T.C.UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ
ESAS NO
: 2019 / 649
KARAR NO : 2019 / 812
KARAR TR
: 23.12.2019ÖZET : Davacılar tarafından, (dava dışı) arsa sahipleri ileyapılan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin; silahlıterör örgütü adına komisyon verilmediği gerekçesiylebelediye görevlilerince zorla feshettirildiğinden bahisle, arsa payı inşaat sözleşmesinin feshinden kaynaklıuğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılandavanın, ADLİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiğihk.
K A R A R Davacılar
: 1. A.A. Y. Gayrimenkul Turz. İnt. San. Tic. Ltd. Şti.
2. U.E. S.Vekili
: Av. Av. M. A.
Davalı
: Diyarbakır Sur Belediye Başkanlığı
Vekili
: Av. A. E. O L A Y
: Davacı vekili dilekçesinde; müvekkili U. E. S.’nın, davacı Anadolu Aslanı... Ltd. Şti..'nin imzayetkilisi ve sahibi olduğunu; davacının, Diyarbakır Kırklar Dağı mevkiinde yetmiş dönüm arsa üzerine kat karşılığı inşaatişi yapma hususunda arsa sahipleri N.K.A.ve F.K.ile Diyarbakır 5.Noterliği'nde 23.11.2011 tarih ve 35559 yevmiyenumarasına kayıtlı kat karşılığı inşaat sözleşmesini imzaladığını; müvekkilinin, inşaata başlaması için zorunlu yasal şartlarıyerine getirerek Diyarbakır Sur Belediyesi'ne yapı ruhsatı ve izni için müracaat ettiğini, proje alanının büyük olmasıhasebiyle projenin dört etaba bölündüğünü, ilk etaba başlanması izin yapı ruhsatı ve izni alındığını; inşaatın başladığını,Türkiye'nin tamamında reklam ve tanıtım yapılması adına bir takım harcamalarda bulunduğunu; inşaat henüz projeaşamasındayken satışlara başlandığını, dört bloktan müteşekkil ilk etap tamamlanmadan 250 dairenin satışınıngerçekleştirildiğini; müvekkilin bu çabaları sonucunda proje sahasının hızla değerlendiğini, projeye yurt içi ve yurtdışından yoğun talepte bulunulduğunu; inşaatın devam ettiği süreç boyunca müvekkilden Sur Belediye Başkanı baştaolmak üzere, belediyenin çeşitli birimlerinde görevli personel tarafından Silahlı Terör Örgütü PKK/KCK adına bir takımisteklerde bulunulduğunu; müvekkilinin ruhsat için belediyeye ilk müracaatından bu yana kendilerine böyle bir ödemedebulunmayacağını, bunun Terörün Finansmanı suçunu oluşturduğunu, ayrıca asker kökenli (emekli yarbay) olmasıhasebiyle özellikle bundan imtina ettiğini belirtmiş olduğunu: ayrıca müvekkilinin, terör örgütünün sözde barış konseyiüyesi olarak tanıtan bir takım kişilerle görüştürüldüğünü; bu şahısların müvekkilden PKK/KCK yapılanması adına %7oranında komisyon talep ettiklerini, müvekkilinin bunun suç olduğunu kesinlikle buna ortak olamayacağını ifade ettiğini; müvekkilinin bu tutumu karşısında Sur Belediyesinin inşaatı durdurduğunu, sonraki etaplara başlanması için gerekli izinve ruhsatların verilmeyeceğini beyan ettiğini; bunun üzerine müvekkilinin Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı'na suçduyurusunda bulunduğunu ve gizli soruşturmacılarla birlikte Savcılık soruşturmasına katkıda bulunmak üzere ilgi belediyepersoneli ve kendisini sözde terör örgütünün barış konseyi üyesi olarak tanıtan şahıslarla görüşmelere devam ettiğini, busüreçte hazırlanan soruşturmaya dair iddianamenin Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/325 E. Sayılıdosyasında halen görüldüğünü; projenin değerlenmesiyle beraber müvekkile yapılan korkutma ve tehdit içerikliyaklaşımların arttığını, hatta müvekkilinin ailesiyle dahi tehdit edildiğini; 09.08.2012 günü Diyarbakır Sur Belediyesihizmet binasında müvekkilinin de katıldığı toplantıda, müvekkilinin silahlı terör örgütü PKK/KCK yapılanmasına %7oranın komisyon vermeye yanaşmaması üzerine müvekkilinin aynı gün zorla Diyarbakır 3. Noterliğine götürüldüğünü ve23.11.2011 tarih 35559 yevmiye numaralı arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin feshettirildiğini; ilgili toplantının SurBelediye Başkanı A. D.'ın öncülüğünde C. A., F. K., N. K.A., K.A., E.Y., M.Y. ve K. G.'in katılımıylagerçekleştiğini; bu hususta Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu tarafından 2016/603numaralı iddianamenin 46. Sayfasında bilgiler bulunduğunu; olaya ilişkin tanıklarının mevcut olduğunu; arsa sahibiylebelediye görevlileri ve kimliği belirsiz kişiler arasındaki olayları destekleyen hukuki dinlemeler bulunduğunu; Savcılıkiddianamesinde, "bu fesih işleminden sonra yapılan bazı görüşme içerikleri gözetildiğinde feshe ilişkin belgenin tehdityoluyla rıza hilafına düzenlendiğinin anlaşıldığı" şeklinde ifade yer aldığını; ayrıca iddianameyi kabul eden Diyarbakır 4.Ağır Ceza Mahkemesinin de sanıkları 14 ay tutuklu yargılayarak, savcılık makamının somut verilere dayalı kanaatini
