T.C. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ HUKUK BÖLÜMÜ ESAS NO : 2018 / 93 KARAR NO : 2018 / 374 KARAR TR : 25.6.2018 ÖZET : Davacıların murislerinin terör örgütünce öldürülmesi nedeniyle 5233 sayılı Kanun kapsamında kendilerine tazminat ödenmesi istemiyle açılan davaya ait olan ve İstanbul İdare Mahkemesine gönderilmek üzere Gaziosmanpaşa Asliye Hukuk Mahkemesine verilen dilekçenin geç gönderilmesi sonucu davanın süre aşımı yönünden reddine karar verildiği, bu nedenle, dava dilekçesinin ilgili İdare Mahkemesine geç gönderilmesinde davalı Bakanlık personelinin ihmali nedeniyle hizmet kusuru bulunduğundan bahisle; uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk. K A R A R Davacılar : 1-B.K. 2-F.K. 3-M.K. 4-ME.K. 5-A.K. 6-H.K. 7-HA.K. Vekili :Av. B.D. Davalı :Adalet Bakanlığı Vekili :Av. B.B.C. O L A Y : Davacılar vekilitarafından ilk olarak 15.8.2012 tarihinde açılan davaya aitdilekçenin, Ankara 16.İdare Mahkemesince, 13.9.2012 günve E:2012/1306, K:2012/1425 sayı ile 2577 sayılı Kanunhükümlerine uygun olmadığından bahisle reddedilmesindensonra yenilenen dilekçenin aynı Mahkemece, 28.2.2013 gün veE:2013/227, K:2013/319 sayı ile bir kez daha reddedilmesinden sonra; Davacılarvekili yenilediği dilekçesinde; müvekkillerinin murisi M.A.K.’indevletle iş birliği yaptığı gerekçesi ileP.K.K. örgütü tarafından iki arkadaşı ilebirlikte dağa kaçırılıp 1993 yılındaöldürüldüğünü; 5233 sayılıYasa kapsamında Siirt valiliğine tazminat talebindebulunduklarını; yasaya göre ölen kişi başınamaktu tazminat ödendiğini; Siirt Valiliğine bağlıkomisyonun taleplerini reddettiğini, İdarenin olumsuz kararınınkendilerine 4.9.2006 tarihinde tebliğ edildiğini; bu kararıniptali için, 9.10.2006 tarihinde, İstanbul İdare Mahkemesine gönderilmeküzere İstanbul İli Gaziosmanpaşa Asliye Hukuk Mahkemesi kanalıile dava dilekçelerini havale edip, harcını ve postagiderlerini yatırdıklarını, harç ve muhaberedefterine kayıt yapıldığını; normalşartlarda 3 gün içinde dava dilekçelerinin ilgilimahkemelere posta ile gönderilmesi gerekirken, davalı Bakanlığabağlı Mahkemenin görevi ihmal ederek ve işi savsaklayarak45 gün sonra dilekçeyi ilgili İdare Mahkemesine gönderdiğini,gönderiliş tarihinin 24.11.2006 olduğunu; süresiiçinde davayı açtıkları halde; Diyarbakır2.no.lu İdare Mahkemesi’nin, Davanın süresi içindeaçılmadığı gerekçesiyle, esasa girmedenreddettiğini; bir yargıcın muhalefet şerhininbulunduğu kararı temyiz ettiklerini, Danıştay 15. Dairesininde 14.12.2011 tarihinde kararı onadığını; haklıoldukları davanın süre yönünden reddedildiğini,çünkü; murisle birlikte öldürülen M.D.’inmirasçılarının dava açıpkazandıklarını; süre yönünden davalarınınreddedilmesinin müsebbibinin Davalı Bakanlığabağlı Gaziosmanpaşa Asliye Hukuk Mahkemesi personeliolduğunu; Bakanlığın, personelinin kusurundan sorumlubulunduğunu; olay ile sonuç arasında bir illiyet bağıolduğunu; davalı Bakanlığa yazılı başvurudabulunduklarını, 16.4.2012 tarihinde dilekçelerinitebellüğ eden İdarenin şimdiye kadar cevap vermediğini,ancak daha sonra, 25.12.2012 tarihli olumsuz cevap yazısınınkendilerine yeni tebliği edildiğini; talep edilen miktarın 5233sayılı yasa kapsamında ölüm halinde idareninödemesi gereken tazminat olduğunu ifade ederek; 15.000.00.TL’nin15.10.2006 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle12.4.2013 tarihinde idari yargı yerinde davaaçmıştır. DavalıBakanlık tarafından süresinde verilen cevap dilekçesinde;tazminat talebinin hizmet değil kişisel kusura dayanmasıgerektiğinden bahisle, açılan davanın görevyönünden reddi gerektiği savunulmuştur. Ankara 16.