AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 28003/15
Ivan Valchanov VANCHEV/BULGARİSTAN
Başkan
Pere Pastor Vilanova,
Hâkimler
Jolien Schukking,
Yonko Grozev,
Georgios A. Serghides,
Peeter Roosma,
Ioannis Ktistakis,
Andreas Zünd
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Milan Blaško’nun katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Üçüncü Bölüm), 30 Ocak 2024 tarihinde Daire halinde toplanarak,
Yukarıda belirtilen 26 Mayıs 2015 tarihinde yapılan başvuruyu ve
Mahkemeye erişim hakkının bulunmamasına ilişkin şikâyetin Bulgar Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve şikâyetin geri kalan kısmını kabul edilemez olduğuna ilişkin kararı,
Davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ve başvuran tarafından cevaben sunulan görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
1. Başvuru, Sözleşme’nin 6. maddesi açısından, bölge savcısı olarak görev yapan başvuranın, üç aylık bir süre için başka bir bölge savcılığına geçici olarak görevlendirilmesine ilişkin karara itiraz etmek için mahkemeye erişiminin olmamasıyla ilgilidir.
OLAY VE OLGULAR
2. Başvuran İvan Valchanov Vanchev, Bulgar vatandaşı olup, 1964 doğumludur ve Hasköy’de (Bulgaristan) ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde Filibe Barosuna bağlı Avukat M. Ekimdzhiev ve Avukat K. Boncheva tarafından temsil edilmiştir.
3. Hükümet, Adalet Bakanlığında görevli olan Bayan İ. Nedyalkova tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Bağlamı4. 1994 yılından beri savcı olarak görev yapan başvuran, 2004 yılında, görevde yükselme sınavı sonucunda Yüksek Yargı Kurulu (“YYK”) tarafından beş yıllık bir süre için Hasköy Bölge Savcılığının idari yöneticisi (bölge savcısı) olarak atanmıştır. Söz konusu görevlendirme Haziran 2009 yılında YYK tarafından yenilenmiştir.
5. Başvuranın, kendisi gibi bir hâkim olan partnerini takip ettirmek için özel bir dedektif tuttuğu ve bu şekilde yargı makamının itibarını zedelediği gerekçesiyle ilgili hakkında 2011 yılının Kasım ayında disiplin soruşturması başlatılmıştır. YYK, 7 Haziran 2012 tarihli bir kararla, altı ay süreyle başvuranın maaşından %10 oranında kesinti yapılmasını öngören bir disiplin cezası vermiştir. İlgili kişinin itirazı üzerine bu ceza, 11 Nisan 2013 tarihinde Yüksek İdare Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.
6. Başvuranın, savcı meslektaşlarına baskı yapmış ve 2012 yılında YYK üyelerinin seçiminde bir aday lehine lobi faaliyeti yürütmüş olabileceğini ortaya koyan telefon dinlemelerinin içeriğinin basında yayınlanmasının ardından, 26 Temmuz 2013 tarihinde başvuran hakkında başka bir disiplin soruşturması açılmıştır.
7. Öte yandan, Başsavcılık, 25 Temmuz 2013 tarihinde, başvuranın diplomada sahtecilik yaptığı şüphelerine ilişkin olarak başvuran hakkında bir ceza davası açılması nedeniyle, YYK’dan, Yargı Kanunu’nun 230. maddesinin 2. fıkrası kapsamında başvuranın görevden uzaklaştırılmasını talep etmiştir. YYK, 26 Temmuz 2013 tarihinde, başvuranın görevden uzaklaştırılmasına karar vermiştir. Başvuranın yaptığı itiraz üzerine, bu karar, Yüksek İdare Mahkemesi tarafından bir yandan, başvuranın YYK önünde savunmasını sunamadığı ve diğer taraftan ise söz konusu ceza yargılamasında başvuranın sadece tanık olarak dinlendiği ve suçlanmadığı, bu durumun da Yargı Kanunu’nun 230. maddesinin uygulama alanı dışında kaldığı gerekçesiyle, 13 Mart 2014 tarihinde bozulmuştur. Başvuran 17 Mart 2014 tarihinde, görevine iade edilmek üzere Hasköy Savcılığına gitmiştir.