paylaştığını; müvekkilini korkutmaya maruz bırakan haksız fiil neticesinde imza edilen fesihname ile müvekkilinin o günedek yaptığı yatırımları yitirdiği gibi, borçlanmaları karşılığında büyük bir maddi külfet ile karşı karşıya kaldığını;korkutmaya elverişli fiillerin kamu görevlisi olan kişilerce ve görev sahalarında işlendiğini ifade ederek; açıklanan olaylarsonucunda müvekkilinin müspet ve menfi ağır zararlara uğradığını, zararların meydana gelmesine davalı belediye başkanıve isimleri zikredilen personelin görev sahaları içersinde sebep oldukları, bu sebeple müvekkilinin ortaya çıkan zararındanilgili belediyenin sorumlu olacağı; müvekkilinin hem o tarihe kadar yapımını tamamladığı inşaatın değeri hem desözleşmenin ikraha yol açarak feshedilmesi anında hazır bulunan malzemelerin davalı idarenin çalışanlarının haksız eylemiile elden çıktığı, bu sebeplerle Mahkemenin takdir ve tayin edeceği uzman bilirkişilerce tespit olunacak müvekkilininzararının ilgili belediyeden tazmininin gerektiği; müvekkilinin özellikle davalı belediye çalışanlarının üzerinde bıraktığıkorku ve desisenin devam etmesi sebebiyle işbu davayı ancak şimdi ikame edebildiği, müvekkilinin zararının haksız fiilinmeydana geldiğini 09.08.2012 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte tahsilinin gerektiği şeklindekiaçıklamalardan sonra, sonuç itibariyle; davanın kabulüne karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmış; davadilekçesinin başındaki konu bölümünde ise; “Korkutma ve tehdit ile sözleşmenin feshine sebebiyet veren haksız fiilintespiti ile tarafımızca zararın belirlenebilir olamaması ve fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000TLlik maddi tazminat istemidir.” denildiği görülmüştür.İSTANBUL ANADOLU 19.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 25.1.2018 gün ve E:2017/114, K:2018/13sayı ile, “(…)Dava, Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasıdır.Davacıların iddiası yapacakları inşaat işinden dolayı dava dışı kişilerin yasa dışı PKK/KCK yapılanması içinkendilerinden komisyon adı altında bedel talep etmeleri sonucunda bu talebin kabul edilmemesinden dolayı davalıbelediyenin inşaat işini durdurmuş olması ve sonraki etap inşaatlar için vermesi gereken izin ve ruhsatları verilmeyeceğinibeyan ettiklerinden dolayı oluşan maddi zararın tazmini talebidir.2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "idari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2/1-b.maddesine göre, "İdari dava türleri şunlardır, İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlartarafından açılan tam yargı davaları" dır.Davacıların taleplerinin davalı belediyenin idari eylem ve işlerimden kaynaklandığı iddia edildiğinden, görevlimahkemenin idare mahkemesi olduğu hususu açıktır. Davacıların maddi tazminat taleplerini davalı belediyeden talepetmiş olmaları karşısında zamanaşımı ve husumet itirazları hususunda hukuken bir değerlendirilme yapılması mümkünolmamıştır.6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Dava şartlan başlıklı 114/b. maddesine göre "Yargı yolunun caizolması" dava şartıdır.6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 115/(1). maddesine göre mahkeme dava şartlarının olupolmadığını her aşamada dikkate almakla yükümlüdür.Açıklanan kanun maddeleri ve mevzuat gereğince davacının taleplerinin idari bir işlem olduğu, tam yargı davasıyönündeki işbu taleple ilgili olarak mahkememizin görevli bulunmadığı, idari yargının görevli