T.C.UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ ESAS NO
: 2022/170KARAR NO : 2022/221
KARAR TR : 18/04/2022ÖZET: Davalı idarenin kamulaştırmakararından sonra eylemsiz kalmasındanibaret hukuki müdahalesine ilişkin olarakaçılan davanın İDARİ YARGI YERİNDEgörülmesi gerektiği hk.
K A R A R Davacılar :1-C. U 2-E. Ü 3-E. U 4-N. A 5-H. T 6-H. U 7-İ. U 8-İ. A 9-R. S 10-S. Y 11-T. U 12-S. A13-S. UVekilleri
: Av. S. BDavalı
: Altındağ Belediye BaşkanlığıVekili
: Av. İ. GI. DAVA KONUSU OLAY1. Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı müvekkillerinin maliki ve hissedarı olduğu Ankara İliAltındağ İlçesi ... Mahallesi ... ada ... parseldeki taşınmazın, Altındağ Belediyesi Encümeninin 25/06/2014 tarihli ve 562sayılı kararı ile kamulaştırılmasına karar verilmiş olmasına karşılık, kamulaştırma bedeli ödenmeksizin, projenin bütünününaçık inşaat alanı haline getirildiği, davalı idare ile anlaşanlara ve davalı idare tarafından kamulaştırma bedel tespiti ve tescildavası açılıp da bedeli ödenen taşınmazların üzerinde 1.grup eski eser niteliğinde yapı ve ağaçlar bulunduğunu, diğeryapıların yıkıldığını, yolların ve telefon, elektrik, su hatlarının kesildiği ve bu şekilde davacı müvekkillerin taşınmazdanistifade imkanlarının kalmadığını ve bu şekilde taşınmaza davalı idare tarafından kamulaştırılmaksızın fiilen el atıldığını ilerisürerek; davacı müvekkillerin maliki ve hissedarı olduğu iş bu taşınmaz ve üzerindeki bina ve müştemilat bedeline ilişkinfazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydı ile şimdilik toplam 10.000 TL tazminatın tahsili istemiyle adli yargıyerinde dava açmıştır.2. Davalı Belediye vekili, dava konusu taşınmaza idarenin fiili el atmasının söz konusu olmadığını, davacılarıntaşınmazı diledikleri şekilde kullanmaya devam ettiklerini, idarece kamulaştırma kararı alınmasına rağmen vazgeçildiğinive tapuya herhangi bir şerh düşülmediğini, bu sebeplerle uyuşmazlığın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğini ilerisürerek, yargı yolu itirazında bulunmuştur.II. UYUŞMAZLIĞA İLİŞKİN BAŞVURU SÜRECİA. Adli Yargıda3. Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi E.2018/651 sayılı dosyada 27/01/2022 tarihli duruşmada"Davalı vekilinin yargı yolu itirazının reddine" karar vermiştir.4. Davalı Belediye vekili tarafından, süresi içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasıistemiyle başvuruda bulunulması üzerine dilekçe, dava dosyası ile birlikte Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.B. Olumlu Görev Uyuşmazlığı Çıkarılmasına İlişkin Danıştay Başsavcılığı Talebi5. Danıştay Başsavcısı, davalı idarece yürütülen faaliyetler nedeniyle uğranıldığı belirtilen zararlardankaynaklanan ve tazminat talebiyle açılan davada idari yargı yerinin görevli olduğu görüşüyle, 2247 sayılı Kanun'un 10.maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına karar vererek dosyayı Uyuşmazlık Mahkemesine göndermiştir.Olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ilişkin talebin ilgili kısmı şu şekildedir:"...Davacıların hissedarı oldukları taşınmazın Ulus Tarihi Kent Merkezi Koruma Amaçlı İmar Planıkapsamında ve Ankara Yenimahalle Alanı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun19/11/2008 tarih ve 244 sayılı kararı ile ilan edilen Ulus Tarihi Kent Merkezi Kentsel Sit Alanı sınırlarıiçerisinde, ancak Bakanlar Kurulunun 22/06/2015 tarih ve 2015/7872 sayılı