T.C.
UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ
HUKUK BÖLÜMÜ
ESAS NO : 2015 / 978
KARAR NO : 2016 / 25
KARAR TR : 25.01.2016
ÖZET : Davacı tarafından açılan davanın yargılaması sırasında alanında uzman bilirkişiden alınan hatalı rapor nedeni ile uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemi ile açılan davanın; davaya konu işlemin adli yargı yerinde yürütülen yargısal işlemlerden olması sebebiyle, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :D. OtomotivÜrünleri San ve Tic. A.Ş.
Vekili :Av.C.A.D.
Davalı :AdaletBakanlığı (Adli ve İdari Yargıda) Vekili :Av.D.Y.D. Fer’i Müdahil :B.S. (AdliYargıda) Vekili :Av. E.A. O L A Y : Davacıvekili dava dilekçesinde özetle; Çorlu 1. İş Mahkemesi'nin 2014/536 Esassayılı davasında bilirkişi olarak belirlenen B.S.'ınağır ihmali suretiyle hatalı olarak düzenlediği vesebeplerini aşağıda açıklayacağımızraporu sebebiyle davada aleyhe karar verildiğini, HMK m.285 uyarınca,bilirkişi Burak Savaş'ın ağır ihmali suretiyledüzenlemiş olduğu rapor sebebiyle de müvekkil işyerininzarara uğradığını, bu zararın sadece 2014/536Esas sayılı davada değil, bu davanın da içindebulunduğu 26 adet seri davada sunulan ve hatalı olan raporlar nedeniile davacı aleyhine hükmedilen kararlardankaynaklandığını, HMK m. 285 maddesindebilirkişinin hatalı raporu nedeni ile AdaletBakanlığı’na karşı tazminat davasıaçılabileceğinin düzenlendiğini, Çorlu 1.İş Mahkemesi'nin 2014/536 Esas sayılı davasında08.05.2014 tarihli celsede bilirkişi olarak Burak Savaş’ınatandığını ve davacıya ait işyerinde 11.07.2014tarihinde bilirkişi eşliğinde keşif yapıldığını,keşifsırasında bilirkişi tarafından 2011 ve 2012yıllarına ait sigortalı listelerinin istendiğini vebunların davacı şirket tarafından teslim edildiğini; bilirkişinin18.09.2014 tarihli raporunda incelemesi gereken konuyu incelemediğini, davadantamamen alakasız bir hususu incelediğini ve toplam 8 klasördelilden oluşan belgeleri raporunda hiçbir şekildedeğerlendirmediğini, bilirkişinin davalara konu 80işçinin işe neden alındığını incelemesigerekirken fesih sebeplerini incelediğini ve ekonomik gerekçelerlefesih yapılmış gibi inceleme yaptığını, Seçilen bilirkişinin davayakonu dosyalarda bahsi geçen BİRLEŞİK METAL-İŞ(BMİS) Sendikasında muhasebe müdür olarak görevyaptığını ve bu sendika ile ilişkilerinin iyi vekuvvetli olduğunu, bu nedenle dava ile ilgili konularda hazırlanmayanraporun, bilirkişi ile sendika ararsındaki sıkıilişkinin ürünü olduğundan şüpheduyulduğunu, Ayrıca mali müşavir olanbilirkişinin fesih sebebinin hukuka uygun olup olmadığıkonusunda raporunda görüş bildirmiş olmasının dayerinde olmadığını, bilirkişinin bu şekildebir yorum yapmasının HMK uyarınca yasak olduğunu, rapordadavacı şirket tarafından sunulan delillerindeğerlendirilmediğini, 80 işçinin işyerindenekonomik sebeplerle değiş, işletmesel sebeplerleçıkartıldığını, şirketinhiçbir zaman ekonomik olarak zarar etmediğini, bilirkişinin sadece Kambiyozararlarına bakarak şirketin 2013 yılında "Kambiyogiderleri olmasa idi 1.254.572,56 TL kar etmiş olacağıanlaşılmaktadır" demesinin hatalı olduğunu, 2012yılına kıyasla 2013 yılında direkt mamulsatışlarının yaklaşık 3.622.000 TLarttığını, bu artışın 80 kişininişe alınmasının gerekçeleri arasındaolduğunu, bu şekilde davacı şirketin 2.400.000 TL dahafazla ciro yapması durumunda ve sendikanınkışkırtmasıyla yapılan eylemler veçalışanların kötü niyetleri sebebiyle işakitleri son çare olarak feshi yoluna gidilmemiş olmasıdurumunda davacı şirketin tazminat