UYAP Bilişim Sistemiile erişebilirsiniz.
T.C.
UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ
ESAS NO : 2021/284
KARAR NO : 2021/424
KARAR TR : 05/07/2021
ÖZET: Davacının maliki olduğu taşınmazın
imar planında "kısmen konut alanı, kısmen
ortaokul alanı, kısmen de park alanı ve yol
olarak" olarak ayrılmasından sonra davalı
idarenin eylemsiz kalmasından ibaret hukuki
müdahalesine ilişkin olarak açılan davanın
İDARİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği
hk.
K A R A R
Davacı : A.Y. Ticaret Lojistik ve Yapı A.Ş
Vekili : Av. U.A.
Davalı : Tuzla Belediye Başkanlığı
Vekili : Av. F.Ş. Av. F.Ö.
Davalı : Toplu Konut İdaresi Başkanlığı
Vekili : Av. S.Y.K.
Davalı : İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü
I. DAVA KONUSU OLAY
1. Davacı vekili, Davacının maliki olduğu İstanbul İli, Tuzla İlçesi, Aydınlı Mahallesi,
3 pafta, 342 parsel sayılı taşınmaza kamulaştırma işlemi yapılmaksızın hukuken ve fiilen el
atıldığından bahisle fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 5.000 TL kamulaştırmasız el
atma tazminatı ile geriye dönük 5 yıllık ecrimisil bedeline karşılık şimdilik 5.000 TL'nin yasal
faizi ile birlikte davalılardan tahsili ve taşınmazdaki yol alanının tapudan terkini, diğer kısıtlı
alanların ise ilgili idareler adına tescili istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
2. Davalı idarelerden TOKİ ve Tuzla Belediye Başkanlığı vekilleri; dava konusu
taşınmaza idarenin fiili el atmasının söz konusu olmadığını, uyuşmazlığın idari yargı yerinde
görülmesi gerektiğini ileri sürerek yargı yolu itirazında bulunmuştur.
II. UYUŞMAZLIĞA İLİŞKİN BAŞVURU SÜRECİ
A. Adli Yargıda
3. İstanbul (Anadolu) 23. Asliye Hukuk Mahkemesi E.2020/337 sayılı dosyada
13/11/2020 tarihli duruşmada "Davalıların yargı yolu itirazlarının reddine" karar vermiştir.
4. Davalı idare vekilleri tarafından, süresi içinde verilen dilekçe ile olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dilekçe, dava dosyası ile
birlikte Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.
B. Olumlu Görev Uyuşmazlığı Çıkarılmasına İlişkin Danıştay Başsavcılığı Talebi
5. Danıştay Başsavcısı, "davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci
maddesinin l'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
haklan doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları," hükmü gereğince"
davada idari yargı yerinin görevli olduğu görüşüyle, 2247 sayılı Kanun'un 10. maddesi
Esas No : 2021/284
Karar No: 2021/424
UYAP Bilişim Sistemiile erişebilirsiniz.
uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına karar vererek dosyayı Uyuşmazlık
Mahkemesine göndermiştir. Olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ilişkin talebin ilgili kısmı
şu şekildedir:
"..11/06/2013 günlü, 28674 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6487 sayılı Kanun’un
2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6'ncı maddesinde değişiklik yapan 21 'inci
maddesinde yer alan "Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara
ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar
hakkında, 03/05/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve
işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir." hükmü 07/09/2016 günlü,
29824 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6745 sayılı Yatırımların Proje
Bazında Desteklenmesi İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanunun 34. maddesiyle kaldırılmış, aynı kanunun 33. maddesi ile 2942
sayılı Kamulaştırma Kanununa eklenen Ek 1. maddede, "Uygulama imar planlarında umumi
hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle mülkiyet hakkının özüne dokunacak şekilde
tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında, uygulama imar planlarının yürürlüğe
girmesinden itibaren beş yıllık süre içerisinde imar programları veya imar uygulamaları
yapılır ve bütçe imkânları dâhilinde bu taşınmazlar ilgili idarelerce kamulaştırılır veya her
hâlde mülkiyet hakkını kullanmasına engel teşkil edecek kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar
planı değişikliği yapılır/yaptırılır. Bu süre içerisinde belirtilen işlemlerin yapılmaması hâlinde
taşınmazların malikleri tarafından, bu Kanunun geçici 6’ncı maddesindeki uzlaşma sürecini
ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nda öngörülen idari başvuru ve işlemleri tamamlandıktan sonra
taşınmazın kamulaştırmasından sorumlu idare aleyhine idari yargıda dava açılabilir." hükmü
getirilmiştir.