kararı ile belirlenen UlusTarihi Kent Merkezi Yenileme alanı sınırı dışında kaldığı; taşınmazın tapu kaydında "Korunması gereklitaşınmaz kültür varlığıdır." şerhinin bulunduğu ve tapuda 224,00 m2 yüzölçümlü olarak ve " Ahşap EvinBir Kısmı ve Arsa " vasfıyla tescilli olduğu; dava dilekçesinde Altındağ Belediye Encümeninin 25/06/2014tarih, 562 sayılı kararı ile taşınmazın kamulaştırmasına karar verildiği ancak kendilerine kamulaştırmabedeli ödenmeksizin, projenin bütününün açık inşaat alanı haline getirilmiş olduğu, dava konusu tarihieser niteliğinde olan taşınmazın çevresinde bulunan ve davalı idare ile anlaşan ve davalı idaretarafından kamulaştırma bedeli ödenenlere ait olan evlerin tamamının yıkıldığı, yolların ve telefon,elektrik, su hatlarının kesildiği bu nedenle taşınmazdan yararlanma imkanlarının kalmadığı ileri
sürülerek kamulaştırmasız fiili el atmanın unsurlarının oluştuğu ileri sürülerek zararın tazmini istemiyledavanın açıldığı anlaşılmaktadır.Uygulama ve öğretide, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücükullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemler, "idari işlem"; temelinde idari birkarar veya işlem olmaksızın veya bir idari sözleşmeye dayanmaksızın gerçekleştirdikleri her türlü maddifaaliyetleri veya görevleriyle ilgili hareketsizlikleri de, "idari eylem" olarak tanımlanmaktadır.İdareler kural olarak yürüttükleri kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminleyükümlüdürler. İdari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesindehizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.Bir başka anlatımla, kamu idareleri, yürüttükleri hizmetin işleyişini sürekli kontrol etmek ve gerekliönlemleri almakla yükümlüdürler. Bu yükümlülüğün tam ve gereği gibi yerine getirilmemiş olmasınedeniyle doğan zararların, hizmeti yürütmekle yükümlü bulunan idare tarafından tazmini gerekmekteolup, bu zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünde, idari eylem ve işlemlerdendolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetimyapan idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.Uyuşmazlıkta, Asliye Hukuk Mahkemesince yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucundadüzenlenen bilirkişi raporunda, davaya konu taşınmaz üzerinde 224,00 m2 alanlı 2 katlı metruk ahşapbir yapının bulunduğu, söz konusu taşınmazın her türlü kentsel, sosyal ve ticari olanaklardanyararlandığı, taşınmaza ve üzerindeki yapıya fiili el atma durumunun bulunmadığının tespit edildiği;davacı tarafından da kentsel sit alanı kapsamında yapılan uygulamalarla bölgede yaşam koşullarınınortadan kalktığı, çevresindeki evlerin tamamının yıkıldığı, yolların ve telefon, elektrik, su hatlarınınkesildiğinden bahisle taşınmazdan yararlanma imkanlarının kalmadığı öne sürülerek zararın tazminiistenildiğinden davanın, davalı idarece yürütülen faaliyetler nedeniyle uğranıldığı belirtilen zararlardan,dolayısıyla idari eylemlerden kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda, davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinin l'incifıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtelolanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesigerekmektedir.”6. Emsal dosyalardaki görüşü bilinmekle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından görüş alınmasına gerekgörülmemiştir.III. İLGİLİ HUKUKA. Mevzuat7. Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekleyükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b)bendinde de, tam yargı davaları, idarenin eylem ve işlemlerinden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafındanaçılan davalar olarak tanımlanmıştır.8. İdari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin, 2577 sayılı idari Yargılama UsulüKanunu'nun 12. ve 13. maddeleri uyarınca, idari Yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmeleri, anılanKanun hükümlerinin gereğidir.B. Yargı Kararları9. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 11/02/1959 tarihli, E.1958/17, K.1959/15 sayılı kararının, III.bölümü şöyledir:“İstimlâksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlâk Kanununa uygun hareket etmeden ferdin malınıelinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan davaMedeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydanagelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir.Bundan başka, bir amme teşekkülü tarafından bir tesisin yaptırılması sırasında Devlet malı olmayanyerlerden toprak alınması veya böyle yerlere toprak veya moloz yığılması neticesinde meydana gelenzararların tazmini davası da başkasının malına amme teşekkülünün dilediği gibi el atma hakkıbulunmadığı ve plan ve projelere ve şartnamelere başkasının malına ihtiyaca göre el atılabilmesinigerektirecek esaslar konulamayacağı cihetle, haksız fiilden doğan bir tazminat davası sayılır.Yapılan işlerin plan veya projeye aykırı olarak yapılması hali de idari karara aykırı bir hareketbulunması itibariyle yine idari kararın tatbiki olan bir fiil sayılamaz ve bu bakımdan bu iddia ile açılmışbir dava haksız fiilden doğan bir davadan ibaret olacaktır.Bu bentte anılan davalar, içtihadı birleştirme kararının dışında kaldıklarından kararın bunlaraşümulü yoktur”IV. İNCELEME VE GEREKÇEA. İlk İnceleme10. Uyuşmazlık Mahkemesinin Muammer TOPAL’ın başkanlığında, Üyeler Birol SONER, Nilgün TAŞ,
Doğan AĞIRMAN Aydemir TUNÇ, Nurdane TOPUZ ve Ahmet ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 18/04/2022 tarihlitoplantısında, 2247 sayılı Kanun'un 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; davalı vekilinin anılan Kanun'un 10/2.maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içindedavalı vekilince başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısınca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görevuyuşmazlığı çıkarıldığı, usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşılmakla, görev uyuşmazlığının esasınınincelenmesine oy birliği ile karar verildi.B. Esasın İncelenmesi11. Raportör-Hâkim Engin SELİMOĞLU’nun, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundakiraporu ile dosyadaki belgeler okunduktan, ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Halil İbrahimÇİFTÇİ ile Danıştay Savcısı Yakup BAL’ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları dadinlendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:12. Dava, davacıların taşınmazlarına kamulaştırma bedeli ödenmeksizin, idare tarafından fiilen el atıldığıiddiasıyla ve oluştuğu ileri sürülen zararın tazmin edilmesi istemiyle açılmıştır.13. Dosyanın incelenmesinden, davacıların paydaşı olduğu ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın Kentsel Sit Alanısınırları içerisinde kaldığı, Altındağ Belediye Encümeninin 25/06/2014 tarihli 562 sayılı kararı ile parselin bulunduğu alanınCumhuriyet dönemimizin 1. TBMM