ödemeleri yapmak zorundakalmayacağını ve neticede 815.102 TL kar yaratılabilecekdurumda olabileceği ancak bilirkişi raporunda bu hususlarıninceleme dışı bırakıldığını veolayın yalnızca kambiyo zararlarına bağlanarak farklı mecralaraçekilmeye çalışıldığını; Bilirkişinin şirketin karınazararına bakmasına gerek olmadığını, bakmasıgerekenin gelir gider tablolarındaki brüt satışlar, direktmamul satışları gibi konular olduğunu, bu konularla ilgiliişlerin artışına ilişkin durumun sadece 2013yılına ilişkin olarak incelenmesinin hukuka uygunolmadığını, önceki yıllarla da kıyaslamayapılması gerektiğini, Buna ek olarak iptal edilensiparişlerden ve verilen dokumanlar içerisindeki detaylardan vealınan sipariş miktarlarından bahsedilmemesinin de hatalıolduğunu, Bilirkişinin, kendisinden beklenen,ilgili dönemlerde işe alınan 80 kişinin işingereği olarak işe alınıpalınmadığının tespitine ilişkin konudailişkin hiçbir inceleme yapmadığını, Davaya konu olayda incelemenin tek birbilirkişi eli ile yaptırılmasının uygun olmadığını,incelemenin akademisyen bilirkişiler eli ile yapılmasının dahayerinde olacağını, buna ilişkin talebin Mahkemecegerekçesiz olarak reddedildiğini ve neticede Çorlu 1. İşMahkemesi'ndeki 2013/536-538-539-540-541-542-562-563-647-648 Esas ve 2014/231-232-233-234-235-236-237-238Esas sayılı dosyalar ile Çorlu 2. İş Mahkemesi'ndeki2013/616-720-721-722 Esas sayılı dosyalarda davacı şirketaleyhine hatalı bilirkişi raporlarına dayalı olarak verilenkararlar nedeni ile davacı şirketin büyük zararauğradığını belirterek; 31,547 TL’nindavalıdan tazmini ile davacı şirkete verilmesi istemi ile adliyargı yerinde dava açılmıştır. Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi; 30.06.2015 gün ve 2015/122 Esas, 2015/309 Karar sayılıkararında aynen; “Dava; HMK 285. maddesi gereğincebilirkişinin kasten ve ağır ihmal suretiyledüzenlediği gerçeğe aykırı raporun hükmeesas alınması sebebiyle zarar gördüğünü iddiaeden davacının zararın tazmini istemiyle devlet aleyhineaçtığı tazminat davası olup HMK 286. maddesigereğince davanın Çorlu I. İş Mahkemesine verilenrapor nedeniyle açılmış olmasından dolayıaynı yargı çevresi içinde yer alan bölge adliyemahkemesinde görülmesi gerektiği ancak henüz bölgeadliye mahkemelerinin kurulmamış olması nedeniyle 6217 sayılıkanunun 3. maddesi gereğince 6100 sayılı kanunu muhalif olmayanHMUK hükümlerinin göz önüne alınarak görevlimahkemenin saptanması gerektiği düşüncesi ileyapılan incelemede HMUK hükümleri ve genel hükümlergöz önüne alındığında bilirkişilikgörevi esnasında kamu görevi icra eden bilirkişilerinkusurlarının hizmet kusuru olarak değerlendirilebileceği vehizmet kusurundan kaynaklanan zararların giderilmesi istemiyle açılacakdavaların tam yargı davası olarak devlet aleyhine idaremahkemelerine açılması gerektiği hizmet kusurundankaynaklanan zararların giderilmesi istemiyle devlet aleyhineaçılan davalara bakma görevinin Mahkememize aitolmadığı sonucuna varılmıştır. HMK 286. maddesi henüzyürürlüğe girmemiş olmasına karşınHMK'nun yürürlüğe girdiği tarihte mevcut olan 3.maddesi de göz önüne alındığında HMK'nunyürürlük tarihi itibariyle her türlü tazminatdavasının Asliye Hukuk mahkemesinde görüleceğibelirlenmiş olmasına karşın bilahare HMK 3. maddeninAnayasa Mahkemesi kararı ile iptali üzerine hizmet kusurunadayalı açılan tazminat davalarına bakma görevininidare mahkemelerine ait olduğunun kabulü gerekeceği hususu ileözel hüküm niteliğindeki HMK 286. maddesindeöngörülen bölge adliye mahkemelerinin ilk