İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 8530/08
Alice Alexandra VOLINTIRU/İtalya
Başkan
Marko Bošnjak
Hâkimler
Alena Poláčková,
Krzysztof Wojtyczek,
Lətif Hüseynov,
Péter Paczolay,
Gilberto Felici,
Raffaele Sabato
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Liv Tigerstedt’in katılımıyla, 12 Aralık 2023 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Birinci Bölüm),
Yukarıda belirtilen 4 Şubat 2008 tarihinde yapılan başvuruyu,
Başvurunun İtalya Hükümeti’nin (“Hükümet”) bilgisine sunulması kararını,
Tarafların görüşlerini göz önünde bulundurarak,
Gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran, 1950 doğumlu olup, Milano’da ikâmet etmektedir.
2. Hükümet, eski görevlisi Avukat P. Accardo tarafından temsil edilmiştir.
3. 85 yaşında olan başvuranın annesi Gina Elena Volintiru, 9 Şubat 2007 tarihinde, ciddi nörolojik hasar ile birlikte glisemik eksiklik, koma durumu, sol akciğerde septik odak varlığı ve diürez tıkanması nedeniyle, Milano’da bir Devlet kurumu olan San Paolo Hastanesinin Acil Servisine yatırılmıştır. Doktorlar, 6 Mart tarihinde, ilgilinin hastaneden taburcu olması gerektiğine karar vermişlerdir. İlgilinin klinik tablosu halen ciddi olmasına rağmen, durumu biraz iyileşmekteydi ve bundan böyle durumu stabil görünmekteydi.
4. Hasta, 10 Mart 2007 tarihinde, koma halinde Milano’da bulunan San Giuseppe Hastanesinin Acil Servisine sevk edilmiştir. İlgili, 19 Mart 2007 tarihinde, hayatını kaybetmiştir. Sağlık dosyasına göre ölüm, genel solunum yetmezliği, septik şok, iki taraflı zatürre ve idrar yolu enfeksiyonundan kaynaklanmaktaydı.
5. Başvuran, 21 Mayıs 2007 tarihinde, Milano’da bulunan San Paolo Hastanesinin personeli hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Başvuran özellikle, sağlık personelinin annesine uyguladığı tedavinin yetersiz olduğunu ve hastanın hastaneye kaldırıldığı koşulların, ilgilinin ölümüne neden olan enfeksiyonun sebeplerinden biri olduğunu iddia etmekteydi. Başvuran özellikle aşağıdakileri iddia etmekteydi:
kendisine göre, genel bir şekilde hastanenin hijyen koşulları kötüydü;
personelin annesini iç çamaşırı ve herhangi bir hijyenik koruma olmaksızın oturttuğu iddia edilen kirli ve kırık kanepenin uzun süre kullanılması;
annesinin yatak yarası tedavisi gören çıplak ayaklarının yerleştirildiği iddia edilen kirli plastik bir taburenin kullanılması;
basit bandajlarla desteklendiği iddia edilen kirli, paslı ve kırık yatakların kullanılması;
annesinin odasındaki lavabonun iddia edilen hijyen kurallarına aykırı olarak hiçbir şekilde temizlenmemesi ve dezenfekte edilmemesi;
başvurana göre, annesinin bulunduğu odada bulunan yatakları kullanan kişilerin ölümünden sonra, personelin basit bir nemli bezle bu yatakları temizlemesinin ardından odada bulunan masaların silinmesi için kullanması nedeniyle yetersiz bir temizlik;
sağlık personeli, annesinin takma dişlerini çıkarırken, diş aparatına destek görevi gören son dişini de çıkardığı iddiası;
beslenme için aynı şırınganın suyla basit bir temizlemeden sonra tekrar tekrar kullanılması iddiası;
sağlık personelinin tüm hastalara eldiven değiştirmeksizin ağızdan ilaç uyguladığı iddiası;
sağlık personelinin tüm hastalardan eldiven değiştirmeksizin kan örnekleri aldığı iddiası;
iki kan örneği alımı arasında kan şekeri ölçümü amacıyla iğnelerin değiştirilmemesi iddiası;
6. Başvuranın şikâyetinin ardından, Milano Cumhuriyet savcılığı Ceza Kanunu’nun 590. maddesinde öngörülen taksirle yaralama suçundan X hakkında adli bir soruşturma başlatmıştır.