İdare Mahkemesi;20.3.2014 gün ve E:2013/591, K:2014/285 sayı ile bakılmakta olandavanın çözümünün, hizmetingörüldüğü ve eylemin gerçekleştiğiyer olan İstanbul ilinin yargı çevresi bakımındanbağlı olduğu İstanbul İdare Mahkemesi'nin yetkisinegirdiği gerekçesiyle; 2577 sayılı Kanunun 15/1-amaddesi uyarınca davanın yetki yönünden reddine ve davadosyasının yetkili İstanbul İdare Mahkemesi'negönderilmesine karar vermiştir. İstanbul 7.İdareMahkemesi; 19.3.2015 gün ve E:2014/1105, K:2015/567 sayı ileuyuşmazlığın esasını inceleyerek, davanınkabulü ile 15.000,00-TL maddi tazminatın 16.04.2012 tarihindenitibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idaredenalınarak davacılara ödenmesine karar vermiş; itirazedilmesi üzerine, İstanbul (Kapatılan) Bölge İdareMahkemesi Dördüncü Kurulu; 27.01.2016 tarih ve E:2015/1113,K:2016/374 sayı ile itirazın reddine ve kararın onanmasınakarar vermiş; kararın düzeltilmesi istemi üzerine;İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Dokuzuncu İdare DavaDairesi; 28.11.2016 gün ve E:2016/494, K:2016/745 sayı ile“(…) 2247 sayılı Uyuşmazlık MahkemesininKuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 10. ve izleyenmaddelerine göre; adli, idari veya askeri bir yargı merciineaçılmış davada görev itirazında bulunulmasıhalinde, başkaca usuli işlem yapılıp esasa girilmeden, buitiraz hakkında bir karar verilmesi; eğer görev itirazıreddedilmiş ise, bunun tebliğ edilmesi, böylece görevitirazında bulunan kişi veya makama görevuyuşmazlığı çıkarmayı isteme konusunda olanaktanınması gerekmektedir. Diğer taraftan, anılan Kanundagörev itirazında bulunacak olan davanın taraflarıarasında bir sınırlama getirilmemiş olup, bu imkandanyararlanma hem davacıya, hem de davalı tarafatanınmıştır. Dava dosyasınınincelenmesinden; davalı idarece yapılan savunmada görevitirazında bulunularak; davada, idari yargı yerinin değil, adliyargı yerinin görevli olduğunu ilerisürdüğü; ancak, mahkemece bu itiraz incelenmeksizindavanın kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, idare mahkemesince,davalı idarenin görev itirazı üzerine, bu itirazhakkında-bir karar verilmeksizin davanın esası hakkındakarar verilmesinde hukuki isabet görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle;davacının karar düzeltme isteminin kabulüne, İstanbul(Kapatılan) Bölge İdare Mahkemesi DördüncüKurulu'nun 27/01/2016 tarih ve E:2015/1113, K:2016/374 sayılıkararının kaldırılmasına, İstanbul 7. İdareMahkemesi Hakimliği'nce verilen 19/03/2015 günlü ve E:2014/1105,K:2015/567 sayılı kararının bozulmasına, yukarıdabelirtilen hususlar gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzeredosyanın Mahkemesine gönderilmesine…” kesin olarak kararvermiştir. İSTANBUL 7.İDAREMAHKEMESİ; 26.1.2017 gün ve E:2017/39 sayı ile“(…) Anayasa’nın 125. maddesinin sonfıkrasında; "İdarelerin kendi işlem ve eylemlerindendoğan zararları ödemekle yükümlüoldukları" öngörülmüştür. İdarenin hukukisorumluluğunun oluşabilmesi için, ortada bir zararolması, bu zararın idarenin bir işlem veya eylemi sonucundaoluşması ve zarar ile idari işlem veya eylem arasındailliyet bağının (sebep-sonuç ilişkisinin)bulunması gerekir. İdarenin hukuki sorumluluğunu gerektirenunsurlardan olan hizmet kusuru ise idarenin yapmakla yükümlüolduğu kamu hizmetinin yürütülmesinde eksiklik,aksaklık ve bozukluklar bulunduğunu ifade eden bir kavramdır. 