T.C.UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/120KARAR NO: 2026/120
KARAR TR: 09/03/2026 ÖZET: Vakıf Üniversitesi ile işbirliği protokolü imzalanan özel hastanede, kamu hizmeti niteliğinde olmayan tıbbi uygulama sonucu uğranıldığı öne sürülen maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle açılan davanın, özel hastaneye bağlı ticari şirket yönünden ADLİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk. K A R A R
Davacılar
: 1- S. F.
2- B. F.Vekili: Av. A. M. C.
Davalılar: 1-B. T. İ. S. T. v. A. Ş.
(bilinen adıyla
Y. Y. Ü. Ö. G. H.
)Vekili
: Av. M. K.
2- Prof. Dr. A. Y.Vekili
: Av. M. E.3- Sağlık Bakanlığı (İdari Yargıda) I. DAVA KONUSU OLAY
1. Davacılar vekili, müvekkillerinin murisi S. F.
’ın böbrek yetmezliği hastası olduğunu, davalı hastanede davalı Prof. Dr. A. Y.
tarafından 08/07/2020 tarihinde ameliyat edildiğini, ameliyat öncesi ve sonrasında enfeksiyon değerlerinin (CRP) olağanüstü yüksek seviyelere çıkmasına rağmen, gerekli tedavi ve antibiyotik uygulamasının yapılmadığını, yüksek enfeksiyon değerleriyle taburcu edildiğini, diyaliz hastası olmasına karşın, diyaliz işlemlerinin düzenli ve zamanında gerçekleştirilmediğini, ikinci yatışında hastanenin diyaliz makinelerinin bozuk olması nedeniyle günlerce diyalize alınmadığını ve başka bir merkeze tekerlekli sandalye ile gönderildiğini, aydınlatılmış onam yükümlülüğünün yerine getirilmediğini, gerekli dikkat ve özenin gösterilmemesi sonucu müteveffanın vefat ettiğini, ayrıca özel sağlık sigortası tarafından karşılanmasına rağmen 17.000 TL’nin haksız şekilde tahsil edildiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 17.000 TL maddi ve 500.000 TL manevi olmak üzere toplam 517.000 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili istemiyle 02/12/2022 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.2. Davalı B. T. İ. S. v. T. A. Ş. vekili, İstanbul 6. Tüketici Mahkemesi nezdinde sunduğu 03/01/2023 tarihli cevap dilekçesinde; davacıların murisi S. F.
’ın Haziran–Ağustos 2020 döneminde müvekkili kuruma başvurduğunu ve 10/08/2020 tarihinde vefat ettiğini, davanın ise 02/12/2022 tarihinde açıldığını belirterek, haksız fiile dayalı talepler bakımından 6098 sayılı TBK m.72 uyarınca öngörülen iki yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, bu nedenle davanın öncelikle zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini; ayrıca 17.000 TL maddi ve 500.000 TL manevi tazminat talepli davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasının hukuka aykırı olduğunu, zira maddi tazminat talebinin dayanağı olan tedavi bedelinin belirli ve belirlenebilir nitelikte bulunduğunu, bu nedenle hukuki yarar yokluğu sebebiyle davanın usulden reddi gerektiğini; esas yönünden ise murisin müvekkili kuruma başvurusundan önce bronşiektazi ve kronik böbrek yetmezliği gibi ciddi rahatsızlıklarının bulunduğunu, tüm tıbbi müdahalelerin mevzuata ve tıp kurallarına uygun şekilde, aydınlatılmış onam alınarak gerçekleştirildiğini, gerekli tetkik ve tedavilerin eksiksiz uygulandığını, diyaliz hizmetinin kesintisiz sunulduğunu, komplikasyonların tıbbi müdahalenin izin verilen riskleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, hekimlik sözleşmesinin vekâlet
Esas No : 2026/120 Karar No: 2026/120
sözleşmesi niteliğinde olup sonuç garantisi içermediğini, olayda hukuka aykırılık, kusur ve illiyet bağı unsurlarının oluşmadığını beyanla; öncelikle zamanaşımı nedeniyle, aksi hâlde usulden, bu da kabul edilmezse esastan davanın reddine ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.3. Davalı Ali Yeğinsu vekili, İstanbul 6. Tüketici Mahkemesi nezdinde sunduğu 17/01/2023 tarihli cevap dilekçesinde; davacıların murisi S. F.
