T.C.UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ
ESAS NO
: 2020 / 86
KARAR NO : 2020 / 121
KARAR TR
: 24.2.2020 ÖZET: Karayolunda meydana gelen trafik kazasındauğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davanın, 2918sayılı Yasanın 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110.maddesi kapsamında ADLİ YARGI YERİNDEgörülmesi gerektiği hk.K A R A R Davacı
: K. T. Seyahat Gemicilik Ltd.Şti. Kuşadası ŞubesiVekili
: Av. İ. S.Davalı
: Karayolları Genel MüdürlüğüVekili
: Av. D. Ç. I. O L A Y
: Davacı vekili dilekçesinde; müvekkili şirket adına tescilli 09 … 022 plakalı model aracın,28/11/2016 tarihinde şirket yetkilisi E.Y.’nın sevk ve idaresinde iken, Selçuk İlçesi Arvalya mevkiinde yol yapımçalışması sırasında yola dökülen yağ ve yağmurun etkisiyle kaza yapması sonucu yaşanan tek taraflı trafik kazasıneticesinde pert olduğunu; meydana gelen kazanın davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığını; araçta oluşanhasarın Sulh Hukuk Hakimliği'nce yaptırılan bilirkişi incelemesi ile belirlendiğini, belirlenen 32.000,00 TL'nin ödenmesiistemiyle 22/02/2017 tarihinde davalı idareye başvuruda bulunulduğunu, idarece bu başvurusunun reddedildiğini ifadeederek; oluştuğu iddia edilen 32.000,00TL maddi zararın başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birliktedavalı idareden tazmini istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.İZMİR 2.İDARE MAHKEMESİ: 13.6.2018 gün ve E:2017/762, K:2018/907 sayı ile, 2918 sayılı KarayollarıTrafik Kanununun 1., 2., 10., 19.1.2011 günlü Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14.maddesiyle değişik 110. ve geçici 21. maddesi hükmüne yer verdikten sonra; “(…)Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi'nin benzer bir konuda İdare Mahkemesi'nindavaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki kararları gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında,can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemlerikapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini,ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazasınedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararıntazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.Nitekim, Anayasa Mahkemesinin 08.12.2011 gün ve E-2011/124 K-2011/160 - 08.11.2012 gün ve E-2012/118 K-2012/170 sayılı kararları, Uyuşmazlık Mahkemesinin 24.12.2012 gün ve E- 539-541-628 K-436-438-498 sayılı kararları da bu doğrultudadır.Açıklanan nedenlerle, davanın görev yönünden reddine…” karar vermiş, istinaf yoluna başvurulması üzerine,İzmir Bölge İdare Mahkemesi Altıncı İdare Dava Dairesi: 31.10.2018 gün ve E:2018/2073, K:2018/1924 sayı ile,davacının istinaf başvurusunun reddine, davalı idarenin avukatlık ücretine ilişkin istinaf başvurusunun kabulüne, İzmir 2.İdare Mahkemesi Hakimliğince verilen 13/06/2018 tarih, E: 2017/762, K:2018/907 sayılı kararın vekalet ücretinehükmedilmemesine ilişkin kısmının kaldırılmasına kesin olarak karar vermiş; görevsizlik kararı kesinleşmiştir.Davacı vekili bu kez, aynı istemle adli yargı yerinde dava açmıştır.Selçuk Asliye Hukuk Mahkemesi: 18.3.2019 gün ve E:2018/407, K:2019/149 sayı ile, “(…)Davanın İdare Mahkemesi’nin görevi kapsamına girdiği anlaşılmakla; HMK'nın 114/1-b ve 115/2. maddesiuyarınca MAHKEMEMİZİN GÖREVSİZLİĞİNE, açılan davanın USULDEN REDDİNE,Kararın bu şekilde kesinleşmesi durumunda taraflarca talep edilirse olumsuz görev uyuşmazlığının çözümlenmesiiçin İzmir 2.İdare Mahkemesinin 2017/762 Esas ve 2018/907 karar numaralı dosya aslı mahallinden istenerek işbudosya ile birlikte UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ'NE GÖNDERİLMESİNE ve Uyuşmazlık Mahkemesinden görevlimahkemenin belirlenmesinin İSTENİLMESİNE,(…)” karar vermiş; istinaf yoluna başvurulması üzerine İzmir BölgeAdliye Mahkemesi 4.Hukuk Dairesi: 16.7.2019 gün ve E:2019/1344, K:2019/1181 sayı ile, “(…) Yukarıda açıklanannedenler ve tüm dosya içeriğine göre; davacı vekilinin göreve ilişkin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nun353/1.fıkra (b-1) bendi gereğince esastan reddine, Uyuşmazlık Mahkemesince hangi yargı merciinin görevli olduğununbelirlenmesi 6100 Sayılı HMK'nun 355.maddesi gereğince kamu düzenine ilişkin olup bu husus belirlenmeden davanın