Başvuranın geçici görevlendirmesine ilişkin karar1. Başvuranın görevine iade edildiği 17 Mart 2014 tarihinde, başsavcı, başvuranın 18 Mart 2014 tarihinden itibaren üç aylık bir süre için Filibe Savcılığına düz savcı olarak görevlendirilmesine karar vermiştir. Söz konusu karar, iş yükünde bir artışla karşı karşıya olan ve sekiz boş kadrosu bulunan Filibe Savcılığının artan ihtiyaçları ile gerekçelendirilmiştir.
2. Başvuran, kararın hemen ardından 11 Nisan 2014 tarihine kadar, yani on sekiz günlük ücretli izin talebinde bulunmuş ve bu talep istinaf mahkemesi savcısı tarafından kabul edilmiştir. Ancak, başvuran söz konusu tarihten sonra Filibe Savcılığındaki görevine başlamamıştır.
3. Başvuran, 18 Mart 2014 tarihinde, kendisiyle ilgili geçici görevlendirme kararına karşı Yüksek İdare Mahkemesine itirazda bulunmuştur. Başvuran, özellikle, bir yandan Yargı Kanunu’nun 227. maddesinin, diğer yandan da YYK’nın, hâkim ve savcıların geçici görevlendirilmesine ilişkin yönetmeliğinin, idari yönetici pozisyonunda bulunan bir savcı veya hâkimin geçici görevlendirilmesine izin vermediğini ileri sürerek itiraz konusu işlemin, bu nedenlerle maddi hukuka aykırı olarak yapıldığını iddia etmiştir.
4. YYK, 2012 yılında yapılan YYK seçimleriyle ilgili olarak başvuran hakkında başlatılan disiplin kovuşturması kapsamında (bk. yukarıda 6. paragraf), 24 Nisan 2014 tarihinde, başvuranın yargının saygınlığını zedelediğine hükmetmiş ve disiplin yaptırımı kapsamında bölge savcılığındaki yöneticilik görevinden alınmasına karar vermiştir. Başvuran, savcı olarak görevine devam etmiştir.
5. Başsavcılık, 16 Mayıs 2014 tarihinde başvuranın Filibe Savcılığındaki geçici görevine, diğer unsurların yanı sıra, izin almış olması nedeniyle söz konusu şehirde çalışmış olmasına gerek kalmadan son vermiştir. Başvuran, Hasköy’deki savcılık görevine devam etmiştir.
6. Başvuranın geçici görevlendirme kararına karşı yaptığı itirazı değerlendiren Yüksek İdare Mahkemesi, 19 Haziran 2014 tarihli kararla (yukarıda Error! Reference source not found.. paragraf), kendisine bu tür bir itirazı inceleme yetkisi veren bir kanun hükmü bulunmadığından itirazın incelenmesinin idare mahkemelerinin genel yargı yetkisine girdiğine hükmetmiştir. Yüksek İdare Mahkemesi bu nedenle, davanın Hasköy İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
7. İdare Mahkemesi, 9 Ekim 2014 tarihinde, ihtilaflı geçici görevlendirme kararının idari bir işlem teşkil etmediğini, kurumun iç yönetimine ilişkin bir işlem olduğunu ve itiraz edilemeyeceğini belirterek itirazın kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Başvuran, Yüksek İdare Mahkemesine temyiz başvurusunda bulunmuştur. Başvuran, geçici görevlendirme kararına karşı itirazda bulunma imkânı tanıyan özel bir normun olmaması sebebiyle, kendisine göre itiraz konusu işlem haklarını ve meşru menfaatlerini yani YYK’nın kendisini atadığı idari yöneticilik görevini yerine getirme olasılığını etkilemesi nedeniyle, Anayasa’nın 120. maddesinin 2. fıkrasındaki genel norm uyarınca itirazının kabul edilebilir olarak değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Başvuran bu bağlamda, yasaların bir idari yöneticinin geçici olarak görevlendirilmesine izin vermediği iddiasını yinelemiş ve bu nedenle kendisinin düz savcı olarak görevlendirmesine ilişkin kararın idari yöneticilik görevinden hukuka aykırı bir şekilde geri alınması anlamına geldiğini ileri sürmüştür.