Milletvekillerinin ve Cumhuriyetimizin kuruluşunda önemli rol oynayan kişilerinyaşadığı bölge olması itibariyle bölgede yer alan arsaların ve üzerindeki yapıların kamulaştırması ve restore edilmesigerektiğinden bahisle aralarında uyuşmazlığa konu parselin de yer aldığı taşınmazların kamulaştırılmasına karar verildiği,kamulaştırma kararı kapsamında davacılarla uzlaşma sağlanamadığı, taşınmazın çevresindeki evlerin tamamının yıkıldığı,yolların kullanılamaz hale geldiği, telefon, elektrik, su hatlarının kesildiği, taşınmazdan yararlanma ve kullanmaimkanlarının kalmadığı dikkate alındığında, davalı idarece taşınmaza fiilen el atılmış olduğu ileri sürülerek zararın tazminiistemiyle bakılan davanın açıldığı, mahkemece bilirkişiler marifetiyle icra edilen keşif sonrası düzenlenen bilirkişi kuruluraporlarında davaya konu taşınmaz üzerinde 224,00 m2 alanlı 2 katlı metruk ahşap bir yapının bulunduğu, söz konusutaşınmazın her türlü kentsel, sosyal ve ticari olanaklardan yararlandığı, taşınmaza ve üzerindeki yapıya fiili el atmadurumunun bulunmadığının tespit edildiği anlaşılmaktadır.14. Uygulama ve öğretide, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tekyanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemler, "idari işlem"; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızıngerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizlikleri de, "idari eylem" olarak tanımlanmaktadır.15. Her ne kadar davacılar vekili dava dilekçesinde, idarenin fiili el atması bulunduğunu ileri sürerek adli yargıyerinde dava açmış ise de, cevap dilekçesi, bilirkişi raporları ve dosya kapsamından uyuşmazlığın davalı idarece verilenkamulaştırma kararından sonra eylemsiz kalmasından ibaret hukuki müdahaleye ilişkin olduğu, kamu gücüne dayanılarak,resen ve tek yanlı olarak tesis edilen bir idari işlem bulunduğu anlaşılmaktadır.16. Yukarıda belirtilen hususlar göz önünde bulundurularak, Danıştay Başsavcısı'nın başvurusunun kabulü ileAnkara 4. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 27/01/2022 tarihli ve E.2018/651 sayılı görevlilik kararının kaldırılmasıgerektiği sonucuna varılmıştır.V. HÜKÜMAçıklanan nedenlerle;
A. Davanın çözümünde İDARİ YARGI YERİNİN GÖREVLİ OLDUĞUNA, B. Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen27/01/2022 tarihli ve E.2018/651 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA,18/04/2022 tarihinde,Üye Doğan AĞIRMAN'ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAKkarar verildi.
Başkan
Üye
Üye
Üye
Muammer
Birol
Nilgün
Doğan
TOPAL
SONER
TAŞ
AĞIRMAN
Üye
Üye
Üye
Aydemir
Nurdane
Ahmet
TUNÇ
TOPUZ
ARSLAN
KARŞI OY
Uyuşmazlık, fiili el atma olgusunun gerçekleşmediği kamulaştırmasız el atma bedelinin tahsili istemine ilişkindavaya, adli yargı yerinde mi, yoksa idari yargı yerinde mi bakılacağı hususunda bulunmaktadır.Anayasanın kamulaştırma başlığını taşıyan 46. maddesine göre, devlet ve kamu tüzel kişileri; kamu yararınıngerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veyabir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde İdarî irtifaklar kurmaya yetkilidir.Devletin bir takım kamu hizmetlerini yerine getirmesi açısından özel mülkiyette bulunan taşınmazların kamulaştırılmasınaihtiyaç duyulabilmektedir. Ancak devletin kamusal amacın gerçekleştirilmesi için gerekli olan kamulaştırmayı yaparkenkamu yararı gibi yine anayasa tarafından güvenceye alınan bir takım sınırlara uyması gerekmektedir. Bunun yanındakamulaştırmanın da bedelinin ödenerek yapılması ve yine bu bedelin de en fazla beş yıllık bir süre içerisinde ödenmesianayasal güvenceye alınmıştır.