T.C.
UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ
ESAS NO : 2019/112
KARAR NO : 2019/142
KARAR TR: 25.02.2019
ÖZET : Emekli Sandığı Kanunu'na tabi olarak çalıştıktan sonra vefat eden babasından dolayı kendisine bağlanan yetim aylığının davalı kurumca kesilmesive daha önce yapılan ödemelerin borç çıkarılmasına ilişkin işlemin iptaliistemiyleaçılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
KARAR
Davacı : Y.Ü.
Vekili : Av. S.S.Ç.
Davalı : Sosyal GüvenlikKurumu Başkanlığı
Vekili : Av. S.Ü.A.
OL A Y :Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı kurumun01.11.2008-30.06.2017 tarihlerinde davacıya ödenen yetimaylıklarının yersiz ödendiği nedeniyle toplamda 132.014,47-TL'niniadesini talep ettiğini ve davacınınaylığını kestiğini, müvekkilinin 10.02.2015tarihinde eşinden boşandığını, bu tarihten sonratarafların ortak çocuklarıyla ilgili hususlar hariçhiçbir şekilde bir araya gelmediklerini, müvekkilinin kesilenaylığının tek geçim kaynağı olduğugibi bu aylığı almakta hiçbir kötü niyetiolmadığını ileri sürerek, fazlaya ilişkinhakları saklı kalmak kaydıyla, davacıya babasınınölümünden dolayı bağlanan ölümaylığının 5510 sayılı Kanun hükümlerigereğince kesilmesi yönündeki davalı işleminin iptaliile davacının borçlu bulunmadığınıntespitine ve kesilen aylıkların kesilme tarihleri ile birlikteişleyen yasal faizi ile ödenmesine karar verilmesi, kararkesinleşinceye kadar özellikle sağlıkyardımlarından yararlanamayan müvekkilinin mağduriyetisebebi ile sağlık yardımlarından yararlanma ve icratakibine geçilmemesi yönünde ihtiyati tebdir kararıverilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
KOCAELİ2. İŞ MAHKEMESİ: 21.11.2018 gün ve E:2017/233, K:2018/299sayı ile, davacının babasının 5510 sayılıKanun'un geçici 4. maddesinde değişiklik getiren 5754sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesindenönce emekli sandığı mensubu olduğu ve kurumtarafından davacı hakkında tesis edilen işlemlerin idariişlem olduğu göz önünde bulundurularak ve 6100sayılı HMK'nın 114/1-b maddesine göre dava şartıolan "yargı yolunun caiz olmaması" nedeniyle davanınusulden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez aynı istemle idari yargı yerindedava açmıştır.
KOCAELİ2. İDARE MAHKEMESİ: 10.1.2019 gün ve E:2018/1461 sayıile, davacı adına bağlanan aylığın muvazaalıboşanma yaptığı iddiasıyla iadesini içerenişlemin 5510 sayılı Kanun hükümlerininuygulanmasından kaynaklandığı ve mevzuatta söz konusuuyuşmazlığın niteliği itibariyle idariyargının görev alanına girdiğine ilişkinözel bir düzenleme getirilmediği dikkatealındığında, uyuşmazlığın 5510sayılı Kanun hükümleri uyannca adli yargı yerindeçözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmışolup, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi'nin Kuruluş veİşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarıncagörevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyalarınUyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine ve dosya incelemesinin bukonuda Uyuşmazlık Mahkemesi'nce karar verilinceye kadar ertelenmesinekarar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi'nin, Hicabi DURSUN’unBaşkanlığında, Üyeler: Şükrü BOZER,Mehmet AKSU, Birol SONER, Süleyman Hilmi AYDIN, Aydemir TUNÇ veNurdane TOPUZ'un katılımlarıyla yapılan 25.02.2019günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılıYasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeyegöre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, idariyargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyasıile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği veusule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığıanlaşıldığından görevuyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim GülşenAKAR PEHLİVAN’ın, davanın çözümündeidari yargının görevli olduğu yolundaki raporu iledosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarcagörevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Halilİbrahim ÇİFTÇİ ile DanıştaySavcısı Yakup BAL’ın davada idari yargınıngörevli olduğu yolundaki sözlüaçıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİGÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava;Emekli Sandığı Kanunu'na tabi olarakçalıştıktan sonra vefat eden babasından dolayıkendisine bağlanan yetim aylığının davalı kurumcakesilmesive daha önce yapılan ödemelerin borççıkarılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyleaçılmıştır.