8. Yüksek İdare Mahkemesi, 12 Aralık 2014 tarihinde, İdare Mahkemesinin davanın kabul edilemez olduğu yönündeki kararını onamıştır. Yüksek İdare Mahkemesi, ihtilaf konusu geçici görevlendirme kararının idari bir işlem olmadığını, Başsavcının sevk ve idare yetkisi bağlamında alınan ve Yargı Kanunu’nun 147. maddesinin 3. fıkrasına dayanan kurumun iç yönetimine ilişkin bir işlem olduğu sonucuna varmıştır; bu hüküm Başsavcıya, hizmet gerekleri sebebiyle ihtiyaç duyulması halinde savcıların geçici olarak görevlendirilmesine karar verme yetkisi vermektedir. Yüksek Mahkeme ayrıca, itiraz konusu kararın, ilgili birim dışındaki gerçek veya tüzel kişilerin haklarını ve meşru menfaatlerini ihlal etmediğini, dolayısıyla itirazın Anayasa’nın 120. maddesinin 2. fıkrasında yer alan genel norma dayalı olarak incelenemeyeceğini tespit etmiştir.
Daha sonraki gelişmeler9. Yüksek İdare Mahkemesi, 6 Temmuz 2015 tarihinde, 5 Kasım 2014 tarihli ilk kararı onayarak, başvuranın idari yöneticilik görevinden geri alınmasına ilişkin disiplin cezasını iptal etmiştir (yukarıda Error! Reference source not found.. paragraf). Yüksek İdare Mahkemesi özellikle, telefonların dinlenmesi yoluyla, yani özel istihbarat araçlarıyla elde edilen bilgilerin, gerek doğrudan gerekse içeriklerinin medyada yayınlanması suretiyle disiplin davalarında kullanılamayacağına karar vermiştir. Sorgulanan tanıklar tarafından başvurana atfedilen ifadelere gelince, Yüksek Mahkeme bu ifadelerden başvuranın kanuna ve etik kurallara aykırı olarak lobicilik veya manipülasyon yaptığının tespit edilmesine imkan vermediğine karar vermiştir. Başvuranın görev süresi 28 Temmuz 2014 tarihinde sona erdiğinden, başvuran tekrar yöneticilik görevine getirilmemiştir.
10. Başvuran, 2015 yılının Temmuz ayında savcılıktaki görevinden istifa etmiştir.
11. Akabinde, başvuran Devlet Sorumluluk Yasası’na dayanarak, kendisi hakkında uygulanan ve mahkemeler tarafından kesin olarak iptal edilen tedbirler sonucunda uğradığını düşündüğü zararın tazmini için çeşitli davalar açmıştır. Yüksek İdare Mahkemesi 15 Ocak 2021 tarihli kararıyla, 2013 yılında uygulanan görevinden geçici uzaklaştırma tedbirin neden olduğu manevi zarar için başvurana 8.178 avroya (EUR) eşdeğer 16.000 Bulgar levası (BGN) ödenmesine hükmetmiştir (yukarıda 7. paragraf). 2022 yılında, 2012’de verilen aylıktan kesme cezasının iptal edilmesi ve de söz konusu yargılamalar çerçevesinde yapılan masraf ve giderlerin geri ödenmesiyle bağlantılı olarak başvurana 5.000 Bulgar levası (2.555 avroya eşdeğer) tutarında manevi tazminat ödenmiştir.
İLgili hukuki ÇERÇEVE
İlgili iç hukuk kuralları ve uygulaması Hâkim ve savcıların geçici görevlendirilmesi12. Yargı Kanunu’nun 227. maddesinde, hâkim, savcı veya soruşturmacıların geçici olarak görevlendirilmeleri konusu düzenlemektedir. Söz konusu kanun hükmünün ilgili tarihte yürürlükte olan halinde, bir hâkim veya savcının bir takvim yılı içinde üç aydan fazla bir süre için geçici olarak görevlendirilmesine ilişkin bir kararın ilgili kişinin yazılı ve önceden alınmış izni olmaksızın verilemeyeceği öngörülmekteydi (227. maddenin birinci fıkrası). Söz konusu hükümde ayrıca, geçici olarak görevlendirilen hâkim veya savcının, daha üst düzey veya daha yüksek rütbeli bir göreve atanmadığı sürece (bu durumda söz konusu göreve karşılık gelen ücreti almaları gerektiği) tedbirin kabul edilmesinden önce ödenen maaş miktarlarını almaya devam edecekleri belirtilmektedir (4. fıkra). Ayrıca, olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan Yargı Kanunu’nun 147. maddesinde, ihtiyaç duyulması halinde, tüm savcıların kendi görev yerlerinden başka bir göreve atanabileceği ve Başsavcının ülke genelinde bu tür bir görevlendirme kararı çıkarma yetkisine sahip olduğu öngörülmekteydi.