2577 sayılıYasanın 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise;"İdari işlem ve eylemlerden dolayı kişiselhakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılantam yargı davaları" idari dava türleri arasındasayılmış; idari yargının idari eylem veişlemlerin hukuka uygunluğunun denetimini yapmakla görevliolduğu kurala bağlanmıştır. (…) İdari işlem veeylemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlartarafından açılan tam yargı davalarının; idaridava türlerinden biri olduğu idare hukukunun bilinen ilkelerindendir. İdareninyürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetlerininişleyişinden kaynaklanan zarara ilişkin olarakaçılacak davalar idari yargının görev alanınagirmekte olup, mevcut uyuşmazlıkta davacı tarafça, davadilekçesinin yetkili ve görevli Mahkemeye geçgönderilmesi sebebiyle davanın süre yönünden reddinesebep olunduğu ve bu nedenle davalı idarenin hizmet kusurubulunduğu iddia edilerek, söz konusu bu hizmet kusuru sebebiyleoluşan zararların tazmininin talep edildiği vedolayısıyla tazmin istemine dayanak alınan işlemlerin idariişlem niteliğinde olduğu sonucuna varılmaktadır. Bu durumda; davacılarıniddialarına ilişkin tazmin talebinin dayanağı olanişlemlerin idari işlem niteliğinde olduğu ve davacıtarafça idari hizmetin geç yürütülmesi sonucuidarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı önesürülen dava konusu zararın tazminine ilişkinuyuşmazlığın çözümünün, 2577sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun yukarıdaaktarılan 2. maddesinin l/b bendi uyarınca İdare Mahkemeleriningörevinde olduğu sonucuna varıldığından,davalı idarenin görev itirazı yerindegörülmemiştir. Açıklanan nedenlerledavalı idarenin görev itirazının reddine…”karar vermiştir. Davalı vekili tarafından, süresiiçinde verilen dilekçe ile olumlu görevuyuşmazlığı çıkarılması istemiylebaşvuruda bulunulması üzerine dilekçe, dava dosyasıile birlikte Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı’na gönderilmiştir. YARGITAY CUMHURİYETBAŞSAVCISI; 8.9.2017 gün ve Sayı: YY-2017/42713 sayı ile “(…)Anayasanın125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerinekarşı yargı yolunun açık olduğu, aynımaddenin son fıkrasında ise idarenin kendi eylem veişlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüolduğu kuralına yer verilmiş; 129/5. maddesinde, memurlar vediğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırkenişledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının,kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiğişekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhineaçılabileceğine işaret edilmiş; 657 sayılıDevlet Memurları Kanununun 13. maddesinde de, kişilerin kamu hukukunatabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardandolayı, bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil,ilgili kurum aleyhine dava açacakları ve kurumun genelhükümlere göre sorumlu personele rücu hakkınınsaklı olduğu hükme bağlanmıştır. 2577 sayılı İdariYargılama Usulü Kanununun “İdari Dava Türleri veİdari Yargı Yetkisinin Sınırı” kenarbaşlıklı 2. maddesinde, idari dava türleri: a) İdari işlemlerhakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biriile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleriiçin menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılaniptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayıkişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafındanaçılan tam yargı davaları, c) Tahkim yoluöngörülen imtiyaz şartlaşma vesözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç,kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılanher türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflararasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalarolarak sayılmıştır. Bununla birlikte yukarıdabelirtilen hükümlere göre idari yargı yerinde davaaçılabilmesi için, işlem veya eylemin idari birfaaliyet kapsamında gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Sözkonusu işlem veya eylemin idari bir faaliyet kapsamındagerçekleştirilmediğinin anlaşılması halindeişlem veya eylemin niteliğine göre sonuca gidilmesigerekecektir. Yargı faaliyetitanımlanırken kullanılan ölçütlerden biri olanorganik ölçüte göre bir faaliyetin yargı faaliyetisayılması için bağımsız mahkemeler tarafındanyerine getirilmesi gerekir. Maddi ölçüte göre ise,mahkemelerin bütün faaliyetleri yargı faaliyeti değildir;sadece hukuk kurallarının bağımsız mahkemelertarafından somut olaylara uygulanması halinde bir yargıfaaliyeti vardır. Bu ölçüte göre, hakimlerinçekişmeli veya çekişmesiz yargı işinigörmeleri yargı faaliyetine dahildir. Kalem işlerininyürütülmesi ve yazı işleri personelinin yönetimigibi işler ise yargı faaliyeti kapsamındadışındadır. Öte yandan, yargı faaliyeti,davanın açılmasından, hükmün kesinleşmesinekadar uzayan ve Yargıtay incelemesini de içine alan bütünyargısal faaliyetleri kapsamaktadır. AnayasanınBaşlangıcında öngörülen “Kuvvetlerayrımı” ilkesi ile 9. ve 138. maddeleri dikkatealındığında, bağımsız bir erk olanyargının yargılama faaliyeti ile ilgili işlemlerinin,Anayasanın 125. maddesinde öngörülen “idarifaaliyet” kapsamında değerlendirilmesi mümkünolmayıp, bu “yargı faaliyeti” nedeniyle idari yargıyoluna başvurulabilmesine imkân yoktur. Esasen bu durum, kuvvetlerayrılığı ilkesinin tabii bir sonucudur. Bu düzenlemeler veaçıklamalar kapsamında dava konusu olay elealındığında, Gaziosmanpaşa Nöbetçi AsliyeHukuk Mahkemesinin 09/10/2006 tarihinde verilen dilekçeyi havale ederekilgili idare mahkemesine göndermesiyle ilgili olarak yürüttüğüfaaliyetin ifa edilen yargı faaliyetinin bir parçasıolduğunda ve yargısal işlem mahiyetinitaşıdığında kuşku bulunmamaktadır.Yargılama sürecine katkıda bulunan işlemler ya dafaaliyetler nedeniyle Devletin sorumlu tutulmasında da, busorumluluğun denetiminin aynı yargı düzeni içindeyapılması ve yargısal nitelikli bir işlemin idariyargı denetimi dışında tutulması gerekmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesinin25/01/2016 tarih ve 2015/978 Esas ve 2016/25 Karar sayılıkararında da bu tür davaların görüm ve çözümündeadli yargının görevli olduğu vurgulanmıştır. Yukarıdakiaçıklamalara göre, somut olaya ilişkin davanın daözel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerindegörülmesi gerektiği düşünülmektedir. KARAR : Yukarıdaaçıklanan nedenlerle 2247 sayılı Kanunun 10 ve 13.maddeleri gereğince, olumlu görev uyuşmazlığıçıkarılmasına, dosyanın UyuşmazlıkMahkemesi Başkanlığına gönderilmesine .…” kararvermiş, dosya 2.2.2018 tarihinde Mahkememiz kayıtlarınagirmiştir. Başkanlıkça,6.2.2018 tarihli yazı ile 2247 sayılı Yasa’nın 13.maddesine göre Danıştay Başsavcısı'nın dayazılı düşüncesi istenilmiştir. DANIŞTAY BAŞSAVCISI; 20.2.2018gün ve E:2018/9 sayı ile “(…) Anayasanın 125'incimaddesinde, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğanzararları ödemekle yükümlü olduğu hükmebağlanmış, 129. maddesinin 1. fıkrasında, memurlar vediğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarakfaaliyette bulunmakla yükümlü olduklarına, 5. fıkrasındaise, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerinikullanırken işledikleri kusurlarından doğan tazminatdavalarının kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunungösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak ancak idarealeyhine açılabileceğine işaret edilmiştir. 