7. Cumhuriyet savcısı, 13 Kasım 2007 tarihinde, ihtilaf konusu tedavilerin uygun olup olmadığını değerlendirmek amacıyla, tıbbi bilirkişi raporu düzenlenmesine karar vermiştir. Bilirkişi raporu, 4 Şubat 2008 tarihinde, sunulmuştur. Bilirkişi, tıbbi dosyalara ve hastaneler nezdinde alınan belgelere dayanarak, ölümün başvuranın annesinin zaten hastaneye ilk yatırıldığında ağır olan sağlık durumunun doğal bir sonucu olduğunu ve gerekli bütün tedavileri uygulayan sağlık personeline hiçbir kusurun atfedilemeyeceğini tespit etmiştir.
8. Başvuran, Ekim ve Kasım aylarının 2007 yılında, ek dilekçeler sunmuştur. Diğer şikâyetlerin yanı sıra, başvuran şikâyetine rağmen, annesinin Milano’da bulunan San Paolo Kurumunda maruz kaldığı hastaneye yatırılma koşullarının tespit edilmesine imkân sağlayacak etkin bir soruşturma yürütülmediğini iddia etmekteydi.
9. Cumhuriyet savcılığı, 13 Şubat 2008 tarihinde, Milano Ön Soruşturma Hâkiminden davanın düşürülmesine karar verilmesini talep etmiştir.
10. Başvuran, 21 Mart 2008 tarihinde, Cumhuriyet savcılığının talebine karşı çıkmıştır. Başvuran, soruşturma yürütülmediğini ve özellikle gerek kendisinin, annesinin odasını paylaşan hastaların ve gerekse hastane personelinin dinlenmediğini iddia etmekteydi.
11. Hâkim, 29 Ocak 2009 tarihinde, başvuranı dinledikten, hastanenin tıbbi dosyasını ve bilirkişi raporunu inceledikten sonra, başvuranın şikâyeti hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Hâkime göre, ilgilinin annesinin ölüm nedenlerinin, yakalandığı enfeksiyonun kaynağının hastaneye yatırılma koşulları olmadığına dair bilirkişi raporuyla yeterince tespit edilmiştir. Hâkim, hastanede meydana gelebilecek olası tıbbi hatalar ve kötü hijyen koşullarıyla ilgili olarak, bu bağlamda başvuranın şikâyetinin desteklenmediğini ve her halükarda dayanaktan yoksun olduğu kanaatine varmıştır.
12. Başvuran öte yandan, 5 Haziran 2007 tarihinde, annesinin hastaneye yatırıldığı esnada enfeksiyonun kendisine bulaştığını iddia ederek, San Paolo Hastanesinin personeli hakkında şikâyette bulunmuştur. Milano Ön Soruşturma Hâkimi, 4 Ocak 2010 tarihinde, başvuranın itirazına rağmen, daha önceki soruşturma sonuçlarına ve özellikle bilirkişi tespitlerine dayanarak, şikâyetin dayanaktan yoksun olduğu ve kovuşturmaya yer olmadığı kanaatine varmıştır.
13. Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğü, 17 Mart 2010 tarihinde, Hükümetten hangi soruşturma işlemlerinin İtalyan makamları tarafından yürütüldüğünü belirtmesini istemiştir. Hastaneye yatırılma koşullarına ilişkin hiçbir denetimin yapılmadığı sunulan belgelerden anlaşılmaktadır. Hükümet bu bağlamda, 19 Mart 2007 tarihinde meydana gelen başvuranın annesinin ölümü ile başvuranın 21 Mayıs 2007 tarihinde yaptığı şikâyetin arasında geçen zaman nedeniyle, yalnızca belgelere ve spesifik bir bilirkişi raporuna dayanılarak bir inceleme yapılabildiğini belirtmektedir. Hastanın hastaneye yatırıldığı esnada bu hastanede olan hijyen koşullarının denetlenmesi amacıyla, Hükümete göre hastaneye yatış sırasında bir şikâyetin yapılmış olması gerekmekteydi.
İLGİLİ İÇ HUKUK ÇERÇEVESİ
14. Şikâyetlere ilişkin kovuşturmaya yer olmadığına dair Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddeleri aşağıdaki gibi belirtilmektedir:
Madde 408
“1. Cumhuriyet savcılığı, daha önceki maddelerde öngörülen süre içerisinde, cezai suça ilişkin bir şikâyetin dayanaksız olması halinde, hâkimden davanın düşürülmesini talep eder. (...).
Madde 409
“1. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 410. maddesi anlamında, davanın düşürülmesi talebine itiraz iddiası haricinde, hâkimin davanın düşürülme talebini kabul etmesi halinde, hâkim gerekçeli bir karar sunar ve dava dosyası Cumhuriyet savcılığına geri gönderilir. (...)
Madde 410
“1. Zarar gören taraf, davanın düşürülmesi talebine itiraz ederek, soruşturmanın yürütülmesini talep eder. Zarar gören taraf, kabul edilemezlik cezası altında ek soruşturmanın amacını ve delil yollarını belirtir.