derecemahkemelerine göre üst merci niteliğinde olduğu.Mahkememizin ise Çorlu 1. İş Mahkemesi'ne göre üstmerci niteliğinde bir mahkeme olmadığı, eşit seviyedegörevli olduğu nazara alındığında davacınıntalebini içeren davaya bakma görevinin Mahkememize aitolmadığı sonucuna varılmakla henüz HMK 286 maddesindeöngörülen Bölge Adliye Mahkemelerinin kurulmamışolması nedeniyle davacının talebinin tam yargı davasıolarak idare mahkemelerin de görülmesi gerektiği düşüncesiylesair yönlerden sunulan beyan ve deliller incelenmeksizin davadilekçesinin görev yönünden reddine karar vermekgereği duyularak aşağıdaki hüküm tesisedilmiştir.” şeklindeki gerekçesi ile davanıngörev yönünden reddine karar vermiş, karar davacıvekiline 21.08.2015, davalı vekiline 05.08.2015 ve fer’imüdahile 04.08.2015 tarihinde tebliğ edilmiş, taraflarca yasalsüresinde kanun yoluna başvurulmaksızınkesinleşmiştir. Davacı vekili bu kez aynı istemlerle idari yargı yerinde davaaçmıştır. Ankara 8. İdare Mahkemesi; 08.12.2015gün ve 2015/2531 Esas sayılı kararında aynen; “Dava dosyanın incelenmesinden, Çorlu l. İşMahkemesinin E:2013/536 sayılı esasında bilirkişi olarakgörevlendirilen Burak Savaş'ın hatalı rapordüzenlediğinden bahisle söz konusu rapor nedeniyleuğranıldığı ileri sürülen toplam 31.547-TLmaddi zararın tazmini istemiyle Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde davaaçıldığı, nihai olarak anılan davada Mahkemenin30.06.2015 tarihli ve E:2015/122, K:2015/309 sayılı kararıyla davanınidari yargıda açılması gerektiği belirtilerekgörev yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesiüzerine Mahkememizde Adalet Bakanlığı hasımgösterilerek bakılmakta olan davanınaçıldığı anlaşılmaktadır. İdare hukuku kuralları içinde, kamuhizmetinin yürütülmesi amacıyla, kamu gücükollanılarak tesis edilen tek yanlı idari işlemler ile aynıamaçla gerçekleştirilen idari eylemler ve idarisözleşmelerden doğan uyuşmazlıklarıngörüm ve çözümü idari yargınıngörev alanına girmektedir. Bakılan davada ise, her ne kadar HukukMuhakemeleri Kanunu'nun 286.maddesinde davaya bakmaya Bölge AdliyeMahkemelerinin görevli olması ancak henüz faaliyetebaşlamaması nedeniyle hizmet kusuru sebebiyle idariyargının görevli olduğu ileri sürülerek adliyargı tarafından görev ret kararı verilmişse de,hizmet kusurunun oluşabilmesi için ortada idarece kamugücü kullanılarak tesis edilmiş bir işlem veyaeylemden kaynaklanan zararın olmadığı görüldüğünden,dava konusu uyuşmazlığın, genel hükümlerçerçevesinde adlî yargı yerince incelenmesi gerekmekteolup, idare mahkemelerinde yargısal denetime tabi tutulması olanaklıdeğildir” denilmek sureti ile, 2247sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş veİşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarıncagörevli yargı yerinin belirlenmesi için UyuşmazlıkMahkemesi'ne başvurulmasına, işin incelenmesininUyuşmazlık Mahkemesi'nce karar verilmesine değin ertelenmesine kararvermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi HukukBölümü’nün, SerdarÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında,Üyeler: Ali ÇOLAK, Yusuf Ziyaattin CENİK, Alaittin AliÖĞÜŞ, Süleyman Hilmi AYDIN, Mehmet AKBULUT veYüksel DOĞAN’ın katılımlarıyla yapılan25.01.2016 günlütoplantısında: l-İLKİNCELEME: Dosya üzerinde 2247sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılanincelemeye göre; İdare Mahkemesince, idari yargı dosyasıile birlikte adli yargı dosyası da temin edilmek sureti ile 2247sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülenşekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi birnoksanlık bulunmadığıanlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleriarasında doğan görev uyuşmazlığının esasınınincelenmesine oy birliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ:Raportör-Hakim Birgül YİĞİT’in, davanınçözümünde adli yargının görevliolduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgiliBaşsavcılarca görevlendirilen Yargıtay CumhuriyetSavcısı Abdullah ER ile Danıştay Savcısı YakupBAL’ın davada adli yargının görevli olduğuyolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİGÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Çorlu 1. İşMahkemesi’nin 2013/536 Esas sayılı dosyasında bilirkişiolarak görev yapan dava dışı Burak Savaş’ınraporunun ağır kusuru ile hatalı rapor düzenlemesi sonucudavacının uğradığı zararın davalıdantazmini istemi ile açılmıştır. Dosya kapsamı ile yakındanilgili olması nedeni ile, davaya konu Çorlu 1. İşMahkemesi’nin 2013/536 esas sayılı dava dosyası UYAPortamında açtırılmış ve edinilen fer’imüdahil bilirkişi Burak Savaş’a ait 18.09.2014 tarihli raportemin edilerek incelenmiştir. Yapılan inceleme neticesinde; 2015/536esas sayılı dosya davacı ve davacı şirketçalışanı olan A.E.’nun iş aktinin feshineilişkin 01.08.2013 davacı şirket işleminin feshiningeçerliliğinin incelendiği, yapılan tespitlerışığında ; “ Yukarıdakitespitlerin ışığında yapılandeğerlendirmede, davalı şirkete ait işyerinin 2013yılında oluşan zararının, firmanın işlerininartması sebebiyle işçilerin fazla mesai yapmak istememesi veiş yavaşlatmaları nedeniyle müşterisiparişlerinin karşılanamamasından değil, yabancıparalı işlemlerle ilgili olarak ortaya çıkan kurfarkı zararları ile ortaya çıkan kambiyo zararlarındanoluştuğu, zira 2013 yılında oluşan 2482.056,52 TLzararın 3.736.629,08 TL tutarındaki kambiyo zararlarınınolmaması durumunda şirketin 1.254.572,56 TL kar etmişolacağı, 2013 yılının üçüncüdönemindeki satış/işçilik gideri oranındakiartışın çıkarılan işçilereödenen ihbar ve kıdem tazminatlarından kaynaklandığıanlaşılmaktadır. SGK kayıtlarına göredavalı işyerindeki çalışan sayısınınseyri incelendiğinde, 04-2013 ve 05-2013 döneminde işealınan işçilerle sayının_217 ye kadarçıktığı, 06-2013 döneminden itibaren azalarak12-2013 döneminde 133 kişi kaldığı, 02-2013 ile12-2013 dönemleri arasında işten çıkartılan 71işçinin ve istifa eden 33 işçinin Birleşik Metalİkileri Sendikasına üye olduğu tespit edilmiştir. Yapılan inceleme ile Yapılaninceleme ile işe alımlar ve işten çıkışlarsonucu 2013 yılı sonunda yılbaşındaki işçisayısına yakın bir sayıya dönülmüş veyedili çalışma sistemine geçilmemiş olmasıile, feshin geçerli sebeplere dayandığıyönündeki ispat külfetinin davalı işverenliktarafından yerine getirilemediği sonuç ve kanaatinevarılmaktadır.” şeklindeki gerekçe ile yapılanfesih işleminin geçerli nedene dayanmadığınınbelirtildiği görülmüştür. Çorlu 1. İş Mahkemesi,04.11.2014 gün ve 2013/536 esas, 2014/562 Karar sayılıkararında aynen; “Tüm dosya kapsamı, sendika yazıcevapları, seri dosyalar değerlendirildiğinde,davacının sendika üyesi olması, iştençıkarılan işçilerin bir çoğununBirleşik Metal İş Sendikası üyesi olması,Birleşik Metal İş Sendikası'nın örgütlenmesürecinde olması, siparişlerin arttığıgerekçesi ile mevcut işyerinde bulunan işçiler kadarişçinin bu süreçte işe alınması, 80işçi alımında siparişlerin etkisininbulunmadığına dair dosyamızda alınan bilirkişiraporundan anlaşılmaktadır. Kaldı ki 80 işçininalınmasından hemen sonra eski Birleşik Metal İşSendika