T.C.UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/657 KARAR NO : 2026/37KARAR TR : 12/01/2026 ÖZET: Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen tapu iptali ve tescil davasında davalı konumunda olup iş bu davalarda davacılar adına mahkeme veznesine depo ettirilen paranın, kararın kesinleşme tarihine kadar faiz işletilecek şekilde yatırılması gerektiği halde yatırılmaması nedeniyle, uğranıldığı ileri sürülen maddi zarara karşılık açılan davanın, tazminat istemine esas olan işlemi yapan mahkemenin dahil olduğu ADLİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk.K A R A RDavacılar: 1-D. S.
2-N. A.
3-A. E.
Vekili: Av. M. Y.
Davalı: Adalet BakanlığıVekili: Av. Ö. F. Ş.
I. DAVA KONUSU OLAY1.Davacılar vekili, müvekkillerinin 29/04/2011 tarihinde
'de yer alan taşınmazda farklı oranlarda resmi satış ile pay satın aldıklarını, müvekkillerinden D. S.
ve N. A.
'ın 31/05/2011 tarihinde aynı taşınmazdan tekrar farklı oranlardaki payları resmi satış ile satın aldıklarını, bu taşınmazda hissesi olan L. K. 'ın, kanuni ön alım hakkına dayalı olarak müvekkilleri aleyhine 26/04/2013 tarihinde Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2013/205 sayılı dosyasında tapu iptali ve tescil davası açtığını, yargılama kapsamında davacı L. K.
tarafından tapu satış bedelleri ve masraf toplamı 425.726 TL'nin, 09/04/2014 tarihinde mahkeme dosyasına yatırıldığını, 29/05/2014 tarihinde davanın kabulüne karar verilerek kısa kararda “…Karar kesinleştiğinde dosya içine yatırtılan tapu satış bedelleri ve masraf toplamı 425.726,00 TL’nin davalılara payları oranında ödenmesine, davalı vekilinin talepleri dikkate alınarak mahkeme veznesine depo ettirilen paranın Vakıflar Bankası Antalya Şubesinde mahkeme adına açılacak HESAPTA KESİNLEŞME TARİHİNE KADAR FAİZ İŞLETİLECEK ŞEKİLDE YATIRTILMASINA, …” şeklinde karar verildiğini, gerekçeli kararda da "...davalılar adına kayıtlı payların iptal edilerek davacı adına tesciline karar kesinleştiğinde yatırtılan şufa bedelinin davalılara payları oranında ödenmesine ve ayrıca davalı vekilinin talepleri dikkate alınarak MAHKEME VEZNESİNE DEPO ETTİRİLEN PARANIN VAKIFLAR BANKASI ANTALYA ŞUBESİNDE AÇILACAK HESAPTA KARARIN KESİNLEŞME TARİHİNE KADAR MEVDUAT FAİZİ İŞLETTİRİLMESİNE KARAR VERİLMİŞTİR." denildiğini, temyiz edilmesi üzerine kararın Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin E.2014/14242, K.2015/9866 sayılı ilamı ile "...davacının muvazaa iddiasını kanıtlayamadığından bakiye önalım bedelinin depo edilmesi gerektiği..." gerekçesi ile bozulduğunu, yargılamaya Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2016/79 üzerinden devam edildiğini, L. K.
tarafından bakiye 15.801,52 TL'nin 01/04/2016 tarihinde mahkeme veznesine yatırılarak hisse satışları ve harç ve
Esas
No : 2025/657Karar No : 2026/37
masraflar toplamı 441.527,52 TL'nin mahkeme dosyasına depo edildiğini, bu kararın da Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin E.2016/11825, K.2017/2698 sayılı ilamıyla "yargılama gideri ve vekalet ücreti takdirinde hata bulunması ile depo edilen şufa bedelinin müvekkillerine hangi miktarlarda verileceğinin açıkça hükümde gösterilmemesi" gerekçesi ile bozulduğunu, yargılamaya E.2018/290, üzerinden devam edildiğini ve yargılama neticesinde Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2018/290, K.2018/319 sayılı kararında “1-Tapuda gösterilen satış bedeli ile ödenen harç ve masraflar toplamı 441.527,52 TL yi davacı mahkeme veznesine depo ettiği gözetilerek Konyaaltı Arapsuyu Mah.
davalılardan; A. E.
adına kayıtlı 47/2584 pay ile 47/5168 payın iptali ile davacı L. K.
adına tesciline, toplam 87.175,84TL lik kısmının hüküm kesinleştiğinde davalı A. E.
'e ödenmesine, Aynı parselde davalı N. A.
adına kayıtlı 423/5168 payın iptali ile davacı adına tesciline, karar kesinleştiğinde toplam 249.175,84TL'nin davalı N. A.
'a ödenmesine, Aynı parselde davalı D. S.
adına kayıtlı 423/5168 payın iptali ile davacı adına tesciline, karar kesinleştiğinde toplam 105.175,84TL'nin davalı D. S.