2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun, 24/05/2013 günlü, 6487 sayılı Bazı Kanunlar ile
375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 21.
maddesiyle değiştirilen geçici 6. maddesinin yedinci, on birinci ve on üçüncü fıkralarının
iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunda; Anayasa Mahkemesi
25/09/2013 tarih ve E: 2013/93, K: 2013/101 sayılı kararında ”... Davacının mülkü üzerinde
tasarruf etme hakkının kısıtlanması, idarenin bir eyleminden değil, idari bir işlem niteliğinde
olduğu tartışmasız olan imar planından kaynaklanmaktadır. Olayda, idarenin fiili el koyma
niteliği taşıyan bir eylemi henüz bulunmamakta, aksine kanunen yapması gereken
kamulaştırma işlemlerini yapmamak biçiminde tezahür eden bir eylemsizliği söz konusudur.
Öte yandan kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz zilyetliğinin idareye
geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması gerekmektedir. Oysa,
mahkemede görülen davaya konu olayda olduğu gibi imar kısıtlamalarında taşınmaz zilyetliği
malikte kalmaya devam etmekte olup, yalnızca malikin ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı
kısıtlamalara maruz kalması söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak, davacının taşınmazının
imar planlarında “dere mutlak koruma alanında” bırakılması nedeniyle, tasarruf hakkının
kısıtlanmasının kamulaştırmasız el atma sonucu olduğu ve tasarruf hakkının kısıtlanması
sebebiyle doğan zararın ancak idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu
edilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda
bulunan mahkemenin görev alanına girmemektedir. Nitekim, Anayasanın 158. maddesi ile,
adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak
çözümlemeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar bulmuş içtihatları da bu
yöndedir...” gerekçesiyle, yapılan itiraz başvurusu reddedilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018 günlü, E: 2016/181, K: 2018/111 sayılı kararıyla;
2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na eklenen Ek 1. maddenin birinci fıkrasının birinci
cümlesi dışında kalan bölümünün, Anayasa’nın 2., 35. ve 46. maddelerine aykırı olduğundan
bahisle iptaline karar verilmiştir.
Dava dilekçesinde mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın
malikleri yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku yoktur. Ancak bu sonuç
ya da sonuçlar, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmaza
yönelik belirlemeden, bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında
Esas No : 2021/284
Karar No: 2021/424
UYAP Bilişim Sistemiile erişebilirsiniz.
yapılmamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da idari işlemlerden ve davalı
idarelerin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği
şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklanmaktadır.
İdari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise, 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13'üncü maddeleri uyarınca, İdari Yargı yerlerinde
açılacak tam yargı davalarına konu edilmeleri, anılan yasa hükümlerinin gereğidir.
Bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının
giderilmesi İdari Yargı'nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde
yaratmış oldukları etki ve sonuçların, "fiili el atma" olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz
sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu
edilmelerine, hukuken olanak bulunmamaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.2013 tarih ve E.2013/603, K.2013/1503 sayılı
kararıyla da imar planındaki kısıtlamalardan kaynaklanan 'hukuki el atmalardan’
kaynaklanan tazminat istemli davaların idari yargının görevinde olduğu hüküm altına
alınmıştır.
Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018 günlü, E: 2016/181, K: 2018/111
sayılı, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa eklenen Ek 1. maddenin birinci fıkrasının birinci
cümlesi dışında kalan bölümünün iptali yolundaki kararı ile maddede yer alan, "Bu süre
içerisinde belirtilen işlemlerin yapılmaması hâlinde taşınmazların malikleri tarafından...
taşınmazın kamulaştırmasından sorumlu idare aleyhine idari yargıda dava açılabilir." cümlesi
de iptal edilmişse de, anılan kararla sonuç olarak, ek 1. maddenin birinci fıkrasının birinci
cümlesi dışında kalan kısmında yer alan düzenlemeler gereği süresinde kamulaştırma
yapılmaması hâlinde taşınmaz malikleri ilgili idare aleyhine dava açma hakkını elde etmekle
birlikte, Kanun'un geçici 6. maddesindeki malik aleyhine olan hükümlerin sürekli nitelikte
uygulanmasının bu davalarda kamulaştırma için Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen
güvenceleri etkisiz bırakacağı, maddenin bu bölümünün Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren sürekli uygulanmasının, idarelerin özel mülkiyete kamulaştırmasız el atma yoluyla
müdahalesinin de sürekli hâle gelmesine sebep olabilecek nitelikte olduğu, idareler kural ile
kamulaştırma yapmak yerine kamulaştırma için Anayasa’da belirtilen ilkelere aykırı olarak
taşınmazları elde edebilme imkânına sahip olabilecekleri, böyle bir durumda devletin hukuka
bağlılığı ilkesi zedeleneceği gibi bireyler açısından hukuki güvenlik ve öngörülebilirliğin de
ortadan kalkacağı, bir hukuk devletinde kanunların hukuka aykırı uygulamaları teşvik
etmesinin kabul edilemeyeceği gerekçesine yer verildiği, düzenlemenin taşınmaz maliklerinin
idari yargıda dava açabileceğine ilişkin bölümünün Anayasa'ya aykırılığı yönünde herhangi
bir belirleme yapılmadığı göz önünde bulundurulduğunda, kararın idari işlemden
kaynaklanan tazminat davasına ilişkin uyuşmazlığın yargı yolunun değişmesini gerektirmediği
sonucuna varılmıştır.”
6. 2247 sayılı Kanun'un 13/3. maddesi gereği düşünce yazısı ve ekleri Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
C. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Yazılı Düşüncesi
7. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı yazılı düşüncesinde, imar planı ve buna dayalı
imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın idari yargı
yerince çözümlenmesi gerektiği yönünde görüş bildirmiştir. Görüşün ilgili kısmı şöyledir:
(...) Bilindiği gibi, Anayasa'nın 125/son madde ve fıkrasında, idarenin kendi eylem ve
işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1.b maddesi gereğince idari eylem ve işlemlerden dolayı
zarara uğrayanlar tarafından açılan tam yargı davaları idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Öte yandan, yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların, plan, fen, sağlık ve çevre
şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla hazırlanan 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8.
maddesinde; planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında uyulacak temel esaslara
yer verilmiştir.
Esas No : 2021/284
Karar No: 2021/424
UYAP Bilişim Sistemiile erişebilirsiniz.
Diğer taraftan; 20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı Kanun'un 33. maddesiyle 2942 sayılı
Kanun'a eklenen ek 1. maddesinde; “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî
kurumlara ayrılmak suretiyle mülkiyet hakkının özüne dokunacak şekilde tasarrufu hukuken
kısıtlanan taşınmazlar hakkında, uygulama imar planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren
beş yıllık süre içerisinde imar programları veya imar uygulamaları yapar ve bütçe imkânları
dâhilinde bu taşınmazlar ilgili idarelerce kamulaştırılır veya her hâlde mülkiyet hakkını
kullanmasına engel teşkil edecek kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar planı değişikliği
yapılır/yaptırılır. Bu süre içerisinde belirtilen işlemlerin yapılmaması hâlinde taşınmazların
malikleri tarafından, bu Kanunun geçici 6’ncı maddesindeki uzlaşma sürecini ve 3194 sayılı
İmar Kanunu’nda öngörülen idari başvuru ve işlemleri tamamlandıktan sonra taşınmazın
kamulaştırmasından sorumlu idare aleyhine idari yargıda dava açılabilir. / şeklinde hüküm
mevcut iken, Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018 tarihli ve E. 2016/181, K.2018/111 sayılı
kararıyla; maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesi dışında kalan bölümünün, Anayasa'nın
2., 35. ve 46. maddelerine aykırı olduğundan bahisle iptal edildiği anlaşılmıştır.