İdare, anayasal yetkisine dayanarak kamulaştırma kararı almak ve olağan süreci yürütmek suretiylekamulaştırma yaptığı gibi kimi durumlarda kamulaştırma kararı almadan özel mülkiyete konu taşınmazlarla ilgili bir takımsınırlamalar da getirebilmektedir. İşte kamulaştırma yetkisine sahip olan idarenin. Anayasa ve yasalara uygun olan surecitakip etmeksizin, bir kimsenin taşınmaz malına el koyup onun üzerinde bir tesis veya bina yapması, o taşınmazı birhizmete tahsis etmek suretiyle mal sahibinin taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkını kullanmasına engel bir girişimdebulunması durumunda idarenin taşınmaza kamulaştırmasız el attığı kabul edilmektedir(YHGKK, 31.10.2007 Tarih ve2007/718 E, 2007/805 K).Ülkemizde idarenin kamulaştırma sürecini işletmeden kişilerin taşınmazlarında bir takım kısıtlamalar getirmesininne şekilde tanımlanacağı yargısal içtihatlarda da her zaman bir sorun olmuş, işlemin adı konulmaya ve sınırları çizilmeyeçalışılmıştır. Kamulaştırmasız el koyma kavramı, 6830 Sayılı İstimlâk Kanunun yürürlüğe girdiği 09.20.1956 tarihindensonra gerçekleşen olgular için geçerli olup, bu tarihten önceki elkoymalarda 221 Sayılı Amme Hükmi Şahıslar veyaMüesseseleri tarafından Fiilen Amme Hizmetine tahsis Edilmiş Gayrimenkuller Hakkındaki Kanun ile kamulaştırılmışsayılıyordu. Gerek 6830 Sayılı Kanunda gerek bu kanunun yerine yürürlüğe giren 2942 Sayılı Kanunda kamulaştırmasızel koyma kavramına yer verilmemiştir. Bu konuda bağlayıcı niteliği bulunan ilk içtihadın 1956 yılında çıktığınıgörmekteyiz. 16.05.1956 tarih ve 1/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurul Kararı ile; kamulaştırma Kanununauygun hareket edilmeden kamulaştırmasız el atma durumunda, malikin idare aleyhine el atmanın önlenmesi davasıaçabileceği gibi taşınmazın bedelini de talep edebileceği kabul edilmiştir. Bu bağlamda idarenin hangi işlemininkamulaştırmasız el atma olduğunun belirlenmesi önem arz etmiştir. Gelişen ilk içtihatlara göre, kamulaştırmasız el atmadan
söz edilebilmesi için, öncelikle idarenin o taşınmaza eylemli olarak el koyup, malikin kullanımını yasaya aykırı şekildetamamen ortadan kaldırması ve bu durumun kalıcı olması aranmıştır. Bu nedenle idarece imar palanlarında yapılandeğişiklikler kamulaştırmasız el koyma olarak kabul edilmemiştir.Daha sonra idarenin kamulaştırma prosedürü uygulanmaksızın taşınmazın kullanımını sınırlandırmasına ilişkinuygulamanın nitelendirmesi değişmiş, idarenin taşınmazın fiili kullanımına engel olmaksızın imar palanında değişiklikyapmak gibi eylemlerle giriştiği tasarruflar hukuki el atma, bunun ötesine geçilerek taşınmazın fiili kullanımı engellenerekbizzat idare tarafından kullanımı ise fiili el atma olarak nitelendirilmiştir. Bu nitelendirilme ile kişinin taşınmazının kanununverdiği yetki ile kullanması ve tasarruf etmesinin engellenmesi olarak kabul edilen hukuki el atma da bir nevikamulaştırmasız el atma olarak kabul edilmiştir(YHGKK, 02.02.2005 Tarih ve 2004/555 E, 2005/17 K).Yargısal içtihatlarla gelişen hukuki el atma kurumu ile ilgili ilk yasal düzenlemelerinde 6487 Sayılı Kanun ileyasal güvenceye alındığını görmekteyiz. 