olduğu, bu sebeplerle yargıyolu uyuşmazlığı sebebiyle davanın, dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerekmiştir.Tüm dosya kapsamı ve toplanan delillerin değerlendirmesine göre, dava konusunun idari işlem olması, idariyargıyı ilgilendirmesi sebebi ile davanın yargı yolu uyuşmazlığı sebebi ile dava şartı yokluğundan davanın reddine kararverilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Dava konusunun, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/b maddesi gereğince tam yargı davasıolması sebebi ile idari yargı görevli bulunduğundan mahkememiz görevli bulunmadığından, davanın yargı yolu uyuşmazlığısebebi ile DAVA ŞARTI YOKLUĞUNDAN USULDEN REDDİNE, (…)” karar vermiş, bu karar istinaf yolunabaşvurulmaksızın kesinleşmiştir.Davacılar vekili bu kez; adli yargı yerindeki açıklanmalarına ek olarak, “somut olayda ilgili belediye başkanı vegörevlilerinin üstlendiği ödev ve yürütülen hizmetin kural, usul ve gereklerine aykırı olarak ve dahi resmi yetki, görev veolanaklarından yararlanarak kusurlu eylemler ifa ettiklerinden görev kusuru niteliğinde hizmet kusurunun meydana çıktığısabit olmaktadır.” Demek suretiyle; şimdilik 10.000 TL zararlarının olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıidareden tahsiline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.DİYARBAKIR 2.İDARE MAHKEMESİ; 12.9.2018 gün ve E:2018/1241, K:2018/1379 sayı ile, “(…)Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekleyükümlü olduğu kuralına yer verilmiş; 129. maddesinin beşinci fıkrasında, memurlar ve diğer kamu görevlilerininyetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunungösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabileceğine işaret edilmiş; 657 sayılı Devlet MemurlarıKanununun 13. maddesinde de, kişilerin kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı, bugörevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açacakları ve kurumun genel hükümlere göresorumlu personele rücu hakkının saklı olduğu hükme bağlanmıştır.Bu düzenlemelerle, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu davrandıklarındanbahisle haklı ya da haksız olarak yargı mercileri önüne çıkarılmasını önlemek ve kamu hizmetinin sekteye uğratılmadanyürütülmesini sağlamak suretiyle kamu düzenini korunması amaçlanmış; aynı zamanda, zarara uğrayan kişi bakımından,memurlar veya diğer kamu görevlilerine oranla ödeme gücü daha yüksek olan bir sorumlu (idare) muhatap kılınmıştır.Buna göre, kural olarak, kamu görevlisinin görev ve yetkilerini kullandığı sırada doğan zararın giderilmesiistemiyle, görev kusurunu kapsayan hizmet kusuru esasına dayanılarak, idari yargıda ve ancak idare aleyhine davaaçılabilecek; yargı yerince tazminle yükümlü tutulması halinde idare, ilgili yasa kurallarının gösterdiği şekil ve şartlarauygun olarak, sorumlu personeline rücu edebilecektir.Ancak, kamu görevlilerince görevleri sırasında gerçekleştirilen işlem ya da eylemler sırasında, ağır kişisel kusur
ile hareket edilmiş olması ve bu kusurun hizmet kusurundan ayrılabilir nitelikte bulunması durumlarında, hizmet kusuru vezarara konu olay arasındaki illiyet bağı kesileceğinden, kamu görevlisinin yukarıda belirtilen Anayasal ve yasalkorumadan yararlanması ve kamu görevlisine karşı şahsi kusuruna dayanılarak açılan davanın, 2577 sayılı Kanunçerçevesinde idari yargı yerinde görülmesi mümkün olmayacaktır.Olayda, davacılar tarafından, Diyarbakır Kırklar Dağı mevkiinde yapılacak olan inşaat işi için arsa malikleri ileyapılan arsa payı karşılığı yapılan inşaat sözleşmesinin belediye görevlilerince silahlı terör örgütü PKK/KCK adınakomisyon verilmediği gerekçesiyle zorla feshettirildiği iddia edilerek arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin feshindenkaynaklı uğranılan zararın karşılanmasının istenildiği, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin zorla feshine neden olan vehaksız fiil gerçekleştirdiği iddia edilen kişilerin davalı idarenin personeli olduğu, ancak davalı idare personelinceuygulandığı iddia olunan fiillerin