T.C.UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/695KARAR NO: 2026/5
KARAR TR: 12/01/2026 ÖZET: Davacının şikayeti üzerine adli kolluk kuvvetlerince ifadesi alındığı sırada, hatalı tutanak tutulduğu, şikayete konu ettiği hususlarda işlem yapılmadığı, aleyhine işlem yapıldığı ve kötü muamelede bulunulması nedeniyle kişilik haklarının zarara uğradığı ileri sürülerek, uğranılan manevi zararın tazmini istemiyle açılan davanın, hizmet kusuru esasına göre İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R Davacı
: İ. Ö.
Davalı
: İçişleri BakanlığıVekili
: Av. İ. Ç.
I. DAVA KONUSU OLAY1. Davacı, 08/04/2023 tarihinde eski sevgilisi H. Ş.'nin, kapısına gelerek saldırdığını, hakaret ve tehdit ettiğini, bunun üzerine polisi aradığını ve karakola gittiklerini, karakolda kendisine verilen ifade tutanağında komşu kavgası olduğu ve A.Ş., A.Ş yazdığını, bu tutanağa itiraz ederek asıl şikayetçinin kendisi olduğunu H.
'nin de şikayete dahil edilmesi gerektiği ve kendisinden şikayetçi olduğu yönünde itirazda bulunduğunu, bu hususta ısrarcı olunca, polislerin "sen A.Ş.'i taciz ediyormuşsun, ölümle tehdit ediyormuşsun" dediklerini, kendisini sandalyeye kelepçelediklerini, hakkında uzaklaştırma kararı verildiğini ve cinsel taciz soruşturması açıldığını, polis memurları tarafından utanç verici, iftira ve onuruna hakaret edilmesi nedeniyle ruhsal çöküntü yaşadığını belirterek, 500.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.II. UYUŞMAZLIĞA İLİŞKİN BAŞVURU SÜRECİA. Adli Yargıda2. Mersin 9. Asliye Hukuk Mahkemesi 09/04/2025 tarih ve E.2025/15, K.2025/96 sayılı kararı ile, davanın kamu hizmetinin görülmesi sırasında ve hizmet kusurundan doğan zararların giderimine ilişkin olduğu gerekçesiyle, 6100 sayılı Kanun'un 114/1-b ve 119/2 maddeleri uyarınca, yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle davanın usulden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"...Anayasanın 129/5. maddesi uyarınca; “Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.”Devlet Memurları Kanunu'nun 13/1. maddesi uyarınca “Kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açarlar. Ancak, Devlet dairelerine tevdi veya bu dairelerce tahsil veya muhafaza edilen para ve para hükmündeki değerli kağıtların ilgili
Esas No : 2025/695 Karar No: 2026/5
personel tarafından zimmete geçirilmesi halinde, zimmete geçirilen miktar, cezai takibat sonucu beklenmeden Hazine tarafından hak sahibine ödenir. Kurumun, genel hükümlere göre sorumlu personele rücu hakkı saklıdır.”Polis Vazife ve Selahiyet Kanunun 13. maddesi 1. fıkrası C ,E ve H bentleri, “Polis,C) Halkın rahatını bozacak veya rezalet çıkaracak derecede sarhoş olanları veya sarhoşluk halinde başkalarına saldıranları, yapılan uyarılara rağmen bu hareketlerine devam edenler ile başkalarına saldırmaya yeltenenleri ve kavga edenleri,E) Polisin kanunlara uygun olarak aldığı tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenleri,H) (Ek bent: 27/03/2015-6638 S.K./2.md.) Başkalarının can güvenliğini tehlikeye düşürenleri, eylemin veya durumun niteliğine göre; koruma altına alır, uzaklaştırır ya da yakalar ve gerekli kanuni işlemleri yapar." hükmünü içermektedir.2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu 2/1-b maddesinde “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," idari davalar arasında sayılmıştır.Taraflar arasındaki uyuşmazlık; Karakolda görevli polis memurlarının davacının şikayetini almadıkları, davacıya karşı cinsel taciz, hakaret ve tehdit suçlarından dolayı işlem yapıldığı, davacının davalıdan manevi tazminat isteme hakkının olup olmadığı, bu tür davalarda husumetin görevli memurlara mı yoksa bağlı olduğu kurum olarak İçişleri Bakanlığına mı yöneltileceği, yargı yolunun caiz olup olmadığı, davalılara karşı dava açılabilecek ve husumet doğru yöneltilmiş ise davacının isteyebileceği manevi tazminat miktarları konularındadır.Kamu kurumları kamu hizmeti yaparlar. Ancak kamu kurumları tüzel kişilik olduklarından ve bu kişilik maddi değil soyut bir kişilik olduğundan, kamu hizmetini bizzat yerine getiremezler. Kamu hizmeti, gerçek kişi konumunda olan kamu