üyesi işçiler, izne ayrılmış,siparişlerin yoğunlaştığı iddia edilen birdönemde tamamına yakının firmanın eskiçalışanı olup firma yeni elemanların üretiminebırakılmıştır. Bunun yanı sıra BirleşikMetal İş Sendika üyesi bazı işçiler 1yılı dolmamasına rağmen borçlandırılarakyıllık izne firmanın kararı ileayrılmıştır. Birleşik Metal İş Sendikaüyesi işçiler yıllık izindeyken fabrikaya notergetirilmek suretiyle yeni işe alınan işçiler TürkMetal Sendikasına üye yapılmışlardır. Nerdeysefirmada çalışan işçilerin iki katı kadaralınan işçi ihtiyacı yaklaşık 1 yıliçinde başta var olan işçi sayısınadönmüştür. Bu şekilde nerdeyse 1 yılayakın bir süreçte toplu iş sözleşmesiimzalayabilmesi mümkünken davalı işyerinde BirleşikMetal İş Sendika üyesi çalışan sayısı04/06/2014 tarihi itibari ile 4'e düşmüştür.”şeklindeki gerekçesi ile, davaya konu bilirkişi raporunu dadikkate almak sureti ile davacı şirket tarafındangerçekleştirilen fesih işleminin geçersizliğinehükmetmiştir. Karar dosyamız davacısı şirkettarafından temyiz edilmiş, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin31.03.2015 gün ve 2015/7402 Esas, 2015/12689 Karar sayılıkararı ile onanmıştır. Tüm bu tespitlerden hareketle,dava konusu uyuşmazlığa bakmakla görevli yargı yolununbelirlenmesi açısından, mahkemece görevlendirilenbilirkişinin hukuki niteliği, bilirkişiye verilen görevingereği gibi yerine getirilmemesi eyleminin hukuki niteliği ve bueylem nedeni ile bilirkişinin hukuki sorumluluğunun niteliği ayrıayrı belirlenmeli ve bilirkişi tarafından hazırlanan rapornedeni ile meydana gelen zararın haksız fiillere özgü yasalmevzuat çerçevesinde adli yargı yerinde mi yoksa kamuhizmetinin kötü işlemesi kapsamında idari yargıyerinde mi ele alınması gerektiği sorusuna yanıtaranması gerekmektedir. a) Mahkemece görevlendirilenbilirkişinin hukuki niteliği Dava konusu olayda, Çorlu 1.İş Mahkemesi, Mahkemenin 13.05.2014 tarihli celsesinde keşifile birlikte bilirkişi incelemesi yaptırılmasına kararvermiş ve 11.07.2014 tarihinde mahallinde keşif icra etmiş,aynı gün dosya raporunu hazırlaması için serbestmali müşavir bilirkişi Burak Savaş’a teslimedilmiştir. 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun(HMK) 269. Maddesinde; “(1) Bilirkişilikgörevi, mahkemece yapılan davete uyup tayin edilen gün ve saattemahkemede hazır bulunmayı, yemin etmeyi ve bilgisine başvurulankonuda süresinde oy ve görüşünü mahkemeyebildirmeyi kapsar. (2) Geçerli bir özrüolmaksızın mahkemece yapılan davete uyup, tayin edilen günve saatte mahkemede hazır bulunmayan yahut mahkemeye gelip de yeminetmekten veya süresinde oy ve görüş bildirmekten kaçınanbilirkişiler hakkında, tanıklığa ilişkin disiplinhükümleri uygulanır.” denilmek sureti ilebilirkişilerin görevlerinin kapsamı belirlenmiştir. Aynı Kanun’unBilirkişilerin görevlendirilmesi başlıklı 268.Maddesinde;”(1) Bilirkişiler, yargı çevresinde yeraldığı bölge adliye mahkemesi adli yargı adaletkomisyonları tarafından, her yıl düzenlenecek olanlistelerde yer alan kişiler arasından görevlendirilirler. Listelerdebilgisine başvurulacak uzmanlık dalında bilirkişininbulunmaması hâlinde, diğer bölge adliye mahkemelerindeoluşturulmuş listelerden, burada da yoksa listedışından bilirkişi görevlendirilebilir. (2) Kanunlarıngörüş bildirmekle yükümlükıldığı kişi ve kuruluşlaragörevlendirildikleri konularda bilirkişi olarak önceliklebaşvurulur. Ancak, kamu görevlilerine, bağlıbulundukları kurumlarla ilgili dava ve işlerde, bilirkişi olarakgörev verilemez. (3) Bilirkişilistelerinin