yargı yoluna ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıbulunduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun bu sebeple kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 SayılıHMK’nun 353/1. fıkra (a-6) bendi gereğince esası incelenmeden kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi içindosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, davacının vekalet ücretine yönelik istinaf başvurusununincelenmesine yer olmadığına ilişkin karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacı vekilinin göreve ilişkin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1.fıkra (b-1) bendi gereğinceESASTAN REDDİNE,2-Uyuşmazlık Mahkemesince hangi yargı merciinin görevli olduğunun belirlenmesi 6100 Sayılı HMK'nun355.maddesi gereğince kamu düzenine ilişkin olup bu husus belirlenmeden davanın yargı yoluna ilişkin dava şartı yokluğunedeniyle usulden reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı bulunduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusununbu sebeple KABULÜNE,3-Selçuk Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/407 Esas - 2019/149 Karar sayılı, 18/03/2019 tarihli kararının6100 Sayılı HMK'nun 355 ve 353/1 fıkra (a-6) bendi gereğince ESASI İNCELENMEDEN KALDIRILMASINA,4-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren Selçuk Asliye Hukuk Mahkemesi'neGÖNDERİLMESİNE…” 6100 Sayılı HMK'nun 353. maddesi (1-a) bendi uyarınca kesin olarak karar vermiştir.SELÇUK ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 16.10.2019 gün ve E:2019/271, K:2019/398 sayı ile, “(…)Uyuşmazlık; yol yapımı sırasında karayoluna döküldüğü ileri sürülen yağ sebebiyle meydana geldiği iddia edilen tek taraflıtrafik kazası nedeniyle maddi tazminat isteminden kaynaklanmaktadır.Bilindiği üzere Anayasanın 125/1.fıkrası uyarınca idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.Son fıkra gereğince; idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.2577 Sayılı İYUK 2-b bendinde idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan ihlal edilenlertarafından idari yargı yerinde tam yargı davası açabileceği hüküm altına alınmıştır.01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK'nun 3.maddesinde "her türlü idari eylem ve işlemler ileidarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişininölümüne bağlı maddi ve manevi zararların tazminine ilişkin davalara Asliye Hukuk Mahkemeleri bakar. İdareninsorumluluğu dışında kalan sebeplerden doğan aynı tür zararların tazminine ilişkin davalarda dahil bu hüküm uygulanır."hükmüne yer verilmiştir. Bu hükme göre mala ilişkin zararlar madde kapsamı dışında bırakılmıştır. Yani her türlü idarieylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı mala ilişkin zararların tazminine ilişkin davalaraidari yargı yerinde bakılmalıdır.2918 Sayılı Yasanın 110.maddesinde "işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebepverdiği zararlara ilişkin olanları dahil bu kanundan doğan sorumluluk davaları Adli Yargı'da görülür. Zarar görenin kamugörevlisi olması bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez." denilmiştir. 2918 Sayılı Yasanın 110.maddesi, 6099 SayılıYasanın 14.maddesiyle değiştirilmiş, değişiklik 19/01/2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu yasal düzenlemenin amacıkendinden sonra yürürlüğe girecek olan ve 01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK'nun 3.maddesiyleparalellik sağlamaktadır. Yukarıda belirtildiği gibi 3.madde de mala ilişkin zararlar kapsam dışında tutulmuştur.110.maddede mal ve vücut bütünlüğüne ilişkin bir ayrıma yer verilmemiştir. Öte yandan 01/10/2011 tarihinde yürürlüğegiren 6100 Sayılı HMK'nun 3.maddesindeki düzenleme 2918 Sayılı Yasanın l10.maddesinden önce uygulanmalıdır. YaniHMK'nun 3.maddesi göreve ilişkin yeni bir düzenleme getirmiştir. Buna göre zararın mala ilişkin olması halinde idari yargıgörevlidir. Öte yandan bu 3.madde Anayasa Mahkemesinin 25-23 sayılı 16/02/2012 tarihli kararıyla iptal edilmiş, bukarar 19/05/2012 tarihinde R.G.'de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesinde "dava konusu kuralla sadece kişinin vücut bütünlüğüneverilen maddi zararlar ile buna bağlı manevi zararları ve ölüm nedeniyle maddi-manevi zararların tazmini konusu kapsamaalınmakta ve bu tazminat davalarına bakma görevi Asliye Hukuk Mahkemelerine verilmektedir. Buna göre aynı idarieylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan zararlar kapsama alınmadığındansorumluluk sebebi aynı olsa da bu zararların tazmini davaları İdari Yargı'da görülmeye devam edecek, bu durumdaidarenin aynı yapı içinde aldığı kararın bir bölümünün idari yargıda, bir bölümünün adli yargıda görülmesi yargılamanınbütünlüğünü bozacaktır. Ayrıca iki ayrı yargı kolunda görülen davalarda idarenin sorumluluğu, bu sorumluluğun kapsamı,idarenin tazmin yükümlülüğü konularında farklı sonuçlara ulaşılabilecektir." denmiştir.2918 Sayılı Yasanın değişik 110.maddesinde yer alan "bu kanundan doğan sorumluluk davaları." ifadesiyle2918 Sayılı Yasada yer alan hukuki sorumluluğa ilişkin kuralların uygulanacağı davalarla sınırlı biçimde görevli yargıyerinin belirlendiği vurgulanmaktadır. Trafik düzeni ve güvenliği hizmetlerinden kaynaklandığı öne sürülen zararlarıntazmini istemiyle ilgili idarelere karşı açılan