’ın müvekkilinin görev yaptığı Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesine başvurusundan önce birçok sağlık kuruluşunda böbrek yetmezliği ve akciğer hastalıkları nedeniyle tedavi gördüğünü, hastanın sol akciğerini tamamen harap eden bronşektazi nedeniyle enfeksiyon odağının ortadan kaldırılması ve ileride böbrek nakli imkânının sağlanabilmesi amacıyla ameliyat önerildiğini ve aydınlatılmış onamının alınarak 08/07/2020 tarihinde sol pnömonektomi operasyonunun başarıyla gerçekleştirildiğini, ameliyat sonrası gelişen komplikasyonların uygun şekilde tedavi edilerek hastanın taburcu edildiğini, taburculuk sırasında klinik ve laboratuvar bulguları itibarıyla enfeksiyon göstergesi bulunmadığından antibiyotik başlanmamasının tıbben yerinde olduğunu, CRP yüksekliğinin tek başına enfeksiyon göstergesi sayılamayacağını, taburculuk sonrası hastanın başka bir kliniğe yatışı yapıldığını ve bu süreçte müvekkilinden konsültasyon istenmediğini, yalnızca yoğun bakım sürecinde konsültasyon talep edilmesi üzerine gerekli müdahalenin yapıldığını, hastanın vefatının müvekkilinin görev yaptığı klinikte yürütülen tedavi süreciyle illiyet bağı bulunmadığını, müvekkiline atfedilebilecek herhangi bir ihmal, kusur veya özensizlik söz konusu olmadığını ileri sürerek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.II. UYUŞMAZLIĞA İLİŞKİN BAŞVURU SÜRECİA. Adli Yargıda4. İstanbul 6. Tüketici Mahkemesi 01/03/2024 tarih ve E.2022/1148, K.2024/227 sayılı kararı ile, davalı B. T. İ. S. v. T. A. Ş. aleyhine açılan davanın HMK 114/1-b maddesi uyarınca yargı yolunun caiz olmaması sebebiyle usulden reddine, davalı Ali Yeğinsu aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar vermiş; davacılar vekilinin kararı istinaf etmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesi 11/07/2024 tarih ve E.2024/1423, K.2024/1315 sayılı kararı ile, HMK m.353/1-b-1 gereğince davacıların istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir. Mahkeme kararın ilgili kısmı şöyledir :"...Toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre dava; dava konusu işlemler nedeniyle tıbbi kusurun olup olmadığı, buna binaen maddi ve manevi tazminat şartlarının oluşup oluşmadığı hususuna ilişkin olup davacıya ayıplı hizmet sunulduğu iddiasıyla davalıların maddi ve manevi tazminat ödemeye mahkum edilmesi taleplerine yöneliktir.Uyuşmazlık Mahkemesinin 28.11.2022 tarih 202/118 Esas 2022/663 Karar sayılı kararında; "vakıf üniversitesi hastanelerinin kamu hizmetini yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle açılan bu davada, kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya başka nedenle idarelerin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanması gerekmektedir. Bu hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevlidir..." şeklinde karar verilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 13/05/2015 tarih 2014/13-566 E 2015/1339 K.sayılı kararı ile de, "...kamu kurumu niteliğindeki hastanelerde tedavi gören davacının yanlış tedavi sonucu zarar gördüğünden bahisle uğranılan zarar karşılığı maddi ve manevi tazminatın ödenmesi istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünün idari yargının görevinde olduğu..." kabul edilmiştir.İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi 2022/860 E.-2022/1365 K. , 2020/1804
Esas No : 2026/120 Karar No: 2026/120
E.-2022/3062K. , 2021/2183 E.-2021/1808 K. Sayılı emsal ilamlarında da belirtildiği üzere; "....dava, hatalı tedavi sonucu uğranılan zararların ödetilmesi istemine ilişkindir. Davaya konu zarar Vakıf Üniversitesine bağlı bir hastanede yürütülen sağlık hizmeti esnasında meydana gelmiştir. Davalının sorumluluğuna dayanak yapılan olgular, kamu hizmetiyle ilgili ve hizmet kusuruna ilişkindir. Davalı üniversite 2547 sayılı Yükseköğretim Yasası gereğince kurulmuş bir vakıf üniversitesi olup, vakıf üniversiteleri Anayasa 130 ve 2547 sayılı Yükseköğretim Yasasının Ek 2.m.gereği kamu tüzel kişisidir. Öyle olunca, idare’nin, hizmet kusuru niteliğindeki eylemi sonucu meydana gelen zararlardan dolayı İdari Yargılama Usulü Yasası’nın 2/1-b maddesi gereğince İdare’ye karşı idari yargı yerinde tam yargı davası açılması gerekir. 6100 sayılı HMK'nun 114. maddesinde de yargı yolu dava şartları arasında sayılmış olup dava şartlarının mevcudiyeti mahkemece yargılamanın her aşamasında kendiliğinden gözetilmelidir. Şu halde, mahkemece davalı hastane ve diğer davalılar aleyhine açılan davada uyuşmazlığın çözümü idari yargı merciilerine aittir.Bu itibarla, tüm davalılar aleyhine açılan davada yargı yoluna ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar vermek gereklidir. (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2016/10129 Esas- 2016/19728 Karar sayılı ilamı) .... "Aynı nitelikteki davalarda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin 19. Hukuk Dairesi'nin aksi yönde kararlar vermesi üzerine, İstanbul Bölge Adliyesi Mahkemesi 18 ve 19. Hukuk Dairelerinin kesin nitelikli kararları arasında uyuşmazlık bulunduğu, uyuşmazlığın giderilmesi için İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu'nun 25/01/2019 tarih 2019/2 Esas, 2019/2 Karar sayılı kararı ile, söz konusu davalarda yargı yolunun idari yargı olduğu, dolayısıyla İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19.Hukuk Dairesi'nin uygulamasının yerinde olduğuna dair karar verildiği anlaşılmıştır."İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi 27/11/2023 tarih ve 2023/2583 E- 2023/2369 K. Sayılı ilamı ile aynı hastaneyle ilgili olarak benzer olayda, davalı şirket hakkında yargı yolu dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine, davalı doktor hakkında pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verdiği tespit edilmiştir.Dava konusu somut olayda; davacıya işlem yapan Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesinin vakıf üniversitesi olan Yeni Yüzyıl Üniversitesinin eğitim ve araştırma hastanesi olduğu, yukarıda yazılı yerleşik içtihatlar gereği vakıf üniversiteleri Anayasa'nın 130, Yüksek Öğretim Kanunu'nun Ek 2.madde gereğince kamu tüzel kişisi niteliğinde olup, kamusal kurallar çerçevesinde faaliyet gösterdiğinden davalı hastanenin eylem ve işlemleri de kamusal nitelikte olduğu, kamusal hizmetin görülmesi sırasında hizmet kusurundan doğan zararların gideriminde ise idari yargı görevli olduğu anlaşılmakla, davalı hastane aleyhine açılan davanın HMK 114/1-b maddesi uyarınca yargı yolunun caiz olmaması sebebiyle usulden reddine dair aşağıda yazılı hüküm kurulmuştur.Davalı doktor açısından ise, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin kararları ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 13/05/2015 tarih 2014/13-566 E 2015/1339 karar sayılı kararı gereği vakıf üniversitesinde görev yapan doktorun da kamu görevlisi olduğu, kamu görevlileri aleyhine doğrudan dava açma imkanının olmadığı; Anayasa’nın 129/5. maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 13/1. maddesi gereğince; kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu eylemleri nedeniyle oluşan zararlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve yasada gösterilen koşullara uygun olarak, idare aleyhine açılabileceğinden davalı Ali Yeğinsu hakkında pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.HÜKÜM:( Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere)1-Davalı B. T. İ. S. v. T. A. Ş. aleyhine açılan davanın HMK 114/1-b maddesi uyarınca yargı yolunun caiz olmaması sebebiyle USULDEN REDDİNE,2-Davalı Ali Yeğinsu aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE..." 5. Davacılar vekili, bunun üzerine 17.000 TL maddi ve 1.000.000 TL maddi ve manevi tazminat istemiyle, bu kez davalılar Sağlık Bakanlığı, B. T. İ. S. T. v. A. Ş.