görevlileri ve bunların kullandıkları araç ve gereçlerle yerine getirilir. Bunun sonucu olarak, kamu görevlilerinin veya bunların kullandıkları araç ve gereçlerin kusur, ihmal ve hatalarından dolayı kamu hizmetinin yerine getirildiği sırada kişilerin zarar görmesi halinde meydana gelecek kusur kamu kurumunun hizmet kusurunu oluşturur. Burada, kamu görevlisinin hizmetten ayrılabilen kişisel kusurundan bahsetmek kesinlikle mümkün değildir. Kamu görevlisinin buradaki kusuru hizmet kusurunu oluşturur.Anayasa’nın 129/5 maddesinde; memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken (görevlerini yaparken) işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları rücu edilmek kaydıyla kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak Ancak idare aleyhine dava açılabilir.657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nın (kişilerin uğradıkları zararlar başlıklı) 13. maddesinde; kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil ilgili kurum aleyhine dava açabileceği düzenlenmiştir.Kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken veya görevlerini yaparken kişilere zarar vermesi ilgili kamu kurumunun hizmet kusurunu oluşturur. Bu durumda sorumlu, kamu görevlisinin emrinde çalışmakta olduğu kamu kurumu olup dava o kurum aleyhine açılmalıdır. (T.C. Anayasası 40/III, 129/V, 657 Sy.K.13, HGK 2011/4-592 E., 2012/25 K.) Bu konuda yasal düzenlemeler emredici hükümler içermektedir. Diğer yandan Sorumluluk Hukukunun temel ilkeleri açısından bakıldığında da bu şekilde düzenlemenin mevzuatta yer almış olması zarar görenin zararının karşılanması yönünde önemli bir teminattır (Aynı yönde; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi'nin 2022/768 E. - 1003 K., 2023/1503 E. - 2023/1581 K. sayılı kararları). Görevin gereği gibi yerine getirilmemesi hizmet kusuru niteliğindedir. İdarenin hizmet kusurundan doğan zararlardan dolayı; İdari Yargılama Usulü Yasası’nın 2/1-b maddesi gereğince İdare’ye karşı idari yargı yerinde tam yargı davası açılması gerekir. Görev sorunu, açıkça veya hiç ileri sürülmese de kendiliğinden (re’sen) dikkate alınır.Somut olayın incelemesinde; davacının şikayetçi olmak için polis merkezine gittiği,
Esas No : 2025/695 Karar No: 2026/5
ancak şikayetinin alınmadığı, davacı aleyhine cinsel taciz, hakaret ve tehdit suçlarından davacı hakkında tutanak tutulduğu, davacının manevi tazminat isteminde bulunduğu, işbu davanın, kamu hizmetinin görülmesi sırasında ve hizmet kusurundan doğan zararların giderimine ilişkin ilgili idare aleyhine idari yargıda açılması gereken davalardan olduğu anlaşılmakla davanın reddine ilişkin aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir..."3. Davacı bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır. B. İdari Yargıda4. Mersin 2. İdare Mahkemesi 12/11/2025 tarih ve E.2025/1326 sayılı kararı ile, uyuşmazlığın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle, 2247 sayılı Kanun'un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"...Anayasa'nın başlangıç kısmında öngörülen "Kuvvetler ayrımı" ilkesi ve yargı ile ilgili 9. ve 138. maddeleri dikkate alındığında, bağımsız bir erk olan yargının yargılama faaliyeti ile ilgili işlemlerinin, Anayasa'nın 125. maddesinde öngörülen "idari işlemler" kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmayıp, bu "yargısal işlemler" nedeniyle idari yargı yoluna başvurulabilmesine imkân yoktur. Esasen bu durum, kuvvetler ayrılığı ilkesinin tabii bir sonucudur. Yukarıda işaret edildiği üzere, Cumhuriyet Savcılarıyla onlar adına işlem yapan kolluk personelinin yargılamadaki fonksiyonu geniş çerçevede bir kamu hizmeti olarak değerlendirilse de, somut olarak, ifa edilen yargı faaliyetinin bir parçası olduğunda ve yargısal işlem mahiyetini taşıdığında kuşku bulunmamaktadır. Yargılama sürecine katkıda bulunan işlemler ya da faaliyetler nedeniyle Devletin sorumlu tutulmasında da bu sorumluluğun denetiminin aynı yargı düzeni içinde yapılması ve yargısal nitelikli bir işlemin idari yargı denetimi dışında tutulması gerektiği açıktır.Dava dosyasının incelenmesinden; davacının eski sevgilisi olan H. D.