13. YYK, 2013 yılında hâkim ve savcıların geçici olarak görevlendirilmesine ilişkin iç kuralları belirlemiştir. Mevcut uygulamaları birleştirmeyi amaçlayan söz konusu kurallar bağlayıcı nitelikte değildir. Bu kuralların 3.2 maddesinde “idari yöneticilerin başka kurumlarda görev yapmak üzere görevlendirilemeyeceği” belirtilmektedir. Ancak, uygulamada ve özellikle de YYK’nın 27 Haziran 2013 tarihli müzakere tutanaklarından anlaşılacağı üzere (s. 44-46), idari bir yöneticinin (yani bir mahkemenin veya savcılığın başkanının), asıl hizmet yerinde söz konusu yöneticilik görevlerini yerine getirmeye devam ederken, başka bir mahkemenin yargı çerçevesinde hâkim veya savcı pozisyonuna geçici olarak görevlendirilebileceği ortaya çıkmaktadır.
14. Yukarıda bahsedilen Yargı Kanunu’nun 147 ve 227. maddeleri 2016 ve 2017 yıllarında değiştirilerek hâkim ve savcıların geçici olarak görevlendirilmesi bundan böyle ek koşullara tabi kılınmıştır. 227. maddede özellikle, herhangi bir geçici görevlendirme kararının söz konusu tedbiri haklı kılan hizmet ihtiyaçları bakımından açıkça gerekçelendirilmesini şart koşulmakta ve ayrıca, ilgili hâkim veya savcının onayı olmaksızın geçici görevlendirmeye ilişkin bir kararın yalnızca “istisnai durumlarda” verilebileceği belirtilmektedir.
İdari işlemlere karşı hukuki yollara başvurma hakkı15. 1991 Anayasası’nın 120. maddesi uyarınca vatandaşlar, kendilerini etkileyen herhangi bir idari işlemin hukuka uygunluğuna ilişkin olarak, kanunda açıkça bu tür bir itirazın yapılamayacağının belirtildiği işlemler hariç olmak üzere itiraz hakkına sahiptirler. 2007 tarihli İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 21. maddesinde, idari işlem, idare edilen kişilerin haklarını, özgürlüklerini veya meşru menfaatlerini tesis etmeye veya etkilemeye yönelik idari makamın irade açıklaması olarak tanımlanmaktadır; Bu tür bir işlemin yapılmasının reddedilmesi de bir idari işlem teşkil etmektedir. Aynı kanunun 2. maddesi, söz konusu işlemlerin gerçek veya tüzel kişilerin haklarını, özgürlüklerini veya meşru menfaatlerini de etkilediği durumlar hariç olmak üzere, idari makamların kendilerine bağlı makamlara haklar tanımaya veya onlar için yükümlülükler oluşturmaya yönelik işlemlerini söz konusu maddenin uygulama kapsamı dışında tutmaktadır. Nitekim doktrin ve içtihat hukukunda, söz konusu kanunun kapsamı dışında kalan eylemleri “hizmetin iç yönetimine ilişkin fiiller” olarak tanımlanmakta ve bunların yargı denetimine tabi olmadığı kabul edilmektedir. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun kabul edilmesinden önce, Anayasa Mahkemesi 1995 tarihli bir kararında, itiraz edilen işlemlerin, gerçek veya tüzel kişi olsun, üçüncü tarafların sübjektif haklarını veya meşru menfaatlerini ihlal ettiği durumlarda, kanunun bu tür bir incelemeyi açıkça hariç tuttuğu durumlar dışında, mahkemelerin bu vatandaşlar tarafından yapılan itirazları incelemek zorunda olduğunu göz önünde bulundurarak idari işlemlerin yargısal denetime tabi tutulmasının, bu işlemlerin yaratabileceği hukuki etkilere bağlı olduğunu belirtmiştir (реш. № 21 от 26.10.1995 г. на КС на РБ по конст. д. № 18/95 г.).