2577 sayılı İdariYargılama Usulü Kanunu’nun "İdari dava türleri veidari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı2 nci maddesinin 1 'inci bendinde; idari işlemler hakkında yetki,şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukukaaykırı olduklarından dolayı iptalleri içinmenfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptaldavaları; idari eylem ve işlemlerden dolayı kişiselhakları muhtel olanlar tarafından açılan tam yargıdavaları ile tahkim yolu öngörülen imtiyazşartlaşma ve sözleşmelerinden doğanuyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birininyürütülmesi için yapılan her türlü idarisözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkanuyuşmazlıklara ilişkin davalar, idari dava türleri olaraksayılmıştır. İdare, kural olarakyürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağıkurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylemve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde,hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazminedilmektedir. Tam yargı davalarında,öncelikle zarara yol açtığı önesürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunundenetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu vezararın niteliği sorumluluk ilkelerinin uygulanıpuygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken desorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdareninyürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda,düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel niteliklibozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmetkusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veyahiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenintazmin yükümlülüğünün doğmasınayol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktakianlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğesahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundandolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve aslinedenini oluşturmaktadır. Kamu görevlilerinin hizmetinyürütülmesi sırasındaki kusurlu eylemleri, idareyönünden nesnel nitelik taşıyan "hizmet kusuru"nuoluşturmakta, bunun yargısal denetimi ise, kamu hizmetlerininişleyişinin ve gereklerinin değerlendirilmesinde uzman olanidari yargı yerine ait bulunmaktadır. Olayda, davacıların,murisleri M.A.K.'in terör örgütünceöldürülmesi nedeniyle 5233 sayılı Kanunkapsamında kendilerine tazminat ödenmesi yolunda SiirtValiliğine yaptıkları başvurunun reddine ilişkinişlemin iptali istemiyle açtıkları davaya ait olan veİstanbul İdare Mahkemesine gönderilmek üzereGaziosmanpaşa Asliye Hukuk Mahkemesine verdikleri dilekçenin ilgiliİdare Mahkemesine geç gönderilmesi sonucu davanınsüre aşımı yönünden reddine karar verildiği,bu nedenle, dava dilekçesinin ilgili İdare Mahkemesine geçgönderilmesinde Gaziosmanpaşa Asliye Hukuk Mahkemesi personelininihmali nedeniyle hizmet kusuru bulunduğundan bahisleuğradıkları öne sürülen zararakarşılık 15.000,00-TL maddi tazminatın 15.06.2006tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesiistemiyle idari yargı yerinde açılan davada; kamu hizmetiniyürütmekle yükümlü kılınan davalıidarenin, kamu hizmetini yöntemine ve hukuk kurallarına uygun olarakyürütüp yürütmediğinin, dolayısıylahukuki sorumluluğunun bulunup bulunmadığınınbelirlenmesi gerekmekte olup, açılan davanın bir"rücu davası" olmadığı gibiGaziosmanpaşa Asliye Hukuk Mahkemesinin yargısal bir görevininifasından da doğmamaktadır. Bu durumda, GaziosmanpaşaAsliye Hukuk Mahkemesi Kaleminde görev yapan personelin davadilekçesini ilgili İdare Mahkemesine geç gönderdikleriiddiasından kaynaklanan davada, davalı idarenin hizmet kusuru ya dabaşka bir nedenle idarenin hukuki sorumluluğu bulunupbulunmadığının yargısal denetimi, 2577 sayılıİdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'inci maddesi uyarıncaidari yargı yerlerine ait