ve Prof. Dr. A. Y.
aleyhine idari yargı yerinde dava açmıştır.B. İdari Yargıda
Esas No : 2026/120 Karar No: 2026/120
6. İstanbul 11. İdare Mahkemesi 27/12/2024 tarih ve E.2024/2386, K.2024/2312 sayılı kararı ile, "iki davacı olduğu halde davacıların her biri için istenilen maddi ve manevi tazminat miktarının ayrı ayrı belirtilmesi gerekirken belirtilmediği, ayrıca istenilen maddi tazminatın nelere, hangi maddi zararlara (hastane, bakıcı gideri, destekten yoksun kalma vd) ilişkin olduğunun açıklanmadığı gibi her bir maddi tazminat kalemi için ayrı ayrı tutar belirtilmesi gerekirken belirtilmediği görüldüğünden, davacılar için istenilen maddi manevi tazminat konusunda tereddüte sebebiyet verildiği, dolayısıyla davanın konusuna yönelik tereddüt hasıl olduğundan, mevcut haliyle dava konusunun açık ve net bir şekilde ortaya konulamadığı, dolayısıyla dilekçenin yukarıda yer verilen 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 3. maddesine uygun olmadığı" gerekçesiyle dava dilekçesinin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 15.maddesinin 1. fıkrası (d) bendi gereğince bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren (30) gün içinde bizzat veya bir avukat vasıtasıyla 3. maddeye uygun şekilde düzenlenerek yeniden dava açılmak üzere reddine karar vermiştir.7. Davacılar vekili, dilekçe ret kararı üzerine, davacı Songül adına 217.000 TL maddi, 100.000 TL manevi, davacı Bahar adına 500.000 TL maddi, 200.000 TL manevi tazminat istemiyle dava dilekçesini yenilemiştir.8. İstanbul 11. İdare Mahkemesi 24/02/2025 tarih ve E.2025/249, K.2025/172 sayılı kararı ile, davanın doğru hasım olan İ. Y. Y. Ü. R.
husumeti ile incelenmesi gerektiği gerekçesiyle, Sağlık Bakanlığı, B. T. İ. S. v. T. A. Ş. bilinen adıyla Y. Y. Ü. Ö. G. H.
, Prof. Dr. A. Y.
'nun hasım mevkiinden çıkarılmasına, İ. Y. Y. Ü. R. nün hasım mevkiine alınmasına karar verildikten sonra, davanın 2577 sayılı Kanun'un 14/3-e ve 15/1-b maddeleri uyarınca süre aşımı nedeniyle reddine karar vermiş, davacılar vekilinin kararı istinaf etmesi üzerine İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Yedinci İdare Dava Dairesi 23/10/2025 tarih ve E.2025/2013, K.2025/2044 sayılı kararı ile istinaf başvurularının kabulüne, İstanbul 11. İdare Mahkemesinin 24/02/2025 gün ve E.2025/249, K.2025/172 sayılı kararın kaldırılmasına, yeniden bir karar verilmek üzere 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 5. fıkrası uyarınca dava dosyasının mahkemesine gönderilmesine, temyiz yolu kapalı olmak üzere kesin olarak karar vermiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Davalı şirket bünyesinde faaliyet gösteren özel hastanenin vakıf üniversitesi statüsündeki İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesine bağlı bulunmadığı, kamu tüzel kişiliği niteliğini haiz olmadığı, özel hukuk tüzel kişisi olduğu ve adı geçen vakıf üniversitesi ile arasındaki işbirliği protokolünün özel hastanedeki sağlık hizmetini tek başına "kamu hizmeti" niteliğine dönüştürmeyeceği, yukarıda anılan mevzuat hükümleri uyarınca işbirliği protokolünün imzacı üniversitenin eğitim ve araştırma işlevleri dışındaki sağlık uygulamalarının özel hukuk (tüketici) kuralları kapsamında değerlendirilmesi gerektiği dikkate alındığında, uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varıldığından, dava dosyasının, adli yargıda görevsizlik kararı verildikten sonra idare mahkemesinde açıldığı da göz önüne alınmak suretiyle yeniden bir karar verilmek üzere 2577 sayılı Kanun'un 45/5. maddesi uyarınca Mahkemesine iadesi gerekmiştir.Nitekim, Uyuşmazlık Mahkemesinin 06.05.2024 tarih, E:2024/95 ve K:2024/173 sayılı kararı da bu yöndedir."9. İstanbul 11. İdare Mahkemesi 14/01/2026 tarih ve E.2025/2247 sayılı kararı ile, uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle; 2247 sayılı Kanun'un 19. maddesi uyarınca görevli mahkemenin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına ve dosyanın incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"Dava dosyasının incelenmesinden; davacıların murisi müteveffa Sedat FİDAN'ın 10/08/2020
Esas No : 2026/120 Karar No: 2026/120
tarihinde vefatında davalının kusuru ve sorumluğu olduğundan bahisle fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak şartıyla; davacılardan S. F. tarafından ödenen 17.000,00-TL tedavi gideri, eşinin vefatı sebebi ile desteğinden yoksun kalması sebebi ile 200.000,00-TL destekten yoksun kalma tazminatı, duyduğu manevi acılara karşılık 100.000,00-TL manevi tazminat, merhumun kızı B. F. için babasının vefatı sebebi ile desteğinden mahrum kalması sebebi ile 500.000,00-TL maddi tazminat,