24.05.2013 Tarih ve 6487 Sayılı Kanun ile Kamulaştırma Kanununun geçici 6.Maddesinde yer verilen hukuki el atma, 6745 sayılı kanunun 34. maddesi ile mülga olmuş ve aynı madde ileKamulaştırma Kanuna ek 1 maddesi eklenerek hukuki el atma terimine yer verilmiştir.Kamulaştırmasız el atmaya dayalı olarak açılacak davanın görüleceği yargı yolu konusunda da 2942 SayılıKanunun Geçici 1. Maddesi bir çözüm getirmiştir. Daha önce kamulaştırmasız olarak fiili el atma durumunda açılacakdavada adli yargının görevli olduğu kabul edilmekteydi ve bu konuda bir sorun da yaşanmıyordu. Ancak hukuki el atmadurumunda taşınmaz malikinin taşınmazı kullanmasına engel olunmadığı ve imar durumu değişikliğinin idarenin bir işlemiolduğu dikkate alınarak çoğunlukla idari yargının görevli olduğu kabul edilmekteydi. 2942 Sayılı Kanunun Geçici 1.Maddesi bu konuda da kesin bir çözüm getirerek hukuki el atma durumunda İdari Yargının görevli olduğunu hükümaltına almış ve bu sorun bu şekilde çözülmüş idi. Ancak Anayasa Mahkemesinin 20.12.2018 tarih ve 2016/181 E,2018/111 K. Sayılı kararı ile geçici birinci maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesi dışında kalan bölümü iptal edilmiş,bu iptal kararı ile hukuki el atma durumunda açılacak davanın idari yargıda görüleceğine ilişkin kabulün hukuki dayanağıda ortadan kalkmıştır(Y5. H.D.,26.04.2021 Tarih ve 2020/9664 E. 2021/6318 K).Bu durum karşısında hukuki el atma mahiyetindeki kamulaştırmasız el atmanın hukuki niteliğinin tayini ve bunagöre de görevli yargı yerinin belirlenmesi gerekmektedir. Bunun için öncelikle mülkiyet konusuna değinmekgerekmektedir. Anayasanın mülkiyet hakkı başlığını taşıyan 35. Maddesi, "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırıolamaz" hükmünü içermektedir. İnsanın vazgeçilmez temel haklarından olan mülkiyet hakkı ülkemizdeki bireyleraçısından anayasal güvenceye alınmış olup, sınırlanması da ancak kanunla mümkündür.Türk Medeni Kanununun 683. maddesinde mülkiyet hakkının içeriği, "bir şeye malik olan kimse, hukukdüzeninin sınırları içerisinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkilerine sahiptir"şeklinde belirlenmiştir.Hukuki el atma dediğimiz olgu ise imar planlarında idarenin yapmış olduğu değişiklik ile ortaya çıkmaktadır.3194 sayıl İmar Kanunun 8. maddesi gereğince, belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde belediyeler, dışında isevaliliklerce yapılması zorunlu kılınan imar planları(nazım ve uygulama imar palanları) emredici niteliktedir. Bu planlardadeğişiklik yapılması aynı kurum ve yöntemle yapılmakta ve emredici niteliği devam etmektedir. Yine İmar Kanunun 10.maddesi gereğince, belediyelerin imar planlarının onaylanmasından sonra planlara uyma yükümlülüğü bulunduğugibi kişilerin de imar planının onaylanmasından sonra plana uyma yükümlülükleri bulunmaktadır.İmar Kanunun 10 maddesi gereğince belediyeler, imar palanlarının yürürlüğe girmesinden itibaren en geç 3 ayiçinde 5 yıllık imar programlarını hazırlamaları gerekmektedir. Yine bu maddeye göre, 5 yıllık imar programları içerisindekalan alanların ilgili kamu kuruluşları tarafından bu program süresi içerisinde kamulaştırılması gerekmektedir.Uygulamada idare tarafından imar planı değişikliği yapılarak kamu hizmetine tahsis edilen ancak uzun yıllarkamulaştırma yapılmaması ve fiili kullanıma geçilmemesi ile kişilerin o taşınmaz mülkiyetinin verdiği hakları yerinegetirmelerine engel olunması durumu ile karşılaşılmaktadır. Örneğin, arsa