31.05.2006tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel SağlıkSigortası Kanunu 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlarkapsamındaki hizmet akdine göre ücretleçalışanlar (Sosyal Sigortalılar), kendi hesabınaçalışanlar (Bağ-Kur’lular), tarımda kendiadına ve hesabına çalışanlar (TarımBağ-Kur’luları), tarım işlerinde ücretleçalışanlar, (Tarım sigortalıları), devletmemurları ve diğer kamu görevlilerini (EmekliSandığı İştirakçileri), geçicimaddelerle korunan haklar dışında, sosyal güvenlik vesağlık hizmetleri yönünden yeni bir sisteme tabitutmuş, beş farklı emeklilik rejimini aktüeryal olarak hakve hükümlülükler yönünden tek bir sosyalgüvenlik sistemi altında toplamıştır. 5510sayılı Kanunun iptali amacıyla açılan davada AnayasaMahkemesi, 15.12.2006 tarih ve E: 2006/111, K: 2006/112 sayılıkararıyla, anılan Kanunun birçok maddesi ile birlikte, buKanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı T.C.Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine tabi olarakgörev yapmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlilerinidiğer sigortalılarla aynı sisteme tabi kılan (başta4/c maddesi) hükümlerin iptaline karar vermiş; bu karardan sonrakabul edilen 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanunla 5510sayılı Kanunda düzenlemeler yapılmış veanılan Kanuna eklenen Geçici 1 nci ve Geçici 4 ncümaddelerle, 5754 sayılı Kanunun yürürlüğegirdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4ncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamındaolanlar (memurlar ile diğer kamu görevlileri) ile bunların dulve yetimleri hakkında, bu Kanunla yürürlüktenkaldırılan hükümleri de dâhil 5434 sayılıKanun hükümlerine göre işlem yapılacağıhüküm altına alınmıştır. 5754sayılı Kanunun kimi hükümlerinin iptali istemiyleaçılan dava Anayasa Mahkemesi’nin 30.3.2011 tarih ve E:2008/56, K:2011/58 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
5510sayılı Kanunun 101 nci maddesinde yer alan “…bu Kanunhükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkanuyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür.”bölümünün iptali istemiyle yapılan itirazbaşvurusunda Anayasa Mahkemesi, 22.12.2011 tarih ve E: 2010/65, K:2011/169 sayılı kararıyla (RG. 25.1.2012, Sayı: 28184)davayı ret ile sonuçlandırmakla birlikte; söz konusukararın Mahkememiz önündeki uyuşmazlığaışık tutacak şekilde şu gerekçeyedayandırmıştır: “…5754 sayılı Kanununyürürlüğe girmesinden önce memur ve diğer kamugörevlisi olarak çalışmakta olanlar, evvelce olduğugibi 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olacaklar vebunların emeklileri bakımından da aynı Kanunhükümleri uygulanmaya devam edecek; ancak 5754 sayılıKanun’un yürürlüğe girmesinden sonra memur vediğer kamu görevlileri olarak çalışmayabaşlayanlar ise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca,bu Kanun hükümlerine tabi sigortalı sayılacak vehaklarında 5434 sayılı Kanun değil, 5510 sayılıKanun’un öngördüğü kural ve esaslar uygulanacak;ihtilaf halinde de adli yargı görevli bulunacaktır. 5754sayılı Kanunun yürürlüğüyle birlikte,artık Sosyal Sigortacılık esasına göre faaliyetgösteren ve yaptığı, tesis ettiği işlem vemuameleler idari işlem sayılamayacak bir sosyal güvenlikkurumunun varlığından söz etmek gerekli bulunmaktadır.5754 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesindenönce iştirakçisi sıfatıylaçalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileriile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanun’a göreemekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıcamemurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hakkazanacaklar yönünden ise Sosyal Güvenlik Kurumu’nun tesisedeceği işlem ve yapacağı muameleler idari işlemniteliğini korumaya devam edecek, bunlara ilişkin ihtilaflarda daevvelce olduğu gibi idari yargı görevli olmaya devamedecektir… Bu bakımdan 5510 sayılı Kanunun yürürlüğündensonra, prim esasına dayalı yani sistemin içeriği ve Kanunkapsamındaki iş ve işlemlerin niteliği gözönünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla,yargılamanın bütünlüğü ve uzman mahkemeolması nedeniyle Kanun hükümlerinin uygulanması ile ortayaçıkan uyuşmazlıklarınçözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesindeAnayasa’ya aykırılık görülmemiştir.