İptal edilen "Bu süre içerisinde belirtilen işlemlerin yapılmaması hâlinde taşınmazların
malikleri tarafından, bu Kanunun geçici 6 ncı maddesindeki uzlaşma sürecini ve 3194 sayılı
İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemleri tamamlandıktan sonra taşınmazın
kamulaştırmasından sorumlu idare aleyhine idari yargıda dava açılabilir.” cümlesi
kapsamında, yargı yolunun değişip değişmeyeceği hususu irdelendiğinde; davacının taşınmazı
üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanmasının, idarenin bir eyleminden değil, idari bir işlem
niteliğindeki imar planından kaynaklanması; davacının bu işlem sebebiyle doğduğunu iddia
ettiği zararın ancak idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceğinin
tartışmasız olmasının yanında; Anayasa Mahkemesinin belirtilen kararının gerekçesinde; bu
konuya ilişkin uyuşmazlıkların adli yargıda görülmesi gerektiği, diğer bir ifadeyle taşınmazın
maliki tarafından idari yargıda dava açılabileceğinin hukuka aykırı olduğu yönünde herhangi
bir irdelemeye yer verilmediği gözetildiğinde; Uyuşmazlık Mahkemesinin bu konuda istikrar
bulmuş kararları doğrultusunda, yargı yolunun değişmesini gerektirecek bir durum
bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla, söz konusu davaların çözümünde idari yargı
yeri görevli olmaya devam etmektedir.
Olayda, imar planı değişikliği sonucu kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın
bedelinin ödenmesi gerektiğinin iddia edildiği, dava konusu taşınmazda fiilen yol olarak
kullanıldığı belirtilen alanın davalı idarelerce yapıldığına ilişkin bir delilin dosyaya
sunulmadığı, davalı idarelerin söz konusu taşınmaza fiilen el atılmadığını bildirdikleri, bu
itibarla dava konusunun 3194 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade
ile yapılan imar planlarında yer alan davacıya ait taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin
bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar
uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1.b maddesinde yer alan "idari eylem ve işlemlerden
dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları''
kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir."
III. İLGİLİ HUKUK
A. Mevzuat
8. Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden
doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde de, tam yargı davaları, idarenin eylem ve
işlemlerinden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan davalar olarak
tanımlanmıştır.
9. İdari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin, 2577 sayılı idari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 12. ve 13. maddeleri uyarınca, idari Yargı yerlerinde açılacak
tam yargı davalarına konu edilmeleri, anılan Kanun hükümlerinin gereğidir.
Esas No : 2021/284
Karar No: 2021/424
UYAP Bilişim Sistemiile erişebilirsiniz.
B. Yargı Kararları
10. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 11/02/1959 tarihli, E.1958/17, K.1959/15
sayılı kararının, III. bölümü şöyledir:
“İstimlâksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlâk Kanununa uygun hareket etmeden
ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve
bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya
haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye
mahkemesinin vazifesi içindedir.
Bundan başka, bir amme teşekkülü tarafından bir tesisin yaptırılması sırasında Devlet
malı olmayan yerlerden toprak alınması veya böyle yerlere toprak veya moloz yığılması
neticesinde meydana gelen zararların tazmini davası da başkasının malına amme
teşekkülünün dilediği gibi el atma hakkı bulunmadığı ve plan ve projelere ve şartnamelere
başkasının malına ihtiyaca göre el atılabilmesini gerektirecek esaslar konulamayacağı cihetle,
haksız fiilden doğan bir tazminat davası sayılır.
Yapılan işlerin plan veya projeye aykırı olarak yapılması hali de idari karara aykırı bir
hareket bulunması itibariyle yine idari kararın tatbiki olan bir fiil sayılamaz ve bu bakımdan
bu iddia ile açılmış bir dava haksız fiilden doğan bir davadan ibaret olacaktır.
