T.C.UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ
HUKUK BÖLÜMÜ
ESAS
NO : 2016/419
KARAR
NO : 2016/613
KARAR
TR : 26.12.2016ÖZET: Davacıların yakını olan İnfaz KorumaMemurunun, servis aracındayken silahlı saldırısonucu öldürülmesinden dolayı, vazife malullüğü vediğer özlük /sosyal güvenlik haklarının tanınması,parasal haklarının ödenmesi istemiyle açılan davanın;ölenin 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesindenönce 5434 sayılı Kanuna tabi iştirakçiliğinin sözkonusu olmaması karşısında; 5510 sayılı Kanun’un101 inci maddesinin açık hükmü gözetilerek, ADLİYARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R Davacılar
: 1-E.H. 2-O.H. 3-Ş.H.Vekili
: Av.H.E.Davalı
: Sosyal Güvenlik Kurumu BaşkanlığıVekili
: Av.B.T. O L A Y
: Davacı vekili dilekçesinde; Ankara Sincan 2 No’lu F tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı İnfazKurumu’nda İnfaz Koruma Memuru iken 22.01.2013 tarihinde vardiya nöbetine gittiği sırada kuruma tahsisli personelservis aracı içerisinde E.E. adlı başka bir infaz koruma memurunun silahlı saldırısına maruz kalarak diğer 2 meslektaşı ilebirlikte olay yerinde vefat eden M.H.’nın vazife malulü ve emeklilik işlemleri için müteveffanın çalıştığı kurum olan “Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif İşleri Genel Müdürlüğü’nün” 15.03.2013 tarih ve B.03.0.CTE.0.00.15.00/402/34923sayılı yazısıyla başvurusu üzerine, müvekkillerine “SGK Başkanlığı Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü KamuGörevlileri Emeklilik Daire Başkanlığı’nca” 12 Ağustos 2013 tarih 12792077 / 85.323.225.sayılı yazıyla tebliğ edilenSGK Vazife Malullüğü Tespit Kurulu’nun 02.08.2013 tarih ve 303 sayılı kararıyla, M.H.’nın, ”Kurumlarınca tahsisedilen servis aracı ile görevlerine giderlerken aynı servis aracında bulunan infaz Koruma Memuru E.E. tarafından birbayanla ilişkisi olduğu yönünde söylenti çıkardıkları ve bu konuda hakkında yapıldığını düşündüğü soruşturmada ifadeverdikleri gerekçesiyle hedef gözetilerek silahla ateş edilmesi sonucu vefat ettikleri” ve olayın “5510 sayılı yasanın47/1’de belirtilen 'işyerinde meydana gelen kaza’ olarak da nitelendirilemeyeceği” denilerek vazife malulüsayılmayacağına karar verilmiş olduğunu; konuya ilişkin mevzuat hükmü, olayın meydana geldiği yer, olayın oluş şekli venedenleri, idarenin hizmet kusuru ve sosyal risk ilkesi dikkate alınarak; SGK Vazife Malullüğü Tespit Kurulu’nun02.08.2013 tarih ve 303 sayılı kararının iptaline, müvekkillerinin iptali istenen işlem nedeniyle uğradıkları zararlarınkarşılanmasına, özlük ve sosyal haklarının olay tarihi itibariyle kendilerine iadesine, parasal haklarının olay tarihindenyürütülecek yasal faiziyle davalı idareye ödetilmesine karar verilmesi istemiyle 7.10.2013 tarihinde idari yargı yerindedava açmıştır.ANKARA 13.İDARE MAHKEMESİ: 24.10.2013 gün ve E:2013/1509, K:2013/1324 sayı ile, “(…) 5510sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun "Amaç" başlıklı 1. maddesinde, "Bu Kanunun amacı,sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortası bakımından kişileri güvence altına almak; bu sigortalardan yararlanacak kişilerive sağlanacak haklan, bu haklardan yararlanma şartları ile finansman ve karşılanma yöntemlerini belirlemek; sosyalsigortaların ve genel sağlık sigortasının işleyişi ile ilgili usûl ve esasları düzenlemektir." hükmü, "Kapsam" başlıklı 2.maddesinde, "Bu Kanun; sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortasından yararlanacak kişileri, işverenleri, sağlık hizmetisunucularını, bu Kanunun uygulanması bakımından gerçek kişiler ile her türlü kamu ve özel hukuk tüzel kişilerini ve tüzelkişiliği olmayan diğer kurum ve kuruluşları kapsar." hükmü, "Uyuşmazlıkların Çözüm Yeri" başlıklı 101.maddesinde, "BuKanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar işmahkemelerinde görülür." hükmü; "Kurumca Verilecek İdari Para Cezaları" başlıklı 102.maddesinde ise, İdarî paracezalarının ilgiliye tebliği ile tahakkuk edeceği, tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ya da Kurumun ilgilihesaplarına yatırılacağı veya aynı süre içinde Kuruma itiraz edilebileceği, itirazın takibi durduracağı ve kurumca itirazıreddedilenlerin, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde yetkili idare mahkemesine başvurabileceklerihükmü yer almıştır.Görüldüğü üzere, Kurumca verilecek idari para cezalarını düzenleyen 5510 sayılı Kanunun 102. maddesidışında, yine 5510 sayılı Kanunun uygulanmasından kaynaklanan tüm uyuşmazlıkların iş mahkemelerince görülüpçözümlenmesi gerektiği açıktır.Dava dosyasının incelenmesinden; Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü Sincan İki No'lu F
Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda İnfaz Koruma Memuru olarak görev yapmakta iken 22.01.2013tarihinde tahsis edilen servis aracı ile görevlerine giderlerken, aynı servis aracında bulunan İnfaz Koruma Memuru E.E.tarafından gerçekleştirilen silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden M.H.'nın, dul ve yetimlerine aylık bağlanması yanındaayrıca 5510 sayılı Kanun'un 47. maddesinin 1. fıkrası uyarınca hakkında vazife malüllüğü hükümlerinin uygulanmasıyönündeki talebin, olayın iş yerinde meydana gelen kaza olarak nitelendirilemeyeceği sebebiyle reddi üzerine anılanişlemin iptali istemiyle bakılmakta olan iş bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.Dava konusu olayda, 5510 sayılı Kanunun 102. maddesi dışında kalan ve herhangi bir idari para cezası niteliğibulunmayan, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (Kanununun) 47 maddesinin 1. fıkrasınınuygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan davada, iş mahkemelerinin görevli olduğu sonucuna varılmaktadır.Açıklanan nedenlerle; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 15/1-a maddesi uyarınca davanın görevyönünden reddine…” karar vermiş, bu karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.Davacı vekili bu kez aynı istemle 17.12.2013 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.ANKARA 16.İŞ MAHKEMESİ: 28.9.2015 gün ve E:2013/1772, K:2015/1213 sayı ile, “(…) Yapılanyargılamada, davacıların murisinin kamu görevlisi olduğu, statü hukukuna tabi bulunduğu, kamu görevine başlamatarihinin 5510 sayılı yasanın yürürlük tarihinden önceye, 5434 sayılı yasanın yürürlükte olduğu döneme rastlandığı,uyuşmazlık mahkemesi kararında da belirtildiği gibi 5434 sayılı yasaya tabii kamu görevlileri ile ilgili işlemlerin idari işlemve eylem niteliğini korumaya devam edeceği, uyuşmazlığın çözümünün idari yargının görev alanına girdiği, görevsizlikkararının her aşamada re'sen gözetilmesi gerektiği anlaşılmış, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine kararvermek gerekmiştir.HÜKÜM:Gerekçesi açıklandığı üzere,Davanın İdari Yargının görev alanına girdiğinden, Adli Yargı yolu caiz olmadığından, dava şartı yokluğunedeniyle HMK 115 md. gereğince usulden REDDİNE…” karar vermiş; temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 21.HukukDairesince; 11.2.2016 gün ve E:2016/578, K:2016/1796 sayı ile onanan karar kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE :Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Nuri NECİPOĞLU’nun Başkanlığında, Üyeler: Ali ÇOLAK, YusufZiyaattin CENİK, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Süleyman Hilmi AYDIN, Mehmet AKBULUT ve Yüksel DOĞAN’ınkatılımlarıyla yapılan 26.12.2016 günlü toplantısında:l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, adlive idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığıdoğduğu, adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine songörevsizlik kararını veren mahkemece, ekinde idari yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği veusule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ilekarar verildi.II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevliolduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay CumhuriyetSavcısı Halil İbrahim ÇİFTÇİ ile Danıştay Savcısı Yakup BAL’ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlüaçıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:Dava, İnfaz Koruma Memuru olup, görevine giderken, aynı servis aracında bulunan başka bir infaz korumamemuru tarafından gerçekleştirilen silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden M.H.'nın ölüm olayında, görevin neden veetkisinin bulunmadığı, 5510 sayılı Kanun'un 47. maddesinin 1. fıkrası uyarınca hakkında vazife malullüğü hükümlerininuygulanmasının mümkün olmadığı