© Çeviren, Okan TAŞDELEN, İnsan Hakları Hukukçusu ve AİHM Eski B Hukukçusu, @O_TSDLN, 2020. [Daha önce Patreon sayfamda (https://www.patreon.com/posts/44618053) yayımlanmıştır] Bu özet çeviriyi yayımlama izni, yalnızca HUDOC’a konulması için verilmiştir. Çevirmene atıfta bulunmak kaydıyla alıntılanabilir.
© Translated by Okan TAŞDELEN, Human Rights Legal Expert and Former B Lawyer of the ECHR, @O_TSDLN, 2020. [Already published on my Patreon page (https://www.patreon.com/posts/44618053)] Permission to re-publish this summary translation has been granted for the sole purpose of its inclusion in HUDOC. It may be reproduced with a reference to the translator.
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
Hüseyin UZUN/Türkiye Kararı
(B. No. 37866/18, 10/11/2020)
I – OLAYLAR VE OLGULAR
Başvuran, 2013 yılından beri Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Kamu Yönetimi bölümünü takip etmekte iken 2016 yılında FETÖ/PDY üyesi olduğu şüphesiyle tutuklanmıştır. Başvuranın üniversite sınavlarına katılmasına, 677 sayılı KHK’nın 4. maddesi uyarınca OHAL süresince ve tutukluluğu boyunca izin verilmemiştir.
Başvuranın eğitim hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine yaptığı başvuru kabul edilemez bulunmuştur.
OHAL’in 18 Temmuz 2018 tarihinde kaldırılmasının ardından başvuran, yeniden kaydını yaptırmıştır ve eğitimine devam etmektedir.
II – AİHM’E BAŞVURU VE ŞİKÂYETLER
16 Mart 2018 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvuru yapılmıştır.
Başvuran, 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesine dayanarak KHK ile üniversite sınavlarına girişinin engellenmesinin eğitim hakkını ihlal ettiğinden şikâyet etmiştir.
III – HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Hükumet tarafından, OHAL sonrasında üniversite sınavlara girişin önünde bir engel kalmaması nedeniyle başvuranın mağdur statüsünün ortadan kalktığı iddia edilmiştir (par.22).
Bununla birlikte AİHM, başvuranın tüm OHAL süresince sınavlara giremediğinden dolayı bu yasaktan kişisel olarak ve doğrudan etkilenmesi; ulusal makamlarca da bu mağduriyetinin kabul edilmemesi ve bir tazminat ödenmemesi karşısında başvuranın mağdur statüsünün sürdüğüne hükmetmiştir. Sonradan sınavlara giriş hakkı kazanması, hiçbir şekilde ihlale dair bir giderim sağlamaz (par. 24).
Tutuklu ve hükümlülerin eğitim haklarına yönelik ilkeler, Velyo Velev/Bulgaristan (B. No. 16032/07, §§ 30-33, AİHM 2014 (alıntılar)) ortaya konulmuştur (par. 25).
AİHM, öncelikle uygulanan kısıtlamanın 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesine göre haklı kılınıp kılınmadığını inceleyeceğini ve eğer haklı bulunursa, temel hakların askıya alınmasının geçerli olup olmadığı hususunda karar almasına gerek olmadığını belirtmiştir (par. 26; A. ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No. 3455/05, § 161, AİHM 2009).
Başvuranın maruz kaldığı kısıtlamanın eğitim hakkına bir müdahale teşkil ettiği hususunda taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. Dolayısıyla, müdahalenin yasal bir temelinin olup olmadığının, meşru bir amaç güdüp gütmediğinin ve orantılılığının incelenmesi gerekiyor (par. 27).
677 sayılı KHK’nın 4. maddesi, dile getirilen kısıtlamanın yasal temelini oluşturmaktadır. Ayrıca AİHM, müdahalenin cezaevinin disiplin ve güvenliğinin sağlanması amacına hizmet ettiği şeklindeki Anayasa Mahkemesinin değerlendirmesini de uygun bulmaktadır (par. 28).
Müdahalenin “gerekli” olup olmadığı bakımından ise tutukluluğun olağan ve makul gerekleri ile tutukluların eğitime erişimi noktasında ulusal makamlara tanınan takdir payının kapsamı incelenecektir (par. 29).
AİHM bu bakımdan, tek başına cezaevindekilerin haklarının herhangi bir yargı kararı olmaksızın kısıtlanmasının eğitim hakkının ihlal edildiği sonucunu doğurmayacağını ifade etmiştir (Scoppola/İtalya (no. 3) [BD], B. No. 126/05, § 104, 22 Mayıs 2012). Ancak, ilgili tedbirin uygulanış yönteminden ve onun etrafındaki hukuki çerçeveden hareketle de orantısız olduğu sonucuna ulaşılabilir (par. 30).
