın oluşumunda köprüden kaynaklananyol kusuru nedeniyle rücuen tazmini davasıdır. Ancak Mersin 1. İdare Mahkemesinde açılan davanın konusu ise, kazadan dolayıBakanlık envanterinde bulunan araçta meydana gelen hasar bedelinin ödenmesinden ibarettir. Bu yönü ile her iki yargı yerindeaçılan ve karar bağlanan davaların konusu aynı değildir.Diğer taraftan, Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde çözüme kavuşturulan dava sonucunda, kazada ölen polis memurunaödenen tazminatın rücuen kısmen davalı Belediye Başkanlığından tahsiline karar verilmiş iken, idari yargı yerinde açılan davadaise, aynı kazadan kaynaklanmakla beraber araçta meydana gelen hasarın ödenmesine dair davacı Bakanlık talebinin reddi ilesonuçlanmış olmakla, kararlar arasında sonuçları ve dava konuları itibariyle çelişki bulunmadığından bir hakkın yerine getirilmesininde olanaksız hale geldiği söylenemeyeceğinden, davalı idarenin hüküm uyuşmazlığı çıkarılmasına ilişkin talebinin reddigerekmektedir…> yolunda yazılı düşünce vermiştir.İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL,Eyüp Sabri BAYDAR, Nurdane TOPUZ, Ertuğrul ARSLANOĞLU, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan24.9.2012 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Gülşen AKAR PEHLİVAN’ın 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayanbaşvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen YargıtayCumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN’ın davada başvurunun reddi gerektiği ile Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın ise hükümuyuşmazlığı bulunduğu ve idari yargı yerince verilen kararın benimsenip, adli yargı yerince verilen kararın kaldırılması gerektiğineilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un “Mahkemenin görevi” başlığını taşıyan 1. maddesinde,“Uyuşmazlık Mahkemesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görevve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili ve bu kanunla kurulup görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir”denilmiş; 24. maddesinde(Değişik birinci fıkra: 21/1/1982-2592/7 md.) ise, 1 nci maddede gösterilen yargı mercilerinden en azikisi tarafından, görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en azbiri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan hallerde hüküm uyuşmazlığınınvarlığının kabul edileceği belirtilmiştir.Anılan hükme göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için:a) Uyuşmazlık yaratan hükümlerin, adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından verilmesi,
b) Konu, dava sebebi ve taraflardan en az birinin aynı olması,c) Her iki kararın da kesinleşmiş olması,d) Kararlarda davanın esasının hükme bağlanması,e) Kararlar arasındaki çelişki nedeniyle hakkın yerine getirilmesinin olanaksız bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesiaranmaktadır.Hüküm uyuşmazlığı bulunduğu ileri sürülen adli ve idari yargı kararlarının incelenmesinden ortada adli ve idari yerlerince verilmişve kesinleşmiş kararlar bulunduğu, kararlarda da işin esasının hükme bağlandığı davaların taraflarının aynı olduğu anlaşılmaktadır.Konu ve dava sebebinin aynı olup olmadığının incelenmesi:21.3.2002 tarihinde, Mersin İli, Akdeniz İlçesi, Gazi Mustafa Kemal Bulvarı, Ahmet Taner Kışlalı Köprüsü üzerinde seyreden İçişleriBakanlığına ait06 A18402 plakalı panzerin köprüden düşmesi sonucu araçta bulunan polis memurları Hasan Yılmaz ve ÇetinAyaz’ın hayatını kaybettiği, Hilmi Yıldız’ın yaralandığı olayla ilgili olarak İçişleri Bakanlığınca hayatını kaybeden Çetin Ayaz’ınmirasçısına tazminat ödenmesinden sonra, bilirkişilerce olayda kusuru bulunduğu tespit edilen Mersin Büyükşehir BelediyeBaşkanlığına karşı bu zararın tazmini istemiyle adli yargı yerinde rücuen alacak davası açılmış, davada Mersin 3. Asliye HukukMahkemesinin 10.2.2011 gün ve E:2010/8, K:2011/2 sayılı kararıyla davanın kabulüne karar verilmiş; ayrıca İçişleri Bakanlığınca,meydana gelen trafik kazasında panzerde oluşan hasar bedelinin tazmini istemiyle idari yargı yerinde açılan davada, MersinBüyükşehir Belediye Başkanlığına atfedilecek bir kusurun bulunmadığı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.Olayda, her iki yargı kolunda açılan tazminat davaları, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığının kusurlu bulunduğu sebebinedayanmakta ise de; kazada ölen polis memurlarına ödenen tazminat miktarının rücuen tazmini istemi adli yargı yerinde açılandavanın; meydana gelen kaza nedeniyle panzerde oluşan hasar miktarının tazmini istemi ise idari yargı yerinde açılan davanınkonusunu oluşturmaktadır.Bu durumda, İçişleri Bakanlığınca iki ayrı yargı kolunda farklı istemlere ilişkin olarak açılan tazminat davalarının konularının aynıolmasından sözedilemeyeceği gibi, konuları farklı olan iki davada verilen kararlar arasında çelişki olduğundan bahisle hakkın yerinegetirilmesinin olanaksızlığından da sözedilemeyecektir.Açıklanan nedenlerle 2247 sayılı Yasanın 24. maddesinde öngörülen “konunun aynı olması” ve “hakkın yerine getirilmesininimkansız bulunması” koşullarını taşımayan başvurunun reddi gerekmiştir.SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN REDDİNE, 24.9.2012 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.