yani tehdit yoluyla silahlı terör örgütü adına komisyon talep edilmesi ve bu talebin kabuledilmemesi üzerine fesih ettirildiği ileri sürülen sözleşmenin, idari bir işlem veya eylem ile alakalı olmadığı gibi "idari" birvasıf da taşımadığı, keza davacılar tarafından iddia edilen fiil ve eylem nedeniyle sözleşmenin feshi işleminin kamugörevlisinin kamu görevi sırasında kamu hizmetinin gereği olarak bir idari işlem veya eylemin yapılması olaraknitelendirilemeyeceği, bilakis kamu görevlisinin kamu görevinden ayrılabilen ve suç niteliği taşıyan fiillerindenkaynaklandığı ve bu eylemden doğan ve özel hukuk hükümlerine göre yapılan sözleşmenin feshedilmesinden kaynaklızararın tazminine idari yargı organlarınca hükmedilmesi mümkün olmayıp, uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre adliyargı merciilerinde incelenmesi gerekmektedir.Açıklanan nedenlerle davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a. maddesi hükmü uyarıncaGÖREV YÖNÜNDEN REDDİNE…” karar vermiş; istinaf yoluna başvurulması üzerine, Gaziantep Bölge İdareMahkemesi İkinci İdari Dava Dairesince, 5.4.2019 gün ve E:2018/4098, K:2019/521 sayı ile istinaf başvurusununreddine kesin olarak karar verilmiş ve görevsizlik kararı kesinleşmiştir.İNCELEME VE GEREKÇE:Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, Hicabi DURSUN’un Başkanlığında, Üyeler: Şükrü BOZER, Mehmet AKSU,Birol SONER, Aydemir TUNÇ, Nurdane TOPUZ ve Ahmet ARSLAN'ın katılımlarıyla yapılan 23.12.2019 günlütoplantısında:I-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;Davacılar vekili tarafından; 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, adli ve idari yargıyerleri arasında görev uyuşmazlığın doğduğu, idari yargı dosyasının mahkemece, ekinde adli yargı dosyasının bir örneğiile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığındangörev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hâkim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevliolduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay CumhuriyetSavcısı Halil İbrahim ÇİFTÇİ’nin davada adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL’ın ise davada idari yargının görevliolduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:Dava; davacılar tarafından, Diyarbakır Kırklar Dağı mevkiinde yetmiş dönüm arsa üzerine kat karşılığı inşaat işiyapma hususunda, (dava dışı) arsa sahipleri ile yapılan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin; silahlı terör örgütü adınakomisyon verilmediği gerekçesiyle belediye görevlilerince zorla feshettirildiğinden bahisle, arsa payı inşaat sözleşmesininfeshinden kaynaklı uğranıldığı ileri sürülen şimdilik 10.000 TL zararın, olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziylebirlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.5393 sayılı Belediye Kanununun çeşitli maddelerinde, Belediyenin görev ve sorumluluklarının neleri kapsadığı,belediyenin karar organı olan Belediye meclisinin oluşum şekli ile Meclisin görev ve yetkilerinin neler olduğu, BelediyeEncümeninin yapısı, Belediye Meclis kararlarının uygulanmasında encümenin fonksiyonu gibi hususlar düzenlenmiştir. Bubağlamda, Belediyelerin kamu hizmeti gören kuruluş oldukları konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Ancak tüzel kişilikolarak kendilerine kanunlarla verilen görev ve yetkileri kullanırken yine kanunla düzenlenmiş organları ile bu işlemlerigerçekleştirmeleri gerektiği tartışmasızdır.Dava dosyasının incelenmesinden; davacılar tarafından, Diyarbakır Kırklar Dağı mevkiinde, yetmiş dönüm arsaüzerine kat karşılığı inşaat işi yapma hususunda, -dava dışı- arsa sahipleri ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzalandığı; davalı idareden gerekli, izin ve ruhsat alınması sonrasında inşaata başlandığı; inşaatın devam ettiği süreçte döneminbelediye başkanı başta olmak üzere belediyenin çeşitli birimlerinde görevli personeller tarafından, silahlı terör örgütüPKK/KCK adına %7 oranında komisyon talep edildiği ve bu durumun suç teşkil etmesi nedeni ile kabul