duyduğu manevi acılara karşılık 200.000,00-TL manevi tazminat olmak üzere toplam 1.017.000,00 TL maddi ve manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.Yukarıda anılan mevzuat düzenlemelerine göre; vakıf üniversitesi, gelirlerini, sadece kendi üniversitelerini ve mülkiyeti üniversitelere ait kurum ve kuruluşları geliştirmek amacıyla harcamak kaydıyla, vakıflar tarafından kanunla kurulmuş bulunan, kamu tüzel kişiliğine sahip, yüksek düzeyde araştırma, eğitim - öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapan kuruluş ve birimlerden oluşan yükseköğretim kurumu olarak tanımlandığı, Anayasa'nın 130. maddesinin çağdaş eğitim ve öğretim gerekleriyle "üniversite" kavramının içerdiği evrensel ilkelere uygun bir düzen içinde ülkenin gereksinimlerini karşılayacak nitelikte insan gücü yetiştirerek insanlığa hizmet etmek amacıyla değişik birimlerden oluşan, kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip üniversitenin ancak kanunla kurulacağını öngördüğü ve bu madde gereğince de üniversitelerin devlet ya da vakıflar tarafından kurulmuş olmalarına bakılmaksızın, kamu tüzelkişiliğine sahip kuruluşlar olduğu, kamu tüzel kişiliğinin üniversitelerin zorunlu niteliklerinden ve hukuksal yapılarının ögelerinden biri olduğu, Anayasa'nın 130. maddesinin birinci fıkrasının zorunlu kıldığı "kamu tüzel kişiliğinin", yine bu maddenin son fıkrası gereğince vakıfların kuracağı üniversiteler için de zorunlu nitelikte olduğu açıktır (AYM, E.1991/21, K.1992/42, 29/6/1992).Vakıf üniversiteleri, devlet tarafından, kanunla ve kamu tüzel kişisi olarak kurulmaktadır. Kanunla kurulma zorunluluğunun doğal sonucu olan “kamu tüzel kişiliği” niteliği, üniversitelerin yapısına has bir özellik olduğundan, vakıflar tarafından kurulan üniversitelerin ve bu üniversitelere bağlı kurumların, örneğin tıp fakültesi veya araştırma hastanelerinin de kamu tüzel kişiliğine sahip olduğu açıktır. Bununla birlikte, vakıf üniversitelerine bağlı olmaksızın bir protokol kapsamında "bütçeleri ve iç mevzuatları ayrı" olacak şekilde özel hastanelerle işbirliği sürecindeki olası hukukî durumun ayrıca ele alınması gerekmektedir.Davalı şirket bünyesinde faaliyet gösteren özel hastanenin vakıf üniversitesi statüsündeki İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesine bağlı bulunmadığı, kamu tüzel kişiliği niteliğini haiz olmadığı, özel hukuk tüzel kişisi olduğu ve adı geçen vakıf üniversitesi ile arasındaki işbirliği protokolünün özel hastanedeki sağlık hizmetini tek başına "kamu hizmeti" niteliğine dönüştürmeyeceği, yukarıda anılan mevzuat hükümleri uyarınca işbirliği protokolünün imzacı üniversitenin eğitim ve araştırma işlevleri dışındaki sağlık uygulamalarının özel hukuk (tüketici) kuralları kapsamında değerlendirilmesi gerektiği dikkate alındığında, uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümündedavanın görüm ve çözümünde idari yargının değil adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır. Bu durumda, uyuşmazlığı çözmekte adli yargının görevli olduğu sonucuna ulaşıldığından, yukarıda metnine yer verilen 2247 sayılı Kanun'un 19. maddesi uyarınca görevli mahkemenin belirlenmesi için, Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulması gerekmiştir.Nitekim, Uyuşmazlık Mahkemesinin 06.05.2024 tarih, E:2024/95 ve K:2024/173 sayılı kararı da bu yöndedir." 10. İstanbul 11. İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Kanun’un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için idari yargı dosyası ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiştir.III. İLGİLİ HUKUK11. Anayasa'nın "1. Yükseköğretim Kurumları" başlıklı 130. maddesinin ilgili kısımları
Esas No : 2026/120 Karar No: 2026/120
şöyledir:“Çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan bir düzen içinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarına uygun insan gücü yetiştirmek amacı ile; ortaöğretime dayalı çeşitli düzeylerde eğitim - öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapmak, ülkeye ve insanlığa hizmet etmek üzere çeşitli birimlerden oluşan kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip üniversiteler Devlet tarafından kanunla kurulur.Kanunda gösterilen usul ve esaslara göre, kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile vakıflar tarafından, Devletin gözetim ve denetimine tabi yükseköğretim kurumları kurulabilir....Vakıflar tarafından kurulan yükseköğretim kurumları, mali ve idari konuları dışındaki akademik çalışmaları, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden, Devlet eliyle kurulan yükseköğretim kurumları için Anayasada belirtilen hükümlere tabidir.” 12. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi şöyledir:“(Değişik: 17/8/1983 - 2880/1 md.)Bu Kanunda geçen kavram ve terimlerin tanımları aşağıda belirtilmiştir....(d) Üniversite: Bilimsel özerkliğe ve kamu tüzelkişiliğine sahip yüksek düzeyde eğitim - öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapan; fakülte, enstitü, yüksekokul ve benzeri kuruluş ve birimlerden oluşan bir yükseköğretim kurumudur.”13. 