vasfında olan bir taşınmazın imar planındadeğişiklik yapılarak okul alanı haline getirilmesi halinde taşınmaz malikinin taşınmazın niteliği olan arsaya ilişkin mülkiyethakkını yerine getirme imkânı kalmayacaktır. Bu haliyle taşınmaz malikinin taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkınınniteliğine uygun olarak yararlanma imkânı kalmamakta, mülkiyet hakkının kullanılması engellenmektedir(YHGK.11.11.2021 Tarih ve 2017/5-2679 E, 2021/1393 K). Bu şekilde uzun yıllar programa alınmayan imar planının hayatageçirilmemesi nedeniyle kamulaştırma ya da takas yoluna gitmeyen idarenin, pasif ve suskun kalmak ve işlem tesisetmemek suretiyle taşınmaza müdahale olgusunun gerçekleştiği, netice itibariyle idarenin eylemi/eylemsizliği ile mülkiyethakkının özüne dokunulduğu ve daha da öte onun ortadan kaldırılması sonucunun doğduğunun kabulü gerekir(Y.5.HD,04.05.2021 Tarih ve 2020/1393 E, 2021/6828 K.).Mülkiyet hakkının içeriğinde bulunan yetkilerin malik tarafından kullanılamaması açısından hukuki el atma ile fiiliel atma arasında da bir fark bulunmamaktadır. Örneğin, arsa niteliğindeki taşınmazın okul yeri olarak plan değişikliğiolduğunda, taşınmaza fiilen okul yapılıp yapılmamasının taşınmaz maliki açısından bir farkı bulunmamaktadır. Zira ikisindede aynı şekilde mülkiyet hakkının verdiği taşınmazı kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma imkânı kalmamaktadır.Bu haliyle kamulaştırmasız el atmanın, hukuki el atma ve fiili el atma diye ikiye ayrılmasının yargısal bir bakış açısı dışındabir önemi bulunmamaktadır.Kamulaştırma Kanunun 37. maddesi gereğince, bu kanundan doğan tüm uyuşmazlıkların adli yargıdaçözümlenmeleri ve taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesinde basit yargılama usulüne göre yargılamasınınyapılması gerekmektedir. Kamulaştırma Kanunun geçici 1. Maddesinin iptali ile zaten idari yargı adli yargı yönünden biryasal tartışma zemini de kalmamıştır.Diğer yönden kamulaştırmasız el atma davalarında, talep olmasa dahi, davanın kabulü halinde bedelle birlikte elatılan taşınmazın tapu kaydının da iptal edilerek ilgili idare adına tesciline karar verilmektedir. Yine el atılan alan dışındakalan kısmın kullanılmaz hale gelmesi durumunda adli yargı yerlerince bu alanın da değerlendirilerek idare adına tescilinekarar verilmesi gerekmektedir(Y 5. HD, 19.02.2013 tarih ve 2012/16256 E, 2013/2497 K, 30.04.2014 Tarih ve2013/24917 E, 2014/12056 K). Davanın idari yargıda görülmesi durumunda el atma bedelinin tahsiline karar verilecekve bunun akabinde idarenin tekrar adli yargıda tapu iptali ve tescil davası açması gerekmektedir. Yine el atma dışında
kalan kısmın malik tarafından imar durumuna göre kullanılmasının mümkün olup olmadığının da değerlendirilmesi vegerekmesi halinde idare adına tescili için adli yargıda dava açılması gerekmektedir. Bu şekilde hukuki temeli bulunmayanbir ayrımla gereksiz yere dava açılmasına sebep olunacaktır. Bu nedenle usul ekonomisi açısından da bu ayrımın biranlamı bulunmamaktadır.Tüm bu hususlar dikkate alındığında imar planı yapılması veya plan değişikliği halinde idarenin süresindekamulaştırma yapmaması durumu kamulaştırmasız el atma kabul edilmeli ve bu konuda hukuki el atma fiili el atma ayrımıyapılamaksızın açılacak davaların da adli yargıda görülmesi gerektiği düşüncemle sayın çoğunluğun aksi yöndekigörüşüne katılmamaktayım.18/04/2022
ÜYE
Doğan AĞIRMAN