davaların görüm ve çözümü idari yargının görev alanına girmektedir. (Danıştay10.HD 2011/11522 E-2012/5347 K sayılı 31/10/2012 tarihli karar)Bir kamu hizmeti görmekte olan davalı idareye 2918 Sayılı KTK'nun7/a maddesinde; karayollarından mal vecan güvenliği yönünden gerekli işaretlemeleri yaparak önlemleri almak ve aldırma görevleri verilmiş bulunmaktadır. Bugörevin anılan kanunda verilmiş olması bunun ihlali nedeniyle oluşacak zarardan dolayı idarenin özel hukuk hükümlerinetabi olacağı sonucunu doğurmaz. Hizmet kusurundan kaynaklanan zararlar yönünden idare aleyhine tam yargı davasınınidari yargı yerinde açılması gereklidir. Özetle; 2918 Sayılı KTK'nun hukuki sorumluluğu ilişkin 85. ve devamımaddelerinde araç işleteninin sorumluluğu düzenlenmiş olup, idarenin hizmet kusurundan kaynaklanan sorumluluğu buyasa kapsamı dışında tutulmuştur.Davalı idarenin sorumluluk alanında bulunan karayolu üzerindeki yapım, bakım ve onarımı sırasında alınmasıgerekli tedbirlerin alınmaması diğer bir ifadeyle yeterli trafik ve güvenlik işaretlemesi yapılmaması nedeniyle doğan zararıntazmini nedeniyle uyuşmazlık konusu olayda kamu hizmetinin usulüne ve hukuka uygun olarak yürütüp yürütülmediğini,hizmet kusuru veya idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tespitinde esas alınan idare hukuku
kurallarına ve ÎYUK 2/1-b maddesinde sayılan tam yargı davasında görülüp ve çözümünde idari yargı yerleri görevlidir.(Yargıtay 17.HD 11562-101 12 Sayılı 26/06/2014 tarihli onama kararı)(Yargıtay HGK'nun 04/11/2015 tarih 2015/17-731 E - 2015/2366 K sayılı kararı) (11/02/1959 tarih 17/15 sayılı İBK)Yukarıda anlatılan nedenlerle dava konusu uyuşmazlığın idari yargıda çözümlenmesi gerektiği düşünülmüş ve bukonuda karar verilmek üzere dosyanın uyuşmazlık mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş ve aşağıdaki gibi hükümkurulmuştur.HÜKÜM:2247 Sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş ve İşleyişi hakkında Kanunun 19. Maddesi uyarınca görevliyargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konudauyuşmazlık mahkemesince karar verilinceye kadar ERTELENMESİNE…” karar vermiş; bu karar istinaf yolunabaşvurulmaksızın kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE:Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, Hicabi DURSUN’un Başkanlığında, Üyeler: Şükrü BOZER, Mehmet AKSU,Birol SONER, Aydemir TUNÇ, Nurdane TOPUZ ve Ahmet ARSLAN'ın katılımlarıyla yapılan 24.2.2020 günlütoplantısında:I-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, olaykısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve nedeni aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevliolduğu gerekçesiyle verilmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adliyargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.1-2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ilerisürülebilmesi için adli ve idari yargı mercilerinin (1) tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsizgörmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca (…) ileri sürülebilir.” hükmüne göre, idaremahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararınkesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığıngiderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.2- 2247 sayılı Yasanın 19. maddesindeki “Adli ve idari yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmişgörevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davadagörevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi içinUyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değinerteler. (Değişik ikinci fıkra: 23/7/2008 – 5791/9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin davadosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir. .”hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine aitolduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki,başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesihususunu da içermesi gerekir.Yasakoyucu, 14. maddeye göre olumsuz görev uyuşmazlığı doğması durumunda her iki yargı merciince işten elçekilmiş olduğundan başvurma istencini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme oranla daha kısa zamanda çözümeulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargımerciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.Olayda, adli yargı yerince, 2247 sayılı Kanunun 19. maddesi uyarınca, İdare Mahkemesinin görevsizlik kararıile Mahkemeleri dosyası arasında olumsuz görev uyuşmazlığı çıktığından dolayı görevli yargı yerinin belirlenmesi amacıyladosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye dair yargılamanınertelenmesine karar vermesine karşın; bu talebini ara karar ile değil, dosyayı kapatıp karar numarası almak suretiyleyaptığı görülmektedir.Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasa’da öngörülen yönteme uymamakta ise de, davacı vekili tarafından da,Mahkeme kararı doğrultusunda dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine yönelik talebi de gözetilerek, SelçukAsliye Hukuk Mahkemesi’nce re’sen yapılan başvurunun, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında olduğununkabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek davaekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kuruluş amacına uygun olacağından ve usule ilişkin başkaca birnoksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasınınincelenmesine oy birliği ile karar verildi.II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hâkim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevliolduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay CumhuriyetSavcısı Halil İbrahim ÇİFTÇİ’nin davada adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL’ın ise idari yargının görevli olduğuyolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:Dava, karayolunda seyir halindeyken meydana gelen trafik kazası nedeniyle oluştuğu ileri sürülen zararların,davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığından bahisle tazmin edilmesi istemiyle açılmıştır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacının karayollarında can ve malgüvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleribelirlemek olduğu; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Kanunun trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleribunların uygulamasını ve denetlenmesini ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğerhükümleri kapsadığı ve bu kanunun karayollarında uygulanacağı belirtilmiş; aynı Kanunun, “Karayolları GenelMüdürlüğünün görev ve yetkileri” başlıklı 7. maddesinde; “ Karayolları Genel Müdürlüğünün bu Kanunla ilgili görev ve
yetkileri şunlardır:a) Yapım ve bakımdan sorumlu olduğu karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme veişaretlemeleri yaparak önlemleri almak ve aldırmak,b) Tüm karayollarındaki işaretleme standartlarını tespit etmek, yayınlamak ve kontrol etmek,c) (Mülga: 17/10/1996 - 4199/47 md.)d) Trafik ve araç tekniğine ait görüş bildirmek, karayolu güvenliğini ilgilendiren konulardaki projeleri incelemekve onaylamak,e) Yapım ve bakımından sorumlu olduğu karayollarında, İçişleri Bakanlığının uygun görüşü alınmak suretiyle,yönetmelikte belirlenen hız sınırlarının üstünde veya altında hız sınırları belirlemek ve işaretlemek,f) Trafik kazalarının oluş nedenlerine göre verileri hazırlamak ve karayollarında, gerekli önleyici teknik tedbirlerialmak veya aldırmak,g) Yapım ve bakımından sorumlu olduğu karayollarında trafik güvenliğini ilgilendiren kavşak, durak yeri,aydınlatma, yol dışı park yerleri ve benzeri tesisleri yapmak, yaptırmak veya diğer kuruluşlarca hazırlanan projeleri tetkikve uygun olanları tasdik etmek,h) Yetkili birimlerce veya trafik zabıtasınca tespit edilen trafik kaza analizi sonucu, altyapı ve yolun fiziki yapısıile işaretlemeye dayalı kaza sebepleri göz önünde bulundurularak önerilen gerekli önlemleri almak veya aldırmak,i) (Mülga: 3/5/2006 – 5495/4 md.)j) (Değişik: 17/10/1996 - 4199/5 md.) Trafik zabıtasının görev ve yetkileri saklı kalmak üzere Bu Kanunun13,14,16,17,18,47/a ve 65 inci maddeleri hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında suç veya ceza tutanağıdüzenlemek; 47 nci maddenin (b), (c) ve (d) bentlerinde belirtilen kural ihlallerinin tespiti halinde, durumu bir tutanaklabelirlemek ve gerekli işlemin yapılması için en yakın trafik kuruluşuna teslim etmek,k) Bu Kanunla ve bu Kanuna göre çıkarılmış olan yönetmeliklerle verilen diğer görevleri yapmaktır.(Son fıkra Mülga : 28/3/1985 - 3176/16 md.)” hükmüne yer verilmiştir.Öte yandan 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılıYasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçlarınsebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarargörenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafikkazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veyasigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yermahkemesinde de açılabilir”; Geçici 21. maddesinde de “Bu Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının göreveilişkin hükmü, yürürlüğe girdiği tarihten önce idari yargıda ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılmış bulunandavalara uygulanmaz” denilmiştir.Dava dosyasının incelenmesinden; davacı şirket adına kayıtlı olan 09 … 022 plakalı aracın 28/11/2016tarihinde şirket yetkilisi E. Y.’nın sevk ve idaresinde trafikte seyir halinde iken; yola dökülen yağ ve yağmurun etkisi iletek taraflı trafik kazası meydana geldiği, araçta oluşan hasar miktarının davacı şirket tarafından Selçuk Sulh HukukHakimliği'nce yaptırılan bilirkişi incelemesi ile belirlendiği, belirlenen 32.000,00 TL'nin ödenmesi istemiyle 22/02/2017tarihinde davalı idareye başvuruda bulunulduğu, idarece bu başvurusunun 08/03/2017 tarih ve E.68754 sayılı işlem ilereddedildiği; kazanın meydana gelmesinde, davalı idarenin kusur ve sorumluluğu bulunduğu ileri sürülerek, fazlaya ilişkinhakları saklı kalmak kaydıyla piyasa değeri 32.000 TL olan araç bedelinin 22/02/2017 tarihinden itibaren işleyecekyasal faizi ile birlikte davalı idareden tazmini istemiyle dava açıldığı anlaşılmıştır.2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesive Batman 2.Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, şugerekçesi ile anılan kuralı Anayasaya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir: “… AnayasaMahkemesi’nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa’da adli veidari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkilikılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konulardaadli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargınıngörevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir.Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararınınbulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar göreninasker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesidurumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun’dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarınınadli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idariyargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusudavalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarakdavaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bununsöz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğuanlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun’da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanansorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücündenkaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden,bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanannedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir…” (Any.Mah.nin 26.12.2013 tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G. 27.3.2014, Sayı: 28954, s.136-147.)Anayasa’nın 158 inci maddesinin son fıkrasında “ Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev
uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi’nin kararı esas alınır.” denilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin yukarıdagerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevineverebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun’dan doğantüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa’ya aykırı bulunmadığına dair olup, esasitibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa’nın 158 inci maddesi uyarınca, başta Mahkememiz olmaküzere diğer yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir.Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile AnayasaMahkemesi’nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliğiyönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı veKanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşlarıve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile, çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyleaçılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazminiistemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.Açıklanan nedenlerle, Selçuk Asliye Hukuk Mahkemesinin başvurusunun reddiyle, aynı Mahkemece ayrıcaverilen 16.10.2019 gün ve E:2019/271, K:2019/398 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. S O N U Ç
: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Selçuk Asliye HukukMahkemesinin BAŞVURUSUNUN REDDİYLE, aynı Mahkemece ayrıca verilen 16.10.2019 gün ve E:2019/271,K:2019/398 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 24.2.2020 gününde Üye AhmetARSLAN'ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.
Başkan
Üye
Üye
Üye
Hicabi
Şükrü
Mehmet
Birol
DURSUN
BOZER
AKSU
SONER
Üye
Üye
Üye
Aydemir
Nurdane
Ahmet
TUNÇ
TOPUZ
ARSLAN
KARŞI OY İdarenin kendi kuruluş kanununda belirlenen ve 2918 sayılı Kanun'da tekrarlanan görevlerinden, yani; yol yapım,bakım, işletme, trafik güvenliğini sağlama şeklinde yürütülen kamu hizmetlerinden kaynaklanan hukuki sorumluluğununidare hukuku ilke ve kurallarına göre belirlenmesi; uyuşmazlığın, özel hukuktaki araç işletenin hukuki sorumluluğundandeğil, davalı idare tarafından görevlerinin tam ve eksiksiz yerine getirilmediği, dolayısıyla yürütülen hizmetlerin kusurluişletildiği, meydana gelen zararda hizmet kusuru bulunduğu iddiasından kaynaklanması karşısında uyuşmazlığınçözümünün idari yargının görevinde bulunduğu sonucuna ulaşıldığından, uyuşmazlığın çözümünde adli yargıyı görevlikabul eden çoğunluğun kararına katılmıyorum.24.2.2020
ÜYE
Ahmet ARSLAN