' ya ödenmesine,…” şeklinde karar verildiğini, kararın 21/03/2019 tarihinde kesinleştiğini, kesinleşen hükme göre 22/03/2019 tarihinde, satış bedeli harç ve masraflarının müvekkillerine ödenmesini talep ettiğini ancak bu talep üzerine 25/03/2019 tarihinde yalnızca kararda belirtilen miktarların müvekkillerinin hesabına yatırıldığını, 29/05/2014 tarihli karar uyarınca "mahkeme veznesine depo ettirilen paranın Vakıflar Bankası Antalya Şubesinde mahkeme adına açılacak HESAPTA KESİNLEŞME TARİHİNE KADAR FAİZ İŞLETİLECEK ŞEKİLDE YATIRTILMASI" hükmü uyarınca işlemesi gereken faiz ödemesinin yapılmadığını, bunun üzerine 10/04/2019 tarihinde Türkiye Vakıflar Bankası Antalya Şubesine yazı yazılarak her bir müvekkili için karar tarihi olan 29/05/2014 ve kesinleşme tarihi 21/03/2019 arası faiz talep edildiğini ancak bankadan yazılı bir cevap alınamadığını, yapılan görüşmelerde banka yetkililerinin paranın “faiz işletilecek şekilde yatırılmadığını” ifade ettiğini, bu durumda paranın bankaya yatırılması aşamasında mahkeme ilamına aykırı hareket edilmediğini, parayı yatıran kalem memurunun mahkeme kararına uymayarak, görevini gereği gibi yerine getirmediğini, bu halde idarenin hizmet kusuru doğduğunu, idare tarafından doğan zararın karşılanması gerektiğini, bu sebeple Adalet Bakanlığına 17/02/2020 tarihli dilekçe, Mahkemenin faiz işletilecek şekilde hesaba yatırma karar tarihi olan 29/05/2014 ile kesinleşme tarihi olan 21/03/2019 tarihi arasında işlemiş faizlerinin ödenmesi talebi ile başvurulduğunu, Adalet Bakanlığının davaya konu 24/02/2020 tarihli ve 73649484-E.231/1623 sayılı yazısı ile; "Müvekkilleriniz A. E.
, N. A.
ve D. S.
' nın idarenin hizmet kusuru nedeniyle zarara uğradıklarını beyan ederek, talep edilen miktarların müvekkillerinizin hesabına yatırılmasına ilişkin 17/02/2020 tarihli dilekçeniz incelenmiştir. Anılan dilekçenizde talep ettiğiniz miktarların ödenmesine ilişkin Bakanlığımız aleyhine hükmedilmiş ve kesinleşmiş mahkeme ilamı bulunmadığından herhangi bir işlem yapılamamıştır." şeklinde cevap verdiğini ifade ederek; fazlaya dair talep hakları saklı kalmak kaydıyla, A. E.
için hükmedilen 87.175,84 TL’nin karar tarihi olan 29/05/2014 ve kesinleşme tarihi 21/03/2019 arası işlemiş mevduat faiz miktarı 60.000 TL, N. A.
için hükmedilen 249.175,84 TL’nin karar tarihi olan 29/05/2014 ve kesinleşme tarihi 21/03/2019 arası işlemiş mevduat faiz miktarı 170.000 TL ve D. S.
için hükmedilen 105.175,84 TL’nin karar tarihi olan 29/05/2014 ve kesinleşme tarihi 21/03/2019 arası işlemiş mevduat faiz miktarı 70.000 TL'nin ayrı ayrı ödenmesi gerektiğini ileri sürerek, davalarının kabulü ile fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik, A. E.
için 60.000 TL, N. A.
için 170.000 TL ve D. S. için 70.000 TL olmak üzere toplam 300.000 TL'nin davalının temerrüte düştüğü tarih olan 24/02/2019 tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsiline karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.2. Davalı idare vekili, yasal süresinde sunduğu cevap dilekçesinde, davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle, görev itirazında bulunmuştur.