Orantılılık değerlendirmesi yapılırken, mevcut davadaki kısıtlamanın geçici olduğuna ve yalnızca OHAL süresince uygulandığına dikkat çekilmiştir (par. 31).
AİHM’in gözettiği diğer bir husus ise yasağın cezaevindekilere kendilerine isnat edilen suça bakılmaksızın uygulanan genel bir yasak olmaması ve sadece terörizm suçlarından dolayı tutuklu ve hükümlüleri muhatap almasıdır. Bu itibarla mevcut dosya, cezaevinde bulunan kişilere otomatik olarak ve ayrım yapmaksızın uygulanan, ceza müddetlerini ve bireysel koşullarının dikkate alınmadığı kısıtlamalara ilişkin davalardan farklılaşmaktadır (Hirst/Birleşik Krallık (no. 2) [BD], B. No. 74025/01, § 69, AİHM 2005‑IX). AİHM’e göre, daha sonradan yasalaşan 677 sayılı KHK’nın 4. maddesi, yasa koyucunun tedbirin uygulanmasını işlenen suçun niteliği koşuluna bağladığına işaret ediyor (par. 32, bkz. Scoppola/İtalya (no. 3) [BD], yukarıda anılan, § 106).
AİHM, söz konusu kısıtlamanın Anayasa Mahkemesi tarafından pek çok karar bağlamında incelendiğini belirtmiştir (bkz. Mehmet Ali Eneze, B. No. 2017/35352, 23 Mayıs 2018, §§ 13-19). Anayasa Mahkemesi, kararlarını AİHM içtihatlarına dayandırmış ve içtihatlarda ortaya konan ilkeler doğrultusunda orantılılık incelemesi yapmıştır (aksi yönde bkz. Mehmet Reşit Arslan ve Orhan Bingöl/Türkiye, B. No. 47121/06 ve Diğer 2 Başvuru, 18 Haziran 2019, § 69). Anayasa Mahkemesi tarafından başvuranın kişisel durumu özel olarak dikkate alınmamışsa da; AİHM’e göre bu, söz konusu tedbirin arka planının ışığında haklı görülebilir. Tutuklu sayısındaki kayda değer artış ve cezaevi personelindeki azalmanın tutuklularının eğitim programlarına katılımının ayarlanmasını zorlaştırmış olabileceği kabul edilmiştir (par. 33).
AİHM bakımından yukarıdaki hususlar, devletin bireylerin eğitim hakkı ile bunları karşılanmasına yönelik sınırlı imkânlar arasında denge kurulması gerektiği ilkesinden doğan ilgili ve kabul edilebilir değerlendirmelerdir. Sözleşme’de, eğitim olanaklarının kapsamı ve bunların düzenlenme şeklini öngören özel bir yükümlülük bulunmamaktadır (par. 34; bkz. Georgiou/Yunanistan (kk), B. No. 45138/98, 13 Ocak 2000).
Öte yandan bahse konu tedbir, yükseköğretim bağlamında da değerlendirilmelidir (bkz. Tarantino ve Diğerleri/İtalya, B. No. 25851/09 ve Diğer 2 Başvuru, § 50, AİHM 2013 (alıntılar)). Alınan eğitim düzeyinin yükselmesiyle orantılı biçimde bu alandaki devletin takdir payı genişlemektedir (par. 35; bkz. Ponomaryovi/Bulgaristan, B. No. 5335/05, § 56, AİHM 2011).
Son olarak, kısıtlama süresinin başvuranın eğitimini tamamlamasının önünde kayda değer bir engel teşkil ettiğinin ortaya koyulamadığı belirtilmiştir (Slivenko ve Diğerleri/Letonya (kk) [BD], B. No. 48321/99, § 128, AİHM 2002‑II (alıntılar)). Başvuran, üniversite eğitimini bu süre içinde bitirmek zorunda olduğunu da ileri sürmemiştir. Başvuran üniversiteye yeniden kaydolabilmiş ve sınavlara girebilmiştir; herhangi bir engel olmaksızın eğitimini sürdürmektedir. Başvuran, tutukluluğu öncesindeki iş durumuna ve mesleğine dair de herhangi bir bilgi vermemiştir (par. 36).
Bu nedenlerle AİHM, şikâyet edilen tedbirin ne keyfi ne de gayrimakul olduğu; dolayısıyla, şikâyetin açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır (par. 37).
Alınan tedbirin 1 No.lu Protokol’ün 2 maddesi uyarınca haklı kılınması nedeniyle, askıya alma bildiriminin geçerli olup olmadığına karar verilmesine gerek bulunmamaktadır (par. 38).
Full & Egal Universal Law Academy