'ın kapısına saldırdığı, hakaret ve tehdit ettiği hususlarında şikayetçi olmak için polis karakoluna gittiği, adı geçen kişiden şikayetçi olduğunu belirtmesine rağmen polislerin söz konusu kişiyi olaya dahil etmemek için her şeyi yaptıkları, şikayetinde ısrar edince "sen Ayşe Şikak'ı taciz ediyormuşsun, ölümle tehdit ediyormuşsun" dedikleri, ısrarlarını sürdürünce kendisini sandalyeye kelepçeledikleri, hakkında H.
ve kızından uzaklaştırma kararı verildiği, cinsel taciz soruşturması açıldığı ileri sürerek polis karakolundaki iş ve işlemlerden dolayı zarara uğradığından bahisle Adli Yargıda 500,000,00 TL manevi tazminat istemli dava açtığı, Mersin 9. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 09/04/2025 tarih ve E:2025/15, K:2025/96 sayılı kararı ile davanın çözümünün idari yargının görevine girdiğinden yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle davanın usulden reddedilmesi ve kararın kesinleşmesi üzerine yasal süresi içinde 500,000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi istemiyle Mahkememizde bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.Somut olayda, Cumhuriyet savcısı adına işlem yapan polis kolluk personelinin adli kolluk faaliyeti sırasındaki hatalı tutanak tutulmasından, şikayete konu ettiği hususlarda işlem yapılmamasından, kendisi aleyhine işlem yapılmasından ve kötü muamelede bulunulduğundan bahisle tazminat talep edildiği hususu gözetildiğinde, suç şikayeti üzerine yürütülen kolluk faaliyetleriyle ilgili açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu, meydana gelen zararların tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.Nitekim, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin 03.06.2024 tarih ve E:2024/105, K:2024/255 sayılı kararı ile 28.02.2022 tarih ve E:2022/21, K:2022/97 sayılı kararları da bu yöndedir..."
Esas No : 2025/695 Karar No: 2026/5
5. Mersin 2. İdare Mahkemesince 2247 sayılı Kanun'un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiştir.III. İLGİLİ HUKUK6. T.C. Anayasası’nın “Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması” başlıklı 40. maddesi şöyledir: “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.(Ek fıkra: 3/10/2001-4709/16 md.) Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.Kişinin, Resmî görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır."7. Anayasa'nın "Yargı yolu" başlıklı 125. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:"İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür."8. Anayasa'nın "Görev ve sorumlulukları, disiplin kovuşturulmasında güvence" başlıklı 129. maddesinin beşinci fıkrası şöyledir: "Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir."9. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrası şöyledir : "1. (Değişik: 10/6/1994-4001/1 md.) İdari dava türleri şunlardır:a) (İptal: Anayasa Mahkemesinin 21/9/1995 tarihli ve E:1995/27, K:1995/47 sayılı kararı ile; Yeniden Düzenleme: 8/6/2000-4577/5 md.) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları,b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,c) (Değişik: 18/12/1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar.10. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun "Kişilerin uğradıkları zararlar" başlıklı 13. maddesinin değişik birinci fıkrası şöyledir:"(Değişik: 12/5/1982 - 2670/6 md.)(Değişik birinci fıkra: 6/6/1990 - 3657/1 md.) Kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açarlar. Ancak, Devlet dairelerine tevdi veya bu dairelerce tahsil veya muhafaza edilen para ve para hükmündeki değerli kağıtların ilgili personel tarafından zimmete geçirilmesi halinde, zimmete geçirilen miktar, cezai takibat sonucu beklenmeden Hazine tarafından hak sahibine ödenir. Kurumun, genel hükümlere göre
Esas No : 2025/695 Karar No: 2026/5