Esas
No : 2025/657Karar No : 2026/37
II. UYUŞMAZLIĞA İLİŞKİN BAŞVURU SÜRECİA. İdari Yargıda3. Ankara 15. İdare Mahkemesi 06/07/2020 tarih ve E.2020/815, K.2020/859 sayılı kararı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanun'un 15/1-a. maddesi uyarınca davanın görev yönünden reddine karar vermiş, bu karara karşı istinaf isteminde bulunulması üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi 16/11/2020 tarih ve E.2020/2445, K.2020/2391 sayılı kararı ile istinaf isteminin reddine, kararın onanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"...Dava dilekçesi ve eklerinin incelenmesinden, Antalya İli, Konyaaltı İlçesi, Arapsuyu Mahallesi 20067 Ada 3 parselde bulunan taşınmazla ilgili tapu tescil davasında yargılama içerisinde 425.726 TL'nin 09/04/2014 tarihinde mahkeme veznesine depo edildiği ve kesinleşme tarihine kadar faiz işletileceği belirtildiği ancak faiz işletilmesinin bankaya bildirilmemesinden kaynaklandığı iddia edilen 300.000,00-TL zararın, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla yasal faiziyle tarafına ödenmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.Mahkeme kararları neticesinde müzekkere yazılıp yazılmaması hususunun yargılama fonksiyonundan bağımsız tutularak fonksiyonel anlamda idari işlem olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı ve yargılamaya ilişkin işlemler kapsamında değerlendirilmesi gerekeceği açıktır. Bu noktadan hareketle İdare Mahkemeleri nezdinde görülecek olan tam yargı davalarının esasını teşkil eden "Kusur Teorisi "nin (hizmet kusuru - kusursuz sorumluluk), yargılama faaliyeti nedeniyle uğranılan zararların tazmini amacıyla açılacak tazminat davalarında uygulanmasının olanaksız olduğu da tartışmasızdır.Diğer taraftan yargılama faaliyetinden dolayı uğranılan zararların tazmini amacıyla açılacak tazminat davalarının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca Yargıtay ilgili hukuk dairesinde açılması gerektiğinden, görülmekte olan işbu davanın idari yargının görev alanına girmediği sonucuna varılmaktadır..." 4. Davacılar vekilince kararın temyizen incelenerek bozulması isteminde bulunulmuştur. Danıştay 10. Dairesi 20/11/2024 tarih ve E.2021/1623, K.2024/5126 sayılı kararı ile, "...Dosyanın incelenmesinden,
de bulunan taşınmazla ilgili şufa davasında yargılama aşamasında 425.726,00 TL'nin 09/04/2014 tarihinde mahkeme veznesine depo edildiği ve 29/05/2014 tarihli kararda depo ettirilen paranın kesinleşme tarihine kadar faiz işletilecek şekilde mahkeme adına açılacak hesaba yatırılmasının belirtildiği ancak bu hususta bankaya müzekkere ile bildirim yapılmadığı, bu nedenle de paranın vadesiz olarak değerlendirildiği, faizsiz kaldığı ve davacılar tarafından bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.İdari işlem, genel olarak, idare fonksiyonunun yerine getirilmesi amacıyla yapılan irade açıklaması olarak tanımlanabilir.İdare fonksiyonu ise devletin, yasama, yargı ve hükümet etme fonksiyonları dışında kalan işlerden meydana gelir.Yargısal işlemlere gelince, yargı fonksiyonunun yerine getirilmesi amacıyla, başka anlatımla, hukuki bir uyuşmazlığa çözüm üretmek için bağımsız mahkemelerce yargısal usuller izlenerek tesis edilen işlemlerdir. O halde, bir işlemin yargısal işlem olarak nitelendirilebilmesi için üç koşulun bir arada bulunması gerekmektedir:1. İşlemin hukuki bir uyuşmazlığa çözüm üretmek için tesis edilmiş olması2. İşlemin bağımsız mahkemelerce tesis edilmiş olması3. İşlemin yargısal usuller izlenerek tesis edilmiş olmasıUyuşmazlıkta, Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 29/05/2014 tarihli kararıyla,
Esas
No : 2025/657Karar No : 2026/37
yargısal usuller izlenerek hukuki bir uyuşmazlığa çözüm üretildiği, mahkeme veznesine depo ettirilen paranın Vakıflar Bankası Antalya Şubesinde mahkeme adına açılacak hesapta kesinleşme tarihine kadar faiz işletilecek şekilde yatırılmasına karar verildiği görülmektedir. Başka anlatımla, bu kararla, yargısal bir işlem tesis edilerek yargı fonksiyonu yerine getirilmiştir. Mahkeme kararının gereği icra edilmek üzere bedelin yatırıldığı bankaya bildirilmesi, ne yargısal usuller izlenerek yerine getirilecek niteliktedir ne de hukuki bir uyuşmazlığa çözüm üretmek amacına yönelik olacaktır. Bu nedenle kararda belirtilen bildirimin yerine getirilmesi yargısal bir işlem tesisini gerektirmeyecek, yargı fonksiyonunun yerine getirilmesi kapsamında da değerlendirilmeyecektir.Buna göre, asliye hukuk mahkemesi kararının bankaya bildirilmesi, idari usuller (müzekkere yazılması gibi) izlenerek tesis edilen idari bir işlem niteliği taşımakta, idare fonksiyonunun yerine getirilmesi kapsamında bulunmaktadır. Bu bildirimin yapılmamasından kaynaklanan zararın da Anayasanın "Hakimlik ve savcılık mesleği" başlıklı 140. maddesinin "Hakimler ve savcılar idari görevleri yönünden Adalet Bakanlığına bağlıdırlar." kuralını içeren 6. fıkrası uyarınca, davalı idarenin hukuki sorumluluğunu gerektireceği açıktır.Bu nedenle, idari işlem veya eylemlerden kaynaklanan ve sorumluluğun kaynağını Anayasa'nın 125. maddesinden alan hizmet kusuruna dayalı uyuşmazlık hakkında karar verilmesi idari yargının görev alanına girmektedir. Bu itibarla, davanın görev yönünden reddi yönündeki Ankara 15. İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu Ankara 10. İdari Dava Dairesi kararında hukuka uygunluk görülmemiştir.KARAR SONUCU:Açıklanan nedenlerle;1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE,2. Davanın görev yönünden reddine ilişkin Ankara 15. İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesinin 16/11/2020 tarih ve E:2020/2445, K:2020/2391 sayılı kararının BOZULMASINA..." şeklinde karar vermiştir.5. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi 11/03/2025 tarih ve E.2025/3322, K.2025/2799 sayılı kararı ile bozma kararına uyarak istinaf isteminin kabulüne, Ankara 15. İdare Mahkemesince verilen 06/07/2020 tarihli ve E.2020/815, K.2020/859 sayılı kararın kaldırılmasına, 2577 sayılı Kanun'un 45/5 maddesi uyarınca yeniden karar verilmek üzere dava dosyasının mahkemesine iadesine karar vermiş; Ankara 15. İdare Mahkemesi 30/04/2025 tarih ve E.2025/646, K.2025/632 sayılı kararı ile tam yargı davasına ilişkin uyuşmazlığın görüm ve çözümünde yetkili mahkemenin Antalya İdare Mahkemesi olduğu sonucuna varıldığından, 2577 sayılı Kanun'un 15/1-a maddesi uyarınca dosyanın yetki yönünden reddine, dosyanın Antalya İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.6. Antalya 5. İdare Mahkemesi 30/09/2025 tarih ve E.2025/658 sayılı kararı ile, görev itirazının reddine, davaya bakmakla Mahkemelerinin görevli olduğuna karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"...Uyuşmazlıkta, Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 29/05/2014 tarihli kararıyla, yargısal usuller izlenerek hukuki bir uyuşmazlığa çözüm üretildiği, mahkeme veznesine depo ettirilen paranın Vakıflar Bankası Antalya Şubesinde mahkeme adına açılacak hesapta kesinleşme tarihine kadar faiz işletilecek şekilde yatırılmasına karar verildiği görülmektedir. Başka anlatımla, bu kararla, yargısal bir işlem tesis edilerek yargı fonksiyonu yerine getirilmiştir. Mahkeme kararının gereği icra edilmek üzere bedelin yatırıldığı bankaya bildirilmesi, ne yargısal usuller izlenerek yerine getirilecek niteliktedir ne de hukuki bir uyuşmazlığa çözüm üretmek amacına yönelik olacaktır. Bu nedenle kararda belirtilen
Esas
No : 2025/657Karar No : 2026/37
bildirimin yerine getirilmesi yargısal bir işlem tesisini gerektirmeyecek, yargı fonksiyonunun yerine getirilmesi kapsamında da değerlendirilmeyecektir.Buna göre, asliye hukuk mahkemesi kararının bankaya bildirilmesi, idari usuller (müzekkere yazılması gibi) izlenerek tesis edilen idari bir işlem niteliği taşımakta, idare fonksiyonunun yerine getirilmesi kapsamında bulunmaktadır. Bu bildirimin yapılmamasından kaynaklanan zararın da Anayasanın "Hakimlik ve savcılık mesleği" başlıklı 140. maddesinin "Hakimler ve savcılar idari görevleri yönünden Adalet Bakanlığına bağlıdırlar." kuralını içeren 6. fıkrası uyarınca, davalı idarenin hukuki sorumluluğunu gerektireceği açıktır.Bu nedenle, idari işlem veya eylemlerden kaynaklanan ve sorumluluğun kaynağını Anayasa'nın 125. maddesinden alan hizmet kusuruna dayalı uyuşmazlık hakkında karar verilmesi idari yargının görev alanına girmektedir..." 7. Davalı idare vekili tarafından, süresi içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dilekçe, dava dosyası ile birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.B. Olumlu Görev Uyuşmazlığı Çıkarılmasına İlişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Talebi8. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle, 2247 sayılı Kanun'un 10. ve 13. maddeleri gereğince olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına karar vererek dosyayı Uyuşmazlık Mahkemesine göndermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"...Somut olayda, Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/205 E. sayılı dava dosyasında, 29.05.2014 tarihinde verilen kararla, Mahkemece belirlenen ve 09.04.2014 tarihinde depo edilen 425.726,00?'nin mahkeme adına açılacak hesaba kesinleşme tarihine kadar faiz işletilecek şekilde yatırtılmasına karar verildiği hâlde, buna ilişkin müzekkerenin yazılmaması nedeniyle kararın verildiği 29.05.2014 tarihi ile kararın kesinleştiği 21.03.2019 tarihi arasına ilişkin faiz gelirinden mahrum kalınmasında idarenin sorumluluğunun bulunduğu ileri sürülerek yoksun kalınan faiz gelirinin ödenmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı görülmüştür.Yukarıda paylaşılan düzenlemeler ve açıklamalar kapsamında dava konusu olay elealındığında, Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin dava dosyasıyla ilgili faaliyetinin yargı faaliyeti olduğunda, bu kapsamda müzekkere yazılmasının da yargılama faaliyetinin bir parçası olduğunda ve yargısal işlem mahiyetini taşıdığında kuşku bulunmamaktadır. Yargılama sürecine katkıda bulunan işlemler ya da faaliyetler nedeniyle Devletin sorumlu tutulmasında da, bu sorumluluğun denetiminin aynı yargı düzeni içinde yapılması ve yargısal nitelikli bir işlemin idari yargı denetimi dışında tutulması gerekmektedir. Bu nedenle, uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davada, tazminat istemine esas olan işlemi yapan mahkemenin dâhil olduğu adli yargının görevli bulunduğu sonucuna varılmıştır.Uyuşmazlık Mahkemesinin 30.05.2022 tarihli ve 2022/4 E., 2022/258 K. sayılı, 25.09.2023 tarihli ve 2023/347 E., 2023/571 K. sayılı ve 04.1 1.2024 tarihli ve 2024/335 E., 2024/507 K. sayılı kararlarında da bu tür davaların çözümünde adli yargının görevli olduğu vurgulanmıştır.Yukarıdaki açıklamalara göre, somut olaya ilişkin davanın da özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde görülmesi gerektiği düşünülmektedir..." 9. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığınca, 2247 sayılı Kanun'un 13. maddesine göre Danıştay Başsavcısının da yazılı düşüncesi istenilmiştir.