yolundaki Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Vazife Malullüğü Tespit Kurulunun2.8.2013 tarih ve 303 sayılı kararının iptali ile, ölenin yakınları olan davacıların işlem nedeniyle uğradıkları zararlarınkarşılanması, özlük ve sosyal haklarının iadesi, parasal haklarının karşılanması istemiyle açılmıştır.Dava dosyalarının incelenmesinden; Davacıların yakını olan M.H.’nın; Çorum Sosyal Güvenlik KurumuBaşkanlığı, Çorum Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünün 8.10.2013 tarih ve 16.480.940 sayılı yazısına göre çalışmahayatına 506 sayılı Yasa kapsamında 27.10.2007 tarihinde başladığı, üç ayrı işverene bağlı olarak 19.4.2010 tarihinekadar çalışmasına devam ettiği; 21.4.2010 tarihinde Çorum L Tipi Kapalı ve Açık İnfaz Kurumunda resmi görevinebaşladığının belirtildiği; yine davalı İdare, Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Kamu Görevlileri Emeklilik hizmetleriDaire Başkanlığının 21.8.2013 gün ve …85.323.225 sayılı yazısında M.H.’nın, 5510 sayılı Kanunun 4/1-c kapsamında18.7.2011-15.2.2013 tarihleri arasında hizmetinin bulunduğunun ifade edildiği görülmüş; Sigorta Primleri GenelMüdürlüğünün 20.5.2014 tarihli, SGK Hizmet Dökümüne göre de; adı geçenin, 506 sayılı Yasa, 4/a kapsamındasigortalı statüde 27.10.2007 tarihinde işe girdiği; 2011/08 döneminde ise, 5510 sayılı yasanın 4/c kapsamında tescilkaydının bulunduğu anlaşılmıştır.31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 506, 1479, 2925, 2926 ve5434 sayılı Kanunlar kapsamındaki hizmet akdine göre ücretle çalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabına çalışanlar(Bağ-Kur’lular), tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar (Tarım Bağ-Kur’luları), tarım işlerinde ücretle çalışanlar,(Tarım sigortalıları), devlet memurları ve diğer kamu görevlilerini (Emekli Sandığı İştirakçileri), geçici maddelerle korunanhaklar dışında, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabi tutmuş, beş farklı emeklilik rejiminiaktüeryal olarak hak ve hükümlülükler yönünden tek bir sosyal güvenlik sistemi altında toplamıştır. 5510 sayılı Kanununiptali amacıyla açılan davada Anayasa Mahkemesi, 15.12.2006 tarih ve E: 2006/111, K: 2006/112 sayılı kararıyla,anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C. Emekli SandığıKanunu hükümlerine tabi olarak görev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlilerini diğer sigortalılarla aynısisteme tabi kılan (başta 4/c maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonra kabul edilen 17.04.2008 tarihve 5754 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanunda düzenlemeler yapılmış ve anılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4
ncü maddelerle, 5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4 ncümaddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dul veyetimleri hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlemyapılacağı hüküm altına alınmıştır. 5754 sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyle açılan dava AnayasaMahkemesi’nin 30.3.2011 tarih ve E: 2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile reddedilmiştir.5510 sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan “…bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkanuyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür.” bölümünün iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi,22.12.2011 tarih ve E: 2010/65, K: 2011/169 sayılı kararıyla (RG. 25.1.2012, Sayı: 28184) davayı redlesonuçlandırmakla birlikte; söz konusu kararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığa ışık tutacak şekilde şu gerekçeyedayandırmıştır: “…5754 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmaktaolanlar, evvelce olduğu gibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar ve bunların emeklileri bakımından da aynıKanun hükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğerkamu görevlileri olarak çalışmaya başlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabisigortalı sayılacak ve haklarında 5434 sayılı Kanun değil, 5510 sayılı Kanun’un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak;ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır. 5754 sayılı Kanunun yürürlüğüyle birlikte, artık Sosyal Sigortacılıkesasına göre faaliyet gösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem ve muameleler idari işlem sayılamayacak bir sosyal güvenlikkurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır. 