Ancak,yukarıda açıklandığı üzere 5754sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesindenönce statüde bulanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ileilgili sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasındandoğan idari işlem ve idari eylem niteliğindekiuyuşmazlıklarda idari yargının görevinin devamedeceği açıktır…”
Yukarıdasözü edilen mevzuat hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesikararının birlikte değerlendirilmesinden, 5510 sayılıKanunun yürürlüğe girmesinden önce memur ve diğerkamu görevlisi olarak çalışmakta olanlar, daha önceolduğu üzere 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabiolacakları gibi bunların emeklilikleri bakımından daaynı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edileceği; ancak,bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur ve diğerkamu görevlisi olarak çalışmaya başlayanlarınise 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi uyarınca, bu Kanunhükümlerine tabi sigortalı sayılacağı vehaklarında 5434 sayılı Kanunun değil 5510 sayılıKanunun öngördüğü kural ve esaslarınuygulanacağı dolayısıyla ihtilafların da adliyargı yerinde çözümleneceğiaçıktır.
Kaldıki; T.C. Anayasası’nın 158.maddesindeki“…diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındakigörev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi’ninkararı esas alınır ” hükmü uyarınca AnayasaMahkemesi kararının bu uyuşmazlığınçözümünde esas alınacağıtartışmasızdır.
Budurumda, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğegirmesinden önce iştirakçi sıfatıylaçalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileriile emekli sıfatıyla 5434 sayılı Kanuna göre emekli,dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar vediğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklaryönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem veyapacağı muamelelerin “idari işlem” ve “idarieylem” niteliğini korumaya devam edeceği,dolayısıyla, 2577 sayılı İdari YargılamaUsulü Kanununun 2/1-a maddesinde belirtilen idari işlemlerhakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biriile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleriiçin menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılaniptal davaları kapsamında bulunan, Emekli Sandığındanemekli olan babası sebebiyle kendisine bağlanan yetimaylığının kesilmesi ve geriye doğru borççıkarılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyledavacı tarafından açılan davanın idari yargıyerinde görüleceği sonucuna varılmıştır.
Açıklanannedenlerle davanın görüm ve çözümü idariyargının görevli olduğu dolayısıyla, Kocaeli 2.İdare Mahkemesinin 10.1.2019 gün ve E:2018/1461 sayılı başvurusununreddi gerekmiştir.
S O N U Ç : Davanın çözümündeİDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Kocaeli2. İdare Mahkemesinin 10.1.2019 gün ve E:2018/1461 sayılıBAŞVURUSUNUN REDDİNE, 25.02.2019 gününde üye BirolSONER'in KARŞI OYU ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAKkarar verildi.
Başkan Üye Üye Üye
Hicabi Şükrü Mehmet Birol
DURSUN BOZER AKSU SONER
Üye Üye Üye
Süleyman Hilmi Aydemir Nurdane
AYDIN TUNÇ TOPUZ
KARŞIOY
Dava, davacının mülga 5434 sayılı EmekliSandığı Kanununa tabi olarak çalıştıktansonra vefat eden babasından kendisine bağlanan yetimaylığının 5510 sayılı Kanunun 56/son maddesinedeniyle Kurumca kesilmesi ve daha önce yapılan ödemelerinborç çıkarılmasına ilişkin Kurumişleminin iptali istemiyle açılmıştır.