16. İdari Yargılama Usul Kanunu’nun 149. maddesi uyarınca, bir idari işlemin hukuka uygunluğuna ilişkin itiraz, söz konusu işlemin tebliğinden itibaren on dört gün içinde yapılması gerekmektedir. Aynı kanunun 166. maddesinde, kanunda aksi belirtilmedikçe, söz konusu itirazın yürütmeyi durdurma etkisi olduğu hükmü yer almaktadır. Özellikle yargı mensuplarının istihdamı ve kariyerine ilişkin kanunlarla ilgili olarak, bu konuların ayrıntılı bir şekilde ele alındığı Yargı Kanunu’nun 36. maddesinde, herhangi bir menfaati söz konusu olan herkesin YYK tarafından alınan kararlara karşı yargı yoluna başvurabileceği belirtilmektedir. Bu tür itirazlar, davaya bakan mahkeme aksi yönde karar vermedikçe, yürütmeyi durdurma etkisine sahip değildir. Yargı Kanunu’nda, bir savcının geçici olarak görevlendirilmesine ilişkin Başsavcılık kararına karşı itirazda bulunma imkânı veya usulüne ilişkin herhangi bir hüküm yer almamaktadır. İdare mahkemelerinin böyle bir itirazı karara bağlamak zorunda kaldığı nadir durumlarda, mevcut davadaki başvuranın davasında olduğu gibi, geçici görevlendirme kararının, itiraz konusu edilemeyecek bir iç yönetim işlemi olduğuna karar vermişlerdir (yakın zaman önce verilmiş karara bk. № 3099 от 23.03.2023 г. по адм. д. № 2462/2023, ВАС, VI отд.).
İlgili uluslararası metinler17. Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik Komisyonu), 85. Genel Kurul oturumunda (17-18 Aralık 2010) kabul ettiği Yargının Bağımsızlığı için Avrupa Standartları, Bölüm II - Savcılık (CDL-AD(2010)040) başlıklı raporunda savcıların bağımsızlığı konusunda aşağıdaki görüşleri dile getirmiştir:
“28 (...) bağımsızlık ya da özerklik kavramı savcılık değil hâkimlere uygulandığında temel olarak farklı algılanmaktadır. Savcılık, yargı sisteminin parçası olduğunda bile bir mahkeme değildir. Yargının bağımsızlığı ve yürütme erkinden ayrılığı hukukun üstünlüğünün temel taşlarından biridir ve bunun hiçbir istisnası olamaz. Yargının bağımsızlığının iki yüzü vardır; bunlardan kurumsal olanı yargının bir bütün olarak bağımsız olmasını içerirken diğeri hâkimlerin karar alma sürecinde münferit olarak (diğer hâkimlerin etkisinden bağımsız olmak da dâhil olmak üzere) bağımsız olmalarını içerir. Bununla birlikte, savcılığın bağımsızlığı ya da özerkliği doğası itibariyle mahkemelerinki kadar koşulsuz değildir. Savcılığın bir kurum olarak bağımsız olduğu durumlarda bile, başsavcı dışındaki savcıların kararları ve faaliyetleri için hiyerarşik bir kontrol söz konusu olabilir.”
ŞİKÂYETLER
18. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesi açısından, geçici olarak görevlendirilmesine ilişkin karara itiraz etmek için mahkemeye erişiminin bulunmadığından şikâyetçi olmaktadır.
HUKUKİ Değerlendirme
19. Başvuran, şikâyetini desteklemek için, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürmektedir. Bu maddenin ilgili bölümleri aşağıdaki gibidir:
“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar (...) konusunda karar verecek olan (...) bir mahkeme tarafından (...) görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
Tarafların iddiaları20. Hükümet, Sözleşme’nin 6. maddesinin mevcut davada uygulanamayacağını ve her halükarda, başvuranın Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendi anlamında ciddi bir zarara maruz kalmadığı kanaatindedir. Hükümet, Yargı Kanunu’nda, üç aydan daha kısa süreli bir geçici görevlendirmenin, ilgili hâkim ve savcının rızası olmaksızın yapılabileceğinin öngörüldüğünü iddia ederek, başvuranın, iç hukukta tanınan, geçici görevlendirmeyi kabul etmeme “hakkına” sahip olduğunu iddia edemeyeceği kanaatindedir. Ayrıca, Hükümete göre, bu tür bir geçici görevlendirme, iç hukukta bir nakil veya kalıcı iş yeri değişikliği olarak görülmemekte ve ilgili yargı mensubunun medeni haklarını etkilememektedir.