olduğundan, davanın İdariYargı yerinde görülmesi gerektiği sonucunavarılmıştır. SONUÇ :Açıklanan nedenle, 2247 sayılı Yasanın 13. maddesiuyarınca yapılan başvurunun reddi gerektiği…”yolunda düşünce vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık MahkemesiHukuk Bölümü’nün, Nuri NECİPOĞLU’nunBaşkanlığında, Üyeler: Şükrü BOZER,Mehmet AKSU, Ahmet Tevfik ERGİNBAY, Süleyman Hilmi AYDIN, AydemirTUNÇ ve Birgül KURT’un katılımlarıylayapılan 25.06.2018 günlü toplantısında: I-İLK İNCELEME: Dosyaüzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesiuyarınca yapılan incelemeye göre; davalı AdaletBakanlığının anılan Yasanın 10/2 maddesindeöngörülen yönteme uygun olarak yaptığıgörev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilensüre içinde Bakanlık vekilince başvuruda bulunmasıüzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısınca, 10. maddedeöngörülen biçimde olumlu görevuyuşmazlığı çıkarıldığıanlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlıkbulunmadığından, görevuyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ:Raportör-Hâkim Taşkın ÇELİK’in,davanın çözümünde idari yargınıngörevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay CumhuriyetSavcısı Halil İbrahim ÇİFTÇİ’nindavada adli yargının, Danıştay Savcısı YakupBAL’ın ise davada idari yargının görevli olduğuyolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİGÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacılarınmurislerinin terör örgütünce öldürülmesinedeniyle 5233 sayılı Kanun kapsamında kendilerine tazminatödenmesi istemiyle açılan davaya ait olan ve İstanbulİdare Mahkemesine gönderilmek üzere Gaziosmanpaşa AsliyeHukuk Mahkemesine verilen dilekçenin geç gönderilmesi sonucudavanın süre aşımı yönünden reddine kararverildiği, bu nedenle, dava dilekçesinin ilgili İdareMahkemesine geç gönderilmesinde davalı Bakanlıkpersonelinin ihmali nedeniyle hizmet kusuru bulunduğundan bahisle; uğranıldığı ileri sürülen zararıntazmini istemine ilişkin bulunmaktadır. Anayasanın 125'incimaddesinde, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğanzararları ödemekle yükümlü olduğu hükmebağlanmış, 129. maddesinin 1. fıkrasında, memurlar vediğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarakfaaliyette bulunmakla yükümlü olduklarına, 5.fıkrasında ise, memurlar ve diğer kamu görevlilerininyetkilerini kullanırken işledikleri kusurlarından doğantazminat davalarının kendilerine rücu edilmek kaydıyla vekanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak ancakidare aleyhine açılabileceğine işaret edilmiştir. 2577 sayılı İdariYargılama Usulü Kanunu’nun "İdari dava türlerive idari yargı yetkisinin sınırı"başlıklı 2 nci maddesinin 1 'inci bendinde; idari işlemlerhakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biriile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleriiçin menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılaniptal davaları; idari eylem ve işlemlerden dolayı kişiselhakları muhtel olanlar tarafından açılan tam yargıdavaları ile tahkim yolu öngörülen imtiyazşartlaşma ve sözleşmelerinden doğanuyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birininyürütülmesi için yapılan her türlü idarisözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkanuyuşmazlıklara ilişkin davalar, idari dava türleri olaraksayılmıştır. Öte yandan aynıKanunun 4.maddesinde dilekçeler ve savunmalar ile davalara ilişkinevrakın nerelere verileceğine ilişkin; 6.maddesinde de dilekçeüzerine uygulanacak işlemlerin neler olduğuna ilişkinhükümlere yer verilmiştir. İdare, kural olarakyürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağıkurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylemve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kurallarıçerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkelerigereği tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarında,öncelikle zarara yol açtığı önesürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunundenetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu vezararın niteliği sorumluluk ilkelerinin uygulanıpuygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken desorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdareninyürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda,düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel niteliklibozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmetkusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veyahiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenintazmin yükümlülüğünün doğmasınayol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktakianlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğesahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundandolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve aslinedenini oluşturmaktadır. Kamu görevlilerinin hizmetinyürütülmesi sırasındaki kusurlu eylemleri, idareyönünden nesnel nitelik taşıyan "hizmet kusuru"nuoluşturmakta, bunun yargısal denetimi ise, kamu hizmetlerininişleyişinin ve gereklerinin değerlendirilmesinde uzman olanidari yargı yerine ait bulunmaktadır. Dava dosyanınincelenmesinden; davacıların murisi M.A.K.'in, 10.01.1992 tarihindeSiirt İlinde ortadan kaybolduğu, davacılar tarafındanaçılan dava sonucunda Bakırköy 6. Asliye HukukMahkemesi'nin 21.12.2005 tarih ve E:2004/201, K:2005/226 sayılıkararıyla davacıların murisinin 30.01.1992 tarihinde öldüğününtespitine karar verildiği; bunun üzerine davacılartarafından, murislerinin terör örgütü PKKtarafından öldürüldüğü gerekçesiyle5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden DoğanZararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamındakendilerine tazminat ödenmesi istemiyle Siirt Valiliği'nebaşvurulduğu; bu başvurunun Siirt Valiliği'nin 29.03.2006tarih ve 2006/363 sayılı işlemi ile reddedilmesi üzerine,davacılar tarafından, bu işlemin iptali istemiyle İstanbulNöbetçi İdare Mahkemesi'ne gönderilmek üzere09.10.2006 tarihinde Gaziosmanpaşa Asliye Hukuk Mahkemesikayıtlarına giren dilekçeyle davaaçıldığı, dava dilekçesinin 24.11.2006tarihinde İstanbul İdare Mahkemesi kayıtlarınagirdiği; açılan dava sonucunda, Diyarbakır 2. İdareMahkemesi'nin 25.12.2008 tarih ve E:2007/1230, K.2008/2314 sayılıkararı ile "04.09.2006 tarihinde tebliğ edilen işlemekarşı 60 günlük dava açma süresigeçirildikten sonra 24.11.2006 tarihinde kayda giren dilekçeyledava açıldığı" gerekçesiyle davanınsüre aşımı nedeniyle reddine karar verildiği ve bukararın Danıştay 15. Dairesi'nin 14.12.2011 tarih veE:2011/10112, K.2011/5675 sayılı kararıylaonandığı; bu kez davacılar tarafından davalıidareye 10.04.2012 tarihli dilekçe ile müracaat edilerek,04.09.2006 tarihinde tebliğ edilen Siirt Valiliği'nin 29.03.2006tarih ve 2006/363 sayılı işleminin iptali istemiyle süresiiçerisinde 09.10.2006 tarihinde İstanbul İdare Mahkemesi'negönderilmek üzere Gaziosmanpaşa Asliye Hukuk Mahkemesi'nde davaaçıldığı halde, bu mahkemenin dava dilekçesiniancak 24.11.2006 tarihinde anılan mahkemeye göndermesi nedeniyle açılandavanın süre aşımı nedeniyle reddine kararverildiği, bu nedenle alamadıkları 20.000,00-TL ölümtazminatının ödenmesini talep ettikleri, bu başvurununzımnen reddi üzerine de, davacıların, haklıoldukları davanın davalı idare personelinin 3 güniçerisinde posta