2. İtirazın kabul edilemez olması ve şikâyetin dayanaktan yoksun olması halinde, hâkim bir kararla davanın düşürülmesine karar verir ve dava dosyasını Cumhuriyet savcılığına geri gönderir.
15. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 79. maddesi uyarınca, zarar gören taraf ilk duruşmadan itibaren yani hâkimin, sanığın yargılanıp yargılanmayacağına karar vermeye davet edildiği ceza yargılaması sırasında müdahil taraf olabilir. Daha erken bir aşamada, davanın düşürülmesi durumunda böyle bir duruşmanın düzenlenmesi gerekli değildir.
ŞİKÂYETLER
16. Başvuran, Sözleşme’nin 2 ve 3. maddelerini ileri sürerek, annesinin tedavisinde tıbbi ihmalden ve maruz kaldığı hastanenin kötü koşullarından şikâyet etmektedir. Başvuran ayrıca, bu konuda bir soruşturmanın yürütülmemesinden şikâyet etmektedir.
Başvuran öte yandan, iddia edilen koşulların kendi sağlığı üzerinde yarattığını ileri sürdüğü sonuçlarından da şikâyet etmektedir.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
HÜKÜMETİN İLK İTİRAZI HAKKINDA17. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirtmektedir. Hükümet, başvuranın annesine bulaşan enfeksiyonun kaynağının belirlenmesine ilişkin olarak ispat yükünün tersine çevrilmesinden yararlanabileceği hastane hakkında bir hukuk davası açmış olması gerektiğini iddia etmektedir.
18. Başvuran özellikle bu noktada yanıt vermemiştir.
19. Mahkeme, Nicolae Virgiliu Tănase/Romanya, [BD] (no. 41720/13, §§ 176 ve 177, 25 Haziran 2019) davasında düzenlenen genel ilkelere atıfta bulunmaktadır. Mahkeme, özellikle şayet bir kişi birden fazla iç hukuk yolu tüketebiliyor ise, iç hukuk yollarını tüketmek amacıyla, ana şikâyetinin tazmini ile sonuçlanabilecek bir iç hukuk yolunu seçme hakkına sahip olduğunu hatırlatmaktadır. Başka bir deyişle, bir başvuru yolu tüketildiğinde, amacı hemen hemen aynı olan başka bir başvuru yolunun tüketilmesi gerekli değildir (ibidem, § 177).
20. Başvuran somut olayda, ceza soruşturmasına yol açabilecek ve kendisine, dava açılmadığı varsayıldığında, müdahil taraf olmasına imkân sağlayan ihtilaf konusu olaylara ilişkin iki cezai şikâyette bulunmuştur (ibidem, § 176). Hükümet bununla birlikte, bu başvuru yolunun uygun niteliğine itiraz etmemiştir (Mortier /Belçika, no. 78017/17, § 80, 4 Ekim 2022).
21. Hükümet öte yandan, başvuranın hukuk davası açmış olması durumunda, daha elverişli delil yönetimine ilişkin kurallardan yararlanmış olabileceğini belirtmektedir. Başvuran dolayısıyla, bu bağlamda somut bir örnek vermediği gibi, böyle bir hukuk yolunun neden Cumhuriyet savcılığı tarafından yürütülen soruşturmalardan daha etkin olabileceğini de açıklamamaktadır.
22. Mahkeme dolayısıyla, başvuranın ceza yolunu seçmesi veya hukuk davası açmaktan kaçınması nedeniyle, eleştirilemeyeceği kanaatine varmaktadır. Mahkeme, dolayısıyla Hükümet tarafından ileri sürülen iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itirazı reddetmektedir.
Sözleşme maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında23. Başvuran, annesinin hayatının korunması için gerekli bütün tedavinin uygulanmadığından ve bu bağlamda yerel makamların etkin bir soruşturma yürütmediğinden şikâyet etmektedir. Başvuran, bu bağlamda, Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir. İşbu maddenin somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. (...)”
24. Başvuran özellikle, annesinin hayatını kaybetmesinin hastanede bulaşan bir enfeksiyondan ve hastane personeli tarafından hastaya yapılan uygun olmayan ve yetersiz kalan tedavinin niteliğinden kaynaklandığını belirtmektedir.
25. 2008 tarihli tıbbi bilirkişi raporunu ileri süren Hükümet (yukarıda 7. paragraf), başvuranın annesine gerekli tedavinin sağlandığını ve ölümünün ciddi sağlık durumunun doğal bir sonucu olduğunu belirtmektedir.
26. Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinin 1. fıkrasının ilk cümlesinde, Devletin yalnızca gönüllü ve usule aykırı bir şekilde ölüme sebebiyet vermekten kaçınmasını değil, aynı zamanda kendi yargı yetkisi altındaki kişilerin hayatlarını korumak için gerekli tedbirleri almasını gerektirdiğini hatırlatmaktadır (Fernandes de Oliveira/Portekiz [BD], no. 78103/14, § 104, 31 Ocak 2019 ve Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], no. 32967/96, § 48, AİHM 2002-I).
27. Bu ilkeler ayrıca, sağlık alanında da uygulanmaktadır. Mahkeme dolayısıyla, Sözleşme’nin bu maddesinin Devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerin, hastanelere ister özel ister Devlet olsun, hastaların yaşamlarının korunmasının sağlanmasına yönelik uygun tedbirlerin alınmasını zorunlu kılan düzenleyici bir çerçevenin uygulamaya konulmasını gerektirdiğini belirtmektedir. Bu yükümlülükler aynı zamanda, gerek özel gerekse kamu sektöründe görev yapan sağlık çalışanlarının sorumluluğu altında bulunduğu sırada yaşamını yitiren bir kişinin ölüm nedeninin belirlenmesine imkân veren ve söz konusu sağlık çalışanlarının, kendi eylemleriyle ilgili olarak hesap vermelerini zorunlu kılan etkin ve bağımsız bir yargı sistemi kurulmasını da gerektirmektedir (yukarıda anılan Fernandes de Oliveira, § 105).
28. Bu alanda Devletin pozitif yükümlülüklerinin kapsamı Lopes de Sousa Fernandes/Portekiz ([BD], no. 56080/13, §§ 168-196, 19 Aralık 2017) davasında hatırlatılmış ve aydınlatılmıştır. Mahkeme özellikle, tıbbi ihmal iddiaları bağlamında, tıbbi tedavi konusunda Devletlerin maddi pozitif yükümlülüklerinin kural koyma göreviyle sınırlı olduğunu yani Devlet veya özel hastane kuruluşlarının hastaların yaşamlarını korumak için uygun tedbirleri almasını gerektiren etkin bir düzenleyici çerçeve oluşturması gerektiğini yeniden belirtmiştir. Mahkeme, tıbbi bir ihmalin bulunduğunun tespit edilmesi durumunda bile, ancak uygulanabilir yasal mevzuat çerçevesinin hastanın yaşamını gerektiği şekilde korumaması halinde, Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır (ibidem, §§ 186-188).
29. Sağlık hizmeti sağlayıcılarının, özellikle hayat kurtaran acil tedaviye erişimini engelleyerek, hastanın hayatını bilerek tehlikeye atması veya hastanenin servislerindeki sistemik ya da yapısal işlev bozukluğu nedeniyle, hayat kurtaran acil tedaviye erişim sağlamaması da dâhil olmak üzere, eylem ve ihmalleri sebebiyle, Devletin Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönü alanında, sorumluluğu ancak özel koşullarda tespit edilebilmektedir. Hâlbuki, yetkililer bu riskin farkında olabilirlerdi veya farkında olmaları gerekirdi ve yetkililerin bu riskin oluşmasını engellemek için gerekli tedbirleri almaları gerekmekteydi (ibidem, §§ 190-192).
30. Mahkeme ayrıca, genel olarak, var olan mekanizmaların olayların gidişatına ışık tutmaya ve böylelikle davanın olaylarını kamu denetimine tabi tutmaya imkân sağlayıp sağlamadığı hususunu araştırarak, hastanın ölümüne yol açan olayların ve ilgili sağlık çalışanlarının sorumluluklarının incelenmesi gerektiğini dikkate alarak, usuli yön açısından olgusal bu konuları değerlendirmektedir (ibidem, §§ 171 ve 172).
31. Mahkeme birçok defa, kişinin yaşam hakkına veya bütünlüğüne kasıtlı olarak zarar verilmediği davalarda, Sözleşme’nin 2. maddesinden doğan etkin ve bağımsız bir hukuk sistemi oluşturmaya ilişkin usuli yükümlülüğün muhakkak cezai nitelikli bir başvuru yolunu gerektirmediğini belirtmiştir. Söz konusu yükümlülük, hukuk sisteminin mağdurlara, ilgili sağlık personelinin sorumluluğunun tespit edilmesini ve uygun tazminatların elde edilmesini sağlayan, cezai bir hukuk yoluyla birlikte veya tek başına, bir hukuk yolunu açması halinde yerine getirilmektedir. Mahkeme ayrıca, disiplin tedbirlerinin aynı zamanda öngörülebileceğini kabul etmiştir (ibidem, §§ 137 ve 215; ayrıca bk. Hubert Nowak/Polonya, no. 57916/16, § 89, 16 Şubat 2023).