düzenlenmesine, güncellenmesine ve listede kendisine yerverilmiş olanların liste dışınaçıkartılmasına ilişkin esas ve usuller, ilgili bakanlıklarında görüşü alınmak suretiyle, AdaletBakanlığınca hazırlanacak olan yönetmeliktegösterilir.” denilmek sureti ile de bilirkişi olarakgörevlendirilebilecek kişilerin, bölge adliye mahkemeleri nezdindeoluşturulacak adalet komisyonları tarafından değerlendirilerekliste halinde belirlenecekleri, bu listelerde gerekli uzmanlıkalanında kişi bulunmaması halinde diğer bölge adliyemahkemelerinde oluşturulmuş listelerden bilirkişiseçilebileceği, bu listelerde de bulunmaması halinde listedışından görevlendirme yapılabileceği düzenlenmiştir. Hukuki mevzuatımızda kamuhizmetinin yasal bir tanımı yapılmamış olmaklabirlikte, konu yargısal içtihatlarla elealınmış ve kamu hizmeti, taşıması gerekenözellikler belirlenmek sureti ile tanımlanmıştır.Nitekim Anayasa Mahkemesi’nin; 2014/179 Esas, 2015/54 Karar sayılıbir kararında “Geniş anlamda, Devlet veya diğer kamutüzel kişileri tarafından ya da bunların gözetim vedenetimleri altında, genel ve ortak gereksinimleri karşılamak,kamu yararını sağlamak için yapılan ve toplumasunulmuş bulunan sürekli ve düzenli etkinlikler olaraktanımlanan kamu hizmetinin, kamu hukukunun genel ilkeleri gereğince,doğrudan idare, kuruluş ve kurumları eliyle, kamusalyönetim biçimine göre yürütülmesi asıl veolağandır. Ancak bu hizmet ve faaliyetlerden özel yönetimbiçimiyle gerçekleştirilmeye elverişlibulunanların, tüm sorumluluk ilgili idare üzerinde kalmakkaydıyla, onun sürekli gözetimi ve denetimi altında, belliusullerle özel müteşebbislere yaptırılabilmesiolanaklıdır.” denilmek sureti ile kamu hizmeti, Devlet veyadiğer kamu tüzel kişileri tarafından ya da bunlarıngözetim ve denetimleri altında, genel ve ortak gereksinimlerikarşılamak, kamu yararını sağlamak içinyapılan ve topluma sunulmuş bulunan sürekli ve düzenlietkinlikler şeklinde tanımlanmıştır. Bu halde,yargı mercii tarafından yürütülen ve kamusalniteliği tartışmasız olan yargısal faaliyetingerçekleştirilmesi sırasında ve mahkemenin gözetimive demetini altında görevlendirilen bilirkişinin bir kamuhizmetini yerine getirdiğinde ve bu kapsamda kamu görevlisi gibihareket ettiğinin kabul edilmesi gerektiğinde tereddütbulunmamaktadır. 2709 sayılı TürkiyeCumhuriyeti Anayasası’nın 3. Kısmında Cumhuriyetin Temelorganları sayılmış ve Yasama, Yürütme veYargı organları ayrı bölümler halinde elealınmıştır. Bu itibarla her üç organtarafından yerine getirilen faaliyetlerin kamusal nitelikli olduğuaçıktır. Dava konusu olayda, bilirkişi tarafındanyerine getirilen faaliyet bu üç organ dikkate alınarakdeğerlendirildiğinde; hazırlanan raporun yürütülenbir yargılama sürecine ilişkin işlemlerden olduğu veyargısal işlevden ayırma olanağınınbulunmadığı gözetildiğinde; açılantazminat davasında, tazminat istemine esas olan işlemi yapanmahkemenin dahil olduğu adli yargının görevlibulunduğu sonucuna varılmaktadır. b) Bilirkişiye verilen görevingereği gibi yerine getirilmemesi eyleminin hukuki niteliği: Yukarıda yapılan açıklamalarla,yargısal bir faaliyetin gerçekleştirilmesisırasında, yargısal faaliyetin aydınlatılmasınaesas olmak üzere görevlendirilen bilirkişi tarafındanyerine getirilen faaliyetin kamu hizmeti niteliğinde olduğuortaya konulmuştur. Bu noktadan sonra, söz konusu faaliyetingereği gibi yerine getirilmemesi durumunda olayın, haksızfiillere özgü yasal düzenlemeler çerçevesinde mi yoksakamusal hizmetin kötü işlemesi nedenine dayalı olarak idarehukukuna özgü yasal düzenlemeler çerçevesinde miele alınması gerektiği üzerinde durulmasıgerekmektedir. 