edilmediği,terör örgütü adına komisyon verilmesi teklifinin kabul edilmemesi üzerine davalı idarece inşaatın durdurulduğu ve inşaatındevamı için gerekli izin ve ruhsatların verilmeyeceğinin beyan edildiği, ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunulduğu,anılan terör örgütü adına komisyon vermeyeceğini bildirilmesi üzerine belediye görevlilerince tehdit edildiği ve daha öncearsa malikleri ile yapmış olduğu arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin zorla feshettirildiği iddia edilerek ve bu nedenlemaruz kalınan haksız fiiller neticesinde arsa payı inşaat sözleşmesinin feshinden kaynaklı uğranılan şimdilik 10.000 TLzararın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davalarınaçıldığı anlaşılmaktadır.Bir kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında kişilere verilen zarar, kamu görevlisinin görevinde kullandığı yetkilerdenve resmi sıfatından ayrılamıyor, aksine bunlarla sıkı sıkıya ilgili ve bağlantılı biçimde doğuyor ise, personel bakımından"görev kusuru" olarak tanımlanan bu kusurun, idare yönünden nesnel nitelik taşıyan "hizmet kusuru" kapsamında idarehukuku esaslarına tabi olduğu, gerek öğretide gerekse yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.Nitekim, Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararıödemekle yükümlü olduğu kuralına yer verildikten sonra, 129. maddesinin beşinci fıkrasında, memurlar ve diğer kamugörevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının, kendilerine rücu edilmek kaydıylave kanununun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabileceğine işaret edilmiştir.
Bu düzenleme ile, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu davrandıklarından bahislehaklı ya da haksız olarak yargı mercileri önüne çıkarılmasını önlemek ve kamu hizmetinin sekteye uğratılmadanyürütülmesini sağlamak suretiyle kamu düzenini korumak amaçlanmış; aynı zamanda, zarara uğrayan kişi bakımından,memurlar veya diğer kamu görevlilerine oranla ödeme gücü daha yüksek olan bir sorumlu (idare) muhatap kılınmıştır.Buna göre, kural olarak, kamu görevlisinin görev ve yetkilerini kullandığı sırada doğan zararın giderilmesiistemiyle, görev kusurunu kapsayan hizmet kusuru esasına dayanılarak, idari yargıda ve ancak idare aleyhine davaaçılabilecek; yargı yerince tazminle yükümlü tutulması halinde idare, ilgili yasa kurallarının gösterdiği şekil ve şartlarauygun olarak, sorumlu personeline rücu edebilecektir.Buna karşılık, kamu görevlisinin görev ve yetkilerinden, resmi sıfatından ayrılabilen; başka bir anlatımla, suçbiçimine dönüşerek idari olma niteliğini yitiren eylem ve işlemlerinin, yukarıda belirtilen Anayasal korumanın dışındakaldığını ve dolayısıyla, doğrudan doğruya kamu görevlisine karşı şahsi kusuruna dayanılarak adli yargıyerinde tazminat davası açılabilme olanağı bulunduğunu da belirtmek gerekir.Olayda; gerek adli, gerekse idari yargı yerlerinde, tazminatın konusunu oluşturan zararın kamu görevlilerininkasta varan şahsi kusurundan doğduğu iddiasıyla dava açıldığı; zararın bir idari işlemden yahut idari işlem sonucumeydana gelen zarardan kaynaklanan talepler içermediği ve feshedilmesi nedeniyle zararın doğumuna neden olduğu ilerisürülen Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesinin, özel hukuk ilkeleri doğrultusunda yapılmış bir sözleşme
olduğuhususları gözetildiğinde; davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli bulunduğu sonucuna varılmıştır.Belirtilen nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı görevli olduğundan İstanbul Anadolu 19.AsliyeHukuk Mahkemesinin 25.1.2018 gün ve E:2017/114, K:2018/13 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. S O N U Ç
: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul Anadolu19.Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.1.2018 gün ve E:2017/114, K:2018/13 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININKALDIRILMASINA, 23.12.2019 gününde Üye Aydemir TUNÇ’un KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİNOLARAK karar verildi.