2547 sayılı Kanun'un Ek 2. maddesi şöyledir:“(Ek: 17/8/1983 - 2880/32 md.; Değişik : 18/6/2008-5772/7 md.)Vakıflar; kazanç amacına yönelik olmamak şartıyla ve mali ve idari hususlar dışında, akademik çalışmalar, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden bu Kanunda gösterilen esas ve usullere uymak kaydıyla, Yükseköğretim kurumları veya bunlara bağlı birimlerden birini veya birden fazlasını ya da bir üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsüne bağlı olmaksızın, ekonominin ihtiyaç duyduğu alanlarda yüksek nitelikli işgücü yetiştirmek amacıyla, bu Kanun hükümleri çerçevesinde kalmak şartıyla meslek yüksekokulu kurabilir. Bu meslek yüksekokulu, kamu tüzel kişiliğini haiz olup, Cumhurbaşkanı kararı ile kurulur. Kurulacak meslek yüksekokullarına, meslek ve teknik eğitim bölgesinde gereksinim duyulması esastır.”14. 31/12/2005 tarihli Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliği'nin 5. maddesi şöyledir:“Vakıf üniversitesi, gelirlerini sadece kendi üniversitelerini ve mülkiyeti üniversitelere ait kurum ve kuruluşları geliştirmek amacıyla harcamak kaydıyla, vakıflar tarafından kanunla kurulmuş bulunan kamu tüzel kişiliğine sahip, yüksek düzeyde araştırma, eğitim - öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapan, fakülte, enstitü, yüksekokul, meslek yüksekokul, destek, hazırlık okulu veya birimleri, benzeri kuruluş ve birimlerden oluşan bir yükseköğretim kurumudur.”15. 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun Ek 15. maddesi şöyledir: "(Ek: 20/8/2016-6745/40 md.)Tıp ve/veya diş hekimliği fakültesi bulunan ancak sağlık uygulama ve araştırma merkezi bulunmayan veya sağlık uygulama ve araştırma merkezinde yeterli kapasite ve eğitim altyapısı bulunmayan vakıf üniversiteleri; tıp ve diş hekimliğinde lisans eğitimi, tıp, diş hekimliği ve eczacılıkta uzmanlık eğitimi ile araştırma faaliyetleri için yeterli kapasite ve eğitim altyapısı bulunan özel hastaneler ile bütçeleri ayrı olmak şartıyla işbirliği yapabilir. İlgili üniversite ve özel hastanenin yetkili makamları arasında işbirliği protokolü imzalanır ve Sağlık Bakanlığı ve
Esas No : 2026/120 Karar No: 2026/120
Yükseköğretim Kurulunun onayıyla uygulamaya konulur.İşbirliği yapılan özel hastane, üniversite için sağlık uygulama ve araştırma merkezi kabul edilir. Burada fiilen görev yapacak olan üniversite öğretim elemanları, ilgili dekan ve hastane yöneticisinin talebi üzerine rektör tarafından görevlendirilir. Görevlendirilen üniversite personeline kendi mevzuatı uygulanır. İşbirliği yapılan özel hastane, öğretim üyelerinin faaliyetleri ve üniversitenin eğitim ve araştırma işlevleri dışında kendi mevzuatına tabi olmaya devam eder.Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Yükseköğretim Kurulunun görüşü alınarak Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenir." 16. 07/04/2011 tarihli ve 27898 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Özel Hastaneler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 4. maddesi şöyledir:“Yükseköğretim Kurulunun uygun görüşüyle vakıf üniversitelerinin, ilgili mevzuatı gereğince gerekli izinleri alması ve tıp fakültelerinin bulunduğu ildeki asgarî 150 yataklı olması kaydıyla en fazla iki özel hastane ile işbirliği yapılması halinde bu hastanelere planlamadan istisna olarak, üniversite anabilim dalı ve bilim dalı yapılanmasına uygun yeterli altyapının oluşturulması halinde uzmanlık dalı ilavesi ve sadece üniversiteden görevlendirilmiş doçent ve profesör unvanlı öğretim üyelerine olmak üzere hastane toplam yatak sayısının ½’ si oranına kadar ek kadro tahsis edilir. Bu uzmanlık dallarının gerektirdiği tıbbi hizmet birimleri, teknoloji yoğunluklu tıbbi cihazlar kurdurulabilir. Özel hastaneye tahsis edilen bu kadrolar ve uzmanlık dalları ile tıbbi hizmet birimleri ve teknoloji yoğunluklu tıbbi cihazlar, işbirliğinin sona ermesi halinde hastane hekim kadrosu ve faaliyet izin belgesinden düşülür.Aynı ilde ve aynı sahiplikte olan birden fazla özel hastanenin toplamda 200 yatağa ulaşması halinde bu hastaneler birinci fıkra kapsamında değerlendirilir.”17. Yükseköğretim Genel Kurulu’nun 25/08/2011 tarihli ve 2011.17.985 sayılı kararı ile, vakıf üniversiteleri tıp fakülteleri ile özel hastaneler arasında, eğitim- öğretim, sağlık hizmeti sunumu amacıyla yapılacak işbirliğine ilişkin “Vakıf Üniversiteleri Tıp Fakülteleri ile Özel Hastanelerin İşbirliği (Afiliasyon) Usul ve Esasları” belirlenmiş; son olarak da Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan 17/05/2017 tarihli ve 2274 sayılı Vakıf Üniversiteleri ile Özel Hastanelerin İşbirliğine İlişkin Usul ve Esasları yürürlüğe girmiştir.18. 