32. Bu pozitif yükümlülüğün yerine getirilmesi için, iç hukukta öngörülen koruma mekanizmalarının hem teoride mevcut olması hem de uygulamada etkin bir şekilde işlemesi gerekmektedir (ibidem, § 216). Bu koşul, aşağıda belirtilen parametreler de dâhil olmak üzere, birçok temel parametreye dayanılarak değerlendirilmektedir (Kornicka-Ziobro/Polonya, no. 23037/16, § 69, 20 Ekim 2022 ve yukarıda anılan Nicolae Virgiliu Tănase kararı, §§ 166-168):
a) Soruşturma ayrıntılı olmalıdır ve bu durum, yetkili makamların söz konusu olaya ilişkin delilleri elde etmek için kendi imkânları dahilinde bütün makul tedbirleri almaları, neyin yaşandığını tespit etmek için ciddi bir şekilde çaba sarf etmeleri ve soruşturmayı sona erdirmek ya da kararlarını dayandırmak için gelişigüzel ya da dayanaksız sonuçlara dayanmamaları gerektiği anlamına gelmektedir;
b) Engel veya zorlukların soruşturmanın ilerlemesini engelleyebilecek olmasına rağmen, yetkili makamların ivedilikle tepki göstermeleri ve yargılamanın makul bir süre içinde tamamlanması gerekmektedir;
c) Ölümlerin nedenlerini belirlemek için oluşturulan ulusal sistem bağımsız olmalıdır.
33. Mahkeme son olarak, bu usuli yükümlülüğün sonuç değil, araç yükümlülüğü olduğunu vurgulamaktadır. Böylelikle, yalnızca tıbbi ihmal ile ilgili bir yargılamanın ilgili kişi açısından olumlu bir sonuca sahip olmaması, tek başına, davalı Devletin Sözleşme’nin 2. maddesi bağlamında kendisine yüklenen pozitif yükümlülüğü yerine getirmediği anlamına gelmemektedir (yukarıda anılan Lopes de Sousa Fernandes kararı, § 221).
34. Mevcut davada, başvuranın Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönü açısından annesi için yeterli bir tıbbi tedavinin sağlanmamasından şikâyet etmesine rağmen (yukarıda 23 ve 24. paragraflar), başvuran, düzenleyici çerçeveye ilişkin eksiklikleri veya Devlete bu kapsamda sorumluluğun yüklenebileceği istisnai koşulları belirten unsurları özel olarak iddia etmemekte ya da sunmamaktadır (yukarıda 28 ve 29. paragraflar). Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönünden ihlal edildiğini yeterince kanıtlayamadığı kanaatine varmaktadır.
35. Bu nedenle Mahkeme, davaya ilişkin somut koşullarda, hukuk düzeninin, bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davanın gerektiği gibi ele alınmasına imkân verip vermediğini bu hükmün usuli yönü açısından inceleyecektir.
36. Mahkeme her şeyden önce, İtalyan hukuk sisteminin, ilke olarak, tıbbi ihmalden şikâyetçi olmak için, bir yandan cezai nitelikli bir dava ve diğer yandan, zarar gören taraf açısından yetkili hukuk mahkemesi nezdinde dava açma imkânı olmak üzere, iki başvuru yolunu öngördüğünü gözlemlemektedir. Öte yandan, mağdurlar ayrıca ilgili hekimler hakkında bir disiplin davası açabilmektedirler (bk. yukarıda anılan Calvelli ve Ciglio kararı, § 53 ve yukarıda anılan Kornicka-Ziobro kararı, § 73).
37. Mahkeme bu bağlamda, başvuran tarafından suç duyurusunda bulunulmasının ardından, Cumhuriyet savcılığının taksirle yaralama suçundan X hakkında adli bir soruşturma başlattığını ve ihtilaf konusu tedavilerin yeterli olup olmadığının tespit edilmesini ve ilgilinin annesinin ölümünün nedenlerinin belirlenmesini sağlayan, tıbbi bilirkişi incelemesinin yapılmasına bu yargılama çerçevesinde karar verdiğini saptamaktadır (yukarıda 6 ve 7. paragraflar).