yoluyla gönderilmesi gereken davadilekçesini ihmal ederek 45 gün sonra göndermesi nedeniylesüre aşımından davanın reddedildiğini ve bunedenle hizmet kusuru oluştuğundan bahisle; 5233 sayılıKanun kapsamında almaları gereken tazminatı davalı idarepersonelinin ihmali yüzünden alamadıkları ve fiil ile zarararasında illiyet bağı bulunduğundan bahisleuğranıldığı öne sürülen zararkarşılığı 15.000,00-TL maddi tazminatın15.10.2006 tarihinden işleyecek yasal faiziyle davacılaraödenmesine karar verilmesi istemiyle bu davanınaçıldığı anlaşılmıştır. Tazminat istemine konu edilenolay ve davacıların talebi irdelendiğinde; kamu hizmetiniyürütmekle yükümlü kılınan davalıidarenin, kamu hizmetini yöntemine ve hukuk kurallarına uygun olarakyürütüp yürütmediğinin, dolayısıylahukuki sorumluluğunun bulunup bulunmadığınınbelirlenmesine ihtiyaç duyulduğu; adli yargı yerinde devameden veya adli yargı yerinde çözüme kavuşabilecekbir tazminat istemine ilişkin bir uyuşmazlıkbulunmadığı görülmektedir. Bu durumda, Asliye HukukMahkemesi Kaleminde görev yapan personelin, idari yargıyailişkin dava dilekçesini ilgili İdare Mahkemesine geçgönderdikleri iddiasından kaynaklanan davada, davalı idareninhizmet kusuru ya da başka bir nedenle idarenin hukuki sorumluluğubulunup bulunmadığının yargısal denetimi, 2577sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'inci maddesiuyarınca idari yargı yerlerine ait olduğundan, davanınİdari Yargı yerinde görülmesi gerektiği sonucunavarılmıştır. Açıklanan nedenlerle, Yargıtay CumhuriyetBaşsavcısı’nın başvurusunun reddigerekmiştir. S O N U Ç : Davanınçözümünde İDARİ YARGININ görevliolduğuna, bu nedenle Yargıtay CumhuriyetBaşsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE,25.06.2018 gününde Üyeler Şükrü BOZER ve MehmetAKSU’nun KARŞI OYLARI ve OY ÇOKLUĞU İLE KESİNOLARAK karar verildi. Başkan Nuri NECİPOĞLU Üye Şükrü BOZER Üye Mehmet AKSU Üye Ahmet Tevfik ERGİNBAY Üye Süleyman Hilmi AYDIN Üye Aydemir TUNÇ Üye Birgül KURT KARŞI OY Yargı faaliyeti, davanınaçılmasından, hükmün kesinleşmesine kadaruzayan ve Yargıtay incelemesini de içine alan bütünyargısal faaliyetleri kapsamaktadır. AnayasanınBaşlangıcında öngörülen “Kuvvetlerayrımı” ilkesi ile 9. ve 138. maddeleri dikkatealındığında, bağımsız bir erk olanyargının yargılama faaliyeti ile ilgili işlemlerinin,Anayasanın 125. maddesinde öngörülen “idarifaaliyet” kapsamında değerlendirilmesi mümkünolmayıp, bu “yargı faaliyeti” nedeniyle idari yargıyoluna başvurulabilmesine imkân yoktur. Esasen bu durum, kuvvetlerayrılığı ilkesinin tabii bir sonucudur. Bu düzenlemeler veaçıklamalar kapsamında dava konusu olay elealındığında, Gaziosmanpaşa Nöbetçi AsliyeHukuk Mahkemesinin 09/10/2006 tarihinde verilen dilekçeyi havale ederekilgili idare mahkemesine göndermesiyle ilgili olarakyürüttüğü faaliyetin ifa edilen yargıfaaliyetinin bir parçası olduğunda ve yargısal işlemmahiyetini taşıdığında kuşku bulunmamaktadır.Yargılama sürecine katkıda bulunan işlemler ya dafaaliyetler nedeniyle Devletin sorumlu tutulmasında da, busorumluluğun denetiminin aynı yargı düzeni içindeyapılması ve yargısal nitelikli bir işlemin idariyargı denetimi dışında tutulması gerekmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesinin25/01/2016 tarih ve 2015/978 Esas ve 2016/25 Karar sayılıkararında da bu tür davaların görüm veçözümünde adli yargının görevliolduğu vurgulanmıştır. Yukarıdakiaçıklamalara göre, somut olaya ilişkin davanın daözel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerindegörülmesi gerektiğinden sayın çoğunluğungörüşüne katılamıyoruz.25.6.2018 ÜYE ÜYE Şükrü BOZER Mehmet AKSU
Full & Egal Universal Law Academy