21. Hükümet ayrıca, başvuranın hemen izne ayrılma talebinde bulunduğunu, başvurduğu yargı yolunun yürütmeyi durdurma etkisine sahip olduğunu ve Başsavcılığın 16 Mayıs 2014 tarihi itibariyle geçici görevlendirmeyi sonlandırdığını belirterek ihtilaf konusu geçici görevlendirme kararının yerine getirilmediğini ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranın maaşında bir kesintiye uğramadığını iddia etmekte ve her halükarda geçici görevlendirme kararının sadece savcılık göreviyle ilgili olduğunu ve başvuranın Hasköy Savcılığının idari amiri olarak yetkilerini kullanmasını engellemediğini savunmaktadır. Hükümet, Hasköy ve Filibe arasındaki yolculuk süresinin arabayla yaklaşık bir saat olduğunu ve bunun büyük bir sıkıntı olarak değerlendirilemeyeceğini de eklemiştir. Son olarak Hükümet, başvuranın hâkim değil savcı olarak görev yaptığını ve bu nedenle mevcut davada yargının bağımsızlığına ilişkin herhangi bir sorunun ortaya çıkmadığını ileri sürmektedir.
22. Başvuran, ihtilaf konusu kararın, mesleki itibarının yanı sıra, özellikle on bir yaşındaki oğluna bakmak zorunda olduğunu belirterek özel ve aile hayatı üzerinde de etkileri olduğunu ileri sürmekte ve sonuç olarak Sözleşme’nin 6. maddesinin medeni hukuk yönünden uygulanabilir olduğunu iddia etmektedir. Başvuran her gün Filibe’ye gidip gelmek zorunda kalmamak için izin almış olmasının bu durum üzerinde hiçbir etkisi olmadığını düşünmektedir. Başvuran ayrıca, geçici görevlendirme uygulamasının kendisine göre, “itaatkâr” hâkim ve savcıları sınav düzenlemeksizin gözde görevlere veya hiyerarşinin daha üst kademelerine atayıp “ödüllendirmek” amacıyla Bulgaristan’da sıklıkla kötüye kullanıldığını ileri sürmektedir.
Mahkemenin değerlendirmesi23. Hükümetin itirazlarını göz önünde bulunduran Mahkeme, öncelikle, başvuran hakkında verilen geçici görevlendirme kararının medeni hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesiyle ilgili olup olmadığını ve dolayısıyla Sözleşme’nin 6. maddesinin ve bu maddeye bağlı güvencelerin, özellikle de bu tür hak ve yükümlülüklere ilişkin bir itirazın inceletilmesi amacıyla mahkemeye erişim hakkının uygulanabilirliğini incelemesi gerekmektedir.
24. Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının medeni hukuk yönünden uygulanabilmesi için, Sözleşme tarafından korunup korunmadığına bakılmaksızın, iç hukukta tanınan, en azından savunabilir bir şekilde talep edilebilecek bir “hak” konusunda bir “anlaşmazlık” olması gerektiğini hatırlatmaktadır. Anlaşmazlık bir hakkın varlığına ilişkin olabileceği gibi, söz konusu hakkın kapsamına veya uygulanma şekline ilişkin de olabilecek gerçek ve ciddi bir anlaşmazlık olmalıdır. Ayrıca, yargılamanın sonucu söz konusu hak açısından doğrudan belirleyici olmalıdır, zira zayıf bağlantılar veya uzak sonuçlar Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının devreye girmesi için yeterli değildir (Grzęda/Polonya [BD], no. 43572/18, § 257, 15 Mart 2022 ve buradaki atıflar ve de yakın tarihli, Davchev/Bulgaristan (k.k.), no. 39247/14, § 23, 19 Eylül 2023). Son olarak, söz konusu hak “medeni” nitelikte olmalıdır (bk. yukarıda anılan Grzęda,§ 257).
25. İleri sürülen “hakkın” iç hukukta bir dayanağının olup olmadığına karar vermek için iç hukuk hükümlerini ve bu hükümlerin ulusal mahkemeler tarafından nasıl yorumlandığı başlangıç noktası olarak almak gerekir. Ulusal mevzuatı yorumlamak öncelikle ulusal makamların, özellikle de mahkemelerin ve yüksek yargı organlarının görevidir. Benimsenen yorum keyfi veya açıkça mantıksız olmadığı sürece, Mahkemenin görevi, bu yorumun etkilerinin Sözleşme ile uyumlu olup olmadığını belirlemekle sınırlıdır. Dolayısıyla, yüksek ulusal mahkemelerin, Sözleşme’den doğan ilgili içtihatlara ve bunlardan çıkarılan ilkelere dayanarak, mahkemeye erişim hakkına getirilen kısıtlamanın kesin niteliğini tam ve ikna edici bir şekilde incelediği durumlarda Mahkemenin, iç hukukun yorumlanmasına ilişkin bir konuda ulusal mahkemelerin görüşlerini kendi görüşleri ile değiştirmek ve bu mahkemelerin aksine, ilgili kişinin ulusal mevzuat tarafından tanınan bir hakka sahip olduğuna dair savunabilir bir iddiada bulunabileceğine karar vererek bu mahkemelerle karşıt bir görüş benimsemesi için çok ciddi gerekçeleri olmalıdır (bk. yukarıda anılan Grzęda, § 259 ve burada yapılan atıflar).