38. Mahkeme, Cumhuriyet savcılığı tarafından karar verilen tıbbi bilirkişi incelemesi bağlamında, gerekçeli bir şekilde, G.E. Volintiru’ya sunulan tedavilerin yeterli olduğu ve ilgilinin ölümünün tıbbi ihmalden kaynaklanmadığı sonucuna varıldığını tespit etmektedir. Mahkeme, bilirkişinin özellikle, başvuranın annesinin sağlık durumunun daha önce San Paolo de Milano Hastanesine kabul edilmesi sırasında ağır olduğunu ve başvuranın annesinin bilhassa enfeksiyon nedeniyle hayatını kaybetmesinin bu sağlık durumunun doğal bir sonucu olduğunu belirttiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, bilirkişinin gerekli bütün tedavilerin sağlandığı ve sonuç olarak, herhangi bir kusurun tıbbi personele atfedilemeyeceği sonucuna vardığını kaydetmektedir (yukarıda 7. paragraf).
39. Mahkeme öte yandan, başvuran tarafından ileri sürülen iddiaların gerektiği gibi incelenmesinin ardından reddedildiğini ve enfeksiyonun nedenlerine ve muhtemel bir tıbbi ihmale ilişkin olarak, ilgilinin savunduğu iddiaların desteklenmediği kanısına varıldığını gözlemlemektedir (yukarıda 10 ve 11. paragraflar).
40. Mahkeme, bu koşulları göz önünde bulundurarak, yerel makamların başvuranın annesinin ölümüne yol açan olayları yeterince ayrıntılı bir şekilde inceledikleri kanaatine varmaktadır.
41. Bu tespit ışığında, başvuranın iç hukuk düzeninde öngörülen -Mahkemenin Devletin cevabını bir bütün olarak incelemesine imkân veren- diğer çözüm yollarını kullanmaması nedeniyle (bk. yukarıda 36. paragraf), Devletin söz konusu olayları yeterli bir şekilde incelemediği sonucuna varılamayacaktır.
42. Dolayısıyla Mahkeme, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğu kanaatine varmaktadır.
Sözleşme’nin 3. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında43. Başvuran, annesinin maruz kaldığı kötü hastane koşullarından ve bu bağlamda etkin bir soruşturmanın yürütülmemesinden şikâyetçi olmaktadır. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürmektedir. Bu madde aşağıdaki şekildedir:
“Hiç kimse, işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
Tarafların İddiaları44. Başvuran, hastanede mevcut olan kötü hijyen koşullarının başvuranın annesinin yakalandığı enfeksiyonlara neden olduğu ve annesinin sağlık durumunun bozulmasına yol açtığı yönünde, ulusal düzeyde sunduğu şikâyetleri (yukarıda 5. paragraf) tekrarlamakta ve suç duyurusunda bulunmasına rağmen, yerel makamların bu konuda herhangi bir soruşturma yürütmediklerini ileri sürmektedir.
45. Hükümet, başvuranın annesinin doğru tedavileri aldığını yeniden iddia etmektedir ve kendi ifadesine göre, bilirkişi raporu bu durumu kanıtlamaktadır. Hükümet, herhangi bir soruşturmanın yürütülmediği iddiasına ilişkin olarak, başvuranın annesinin hastaneye yatırılması sırasında şikâyette bulunmaması sebebiyle, başvuranın annesinin hastanede kalması sırasında hastanede mevcut olan hijyen koşullarının denetlenmesinin mümkün olmadığını ileri sürmektedir.
Mahkemenin Değerlendirmesia) Genel İlkeler
46. Mahkeme, bir muamelenin Sözleşme’nin 3. maddesinin kapsamına girmesi için, asgari ağırlık düzeyine ulaşması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu asgari ağırlık düzeyinin değerlendirilmesi esasen görecelidir; söz konusu değerlendirme, davaya ilişkin verilerin tamamına, özellikle muamelenin niteliğine ve bağlamına, muamelenin uygulanma koşullarına, süresine, fiziksel veya zihinsel etkilerine ve zaman zaman da mağdurun cinsiyetine, yaşına ve sağlık durumuna bağlı olmaktadır (Stanev/Bulgaristan [BD], no. 36760/06, § 202, AİHM 2012, ve M.S.S./Belçika ve Yunanistan [BD], no. 30696/09, § 219, AİHM 2011).
47. Mahkeme, bir muameleyi, bilhassa saatler boyunca kasıtlı olarak uygulandığı ve hem fiziksel yaralanmalara hem de fiziksel veya zihinsel derin acılara neden olduğu gerekçesiyle “insanlık dışı” olarak değerlendirmiştir. Öte yandan Mahkeme, bir muamelenin mağdurlarında korku, sıkıntı ve aşağılık duygularını yaratabilecek olması ve bu duyguların mağdurları aşağılayacak, küçük düşürecek ve mağdurların muhtemelen fiziksel veya ahlaki dirençlerini kıracak veya mağdurların kendi iradeleri veya bilinçleri dışında hareket etmelerine neden olacak nitelikte olması sebebiyle, muamelenin “aşağılayıcı” olduğu kanaatine varmıştır. Bu bağlamda, belirli bir muamelenin amacının mağduru aşağılama ve küçük düşürme olup olmadığının belirlenmesi hususu, bu türden bir amacın bulunmamasının Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiği yönündeki tespiti hariç tutamayacak olmasına rağmen, dikkate alınması gereken bir faktördür (Stanev, § 203, ve M.S.S./Belçika ve Yunanistan, § 220, her iki karar da yukarıda anılmaktadır.).