Başkan
Üye
Üye
Üye
Hicabi
Şükrü
Mehmet
Birol
DURSUN
BOZER
AKSU
SONER
Üye
Üye
Üye
Aydemir
Nurdane
Ahmet
TUNÇ
TOPUZ
ARSLAN
KARŞI OYAnayasanın 129. maddesinin 1. fıkrasında memurlar ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadıkkalarak faaliyette bulunmakla yükümlü oldukları, 5. fıkrasında, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerinikullanırken işledikleri kusurlarından doğan tazminat davalarının kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiğişekil ve şartlara uygun olarak ancak idare aleyhine açılabileceği öngörülmüştür.
Yine Anayasanın 125. maddesinin son fıkrasında idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararıödemekle yükümlü olduğu hükmüne yer verilmiştir. Yukarıda belirtilen hükümlerle memurlar ve diğer kamu görevlilerininyetkilerini kullanırken işledikleri ve görev kusuru olarak adlandırılan eylemlerinden doğan tam yargı davalarının kurumaleyhine açılabileceği kurala bağlanmıştır.Bu düzenleme ile, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu davrandıklarındanbahisle haklı ya da haksız olarak yargı mercileri önüne çıkarılmasını önlemek ve kamu hizmetinin sekteye uğratılmadanyürütülmesini sağlamak suretiyle kamu düzenini korumak amaçlanmış; aynı zamanda, zarara uğrayan kişi bakımındanmemurlar veya diğer kamu görevlilerine oranla ödeme gücü daha yüksek olan bir sorumlu (idare) muhatap kılınmıştır.Kamu görevlilerinin görevlerini yerine getirirken mevzuatın, üstlenilen ödevin ve yürütülen hizmetin kural, usulve gereklerine aykırı olarak, kendilerine izafe edilebilecek boyutta ve biçimde, ancak yine de resmi yetki, görev veolanaklarından yararlanarak onları kullanarak harekat ettikleri, bu nedenle de idaresiyle bütünleştiği, idaresindenayrılmasını önleyen ve engelleyen görev kusurları, sonuç olarak hizmetin yürütülmesi sırasında ortaya çıktığından, idareyönünden de "hizmet kusuru"nu oluşturmaktadır. Başka bir deyişle, kamu görevlilerinin görev kusurları nedeniyle,yürütülen kamu hizmeti işlememekte, geç işlemekte ya da kötü işlemektedir.Bu nedenledir ki konu, kamu hizmetinin işleyişinin ve gereklerinin değerlendirilmesinde, hukuka uygunluğunundenetlenmesinde yetkili ve uzman olan idari yargı yeri önüne getirilmektedir.Olayda, uyuşmazlığın kaynaklandığı tazminatın konusunu oluşturan zararın kamu hizmetinin (belediye hizmeti)yürütülmesi sırasında ve kamu hizmetinden kaynaklandığı açık olup, ilgili kamu görevlilerinin kullandığı yetkinin deyürütülen hizmetten ayrılamayan ve görev yönünden nesnel nitelik taşıyan hizmet kusuru kapsamında idare hukukuesaslarına tabi olduğu anlaşılmakla iş bu tazminat davasının görüm ve çözümünün idari yargı yerine ait bulunduğu görüşüile aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum.23.12.2019
ÜYE
Aydemir
TUNÇ