2274 sayılı Usul ve Esaslar'ın "İşbirliği esasları" başlıklı 5. maddesi şöyledir: "(1)Tıp ve/veya diş hekimliği fakültesi bulunan ancak sağlık uygulama ve araştırma merkezi bulunmayan veya sağlık uygulama ve araştırma merkezinde yeterli kapasite ve eğitim alt yapısını sağlayamayan vakıf üniversiteleri; tıp ve diş hekimliğinde lisans eğitimi, tıp, diş hekimliği ve eczacılıkta uzmanlık eğitimi ile araştırma faaliyetleri için yeterli kapasite ve eğitim altyapısı olan ve fakülteyle aynı ilde bulunan özel hastane ile bütçeleri ayrı olmak şartıyla işbirliği yapabilir.(2)İşbirliği yapılan hastane, üniversite için sağlık uygulama ve araştırma merkezi kabul edilir.(3)İşbirliği yapılan hastane, öğretim üyelerinin faaliyetleri ve üniversitenin eğitim ve araştırma işlevleri dışında 27/3/2002 tarihli ve 24708 sayılı Özel Hastaneler Yönetmeliği hükümlerine tabidir."19. 2274 sayılı Usul ve Esaslar'ın "Disiplin ve özlük işlemleri" başlıklı 11. maddesi şöyledir:"(1)İşbirliği yapılan hastanede görevlendirilen üniversite personelinin disiplin ve özlük işlemleri üniversitenin ilgili mevzuatına göre yürütülür.(2)Öğrenciler, eğitim ve öğretime yönelik mevzuat hükümleri ile birlikte hastanenin tabi olduğu mevzuat hükümlerine de uymak zorundadır.(3)İşbirliği yapılan hastanede sağlık hizmeti sunan üniversite öğretim üyelerinin üniversite ödenekleri dâhil, kadrosuna/sözleşmesine bağlı ödemeleri üniversite tarafından ödenir.
Esas No : 2026/120 Karar No: 2026/120
(4)Öğretim üyelerince yürütülen sağlık hizmetlerinin karşılığı olan ve hastane idaresi ile üniversite arasında kararlaştırılan ücretler hastane tarafından, öğretim üyelerine ödenmek üzere, üniversitenin hesabına aktarılır. Öğretim üyeleri ile özel hastane arasında bu işbirliği kapsamında hizmet akdine dayanan parasal ilişki kurulması yasaktır."IV. İNCELEME VE GEREKÇEA. İlk İnceleme20. Uyuşmazlık Mahkemesinin Kenan YAŞAR'ın Başkanlığında, Üyeler Eyüp SARICALAR, Bayram ŞEN, Döndü Deniz BİLİR, Ahmet ARSLAN, Mahmut BALLI ve Bilal ÇALIŞKAN'ın katılımlarıyla yapılan 09/03/2026 tarihli toplantısında; 2247 sayılı Kanun'un 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, idare mahkemesince, anılan Kanun'un 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idari yargı dosyasının ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesine gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.B. Esasın İncelenmesi21. Raportör-Hakim Süleyman ARIDURU'nun davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan, ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Halil İbrahim ÇİFTÇİ ile Danıştay Savcısı Yakup BAL’ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü:22. Dava, davalı üniversiteyle işbirliği protokolü kapsamında faaliyet gösteren özel hastanedeki tıbbi uygulama hatasından kaynaklı maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle açılmıştır.23. Davacılar vekilinin, her iki yargı kolunda da B. T. İ. S. T. v. A. Ş. 'ni (bilinen adıyla Y. Y. Ü. Ö. G. H.
) ve davalı doktor olan Prof. Dr. A. Y. 'yu hasım göstererek dava açtığı görülmüştür.24. Yukarıda anılan mevzuat hükümlerine göre; vakıf üniversitesi, gelirlerini, sadece kendi üniversitelerini ve mülkiyeti üniversitelere ait kurum ve kuruluşları geliştirmek amacıyla harcamak kaydıyla, vakıflar tarafından kanunla kurulmuş bulunan, kamu tüzel kişiliğine sahip, yüksek düzeyde araştırma, eğitim - öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapan kuruluş ve birimlerden oluşan yükseköğretim kurumu olarak tanımlandığı, Anayasa'nın 130. maddesinin çağdaş eğitim ve öğretim gerekleriyle "üniversite" kavramının içerdiği evrensel ilkelere uygun bir düzen içinde ülkenin gereksinimlerini karşılayacak nitelikte insan gücü yetiştirerek insanlığa hizmet etmek amacıyla değişik birimlerden oluşan, kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip üniversitenin ancak kanunla kurulacağını öngördüğü ve bu madde gereğince de üniversitelerin devlet ya da vakıflar tarafından kurulmuş olmalarına bakılmaksızın, kamu tüzelkişiliğine sahip kuruluşlar olduğu, kamu tüzel kişiliğinin üniversitelerin zorunlu niteliklerinden ve hukuksal yapılarının ögelerinden biri olduğu, Anayasa'nın 130. maddesinin birinci fıkrasının zorunlu kıldığı "kamu tüzel kişiliğinin", yine bu maddenin son fıkrası gereğince vakıfların kuracağı üniversiteler için de zorunlu nitelikte olduğu açıktır (AYM, E.1991/21, K.1992/42, 29/6/1992).25. Vakıf üniversiteleri, devlet tarafından, kanunla ve kamu tüzel kişisi olarak kurulmaktadır. Kanunla kurulma zorunluluğunun doğal sonucu olan “kamu tüzel kişiliği” niteliği, üniversitelerin yapısına has bir özellik olduğundan, vakıflar tarafından kurulan üniversitelerin ve
Esas No : 2026/120 Karar No: 2026/120