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce iştirakçisisıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun’a göre emekli, dul veyetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklaryönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu’nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muameleler idari işlem niteliğini korumayadevam edecek, bunlara ilişkin ihtilaflarda da evvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya devam edecektir… Bubakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra, prim esasına dayalı yani sistemin içeriği ve Kanun kapsamındaki işve işlemlerin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla, yargılamanın bütünlüğü ve uzman mahkemeolması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemeleriningörevlendirilmesinde Anayasa’ya aykırılık görülmemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere 5754 sayılı Kanun’unyürürlüğe girmesinden önce statüde bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile ilgili sosyal güvenlik mevzuatınınuygulanmasından doğan idari işlem ve idari eylem niteliğindeki uyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devam edeceğiaçıktır…” Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden,5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önceolduğu üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları gibi bunların emeklilikleri bakımından da aynı Kanunhükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğer kamugörevlisi olarak çalışmaya başlayanların ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine tabisigortalı sayılacağı ve haklarında 5434 sayılı Kanunun değil 5510 sayılı Kanunun öngördüğü kural ve esaslarınuygulanacağı dolayısıyla ihtilafların da adli yargı yerinde çözümleneceği açıktır.Öte yandan; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı YetkisininSınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde;“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerindenbiri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları,b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,c) (Değişik: 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğanuyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflararasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar” idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancakDevlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir “ denilmek sureti ile idari yargıda görülecek dava ve işlersayılmıştır.Uyuşmazlık, 5510 sayılı Yasa yürürlüğe girmeden önce, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’na göre çalışandavacıların oğulları ve eşi olan ve silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden M.H.'dan dolayı vazife malullüğü ve diğer özlük/sosyal güvenlik haklarının tanınması, parasal haklarının ödenmesi istemine ilişkindir.Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ve Anayasa Mahkemesi kararları birlikte değerlendirildiğinde,M.H.’nın 506 sayılı Kanun’a göre 2007 yılında işe başladığı, 5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra ise 5510sayılı yasanın 4/1-c maddesi kapsamında İnfaz Koruma Memuru olarak İdari görevine başladığı, adı geçenin 5754 sayılıKanunun yürürlüğe girmesinden önce 5434 sayılı Kanuna tabi iştirakçiliğinin söz konusu olmaması karşısında; 5510 sayılıKanun’un 101 inci maddesinin açık hükmü gözetilerek, uyuşmazlığın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğusonucuna varılmıştır.Açıklanan nedenlerle, davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli olduğundan, Ankara 16.İşMahkemesinin 28.9.2015 gün ve E:2013/1772, K:2015/1213 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.S O N U Ç
: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 16.İşMahkemesinin 28.9.2015 gün ve E:2013/1772, K:2015/1213 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININKALDIRILMASINA, 26.12.2016 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi..
BaşkanNuriNECİPOĞLU
ÜyeAliÇOLAK
ÜyeSüleyman HilmiAYDINÜyeYusuf ZiyaattinCENİK
ÜyeMehmetAKBULUTÜyeAlaittin AliÖĞÜŞ
ÜyeYükselDOĞAN