48. Mahkeme genel olarak, kamu hastanelerine ve özel hastanelere, hastalarının fiziksel bütünlüğünü korumak için uygun tedbirleri alma ve tıbbi ihmalden dolayı mağdur olan kişilere, gerektiği takdirde, fiziksel zararları nedeniyle bir tazminat alma imkânı verebilecek bir yargılamayı sunma yönünde yükümlülük getiren bir düzenlemeyi oluşturmaya ilişkin Devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında, Sözleşme’nin 2 ve 8. maddeleri açısından, hastane tedavileriyle ilgili sorunları incelemektedir (örnek olarak bk. Vilela ve diğerleri/Portekiz, no. 63687/14, § 73, 23 Şubat 2021 ve bu kararda ileri sürülen atıflar).
49. Mahkeme bilhassa, Sözleşme’nin 3. maddesi açısından kötü hijyen koşullarına ilişkin iddiaları birçok defa incelemiştir. Bununla birlikte, bu türden bir sorun genel olarak, özgürlüğünden yoksun bırakılan kişiler hakkında ve bu kişilerin ceza infaz kurumlarında kalma koşulları konusunda ortaya çıkmaktadır (örnek olarak, bk. Ananyev ve diğerleri/Rusya, no. 42525/07 ve 60800/08, §§ 156-159, 10 Ocak 2012) veya göçmenlere yönelik kabul ya da tutulma merkezleri (Khlaifia ve diğerleri/İtalya [BD], no. 16483/12, §§ 170-175 ve 188, 15 Aralık 2016, diğer atıflarla birlikte). Bazı davalarda, bu türden yetersiz hijyen iddiaları, bir ceza infaz kurumunun hastanesiyle ilgilidir (örnek olarak, bk. Mironovas ve diğerleri/Litvanya, no. 40828/12 ve diğer 6 başvuru, §§ 127 ve 128, 8 Aralık 2015) veya başvuranların zorunlu bir tedaviye tabi tutuldukları bir psikiyatri hastanesi (yukarıda anılan Stanev kararı, § 209 ve Sabeva/Bulgaristan, no. 44290/07, 10 Haziran 2010).
50. Mahkeme, delil kriterine ilişkin olarak, Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı muamele iddialarının uygun delil unsurlarıyla desteklenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, iddia edilen olayların tespit edilmesi için, “her türlü makul şüphenin ötesinde” delil kriterinden yararlanmaktadır; bununla birlikte, bu türden bir delil, yeterince ciddi, kesin ve tutarlı birtakım belirti veya aksi kanıtlanmamış karinelerden kaynaklanabilmektedir (diğer kararlar arasında bk. Khlaifia ve diğerleri, § 168, ve Blokhin/Rusya [BD], no. 47152/06, §§ 139, 23 Mart 2016).
51. Son olarak Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesine ilişkin hükümlerin, resmi ve etkin bir soruşturma şeklinin bir kişinin sözleşme’nin 3. maddesine aykırı bir muameleye maruz kaldığını savunulabilir bir şekilde ileri sürmesi halinde yürütülmesini zımnen gerektirdiğini hatırlatmaktadır (Bouyid/Belçika [BD], no. 23380/09, §§ 115-123, AİHM 2015). Tıbbi ihmal iddialarına ilişkin davalarda, Sözleşme’nin 3. maddesi uyarınca yetkili makamlara getirilen yükümlülükler, muhakkak cezai nitelikli bir hukuk yolunu gerektirmediği şeklinde yorumlanmıştır. Buna karşın, bir kişinin özellikle polis veya Devletin diğer benzer birimleri tarafından, Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı bir muameleye maruz kaldığını “savunulabilir” veya “inanılabilir” bir şekilde iddia ettiği sürece, söz konusu hüküm, bu bağlamda cezai nitelikli, resmi ve etkin bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir (yukarıda anılan, Nicolae Virgiliu Tănase kararı, § 115).
b) Mevcut Davadaki Uygulama
52. Mahkeme, başvuranın annesinin tedavi edildiği kamu hastanesinde mevcut olan, başvuranın ifadesine göre, kötü hijyen koşullarından şikâyetçi olmaktadır. İlgili, hem bu koşulların hastanın yakalandığı enfeksiyonlara neden olduğunu, hem de bunların hastanın psikolojik sağlığını etkilediğini iddia etmektedir.