26. Ayrıca, iş ilişkileri hususunda Mahkeme, belirli bir göreve veya işe erişimin takdire bağlı bir ayrıcalık olsa bile, özellikle iç hukukun ilgili kişiye haksız olduğu düşünülen bir işten çıkarılmaya, hatta iş sözleşmesinde yapılan tek taraflı önemli değişikliklere mahkemede itiraz etme hakkı tanıması halinde bu durumun bu tür bir işe devam edilmesi veya bu tür bir işin çalışma koşulları açsısından kesinlikle geçerli olmayacağına hükmetmiştir (Regner/Çek Cumhuriyeti [BD], no. 35289/11, § 117, 19 Eylül 2017).
27. Mevcut davanın olay ve olgularına dönecek olursak, Mahkeme, 6. maddenin kamu hizmetinde veya yargı kurumlarında çalışmayla ilgili uyuşmazlıklara uygulanabilir olduğuna hükmettiği diğer davaların aksine, başvuran tarafından itiraz edilen geçici görevlendirme tedbirinin, ne bir disiplin yaptırımı, ne de savcılık görevinden veya idari yöneticilik görevinden alınması veyahut da görevinden geçici olarak uzaklaştırılması anlamına gelmediğini kaydetmektedir (bk. karşılaştırmak amacıyla, kamu görevlilerinin veya hâkimlerin görevden alınmasına ilişkin olarak, Pişkin/Türkiye, no. 33399/18, § 99, 15 Aralık 2020 ve Oleksandr Volkov/Ukrayna, no. 21722/11, §§ 87-91, 9 Ocak 2013; disiplin kovuşturmaları ile ilgili olarak, Miroslava Todorova/Bulgaristan, no. 40072/13, §§ 89-92, 19 Ekim 2021; bir mahkeme başkanının görev süresinin erken sona erdirilmesine ilişkin olarak, Denisov/Ukrayna [BD], no. 76639/11, §§ 47-49 ve 53-55, 25 Eylül 2018 ve Broda ve Bojara/Polonya, no. 26691/18 ve 27367/18, §§ 104-123, 29 Haziran 2021; bir hâkimin geçici olarak görevden uzaklaştırılmasına ilişkin olarak, Juszczyszyn/Polonya, no. 35599/20, § 137, 22 Ekim 2022 ve ilgili memurun ücretinde bir azalma ve görevinde bir değişiklik içeren bir tayin ile ilgili olarak, Zalli/Arnavutluk (k.k.), no. 52531/07, 8 Şubat 2011 ve Ohneberg/Avusturya, no. 10781/08, § 25, 18 Eylül 2012).
28. Başvuranın bununla birlikte, savunabilir bir şekilde iç hukukta tanındığı söylenebilecek bir “hakka” sahip olup olmadığı konusunda Mahkeme, Yargı Kanunu’nun ilgili hükümlerinden ve ulusal mahkemeler tarafından verilen kararlardan, herhangi bir savcının, Başsavcılık kararıyla üç aya kadar bir süre için başka bir göreve atanabileceğinin ortaya çıktığını kaydetmektedir (bk. yukarıda Error! Reference source not found. ve Error! Reference source not found.. paragraflar). Dolayısıyla başvuranın, rızası olmaksızın başka bir göreve atanmama konusunda “iç hukukta savunulabilir” bir hakkı bulunmamaktadır. İlgili kişinin yerine getirdiği savcılık görevi göz önünde bulundurulduğunda, böyle bir hakkın varlığı, hâkim ve savcıların bağımsızlığı ve görevden alınamazlığına ilişkin uluslararası hukuk tarafından tanınan ilkelerden de çıkarılamaz, zira bu gereklilikler, genellikle hiyerarşik olarak yapılandırılmış olan savcılıklar için hâkimler için olduğu kadar kesin değildir (bk. yukarıda 17. paragraftaki Venedik Komisyonu Raporunda yapılan alıntıya ve Bilgen/Türkiye, no.1571/07, §§ 57-63, 9 Mart 2021 ve Ivanov/Bulgaristan [Komite], § 47, no.36946/12, 8 Mart 2022 kararları ile karşılaştırınız).