Davacı, davasını önce Adli Yargıda ikameetmiş, ancak mahkemenin davayı yargı yolu bakımındanreddetmesi üzerine, bu kez İdari Yargıya başvurmuşancak bu mahkemece de davanın yargı yolunun caiz olmamasınedeniyle reddi üzerine oluşan olumsuz görevuyuşmazlığı nedeniyle dava Uyuşmazlık Mahkemesinegönderilmiştir.
Uyuşmazlık, mülga 5434 sayılı Kanunhükümleri uyarınca yetim aylığı bağlanandavacının 1.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren5510 sayılı Kanun'un 56/son maddesi hükmü uyarıncaKurumca aylığının kesilmesi nedeniyle davacı ile kurumarasında çıkan ihtilafın hangi yargı mercitarafından çözüleceği noktasındadır.
Davanın yasal dayanağı 01.10.2008 tarihindeyürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar veGenel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 56. maddesinin ikincifıkrasıdır.
5510 sayılı Kanun'un '‘Gelir ve aylıkbağlanmayacak haller” başlıklı 56. maddesinde;
"...Eşinden boşandığı halde,boşandığı eşiyle fiilen birlikteyaşadığı belirlenen eş ve çocukların,bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bukişilere ödenmiş olan tutarlar, 96'ncı maddehükümlerine göre geri alınır..."
düzenlemesi yer almaktadır.
01.10.2008 tarihinden önce yürürlükte bulunan vesosyal güvenlik mevzuatının temelini teşkil eden, 506sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu; 1479 sayılı Esnaf veSanatkârlar ve Diğer BağımsızÇalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu; 2925sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu;2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına ÇalışanlarSosyal Sigortalar Kanunu ile 5434 sayılı T.C. EmekliSandığı Kanunumda yer almayan dava konusu düzenleme ilk kez01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılıSosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunumda yeralmıştır.
Düzenleme ile ölen sigortalının kızçocuğu veya dul eşi yönünden, boşanılaneşle boşanma sonrasında fiilen birlikte olma durumunda,ölüm aylığının kesilmesi ve ödenmişaylıkların geri alınması öngörülmektedir.Buna göre, daha önce sosyal güvenlik kanunlarında yeralmayan, boşanılan eşle fiilen birlikte yaşama olgusu,gelir veya aylık kesme nedeni ve bağlama engeli olarak benimsenmiştir.
Anılan maddenin gerekçesinde deaçıklandığı üzere, düzenleme ilehakkın kötüye kullanımının olasıuygulamaları engellenmek istenmiş ve bu amacın gerçekleştirilebilmesiiçin kötüye kullanımın varlığıbelirlendiği takdirde ilgiliyi haktan yararlandırmama; hakkınkötüye kullanılması durumunda haksahipliğinin ortadankalkması ve dolayısıyla gelir veya aylıktanyararlandırılmama yöntemi benimsenmiştir.
Gerçekten, ölüm aylığı almak üzereboşanılıp, boşanılan eşle fiilen birlikteyaşamaya kişiyi sürükleyen etkenin niteliği vetürü, hukuk düzeni açısından önemtaşımamaktadır. Çünkü hakkınkötüye kullanılması hangi dürtüyle (saikle) ortayaçıkarsa çıksın, sonuçta hukukbakımından sadece “kötüye kullanma” olup, hukukdüzeni tarafından korunmamaktadır (Centel, Tankut:Boşandığı Eşiyle Birlikte YaşayanınAylığının Kesilmesi, MESS Sicil Dergisi, Mart 2012sayı, 25, s, 195).