sorumlu personele rücu hakkı saklıdır."11. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:"(1) Bu Kanunun uygulanmasında;…e) Soruşturma: Kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi,…g) İfade alma: Şüphelinin kolluk görevlileri veya Cumhuriyet savcısı tarafından soruşturma konusu suçla ilgili olarak dinlenmesini,...İfade eder."12. 5271 sayılı Kanun’un "Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat" üst başlığı altında yer alan ve "Tazminat İstemi" başlıklı 141. maddesi şöyledir: "(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayan,c) Kanunî hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan,d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen,e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,f) Mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan,g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan,h) Yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen,i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen,j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,k) (Ek: 11/4/2013-6459/17 md.) Yakalama, adli kontrol veya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan,l) (Ek:2/3/2024-7499/12 md.) Konutunu terk etmemek veya uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla hastaneye yatmak dâhil, tedavi veya muayene tedbirlerine tâbi olmak ve bunları kabul etmek şeklindeki adli kontrol yükümlülükleri uygulandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.(2) Birinci fıkranın (e), (f) ve (l) bentlerinde belirtilen kararları veren merciler, ilgiliye tazminat hakları bulunduğunu bildirirler ve bu husus verilen karara geçirilir.(3) (Ek:18/6/2014-6545/70 md.) Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir.(4) (Ek:18/6/2014-6545/70 md.) Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin
Esas No : 2025/695 Karar No: 2026/5
gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hâkimler ve Cumhuriyet savcılarına bir yıl içinde rücu eder." 13. 5271 sayılı Kanun'un “Tazminat isteminin koşulları” başlıklı 142. maddesinin 1. ve 2. fıkraları şöyledir:“(1) Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir. (2) İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır. (Ek cümleler:2/3/2024-7499/13 md.) Ancak, 141 inci maddenin birinci fıkrasının (e), (f) ve (l) bentleri kapsamındaki istemler bakımından 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Bu fıkra uyarınca 6384 sayılı Kanun kapsamında olmasına rağmen ağır ceza mahkemesine yapılan istemler, Komisyona gönderilir. Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren ve girmeyen istemler birlikte yapılmış ise ağır ceza mahkemesi görev alanına girmeyen istemleri ayırmak suretiyle Komisyona gönderir. Bu hâllerde ağır ceza mahkemesine yapılan istem tarihi esas alınır."14. 5271 sayılı Kanun'un "Adlî kolluk ve görevi" başlıklı 164. maddesi şöyledir:"(1) Adlî kolluk; 4.6.1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun 8, 9 ve 12 nci maddeleri, 10.3.1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanununun 7 nci maddesi, 2.7.1993 tarihli ve 485 sayılı Gümrük Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 8 inci maddesi ve 9.7.1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanununun 4 üncü maddesinde belirtilen soruşturma işlemlerini yapan güvenlik görevlilerini ifade eder.(2) Soruşturma işlemleri, Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adlî kolluğa yaptırılır. Adlî kolluk görevlileri, Cumhuriyet savcısının adlî görevlere ilişkin emirlerini yerine getirir.(3) Adlî kolluk, adlî görevlerin haricindeki hizmetlerde, üstlerinin emrindedir."15. 