29. Başvuranın şikâyetçi olduğu geçici görevlendirme tedbirinin, iş ilişkisini oluşturan hak ve yükümlülükler üzerindeki etkisine ilişkin olarak Mahkeme, geçici görevlendirme kararının başvuranın maaşı üzerinde herhangi bir olumsuz etkisi olmadığını ve iç hukuk uyarınca da (yukarıda 19. paragraf) olamayacağını gözlemlemektedir (bk. aksi yönde bir karar için (contrario), Zalli, Ohneberg, § 25 ve Denisov, § 54, burada yapılan atıflar). Söz konusu durum, rıza dışı geçici görevlendirme olasılığının kanunen üç aylık bir süre ile sınırlandırılması nedeniyle başvuranın iş ve görevlerinin niteliğinde önemli bir değişikliğe yol açmamıştır ve her halükarda geçici bir nitelik taşımaktadır (yukarıda Error! Reference source not found.. paragraf).
30. Söz konusu hususlar dikkate alındığında, Mahkeme, ihtilaf konusu tedbirin başvuranın statüsü üzerinde önemli bir etkisi olmadığı kanaatindedir (karşılaştırmak için bk. yukarıda anılan Bilgen, § 69, yukarıda anılan Denisov, § 54, yukarıda anılan Ohneberg, § 25 ve Angerjärv ve Greinoman/Estonya, no.16358/18 ve 34964/18, §§ 99-100, 4 Ekim 2022). Bu koşullar altında, Mahkeme, ihtilaf konusu durumun Mahkemenin içtihadı anlamında “sıradan bir iş anlaşmazlığı” olduğu (Vilho Eskelinen ve diğerleri/Finlandiya [BD], no. 63235/00, § 62, AİHM 2007-II) veya ilgili kişinin iş sözleşmesinde Sözleşme’nin 6. maddesinin uygulanmasını gerektirecek şekilde “tek taraflı önemli bir değişiklik” ile ilgili olduğunu düşünmemektedir (bk. yukarıda anılan, Regner § 117). Bunun aksine Mahkeme, ulusal mahkemeler gibi, başvuranın geçici olarak görevlendirilmesi kararının, Başsavcının, savcılık hizmetiyle ilgili olarak kurumsal yetkileri kapsamında değerlendirilebileceği kanaatindedir.
31. Geçici görevlendirme tedbirinin başvuranın itibarı, özel ve aile hayatı üzerinde yaratmış olabileceği sonuçlara ilişkin olarak Mahkeme, ilk olarak, başvuran tarafından Sözleşme’nin 8. maddesi uyarınca ileri sürülen şikâyetin, tek hâkim olarak görev yapan Bölüm Başkanı tarafından kabul edilemez olduğuna karar verildiğini tespit etmektedir (benzer bir durum için bk. yukarıda anılan, Bilgen § 69). Mahkeme, mevcut davada özellikle söz konusu geçici görevlendirme kararının hiçbir zaman uygulanmadığı ve ilgili kişinin geçici görevini hiçbir zaman yerine getirmediği göz önünde bulundurulduğunda, ihtilaf konusu tedbirin başvuranın ileri sürdüğü haklar üzerinde zayıf ve uzak etkilerden daha fazlasına sahip olduğuna dair hiçbir gösterge bulunmadığı kanaatindedir (yukarıda 9. paragraf).
32. Sonuç olarak, söz konusu geçici görevlendirme tedbirinin başvuranın kamu görevlisi statüsü üzerinde yaratmış olabileceği nispeten sınırlı sonuçları göz önünde bulunduran Mahkeme, itiraz edilen kararın başvuranın “medeni hak ve yükümlüklerine” ilişkin bir anlaşmazlıktan kaynaklanmadığı dolayısıyla, Sözleşme’nin 6. maddesinin davanın olay ve olgularına uygulanamayacağı kanaatindedir. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümetin de iddia ettiği gibi, başvuranın daha fazla önemli bir zarara uğrayıp uğramadığının incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.
33. Sonuç olarak, başvuranın şikâyeti, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında Sözleşme hükümleriyle konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmamaktadır ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup 22 Şubat 2024 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Milan Blaško Pere Pastor Vilanova
Yazı İşleri Müdürü Başkan