Esas
No : 2025/657Karar No : 2026/37
III. BAŞSAVCILIK DÜŞÜNCESİ10. Danıştay Başsavcısı, 2247 sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca yapılan başvurunun reddi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir. Yazılı düşüncenin ilgili kısmı şöyledir:"...2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.İdari işlem, genel olarak, idare fonksiyonunun yerine getirilmesi amacıyla yapılan irade açıklaması olarak tanımlanabilir.İdare fonksiyonu ise devletin, yasama, yargı ve hükümet etme fonksiyonları dışında kalan işlerden meydana gelir.Yargısal işlemlere gelince, yargı fonksiyonunun yerine getirilmesi amacıyla, başka anlatımla, hukuki bir uyuşmazlığa çözüm üretmek için bağımsız mahkemelerce yargısal usuller izlenerek tesis edilen işlemlerdir.Nitekim doktrinde de "Mahkemelerin yazı işleri ve idarî personelinin faaliyetleri yargısal değil, idarî niteliktedir... Şeklî (organik) kritere göre yargı fonksiyonu yargı organlarının yaptığı işlemlerden oluşur. Maddî ölçüte göre ise yargı fonksiyonu, hukukî uyuşmazlıkları ve hukuka aykırılık iddialarını çözümleyen devlet fonksiyonudur... Yargı fonksiyonu, bağımsız mahkemelerin hukukî uyuşmazlıkları ve hukuka aykırılık iddialarını kesin olarak çözme ve karara bağlama fonksiyonudur." (Kemal GÖZLER, Türk Anayasa Hukuku,Bursa,2000,s.834)" Mahkemelerin maddî kritere göre yargı fonksiyonunu teşkil etmeyen, idarî nitelikte faaliyetleri de vardır. Hâkimlerin, mahkemelerin yazı işlerinin yürütülmesine, personelinin yönetimine ilişkin olarak yaptığı işlemler,
maddî kritere göre yargı fonksiyonuna dahil değildir; bunlar idarî nitelikte işlemlerdir. Diğer bir ifadeyle, bu tür işlemler," yargı yetkisinin kullanılmasına ilişkin" işlemler değildir. O halde bu işlemleri dolayısıyla hâkimlere, Adalet Bakanlığı tarafından emir ve talimat verilebilir, genelge gönderilebilir. Bu husus, 1982 Anayasasının 140'ıncı maddesinin altıncı fıkrasında "hâkimler ve savcılar idarî görevleri yönünden Adalet Bakanlığına bağlıdırlar " denerek de açıkça belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesinin 13 Mayıs 1964 tarih ve K.1964/38 sayılı kararında "Hâkimler ve mahkemeler kalem işlerinin yürütülmesi ve personelin yönetimi için de işlem yaparlar. Ancak bu işlemlerde hâkim sıfatıyla değil, idarî bir makam olarak hareket ederler. Bunlar Adalet Bakanlığı adına yapılır ve bu işlemlerin hâkimlik sıfatıyla hiçbir ilgisi yoktur. Nitekim bu ve benzeri işlemler Devletin diğer teşkilatında hâkim sıfatını taşımayan idarî makamlar tarafından yapılır. Anayasa Komisyonu raporunun 132'nci maddesine ilişkin gerekçesinde mahkemelerin idarî işlemleri de söz konusu edilmiş ve hâkimlere ve mahkemelere müdahale edilmemesi ilkesinin, yargı yetkisinin kullanılması halinde göz önünde tutulmak gerektiği ve mahkemelerin idarî işlerinin düzenlenmesinde Adalet Bakanlığının genelge gönderme ve tedbir alma yetkisinin mevcut olduğu açıklanmıştır” gerekçesine yer verilmiştir. (Kemal GÖZLER, a.g.e ,s.849)Uyuşmazlıkta, Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 29/05/2014 tarihli kararıyla, yargısal usuller izlenerek hukuki bir uyuşmazlığa çözüm üretildiği, mahkeme veznesine depo
Esas
No : 2025/657Karar No : 2026/37
ettirilen paranın Vakıflar Bankası Antalya Şubesinde mahkeme adına açılacak hesapta kesinleşme tarihine kadar faiz işletilecek şekilde yatırılmasına karar verildiği, bu kararla, yargısal bir işlem tesis edilerek yargı fonksiyonu yerine getirildiği görülmektedir. Kararın bankaya bildirilmesi ise idari usuller (müzekkere yazılması gibi) izlenerek tesis edilen idari bir işlem niteliği taşımakta, idare fonksiyonunun yerine getirilmesi kapsamında bulunmaktadır. İdare işlevinin kalem personelince yerine getirilmesinden kaynaklanan zararın ise davalı idarenin hukuki sorumluluğunu gerektireceği açıktır.Bu nedenle, gerekli bildirim yapılmadığı için hizmetin işlememesi nedeniyle uğranıldığı iddia edilen zararın hizmet kusuru esasına göre tazminine karar verilmesi istemiyle açılan davanın 2577 sayılı Kanunun 2. maddesine göre idarî eylem ve işlemlerden dolayı zarar gören kişiler tarafından açılabilen "tam yargı" davaları kapsamında idarî yargı yerinde görülüp çözümlenmesi gerekmektedir..."III. İLGİLİ HUKUK11. Anayasa'nın "Yargı yetkisi" başlıklı 9. maddesi şöyledir: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."12. Anayasa'nın "Mahkemelerin bağımsızlığı" başlıklı 138. maddesi şöyledir:"Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz. Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez." 13. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun, “Devletin sorumluluğu ve rücu” başlıklı 46. maddesi şöyledir: “(1) Hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir:a) Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.b) Sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.c) Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması.ç) Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması.d) Duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması.e) Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması.(2) Tazminat davasının açılması, hâkime karşı bir ceza soruşturmasının yapılması yahut mahkûmiyet şartına bağlanamaz.(3) Devlet, ödediği tazminat nedeniyle, sorumlu hâkime ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde rücu eder.” 14. 6100 sayılı Kanun'un “Davaların açılacağı mahkeme” başlıklı 47. maddesi
Esas
No : 2025/657Karar No : 2026/37
şöyledir: “(1) (Değişik: 1/4/2015-6644/3 md.) Devlet aleyhine açılan tazminat davası, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı, Yargıtay ilgili hukuk dairesinde; Yargıtay Başkan ve üyeleri ile kanunen onlarla aynı konumda olanların fiil ve kararlarından dolayı Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesinde ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülür. Dava, bu dairenin Başkan ve üyelerinin fiil ve kararlarından dolayı ise yargılama Yargıtay Üçüncü Hukuk Dairesinde yapılır. Verilen kararların temyiz incelemesi Hukuk Genel Kurulunca yapılır. Temyiz incelemesine, kararı veren başkan ile üyeler katılamaz.(2) Devletin sorumlu hâkime karşı açacağı rücu davası, tazminat davasını karara bağlamış olan mahkemede görülür.”15. 06/08/2015 tarihli 29437 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Ceza Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin, Adlî Yargı İlk Derece Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Hizmetleri'ne ilişkin Dördüncü Kısım'ın “Yazı işleri hizmetlerinin yürütülmesi” başlıklı 169. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ (1) Mahkemelerde bir yazı işleri müdürü, yeterli sayıda zabıt kâtibi, memur, mübaşir, hizmetli ve diğer görevliler bulunur.(2) Yazı işleri hizmetleri ilgisine göre mahkeme başkanı veya hâkiminin denetimi altında, ilgili yazı işleri müdürü ve onun yönetiminde zabıt kâtibi, memur, mübaşir, hizmetli ve diğer görevliler tarafından yürütülür.(3)Yazı işleri müdürünün görev ve sorumlulukları şunlardır:a) Mahkeme yazı işlerini denetlemek.b) Talep hâlinde gerekçeli kararın tebliğini sağlamak.c) Harç tahsil müzekkerelerini yazmak ve kesinleştirme işlemlerini yapmak.ç) Zabıt kâtipleri arasında iş bölümü yapmak.d) Dava dilekçesini ve havalesi gereken evrakı havale etmek.e) Yönetimi altında bulunan zabıt kâtipleri ve diğer memurları yetiştirmek.f) Hukukî başvuru veya kanun yolları incelemesi için dosyayla ilgili gerekli işlemleri yapmak ya da yaptırmak.g) Bilirkişilere fizikî ortamda teslimi gereken dosyalarla ilgili işlemleri yerine getirmek.ğ) Harcın hesaplanması ve hukuk mahkemeleri veznesi bulunmayan yerlerde tahsiline ilişkin işlemleri yapmak.h) Dosyaya ait kıymetli evrak ve değerli eşyanın uygun yerde muhafazasını sağlamak.ı) Yargılamanın bulunduğu aşamanın gereklerini yerine getirmek.i) Arşivin düzenli tutulmasını sağlamak.j) Teminatın iadesi gereken hâllerde gerekli işlemleri yerine getirmek.k) Mevzuattan kaynaklanan, başkan veya hâkim tarafından verilen diğer görevleri yerine getirmek.(...)(7) Yazı işleri müdürü, yerine getirmekle yükümlü olduğu görevleri yazı işleri hizmetlerinde görevli personele devredemez."16. Yönetmeliğin “Müdürlüklerin denetim ve gözetimi” başlıklı 259. maddesi şöyledir:“(1) Müdürlükler, ilgisine göre bölge adliye mahkemesi başkanı, daire başkanları ve Cumhuriyet başsavcısı ve komisyon başkanı ile mahkeme başkanının denetim ve gözetimi altındadır.