Bu bentte anılan davalar, içtihadı birleştirme kararının dışında kaldıklarından kararın
bunlara şümulü yoktur”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
A. İlk İnceleme
11. Uyuşmazlık Mahkemesinin Celal Mümtaz AKINCI’nın başkanlığında, Üyeler
Şükrü BOZER, Mehmet AKSU, Birol SONER, Aydemir TUNÇ, Nurdane TOPUZ ve Ahmet
ARSLAN'ın katılımlarıyla yapılan 05/07/2021 tarihli toplantısında; başvuru yazısı ve dava
dosyası üzerinde 2247 sayılı Kanun'un 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı
vekilinin, anılan Kanun'un 10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev
itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine
Danıştay Başsavcısınca, 10. maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oy birliğiyle karar verildi.
B. Esasın İncelenmesi
12. Raportör-Hâkim Engin SELİMOĞLU’nun, davanın çözümünde idari yargının
görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan, ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Halil İbrahim ÇİFTÇİ ile Danıştay Savcısı Yakup
BAL’ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten
sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
13. Dava, davacı şirket adına kayıtlı taşınmaza kamulaştırma bedeli ödenmeksizin,
idare tarafından fiilen el atıldığı iddiasıyla ve oluştuğu ileri sürülen zararın tazmin edilmesi
istemiyle açılmıştır.
14. Dosyanın incelenmesinden; uyuşmazlığa konu Tuzla, Aydınlı, 3 pafta 359 sayılı
parselin 1/5000 ölçekli ve 1/1000 ölçekli imar planlarında, kısmen konut alanı, kısmen ortaokul
alanı, kısmen de park alanı ve yol olarak belirlendiği, 06/05/2011 tarihinde taşınmazın da yer
aldığı alanın gecekondu önleme bölgesi ilan edildiği, 16/12/2011 tarihinde de kamulaştırma
alanı olarak belirlendiği, olumlu görev uyuşmazlığı çıkaran davalı Tuzla Belediye Başkanlığı
ve TOKİ tarafından herhangi bir fiili el atma durumunun olmadığının bildirildiği belirlenmiştir.
Esas No : 2021/284
Karar No: 2021/424
UYAP Bilişim Sistemiile erişebilirsiniz.
15. Uygulama ve öğretide, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında,
kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemler, idari işlem;
herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle,
görevleriyle ilgili hareketsizlikleri de, idari eylem olarak tanımlanmaktadır.
16. Her ne kadar davacı vekili dava dilekçesinde, idarenin fiili el atması bulunduğunu
ileri sürerek adli yargı yerinde dava açmış ise de, davalı idarelerin söz konusu taşınmaza fiilen
el atılmadığına dair cevap dilekçeleri ve dosya kapsamından, uyuşmazlığın imar planı ve bu
kapsamda idarece verilen kamulaştırma kararından sonra idarenin eylemsiz kalmasından ibaret
hukuki müdahaleye ilişkin olduğu, kamu gücüne dayanılarak, resen ve tek yanlı olarak tesis
edilen bir idari işlem bulunduğu anlaşılmaktadır.
17. Belirtilen nedenlerle, Danıştay Başsavcısının başvurusunun kabulü ile İstanbul
(Anadolu) 23. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 13/11/2020 tarihli ve E.2020/337 sayılı
görevlilik kararının kaldırılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
V. HÜKÜM
Açıklanan nedenlerle;
A. Davanın çözümünde İDARİ YARGI YERİNİN GÖREVLİ OLDUĞUNA,
B. Danıştay Başsavcısının BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile İstanbul (Anadolu) 23.
Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 13/11/2020 tarihli ve E.2020/337 sayılı GÖREVLİLİK
KARARININ KALDIRILMASINA,
05/07/2021 tarihinde, OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
Başkan
Celal Mümtaz
AKINCI
Üye
Şükrü
BOZER
Üye
Mehmet
AKSU
Üye
Birol
SONER
Üye
Aydemir
TUNÇ
Üye
Nurdane
TOPUZ
Üye
Ahmet
ARSLAN
Full & Egal Universal Law Academy