2709 sayılı TCAnayasası’nın 40. Maddesinde; “ Anayasaile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes,yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanınınsağlanmasını isteme hakkına sahiptir. (Ek fıkra: 03/10/2001 - 4709 S.K./16.md.) Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yollarıve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmekzorundadır. Kişinin, resmi görevlilertarafından vaki haksız işlemler sonucuuğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazminedilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkısaklıdır.” denilmek sureti ile resmi görevlilertarafından vaki haksız işlemler nedeni ile zararauğrayanların devlet aleyhine tazminat açma hakkına sahipoldukları açıkça belirtilmiştir. Anayasanın 129/5. Maddesinde ise;“Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerinikullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminatdavaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunungösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idarealeyhine açılabilir.” denilmek sureti ile kamugörevlileri memurlar ve diğer kamu görevlileri olarak ikiyeayrılmış ve bunların işlemleri nedeni ile zararauğrayanılar tarafından idare aleyhine tazminat davasıaçılabileceği belirtilmiştir. 6100 sayılı HMK’nınBilirkişi’nin Hukuki Sorumluluğu başlıklı 285.Maddesinde;“Bilirkişinin kasten veya ağır ihmal suretiyledüzenlemiş olduğu gerçeğe aykırı raporun,mahkemece hükme esas alınması sebebiyle zarargörmüş olanlar, bu zararın tazmini için Devletekarşı tazminat davası açabilirler. (2) Devlet, ödediği tazminatiçin sorumlu bilirkişiye rücu eder. “ denilmek suretiile Anayasa’nın 40 ve 129/5. Maddelerine paralel olarak,bilirkişiler tarafından düzenlenen gerçeğeaykırı rapor nedeni ile devlete karşı tazminat davasıaçılabileceği düzenlenmiştir. Adı geçen Kanun’un ‘DavalarınAçılacağı Mahkeme’ başlıklı 286.Maddesinde ise; “(1) Devlet aleyhine açılacak olan tazminatdavası, gerçeğe aykırı bilirkişi raporunun ilkderece mahkemesince hükme esas alındığıhâllerde, bu mahkemenin yargı çevresi içinde yer aldığıbölge adliye mahkemesi hukuk dairesinde; bölge adliye mahkemesincehükme esas alındığı hâllerde ise Yargıtayilgili hukuk dairesinde görülür. (2) Devletin sorumlu bilirkişiyekarşı açacağı rücu davası, tazminatdavasını karara bağlamış olan mahkemedegörülür. “ şeklindeki düzenleme ile açılacakdavanın, mahkemenin yargı çevresi içinde yeraldığı Bölge Adliye Mahkemesi’nde görüleceğidüzenlenmiştir. Aynı Kanun’un geçici 1.Maddesinde; “HMK’nın geçici 1’inci maddesinegöre, “Bu Kanunun yargı yolu ve göreve ilişkinhükümleri, Kanunun yürürlüğe girmesindenönceki tarihte açılmış olan davalarda uygulanmaz.”denilmek sureti ile 6100 sayılı kanunun zaman bakımındanuygulanma sınırı ortaya konulmuştur. Aynı Kanun’un Geçici 3.Maddesinde ise; “ (1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleriile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve YetkileriHakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca ResmîGazete'de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlüktekihükümlerinin uygulanmasına devam olunur. (2) Bölge adliye mahkemeleriningöreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yolunabaşvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılıKanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. (3) Bu Kanunda bölge adliyemahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin görevebaşlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanunaaykırı olmayan hükümleri uygulanır.” denilmeksureti ile Bölge Adliye Mahkemeleri’nin resmi gazetede ilan edilecekgöreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanun’untemyize ilişkin hükümleri uygulanacaktır. Dava konusu olayda gerek bilirkişiincelemesinin yaptırıldığı Çorlu 1.