01/06/2005 günlü ve 25832 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği'nin "Amaç" başlıklı 1. maddesi şöyledir:"Bu Yönetmeliğin amacı, bütün adlî kolluk görevlileri ile gerektiğinde veya Cumhuriyet savcısının talebi üzerine adlî kolluk görevini ifa eden diğer kolluk görevlilerinin, Cumhuriyet savcılarının bilgi ve emirleri doğrultusunda yürütecekleri adlî soruşturma sırasında kolluk tarafından gerçekleştirilen yakalama, gözaltına alma, muhafaza altına alma ve ifade alma işlemlerinin yürütülmesinde uyulacak usul ve esasları düzenlemektir." IV. İNCELEME VE GEREKÇEA. İlk İnceleme16. Uyuşmazlık Mahkemesinin Rıdvan GÜLEÇ'ın Başkanlığında, Üyeler Eyüp SARICALAR, Bayram ŞEN, Döndü Deniz BİLİR, Ahmet ARSLAN, Mahmut BALLI ve Bilal ÇALIŞKAN'nın katılımlarıyla yapılan 12/01/2026 tarihli toplantısında; 2247 sayılı Kanun'un 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, idare mahkemesince, anılan
Esas No : 2025/695 Karar No: 2026/5
Kanun'un 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesine gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.B. Esasın İncelenmesi17. Raportör-Hâkim Arzu ÇETİNDERE ŞAŞI'nın davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan, ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Halil İbrahim ÇİFTÇİ ile Danıştay Savcısı Yakup BAL’ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü: 18. Dava, davacının şikayeti üzerine adli kolluk kuvvetlerince ifadesi alındığı sırada, hatalı tutanak tutultuğu, şikayete konu ettiği hususlarda işlem yapılmadığı, aleyhine işlem yapıldığı ve kötü muamelede bulunulması nedeniyle kişilik haklarının zarara uğradığı ileri sürülerek, uğranılan manevi zararın tazmini istemiyle açılmıştır.19. Dosyanın incelenmesinden, davacının 08/04/2023 tarihinde eski sevgilisi olan H.Ş.'nin, kapısına gelerek saldırdığı, hakaret ve tehdit ettiği bunun üzerine polisi aradığı ve karakola gittikleri, karakolda kendisine verilen ifade tutanağında komşu kavgası olduğunun belirtilerek sadece A.Ş. ve A.Ş.'nin isminin yazması üzerine bu tutanağa itiraz ettiği, asıl şikayetçinin kendisi olduğunu belirterek H.'nin de şikayete dahil edilmesini talep ettiği ve kendisinden şikayetçi olduğunu belirttiği, bu hususta ısrarcı olunca, polislerin "sen A.Ş.'i taciz ediyormuşsun, ölümle tehdit ediyormuşsun" dedikleri, kendisini sandalyeye kelepçeledikleri, hakkında cinsel taciz soruşturması açıldığı, mağdurken şüpheli pozisyona düştüğü, polis memurları tarafından utanç verici, iftira ve onuruna hakaret edilmesi nedeniyle ruhsal çöküntü yaşadığı ileri sürülerek, 500.000 TL manevi tazminatın davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle davaların açıldığı; davalı idarenin ise cevap dilekçesiyle, 08/04/2023 günü H.Ş isimli şahsın ihbarı doğrultusunda, davacı hakkında Toroslar İlçe Emniyet Müdürlüğü Güneykent Şehit Veysi Kakı Polis Merkezi Amirliği tarafından 2023/1184 suç numarası ile "TCK 191-Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak" suçundan işlem yapıldığı, aynı tarihte davacı hakkında Toroslar İlçe Emniyet Müdürlüğü Aile İçi ve Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Büro Amirliği tarafından 2023/557 suç numarası ile H.Ş. isimli şahsa yönelik "Cinsel Taciz" suçundan işlem yapıldığı, davacı iddialarının soyut ve mesnetsiz olduğu, polis memurlarının yasal mevzuat çerçevesinde görevlerini ifa ettiklerinden davanın reddi gerektiği yönünde savunmada bulunduğu anlaşılmaktadır. 20. Yukarıda belirtilen Anayasal düzenlemelere göre; “kuvvetler ayrılığı” ilkesi gereğince fonksiyonel bakımdan yargı organı yasama ve yürütmeden ayrı tutulmuş olup, bağımsız bir organ olan yargının yargılama süreci ile ilgili işlemlerinin Anayasa’nın 125. maddesinde öngörülen “idari işlemler” kapsamına girmediği ve bu nedenle yargısal işlemler dolayısıyla idari yargı yoluna başvurulamayacağı açıktır. Bu durum, Ülkemiz yargı sisteminin dayandığı “yargı ayrılığı” ve “adli ve idari yargı organlarının birbirlerine karşı bağımsızlığı” ilkelerinin de doğal bir sonucudur.21. Yargısal faaliyet, soyut hukuk kurallarının bağımsız ve tarafsız yargı organları tarafından, yargısal usullere uyularak, somut bir olaya veya ilişkiye uygulanması şeklinde tanımlanmaktadır. Yukarıda yer alan mevzuata göre de, yargı erki içerisinde görev alan