Esas
No : 2025/657Karar No : 2026/37
(2) Bu denetim ve gözetim görevini; başkan, daire başkanlarına, daire başkanı ve mahkeme başkanı görevlendirecekleri üyelerden birine; Cumhuriyet başsavcısı da Cumhuriyet savcılarından birine yaptırabilir.(3) Denetim;a) Kayıt ve kartonların düzenli tutulup tutulmadığı,b) Evrak havalesinin süresinde yapılıp yapılmadığı,c) Fizikî ortamda teslimi gereken evrakla ilgili işlemlerin usulüne uygun yapılıp yapılmadığı,ç) Kararların ilgililere tebliğinin sağlanıp sağlanmadığı,d) Mühür ve beratın muhafaza edilip edilmediği,e) Mevzuattan kaynaklanan veya ilgili birim amiri tarafından verilen diğer görevlerin usulüne uygun yapılıp yapılmadığı hususlarını kapsar.(4) Denetim yılda en az bir kez yapılır, sonucu raporla tespit edilir.” 17. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"(Değişik: 10/6/1994-4001/1 md.) İdari dava türleri şunlardır:a)(İptal: Anayasa Mahkemesinin 21/9/1995 tarihli ve E:1995/27, K:1995/47 sayılı kararı ile; Yeniden Düzenleme: 8/6/2000-4577/5 md.) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları,b)İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,c)(Değişik: 18/12/1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar."IV. İNCELEME VE GEREKÇEA. İlk İnceleme18. Uyuşmazlık Mahkemesinin Rıdvan GÜLEÇ'in Başkanlığında, Üyeler Eyüp SARICALAR, Bayram ŞEN, Döndü Deniz BİLİR, Ahmet ARSLAN, Mahmut BALLI ve Bilal ÇALIŞKAN'ın katılımlarıyla yapılan 12/01/2026 tarihli toplantısında; 2247 sayılı Kanun'un 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı vekilinin, anılan Kanun'un 10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısınca 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliğiyle karar verildi.B. Esasın İncelenmesi19. Raportör-Hâkim Gülşen AKAR PEHLİVAN'ın davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan, ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Halil İbrahim ÇİFTÇİ'nin davada adli yargının, Danıştay Savcısı Yakup BAL’ın ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü:
Esas
No : 2025/657Karar No : 2026/37
20. Dava, Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2013/205 sayılı dosyasına kayden açılan tapu iptal ve tescil davasında belirlenen ve mahkeme veznesine depo edilen satış bedelinin Mahkemece karar kesinleşinceye kadar faiz işletilecek şekilde Vakıflar Bankası Antalya Şubesinde mahkeme adına açılacak hesaba yatırılmasına yönelik karar verilmesine rağmen, Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğünce gerekli bildirimin yapılmaması nedeniyle bankaya yatırılan satış bedelinin vadesiz hesapta değerlendirilerek nemalandırılmaması nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zarara karşılık fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak suretiyle maddi tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle açılmıştır.21. Yukarıda belirtilen Anayasal düzenlemelere göre, “kuvvetler ayrılığı” ilkesi gereğince fonksiyonel bakımdan yargı organı yasama ve yürütmeden ayrı tutulmuş olup, bağımsız bir organ olan yargının, yargılama süreci ile ilgili işlemlerinin Anayasa’nın 125. maddesinde öngörülen “idari işlemler” kapsamına girmediği ve bu nedenle yargısal işlemler dolayısıyla idari yargı yoluna başvurulamayacağı açıktır.22. Bu durum, Ülkemiz yargı sisteminin dayandığı “yargı ayrılığı” ve “adli ve idari yargı organlarının birbirlerine karşı bağımsızlığı” ilkelerinin de doğal bir sonucudur.23. Bununla birlikte, hukukumuzda, bazı hallerde yargısal işlemlere yardımcı bazı idari faaliyetlerden dolayı Devletin sorumluluğunu öngören istisnai düzenlemeler de bulunduğu; Medeni Kanun'da ve İcra ve İflas Kanunu'nda, idare aleyhine açılan davalara adliye mahkemelerinde bakılacağı yolundaki bu düzenlemelerden, yargılama sürecine katkıda bulunan işlemler nedeniyle Devletin sorumluluğunun kabul edildiği durumlarda, bu sorumluluğun denetiminin de aynı yargı düzeni içinde yapılmasının gözetildiği anlaşılmaktadır.24. Dosyanın incelenmesinden, Antalya ili, Konyaaltı ilçesi, Arapsuyu Mahallesi, 20067 ada, 3 parselde bulunan taşınmazla ilgili şufa davasında yargılama aşamasında 425.726 TL'nin 09/04/2014 tarihinde mahkeme veznesine depo edildiği ve 29/05/2014 tarihli kararda depo ettirilen paranın kesinleşme tarihine kadar faiz işletilecek şekilde mahkeme adına açılacak hesaba yatırılmasının belirtildiği ancak bu hususta bankaya müzekkere ile bildirim yapılmadığı, bu nedenle de paranın vadesiz olarak değerlendirildiği, faizsiz kaldığı ve davacılar tarafından bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.25. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca, idari yargı yerinde dava açılabilmesi için, işlem veya eylemin idari bir faaliyet kapsamında gerçekleştirilmesi gerektiği, buna karşılık, mahkeme kararlarının yargısal bir nitelik taşıdığı ve idari bir işlem veya eylem olarak kabul edilemeyeceği açıktır.26. Bu duruma göre, Asliye Hukuk Mahkemesinin dava dosyasıyla ilgili yapılan faaliyetin adli görevin ifası ve yargı faaliyeti olduğu, bu kapsamda gerçekleştirilen işlemlerin yargısal işlem mahiyetini taşıdığı dolayısıyla yargılama sürecine katkıda bulunan işlemler ya da faaliyetler nedeniyle Devletin sorumlu tutulmasında da, bu sorumluluğun denetiminin aynı yargı düzeni içinde yapılması ve yargısal nitelikli bir işlemin idari yargı denetimi dışında tutulması gerekmektedir. 27. Bu nedenle, uğranıldığı ileri sürülen zararların tazmini istemiyle açılan davada; tazminat istemine esas olan işlemi yapan mahkemenin dahil olduğu adli yargının görevli bulunduğu sonucuna varılmıştır.
Esas
No : 2025/657Karar No : 2026/37
28. Yukarıda belirtilen hususlar gözönünde bulundurularak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının başvurusunun kabulü ile Antalya 5. İdare Mahkemesinin 30/09/2025 tarih ve E.2025/658 sayılı görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir.VI. HÜKÜMAçıklanan gerekçelerle;A. Davanın çözümünde ADLİ YARGININ GÖREVLİ OLDUĞUNA,B. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Antalya 5. İdare Mahkemesinin 30/09/2025 tarih ve E.2025/658 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA,12/01/2026 tarihinde, Üyeler Ahmet ARSLAN, Mahmut BALLI ve Bilal ÇALIŞKAN'ın KARŞI OYLARI ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.
Başkan
Üye
Üye
Üye
Rıdvan
Eyüp
Bayram
Döndü Deniz
GÜLEÇ
SARICALAR
ŞEN
BİLİR
Üye
Üye
Üye
Ahmet
Mahmut
Bilal
ARSLAN
BALLI
ÇALIŞKAN
Esas
No : 2025/657Karar No : 2026/37
KARŞI OY Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/205 sayılı esasına kayden açılan tapu iptali ve tescil davasında verilen, karar kesinleştiğinde dosya içine yatırtılan tapu satış bedelleri ve masraf toplamı 425.726 TL'nin davalılara (iş bu davada davacılar) payları oranında ödenmesine, davalılar vekilinin talepleri dikkate alınarak mahkeme veznesine depo ettirilen paranın banka şubesinde mahkeme adına açılacak hesapta kesinleşme tarihine kadar faiz işletilecek şekilde yatırılmasına ilişkin kararının, Mahkeme kararında belirtilen müzekkerenin kalem personelince yazılmaması nedeniyle, söz konusu paranın nemalandılmamasından kaynaklandığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle dava açılmıştır. vAsliye Hukuk Mahkemesinin kararıyla, yargısal usûller izlenmek suretiyle taşınmazın 3. Kişi davacı adına tesciline ve bedelinin ödenmesine karar verilerek yargı fonksiyonu ifa edildiğinden, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 46. maddesi uyarınca hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı Devlet aleyhine tazminata hükmedilmesi istemiyle açılmış bir davanın söz konusu olmadığından, anılan hükmün bu davada uygulanmayacağı, Mahkeme kararının
bildirilmesini sağlayacak müzekkerenin Yönetmelikte belirtilen idarî usûle göre yazılması, idare işlevinin kalem personelince yerine getirilmesi kapsamında bulunduğu ve zabıt kâtibi tarafından yazılmadığı için hizmetin hiç işlememesi nedeniyle uğranıldığı iddia olunan zararın, hizmet kusuru esasına göre tazminine karar verilmesi istemiyle açılan davanın 2577 sayılı Kanunun 2.maddesine göre idarî eylem ve işlemlerden dolayı zarar görenler tarafından açılabilen "tam yargı" davaları kapsamında idarî yargı merciinde görülüp çözümlenmesi gerektiği görüşüyle karara katılmıyoruz.
Üye
Üye
Üye
Ahmet
Mahmut
Bilal
ARSLAN
BALLI
ÇALIŞKAN