Hak sahibinin boşandığı eşiyle fiilen birlikteyaşaması her ne saikle olursa olsun, Anayasal bireyselözgürlük kapsamında kalmakta ise de Devlet sosyalgörevlerini mali kaynaklarının yeterliliğiölçüsünde yerine getirmesine ilişkinAnayasa’nın 65. maddesi uyarınca sosyal sigortayardımlarına hak kazanma koşullarını düzenlemeyetkisine sahip olduğu gibi, Devletin boşanan eşlerin birlikte yaşamasınayasak getirmesi mümkün olmamakla beraber bu durumda olankişileri sosyal sigorta yardımları kapsamıdışında bırakılması mümkündür.
Maddede boşanmanın amacına yönelik herhangi birdüzenlemeye yer verilmediğinden, uygulama yapılırken,eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğininaraştırılması sözkonusu olmamalı,boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkinherhangi bir araştırma ve boşanma yönündekikesinleşmiş yargı kararının geçerliliğininsorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmişyargı organının verdiği karara dayanan boşanmanınhukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıpdayanmadığının araştırılmasınınbir başka organın yetki ve görevi içerisinde yeralmadığı, kaldı ki, 4721 sayılı Türk MedeniKanunu’nda anlaşmalı boşanma adı altında hukukibir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır.
Bilindiği üzere, 5510 sayılı Kanun'un 56/2.maddesinin T.C. Anayasası’mn 2, 5, 10, 11, 12, 17, 20, 35, 60 ve138. maddelerine aykırılığı iddiası ile AnayasaMahkemesi’ne maddenin iptali talebi ile başvurularyapılmıştır.
Anayasa Mahkemesi başvurular üzerine yaptığıdeğerlendirme sonucunda 28.04.2011 gün 2009/86 - 70 sayılıkararında hükmün Anayasa’nın 2, 10, 60 ve 65.maddelerine aykırı olmadığı; 5, 11, 12, 17, 20, 35 ve138. maddeleri ile ilgisinin olmadığı belirtilerekbaşvuruların reddine karar vermiştir.
5510 sayılı Kanun'un 56. maddenin ikincifıkrasının, ölüm aylığından yararlanmahakkının kötüye kullanılmasını engellemekamacıyla düzenleme getirmiş olması ve düzenlemeninAnayasa’ya aykırı olmadığının tespitineilişkin Anayasa Mahkemesi kararı karşısında,yürürlükteki kanunları uygulamakla yükümlüolan yargı organlarınca uygulanmasının zorunlu olmasınedeniyle, boşandığı eşiyle fiilen birlikteyaşadığı tespit edilen haksahiplerine gelir veya aylıktahsisi yapılmaması, bağlanan gelir veya aylığınkesilmesine ilişkin Kurum işlemleri usul ve yasaya uygundur.
Kanunun uygulanma zamanı açısındantartışmaya gelince, gelirin veya aylığın kesilmetarihi ile Kurumun geri alım hakkının kapsamına ilişkinolarak; fiilen birlikte yaşama olgusunun başlama tarihi esasalınarak bu tarih itibariyle gelir veya aylık kesme veya iptalişlemi tesis edilip ilgiliye, anılan tarihten itibaren yapılanödemeler yasal dayanaktan yoksun ve yersiz kabul edilmeli, ancak sözkonusu madde 01.10.2008 tarihinde yürürlüğegirdiğinden, fiili birliktelik daha önce başlamış olsadahi maddenin yürürlük günü öncesine gidilmemeli;01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin borç tahakkukusözkonusu olmamalı ve bu şekilde belirlenecek yersiz ödemedönemine ilişkin olarak 5510 sayılı Kanun'un 96.maddesinegöre uygulama yapılmalıdır.
Bu maddenin zaman bakımından uygulanmasıyönünden 5510 sayılı Kanun'un Geçici 1. maddesinindeğerlendirilmesinde de zorunluluk bulunmaktadır.
5510 sayılı Kanun'un “Malûllük,yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkinbazı geçiş hükümleri” başlıklıGeçici Madde 1' e göre;
“Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihtenönce, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 2925sayılı Tarım İşçileri Sosyal SigortalarKanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4'üncü maddesinin birincifıkrasının (a) bendi kapsamında, 1479 sayılıEsnaf ve Sanatkârlar ve Diğer BağımsızÇalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu ve bu Kanunla mülga2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve HesabınaÇalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun4'üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendikapsamında, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti EmekliSandığı Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4'üncümaddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında kabuledilir.
17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunlamülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı kanunlara görebağlanan veya hak kazanan; aylık, gelir ve diğer ödeneklerile 8.2.2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun l'inci maddesinegöre ödenmekte olan ek ödemenin verilmesine devam edilir. Bugelir ve aylıkların durum değişikliği nedeniyleartırılması, azaltılması, kesilmesi veya yenidenbağlanmasında, bu Kanunla yürürlüktenkaldırılan ilgili kanun hükümleri uygulanır...
Bu Kanunun 4'üncü maddesinin birincifıkrasının (a) ve (b) bentlerine göre sigortalısayılanlara ve bunların hak sahiplerine bağlanmış olanaylık ve gelirler, 55'inci maddenin ikinci fıkrasına göreartırılır...”
şeklinde düzenleme içermektedir.
5510 sayılı Kanunun geçici madde 4' e göre;
“…….
Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığıtakdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğegirdiği tarih itibarıyla bu Kanunun 4 üncü maddesininbirinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, buKanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434sayılı Kanun hükümlerine tabi olarakçalışmış olup bu Kanunun 4 üncü maddesininbirinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmayabaşlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunlayürürlükten kaldırılan hükümleri dedâhil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göreişlem yapılır (Ek cümle: 11.10.2011 - KHK7666/5. md.). Bufıkra kapsamına girenlerden 375 sayılı KanunHükmünde Kararnamenin ek 10 uncu maddesi kapsamındabulunanların emekli kesenekleri ile kurum karşılıklarınınhesabında, işgal ettikleri kadrolar için ilgilimevzuatında belirlenen unsurlar esas alınır.
Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarınınbağlanması, artırılması, azaltılması,kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgidevamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler veyardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunlayürürlükten kaldırılan hükümleri dedâhil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlemyapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır(Ek cümle: 16.06.2010 - 5797 S. K/10. md.). Ancak, Polis Akademisindeöğrenim görmekte olan öğrencilerin yetimaylıkları bu öğrenimleri süresince kesilmeksizinödenmeye devam edilir.
…….”
Anılan geçici maddeyle kanun koyucu tarafından, 5510sayılı Kanunun yürürlüğü öncesindesosyal güvenlik kanunları uygulanmak suretiyle haksahiplerinebağlanan gelir veya aylığın, durumdeğişikliği sebebine bağlı olarak kesilmesi veyayeniden bağlanmasında, yine anılan hükümlerinin esasalınması gerektiğinin benimsendiğianlaşılmaktadır. Söz konusu kanunlarda, boşanılaneşle fiili olarak birlikte yaşama olgusu, gelirin veyaaylığın bağlanması engeli veya kesilmesi nedeni olaraköngörülmediğinden, 56. maddenin zaman bakımındanuygulanması hususu da çözüme kavuşturulmalıdır.
Kanunların geriye yürümesi veya yürümemesikonusunda mevzuatımızda genel bir hüküm yoktur. Ancak,toplum barışının temel dayanağı olan hukuka veözellikle kanunlara karşı güveni sağlamak ve hattakanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak için, öğretidekanunların geriye yürümemesi esası kabul edilmiştir.Buna göre, gerek Özel Hukuk ve gerekse Kamu Hukuku alanında,kural olarak her Kanun, ancak yürürlüğe girdiğitarihten sonraki zamanda meydana gelen olaylara ve ilişkilereuygulanır; O tarihten önceki zamana rastlayan olaylara veilişkilere uygulanmaz. Hukuk güvenliği bunu gerektirir.
Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkiliolmaması) kuralının istisnalarından birini de Kamudüzeni ve genel ahlaka ilişkin kurallaroluşturmaktadır.Beklenen (ileride kazanılacağı umulan)haklar yönünden de kanunların geriye yürümesi sözkonusudur. Yargılama hukukunu düzenleyen kanunlar da, ilke olarakgeçmişe etkilidir (Necip Bilge, Hukuk Başlangıcı,14. Bası, Turhan Kitapevi, Ankara, 2000, sh: 193 - 194; A. Şeref Gözübüyük,Hukuka Giriş ve Hukukun Temel Kavramları, 18.Bası, TurhanKitapevi, Ankara 2003, sh: 73), (HGK’nun 13.10.2004 gün ve 2004/10 -528 E., 2004/533 K.; 11.04.2012 gün ve 2012/10 - 149 E., 2012/241 K.sayılı ilamları).
Bu kapsamda, yine 4721 sayılı Kanun’un“Dürüst davranma” başlıklı 2. maddesindeyer alan ve maddenin düzenleniş amacı olandürüstlük kuralı çerçevesindeçözüme gidilmelidir.
4721 sayılı TMK’ nun anılan 2. maddesiuyarınca:
“Herkes, haklarını kullanırken veborçlarını yerine getirirken dürüstlükkurallarına uymak zorundadır.
Bir hakkın açıkça kötüyekullanılmasını hukuk düzeni korumaz.”
Anılan madde uyarınca, bir hakkınaçıkça kötüye kullanılmasını hukukdüzeni korumayacağı gibi, hiç kimsenin kendi kusurundanyararlanamayacağı ilkesi de birlikte gözetilmek suretiyle, 5510sayılı Kanunun 56. maddesi açısından 01.10.2008tarihinden önce hakkın kazanıldığı durumlarda,anılan yasal düzenleme öncesinde, ilgililer her ne amaçlaboşanmış olursa olsun, fiili birlikteliklerini 5510sayılı Kanunla getirilen yeni düzenleme sonrasında dasürdürdüklerinin veya söz konusu düzenlemeden itibarenanılan tür ve nitelikte bir beraberliğebaşladıklarının kanıtlanması durumunda, başkabir anlatımla fiili olarak birlikte yaşama olgusununsaptandığı durumlarda, anılan 2. madde kapsamındahakkın kötüye kullanımının varlığıkabul edilerek ilgililere gelir veya aylık tahsisi yapılmaması,bağlanan gelir veya aylığın kesilmesi gerekmektedir(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2015/21 - 308 Esas, 2016/140 Karar).
Kuşkusuz, hak sahibine fiili birlikteliğin sona erdiğitarihten itibaren, diğer koşulların da varlığıdurumunda yeniden gelir veya aylık bağlanabileceği kabuledilmelidir.
Dosyanın incelenmesinde; davacının 10.2.2015 tarihindeeşinden boşandığı, talebi üzerine Emekli Sandığıiştirakçisi olup vefat eden babasından kendisine yetimaylığı bağlandığı, Kurumca yapılantahkikat sonucu boşandığı eşi ile birlikteyaşamaya devam ettiği gerekçesiyleaylığının kesildiği anlaşılmaktadır.
Somut olayda Kurum 5510 sayılı Kanunun 56/son maddesigereğince muaraza çıkarmaktadır. Uyuşmazlıkkonusu Kanunun 56/son maddesi 5510 sayılı Kanun ile getirilen yenibir düzenlemedir.
5510 sayılı Kanunun 101. maddesine göre; "BuKanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanunhükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkanuyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür".
Bu durumda, davacının kesilen aylığının,Emekli sandığından aylık almakta iken vefat edenbabasından dolayı 5434 sayılı Kanun uyarıncabağlanan yetim aylığı olduğu, buaylığın Kurumca 5510 sayılı Kanunun 56/son maddesigereğince kesildiği, buna göre dava konusu işlemin 5510sayılı Kanunun 56. maddesinin uygulanmasındankaynaklandığı, 5510 sayılı Kanunun 101. maddesinin,İş Mahkemelerinin görevli olduğuna dairhükmünün açık olması karşısında,uyuşmazlığın Adli Yargıda çözülmesidüşüncesinde olduğumdan, Yüksek Mahkemenin aksigörüşte olan Sayın Çoğunluğununkararına bu nedenlerle katılmıyorum. 25.2.2019
ÜYE
BirolSONER
Full & Egal Universal Law Academy