Esas No : 2025/695 Karar No: 2026/5
hakimlerin, mahkemelerin, savcıların ve adli kolluk kuvvetlerinin her işlemi yargısal faaliyet değildir. Hâkim, savcı ve kolluk kuvvetleri, yargısal fonksiyonlarını yerine getirirken bir kısım idari işleri ve işlemleri de yapmak zorundadırlar. Bunlardan birisi de, adli kolluğun gözetimi ve denetimidir.22. Buna göre; davacının şikayeti üzerine, adli kolluk kuvvetlerince ifadesi alındığı sırada, mâruz kaldığı kötü muameleden dolayı uğradığını ileri sürdüğü zararın tazmini istemiyle açtığı davanın, hizmet kusuru esaslarına göre mi çözümleneceği, yoksa 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında mı değerlendirileceğinin somut olayda açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. 23. Yukarıda aktarılan 5271 sayılı Kanun'un ilgili hükümleriyle, yalnızca ceza soruşturması veya kovuşturması sırasında yargısal faaliyetten veya yargı kararına istinaden gerçekleştirilen adli kolluk işlem ve eylemlerinden kaynaklanan zararların tazminine yönelik davaların adli yargı yerince çözümlenmesi amaçlanmıştır. Dolayısıyla suç soruşturması nedeniyle yakalama, ifade alma ve gözaltı işlemleri sırasında, işkence ve kötü muameleye maruz kalındığından bahisle, adli kolluk hizmetiyle bağı kesilen, hizmet sunumundaki kusurlardan ve hizmet kusuru olarak nitelenen eylem ve işlemlerden doğduğu iddia edilen zararların tazminine ilişkin uyuşmazlıkların, idari faaliyet alanına ilişkin olması ve özel bir yasa hükmü bulunmaması nedeniyle idare hukuku ilke ve kuralları çerçevesinde idari yargı yerlerince çözümlenmesi gerekmektedir. 24. Olayda; davanın, cumhuriyet savcısı adına işlem yapan polis-kolluk personelinin adli kolluk faaliyeti sırasındaki, hatalı tutanak tutulmasından, şikayete konu ettiği hususlarda işlem yapılmamasından, kendisi aleyhine işlem yapılmasından ve kötü muamelede bulunulduğundan bahisle açıldığı anlaşılmıştır. 25. İdarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunu kurala bağlayan Anayasa'nın 125. maddesine göre, idare fonksiyonu kapsamında personelinin davranışları nedeniyle verilen zararları idarenin hizmet kusuru esasına göre tazmin etmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk veya aksaklık ile personeli üzerindeki gözetim ve denetim görevinin gereği gibi yerine getirilmemesi sonucunda hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi idarenin hizmet kusuruna dayalı tazmin sorumluluğunun doğmasına yol açar. İdarenin bu hukuki sorumluluğundan kaynaklanan uyuşmazlıkların görüm ve çözümünde kural olarak idarî yargı mercileri görevlidir.26. Bu itibarla, davacının suç soruşturması esnasında kötü muameleye maruz kaldığından bahisle uğradığını ileri sürdüğü manevi zararın tazmini istemiyle açtığı davanın, hizmet kusuru esasına göre idarî yargı merciince çözümlenmesi gerekmektedir.27. Yukarıda belirtilen hususlar göz önünde bulundurularak, Mersin 2. İdare Mahkemesinin 12/11/2025 tarih ve E.2025/1326 sayılı başvurusunun reddi gerekmiştir.V. HÜKÜMAçıklanan gerekçelerle;
Esas No : 2025/695 Karar No: 2026/5
A. Davanın çözümünde İDARİ YARGININ GÖREVLİ OLDUĞUNA,B. Mersin 2. İdare Mahkemesinin 12/11/2025 tarih ve E.2025/1326 sayılı BAŞVURUSUNUN REDDİNE,12/01/2026 tarihinde, OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
Başkan
Üye
Üye
Üye
Rıdvan
Eyüp
Bayram
Döndü Deniz
GÜLEÇ
SARICALAR
ŞEN
BİLİR
Üye
Üye
Üye
Ahmet
Mahmut
Bilal
ARSLAN
BALLIÇALIŞKAN