İş Mahkemesi’nin 2013/536 Esas sayılı dosyasıgerekse görev uyuşmazlığının incelenmesi istemiile Mahkememize gönderilen Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi’niniş bu dosyası 6100 sayılı Kanun’unyürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraaçılmıştır. Bu itibarla davaya 6100 sayılıKanun hükümleri çerçevesinde bakılması ve286. Madde gereğince bölge adliye mahkemesinde görülmesigerektiği açıktır. Ancak hali hazırda bölgeadliye mahkemelerinin henüz faaliyetine başlamamışolması nedeni ile görevli mahkemenin belirlenmesinde, genelgörev kuralları gereğince değerlendirme yapılmasıgerekmektedir. Anayasanın Başlangıc’ındaöngörülen “Kuvvetler ayrımı” ilkesi ile yargıile ilgili 9. ve 138.maddeleri dikkate alındığında,bağımsız bir erk olan yargının yargılamafaaliyeti ile ilgili işlemlerinin, Anayasanın 125.maddesindeöngörülen “idari işlemler” kapsamındadeğerlendirilmesi mümkün olmayıp, bu “yargısalişlemler” nedeniyle idari yargı yoluna başvurulabilmesineimkan yoktur. Esasen bu durum, kuvvetler ayrılığı ilkesinintabii bir sonucudur. Yukarıda işaret edildiği üzere,bilirkişinin yargılamadaki fonksiyonu genişçerçevede bir kamu hizmeti olarak değerlendirilse de, somutolarak, ifa edilen yargı faaliyetinin bir parçasıolduğunda ve yargısal işlem mahiyetinitaşıdığında kuşku bulunmamaktadır.Yargılama sürecine katkıda bulunan işlemler ya dafaaliyetler nedeniyle Devletin sorumlu tutulmasında da, busorumluluğun denetiminin aynı yargı düzeni içindeyapılması ve yargısal nitelikli bir işlemin idariyargı denetimi dışında tutulması gerekmektedir. Öte yandan davacı vekili davadilekçesinde, 6100 sayılı Kanun’un 285 ve 286.Maddelerine atıf yapmış ve bilirkişinin kastına veağır kusuruna dayanmıştır. Öyle kibilirkişinin, sözleşmesi feshedilen işçilerinbağlı bulunduğu sendikada öncesindeçalışmış olduğu, Sendika ile kişiselilişkilerinin kuvvetli olduğu ve bu durumun raporunayansımış olduğu iddia edilmiştir. Bu durumdadavacının, bilirkişinin ağır kusurunadayandığı ve kamu hizmetinin kötü işlemesindenziyade bilirkişinin hukuka aykırı işlemi nedeni ile zararauğradığını iddia ettiği ortadır. O halde, busomut iddia yönünden de davanın 6098 sayılı TürkBorçlar Kanunu’nun haksız fillere ilişkinhükümleri çerçevesinde adli yargı yerindegörülmesi gerekmektedir. Açıklanan bu nedenlerle,Ankara 8. İdare Mahkemesi’nin başvurusunun kabulü ileAnkara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 30.06.2015gün ve 2015/122 Esas, 2015/309 Karar sayılı görevsizlikkararının kaldırılması gerekmiştir. S O N U Ç : Davanınçözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna,bu nedenle, Ankara 8. İdare Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUNKABULÜ ile Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 30.06.2015 gün ve 2015/122 Esas, 2015/309 Karar sayılıGÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 25.01.2016gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK kararverildi. Başkan Serdar ÖZGÜLDÜR Üye Ali ÇOLAK Üye Süleyman Hilmi AYDIN Üye Yusuf Ziyaattin CENİK Üye Mehmet AKBULUT Üye Alaittin Ali ÖĞÜŞ Üye Yüksel DOĞAN
Full & Egal Universal Law Academy