bu üniversitelere bağlı kurumların, örneğin tıp fakültesi veya araştırma hastanelerinin de kamu tüzel kişiliğine sahip olduğu açıktır. Bununla birlikte, vakıf üniversitelerine bağlı olmaksızın bir protokol kapsamında "bütçeleri ve iç mevzuatları ayrı" olacak şekilde özel hastanelerle işbirliği sürecindeki olası hukukî durumun ayrıca ele alınması gerekmektedir.26. Davalı şirket bünyesinde faaliyet gösteren özel hastanenin vakıf üniversitesi statüsündeki İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesine bağlı bulunmadığı, kamu tüzel kişiliği niteliğini haiz olmadığı, özel hukuk tüzel kişisi olduğu ve adı geçen vakıf üniversitesi ile arasındaki işbirliği protokolünün özel hastanedeki sağlık hizmetini tek başına "kamu hizmeti" niteliğine dönüştürmeyeceği, yukarıda anılan mevzuat hükümleri uyarınca işbirliği protokolünün imzacı üniversitenin eğitim ve araştırma işlevleri dışındaki sağlık uygulamalarının özel hukuk (tüketici) kuralları kapsamında değerlendirilmesi gerektiği dikkate alındığında, davalı özel hastaneye bağlı şirket yönünden uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.27. Yukarıda belirtilen hususlar göz önünde bulundurularak; İstanbul 11. İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile, İstanbul 6. Tüketici Mahkemesinin 01/03/2024 tarih ve E.2022/1148, K.2024/227 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. V. HÜKÜM Açıklanan gerekçelerle;A. Davanın çözümünde ADLİ YARGININ GÖREVLİ OLDUĞUNA,B. İstanbul 11. İdare Mahkemesi BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, İstanbul 6. Tüketici Mahkemesinin 01/03/2024 tarih ve E.2022/1148, K.2024/227 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 09/03/2026 tarihinde, Üye Bilal ÇALIŞKAN'ın KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.
Başkan Vekili
Üye
Üye
Üye
Kenan
Eyüp
Bayram
Döndü Deniz
YAŞAR
SARICALAR
ŞEN
BİLİR
Üye
Üye
Üye
Ahmet
Mahmut
Bilal
ARSLAN
BALLIÇALIŞKANKARŞI OY
Esas No : 2026/120 Karar No: 2026/120
Dava, davacı şirket bünyesinde faaliyet gösteren özel hastanedeki tıbbi uygulama hatasından kaynaklı maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle açılmıştır.Davacıların, ameliyat sonrasında ve devamında uygulanan yanlış tedaviler sonucu meydana gelen maddi ve manevi zararların tazmini gerekçesiyle bu davanın açıldığı, hastane ile İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversite arasında işbirliği protokolü kapsamında hizmet verdiği, Üniversitenin, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun Ek 2. maddesi uyarınca, 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumlan Teşkilatları Kanunu'nun 4324 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile değişik Ek 47. maddesi gereğince kurulmuş bir vakıf üniversitesi kapsamında tıp ve/veya diş hekimliği fakültesi bulunan ancak sağlık uygulama ve araştırma merkezi bulunmayan veya sağlık uygulama ve araştırma merkezi yeterli kapasite ve eğitim altyapısı bulunmayan vakıf üniversitelerinin; tıp ve diş hekimliğinde lisans eğitimi, tıp, diş hekimliği ve eczacılıkta uzmanlık eğitimi ile araştırma faaliyetleri için yeterli kapasite ve eğitim altyapısı bulunan özel hastaneler ile bütçeleri ayrı olmak şartıyla işbirliği yapabildiği, bu kapsamda Üniversite ile Özel Gaziosmanpaşa Hastanesi arasında Yükseköğretim Genel Kurulu'nun 22/06/2017 tarih ve 2017.10.387 sayılı Kararı doğrultusunda afiliasyon protokolü imzalandığı ve Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığınca alınan karar ile protokolün uygun bulunduğu anlaşılmıştır.3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun Ek 15. maddesinde; "Tıp ve/veya diş hekimliği fakültesi bulunan ancak sağlık uygulama ve araştırma merkezi bulunmayan veya sağlık uygulama ve araştırma merkezi yeterli kapasite ve eğitim altyapısı bulunmayan vakıf üniversiteleri; tıp ve diş hekimliğinde lisans eğitimi, tıp, diş hekimliği ve eczacılıkta uzmanlık eğitimi ile araştırma faaliyetleri için yeterli kapasite ve eğitim altyapısı bulunan özel hastaneler ile bütçeleri ayrı olmak şartıyla işbirliği yapar. İlgili üniversite ve özel hastanenin yetkili makamları arasında işbirliği protokolü imzalanır ve Sağlık Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurumunun onayıyla uygulamaya konulur.İşbirliği yapılan özel hastane, üniversite için sağlık uygulama ve araştırma merkezi kabul edilir. Burada fiilen görev yapacak olan üniversite öğretim elemanları, ilgili dekan ve hastane yöneticisinin talebi üzerine rektör tarafından görevlendirilir. Görevlendirilen üniversite personeline kendi mevzuatı uygulanır. İşbirliği yapılan özel hastane, öğretim üyelerinin faaliyetleri ve üniversitenin eğitim ve araştırma işlevleri dışında kendi mevzuatına tabi olmaya devam eder.Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Yükseköğretim Kurulunun görüşü alınarak Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenir.'1 hükmüneJD7/04/2011 tarihli ve 27898 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Özel Hastaneler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 4. maddesinde ise; özel hastaneye tahsis edilen kadrolar ve uzmanlık dalları ile tıbbi hizmet birimleri ve teknoloji yoğunluklu tıbbi cihazlar, işbirliğinin sona ermesi halinde hastane hekim kadrosu ve faaliyet izin belgesinden düşülür hükmüne yer verilmiştir.?Yükseköğretim Genel Kurulu'nun 25/08/2011 tarihli ve 2011.17.985 sayılı kararı ile, vakıf üniversiteleri tıp fakülteleri ile özel hastaneler arasında, eğitim-öğretim, sağlık hizmeti sunumu amacıyla yapılacak işbirliğine ilişkin "Vakıf Üniversiteleri Tıp Fakülteleri ile Özel Hastanelerin işbirliği (Afiliasyon) Usul Esasları" belirlenmiş; son olarak da Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan 17/05/2017 tarihli ve 2274 sayılı Vakıf Üniversiteleri ile Özel Hastanelerin işbirliğine İlişkin Usul ve Esasları yürürlüğe girmiştir.Anılan Usul ve Esasların "İşbirliği esasları" başlıklı 5. maddesinde; "Tıp ve/veya diş hekimliği fakültesi bulunan ancak sağlık uygulama ve araştırma merkezi bulunmayan veya sağlık uygulama ve araştırma merkezinde yeterli kapasite ve eğitim alt yapısını sağlamayan vakıf üniversiteleri; tıp ve diş hekimliğinde lisans eğitimi, tıp, diş hekimliği ve eczacılıkta uzmanlık eğitimi ile araştırma faaliyetleri için yeterli kapasite ve eğitim altyapısı olan ve fakülteyle aynı ilde bulunan özel hastane ile bütçeleri ayrı olmak şartıyla işbirliği yapabilir.İşbirliği yapılan hastane, üniversite için sağlık uygulama ve araştırma merkezi kabul edilir. İşbirliği yapılan hastane, öğretim üyelerinin faaliyetleri ve üniversitenin eğitim ve araştırma işlevleri dışında 27/03/2002 tarihli 24708 sayılı Özel Hastaneler Yönetmeliği hükümlerine tabidir." Disiplin ve özlük işlemleri" başlıklı 11. maddesinde ise; "İşbirliği yapılan hastanede
Esas No : 2026/120 Karar No: 2026/120
görevlendirilen üniversite personelinin disiplin ve özlük işlemleri üniversitenin ilgili mevzuatına göre yürütülür. Öğrenciler, eğitim ve öğretime yönelik mevzuat hükümleri ile birlikte hastanenin tabi olduğu mevzuat hükümlerine de uymak zorundadır. İşbirliği yapılan hastanede sağlık hizmeti sunan üniversite öğretim üyelerinin üniversite ödeneklerine dahil, kadrosuna/sözleşmesine bağlı ödemeleri üniversite tarafından ödenir. Öğretim üyelerince yürütülen sağlık hizmetlerinin karşılığı olan ve hastane idaresi ile üniversite arasında kararlaştırılan ücretler hastane tarafından, öğretim üyelerine ödenmek üzere, üniversitenin hesabına aktarılır. Öğretim üyeleri ile özel hastane arasında bulunan bu işbirliği kapsamında hizmet akdine dayanan parasal ilişki kurulması yasaktır." hükmü yer almaktadır.Yukarıda anılan mevzuat hükümleri uyarınca işbirliği protokolünün imzacı üniversitenin eğitim ve araştırma işlevleri dışındaki sağlık uygulamalarının, özel hukuk kuralları kapsamında değerlendirilmesi gerektiği hususları bir arada değerlendirildiğinde davacıya uygulanan sağlık hizmeti faaliyetinin Vakıf Üniversitesi Hastanesi ile ilgili değil özel hastane eliyle yürütüldüğü, hastanenin Vakıf Üniversitesine bağlı olmaksızın bir protokol kapsamında "bütçeleri ve iç mevzuatları ayrı" olacak şekilde özel hastanelerle işbirliği olduğu açıktır.Üniversite ile hastanenin yaptığı protokol kapsamında kamuya sağlık hizmetinin üniversite tarafından verilmediği, sadece eğitim hizmeti verdiği, sağlık hizmetinin üniversiteden bağımsız olarak tedaviyi gerçekleştiren hastane tarafından verildiği belirtilmiş ise de; Vakıf Üniversiteleri Tıp Fakülteleri ile Özel Hastanelerin İşbirliği (Afiliasyon) Usul ve Esasların 5. maddesinin 2. fıkrasına göre; işbirliği yapılan hastane, üniversite için sağlık uygulama ve araştırma merkezi kabul edileceğinin, 11. maddesinin 4. fıkrasında ise; öğretim üyelerince yürütülen sağlık hizmetlerinin karşılığı olan ve hastane idaresi ile üniversite arasında kararlaştırılan ücretlerin hastane tarafından öğretim üyelerine ödenmek üzere üniversitenin hesabına aktarılacağı dikkate alındığında; hastanede görev yapmakta olan bir doktor tarafından davacıya hizmet verildiği açıktır.Bu durumda, vakıf üniversiteleri ile arasındaki işbirliği protokolünün özel hastanedeki sağlık hizmetini öğretim üyesi sıfatıyla verilmesi halinde "kamu hizmeti" niteliğine dönüştürüleceği ve bu hizmetin kötü, geç veya hiç işlenmemesi hallerinden dolayı sağlık hizmeti faaliyetinin yapılan protokole göre Vakıf Üniversite tarafından yürütüldüğünün kabul edilmesi halinde davalı İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Rektörlüğünün bir kamu tüzel kişisi olduğu dikkate alındığında, kural olarak işlem ve eylemleri kamusal nitelik taşır. Somut olayda, davalı Rektörlüğe bağlı olarak çalışan doktorun görevini gerektiği gibi yapmadığı iddia edilmiştir. Görevin gereği gibi yerine getirilmemesi hizmet kusuru niteliğindedir, idarenin hizmet kusurundan doğan zararlardan dolayı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesi gereğince idareye karşı idari yargı yerinde tam yargı davası açılması gerekir. Bu nedenle, adli yargının görevli olduğu yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
Üye
Bilal ÇALIŞKAN