53. Mahkeme daha önce, mevcut davada tıbbi ihmale ilişkin herhangi bir delilin bulunmadığını tespit etmiştir (yukarıda 38-40. paragraflar). Ayrıca Mahkeme, Cumhuriyet savcılığı tarafından görevlendirilen bilirkişiye göre, G.E. Volintiru’nun sağlık durumunun daha önce hastaneye kabul edilmesi sırasında ciddi olduğunu ve herhangi bir kusurun tıbbi personele atfedilemeyeceğini tespit etmektedir (yukarıda 7. paragraf). Mahkeme, yukarıda belirtilen hususları dikkate alarak, başvuranın şikâyet ettiği koşullara benzer olan, kötü hastane koşullarının başvuranın annesinin sağlık durumunun ağırlaşmasına neden olabileceği konusunda ikna olmamıştır.
54. Bununla birlikte Mahkeme, başvuranın annesinin ciddi sağlık durumu nedeniyle özellikle hassas bir durumda bulunduğunu kaydetmektedir. Ancak Mahkeme, başvuranın annesinin bir aydan daha kısa bir süre boyunca San Paolo Hastanesinde kalması, ilgilinin annesinin sevk edilmesinin herhangi bir zamanda talep edilebilecek olmasına rağmen, gönüllü olarak hastaneye yatırılmasına dayanılarak bu hastaneye kabul edilmesi ve son olarak, ilgilinin annesinin kaldığı süre boyunca kızının varlığından yararlanabilmesi nedeniyle, mevcut davaya ilişkin koşulların yukarıda ileri sürülen davaların çoğuna ilişkin koşullardan (49. paragraf) ayrı tutulduğunu tespit etmektedir.
55. Son olarak, iddia edilen koşulların Sözleşme’nin 3. maddesinin uygulama alanına girdiği varsayılsa bile, Mahkeme, başvuran tarafından sunulan çok sayıdaki belge arasından herhangi birinde, San Paolo Hastanesinin hijyen konusunda eksiklikler veya anormal bir oranda hastane enfeksiyonları gösterdiğinin belirtilmediğini kaydetmektedir.
56. Mahkeme bu bağlamda, mevcut davanın yalnızca yetkili makamlar tarafından bilinen olaylarla ilgili olmadığı kanısına varmaktadır: Nitekim başvuran, bir yandan, hastaneye özgürce erişebilmekteydi ve diğer yandan, başvuranın şikâyetçi olduğu hijyen eksikliği sadece tıbbi bilirkişi incelemesinin kapsamına giren bir unsur değildir (aksi yönde bir karar (a contrario) için bk. yukarıda anılan Blokhin kararı, § 140).
57. Mahkeme, bu koşullarda, başvuranın sunduğu birçok belgeye rağmen, annesinin insanlık dışı ya da aşağılayıcı bir muameleye maruz kaldığını yeterince kanıtlayamadığı kanısına varmaktadır.
58. Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesinin usuli yönüne ilişkin olarak, mevcut davanın koşullarında ve elinde bulunan unsurlar ışığında, yetkili makamların soruşturma yürütme yönünde herhangi bir pozitif yükümlülüğe sahip olmadıkları kanaatine varmaktadır.
59. Dolayısıyla Mahkeme, söz konusu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğunu belirtmektedir.
Sözleşme’nin 8. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında60. Son olarak başvuran, annesinin hastanede yakalandığı enfeksiyonu kendisine bulaştırdığını ve hastanın maruz kaldığı kötü muamelelerin böylelikle kendi sağlığı üzerinde sonuçlara yol açtığını iddia etmektedir.
61. Bu şikâyet, Sözleşme’nin 8. maddesi açısından Hükümete bildirilmiştir.
62. Mahkeme daha önce, tıbbi ihmalin başvuranın annesinin hastalığına neden olabileceği hususunu göz ardı etmiştir (yukarıda 38 ve 53. paragraflar). Ayrıca Mahkeme, başvuranın kendi görüşleri çerçevesinde bu şikâyet üzerinde durmadığını ya da annesinin hastalığı ile kendi hastalığı arasında bir bağlantının bulunduğuna dair deliller sunmadığını tespit etmektedir.
63. Dolayısıyla Mahkeme, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğu kanaatine varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 18 Ocak 2024 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Liv Tigerstedt Marko Bošnjak
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan