© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2013. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2013. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright indication at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2013. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
Willcox ve Hurford/Birleşik Krallık (kabuledilebilirlik üzerine karar) - 43759/10 ve 43771/12
Karar 8.1.2013 [4. Daire]
Madde 3
Onur kırıcı ceza
İnsanlık dışı ceza
Tayland mahkemeleri tarafından verilmiş olan ve bir nakil anlaşmasının uygulanması kapsamında Birleşik Krallık’ta çekilen uzun hapis cezaları: Kabul edilemez
Madde 5
Madde 5-1
Özgürlükten yoksun bırakılma
Madde 5-1-a
Mahkûmiyet kararı sonrası
Tayland mahkemeleri tarafından verilmiş olan ve bir nakil anlaşmasının uygulanması kapsamında Birleşik Krallık’ta çekilen uzun hapis cezaları: Kabul edilemez
Olaylar – İki başvurucu ikrar etmiş oldukları uyuşturucu madde bulundurma suçundan dolayı Tayland mahkemelerince verilmiş olan hapis cezalarını Birleşik Krallık’ta çekmektedirler. Başvurucular cezalarının kalan kısmını çekmek için Birleşik Krallık ile Tayland arasında yapılmış olan bir nakil anlaşması kapsamında Birleşik Krallık’a nakledilmişlerdir. Başvurucular nakilden sonra cezalarının süresine itiraz edemeyecekleri konusunda bilgilendirilmişlerdir.
Avrupa Mahkemesi önündeki başvurularında başvurucular hapis cezalarının abartılı derecede ağır olduğunu, aynı suçlardan dolayı Birleşik Krallık’ta muhtemelen alacakları cezalardan dört veya beş kere daha ağır olduğunu ve bu cezaların uygulanmasına devam edilmesinin Sözleşme’nin 3. maddesindeki haklarını ihlal ettiğini ileri sürmektedirler. Başvurucular 5. madde altında aynı zamanda tutukluluklarının devamının keyfi olduğunu çünkü nakil anlaşmasının işleyiş şekline göre ikrarda bulunmamış olsalardı sonuç olarak daha az süre hapiste kalacaklarını ileri sürmektedirler. Öte yandan birinci başvurucu onun durumunda « kesin karine »nin uygulandığını, dolayısıyla onun davasının açıkça adil olmadığını ve Birleşik Krallık’taki tutukluluğunun devamının keyfi olduğunu ileri sürmektedir.
Hukuk – Madde 3: cezanın uygunluğuyla ilgili hususlar genel olarak Sözleşme’nin uygulanma alanının dışında kalıyorsa da, Mahkeme abartılı bir şekilde orantısız olan bir cezanın uygulanma aşamasında 3. maddeye aykırı bir muamele olarak değerlendirilebileceğini kabul etmektedir. Ancak abartılı orantısızlık sadece çok istisnai durumlarda varlığı kabul edilen katı bir kriterdir. Öte yandan cezaların belirlenmesi konusundaki uygulamaların ulusal yaklaşım ve durumlara göre bir Devletten diğerine çok ciddi değişikler gösterdiğini dikkate almak gerekir. İhtilaflı fiillerdeki ıstırap veya küçük düşürülme derecesi incelendiğinde diğer seçenekteki ıstırap veya küçük düşürülme derecesini de dikkate almak gerekir.
Bu olayda cezalar verilmiş olup eğer başvurucular nakledilmemiş olsalardı Tayland’ta kuşkusuz daha katı ve küçük düşürücü koşullarda tutuklu kalacaklardı. Mahkeme’nin görüşüne göre 3. maddenin sunduğu korumanın mahkûmların cezalarını daha insani şartlarda çekebilmeleri için nakledilmelerini engeller bir şekilde uygulanması paradoksal olur. Dolayısıyla cevaplanması gereken soru bir cezanın infazına devam edilmesinin ortaya çıkardığı ıstırap ve küçük düşürülmenin yabancı yargı merciinin verdiği cezanın infazına bağlı ıstırap ve küçük düşürülmeyi aşıp aşmadığı sorusudur. Bu ıstırap derecesini değerlendirmek için adaletin işleyişiyle ilgili, prensip olarak ilgili kişilerin çıkarına olan, uluslararası işbirliği kapsamında nakilin gerçekleştiğini dikkate almak gerekmektedir. Nakil anlaşmaları genel olarak bir insanın cezasını sosyal, kültürel veya dilsel planda tanıdık olmayan bir çevrede çekmesinin olumsuz etkilerini bertaraf etmeyi ve bu insanın gelecekte topluma yeniden kazandırılmasını kolaylaştırmayı amaçlamaktadır.
Bu olayda başvuruculara verilmiş olan cezaların, Tayland’ta genel olarak benzer suçlardan mahkûm edilmiş diğer insanlara verilmiş cezalar yelpazesinin dışında kaldığını düşünmeyi gerektirecek hiçbir şey yoktur. Dahası bu cezalar İngiltere’de benzer mahkûmiyetlerde uygulanan en yüksek cezayı geçmemektedir. Aynı zamanda Tayland’ta ciddi bir uyuşturucu sorunu olduğunu ve Tayland’ın bu nedenle uyuşturucuyla ilgili suçları ağır bir şekilde cezalandırdığını da göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Ayrıca ihtilaf konusu cezalar başvurucuların nakilleri için yaptıkları başvuruların kabul edilmesi çerçevesinde İngiltere’de uygulanmakta olup iki başvurucuya da çekmek zorunda kalacakları cezaların süresi ve mahkûmiyetlerine veya verilen cezalara itiraz etmelerinin mümkün olmayacağı bildirilmiştir. Son olarak eğer nakil başvuruları reddedilmiş olsaydı iki başvurucu da cezalarının İngiliz hukukunda uygulandığı gibi yarısını değil üçte ikisini çektikten sonra erken salıverilmelerini talep edebileceklerdi.
Sonuç: kabul edilemez (temelden açıkça yoksun olma).
Madde 5 § 1
a) Suçu ikrar etmenin sonuçları – Başvurucular suçlarını ikrar etmiş olmalarından dolayı cezalarında ciddi bir indirim yapılması gerektiğini düşünmektedirler. Oysaki Tayland’ta cezaları ömür boyu hapis cezasından belli süreli bir hapis cezasına indirilmiş olsa da bu indirimin etkisi gerçekte Birleşik Krallık’a nakledilmeleriyle tersine çevrilmiştir. Eğer suçlarını ikrar etmemiş olsalardı ve Tayland’ta ömür boyu hapse mahkûm edilselerdi şartlı salıvermeden önce çekmeleri gereken asgari süreyi İngiliz High Court’u belirleyecekti. Bunu yaparken de High Court cezaların belirlenmesi hususunda uygulanan yerel kuralları dikkate alacak ve her biri için verilecek hapis cezalarının fiilen infaz edilecek süresi Tayland yargı mercilerinin belirledikleri belirli süreli cezalardan çok daha az olacaktı. Dolayısıyla eğer suçlarını ikrar etmemiş olsalardı hemen salıverilme olasılıkları olacaktı.
Ancak Mahkeme birinci başvurucunun suçunu ikrar etmemesi durumunda ömür boyu hapis cezasının Tayland mahkemesinin verebileceği yegâne ceza olmadığını, başvurucunun ölüm cezasına mahkûm edilebileceğini kaydeder. Birinci başvurucu suçunu ikrar etmekten önemli bir fayda sağlamış, çünkü bu şekilde ölüm cezasını belli süreli cezaya çevirtebilmiştir. Ayrıca kral affı Tayland’ta çok yaygın olup bu afla ömür boyu hapis cezası belli süreli hapis cezasına çevrilebilmektedir. Öte yandan kral affı sayesinde iki başvurucunun cezasında indirim uygulanmıştır. Şu halde başvurucular suçlu olduklarını ikrar etmemiş olsalardı nakilleri sırasında ömür boyu hapis cezası etkisi altında olacakları ve sonuç olarak High Court’un kendileri için asgari bir hapis süresi belirleyeceği kanıtlanmış değildir. Ayrıca eğer birinci başvurucu ömür boyu hapis cezasına çarptırılmış olsaydı, nakil şartlarının oluşabilmesi için geçirdiği dört sene yerine, Tayland’ta asgari sekiz sene hapiste geçirmesi gerekecekti. Bu hususla ilgili olarak ikinci başvurucu için hiçbir bilgi sunulmamış olsa da, ikinci başvurucu için de benzer sınırlamaların uygulanması muhtemeldir. Dahası ömür boyu hapis cezası kapsamında yatılan sürenin belirli süreli bir cezanın kapsadığı süreyle karşılaştırılması yanlıştır. Özellikle ömür boyu hapis cezası hapiste geçirilen sürenin dışında beraberinde bazı yükümlülükler ile kısıtlamalar (şartlı salıvermeyle ilgili şartlar ve bu şartlara uyulmaması durumunda cezaevine geri gönderilme riski) getirmektedir. Bu kısıtlamalardan dolayı ömür boyu hapis prensip olarak daha ağır bir cezadır. Son olarak sonuçla ilgili gözlemlenen bütün bu farklılıklar farklı mahkûmlara farklı kuralların keyfi olarak uygulanmasından kaynaklanmamaktadır. Mahkûmların nakledilmeleri durumunda uygulanan kurallar açıktır ve başvuruculara da bu kurallar uygulanmıştır. Sonuçla ilgili farklılıklar nakli gerçekleştiren Devletin cezaların belirlenmesi hususuyla ilgili hukuku ile mahkûmların nakledildikleri Devletin uygulaması arasındaki etkileşimden kaynaklanmaktadır.
Bu şartlarda başvurucuların, suçlarını ikrar etmelerinden dolayı, Birleşik Krallık’ta tutulmalarının 5. maddenin 1. fıkrasının a bendi anlamında keyfi olduğunu söyleyemeyiz.
b) « Kesin karine » – Birinci başvurucu Tayland hukukunda uygulanan – uyuşturucunun belli bir miktardan sonra dağıtım amacına yönelik olduğuna dair – kesin bir karineden dolayı uyuşturucunun şahsi kullanımı amacına yönelik olduğu savunmasında bulunamadığından şikâyet etmektedir. Sonuç olarak başvurucu davasının açıkça adil olmadığını ve dava sonucunda gelen tutukluluğunun da keyfi olduğunu düşünmektedir.
Mahkeme « davanın açıkça adil olmaması » durumunun varlığını kanıtlamaya izin verecek kriterin, basit usulsüzlüklerin ötesine geçen ve adil yargılanma hakkının özünün yok edildiğini varsaymaya izin veren bir kriter olduğunu kaydeder.
Bütün hukuk düzenlerinde olaysal ve hukuksal karineler vardır. Bu karinelerin dava sonucunun önemini dikkate alan ve savunmanın haklarını muhafaza eden makul sınırlar içerisinde kalması gerekmektedir. Birinci başvurucunun durumunda söz konusu olan nitelikte bir düzenlemenin bazı şartlarda ihlal sonucuna götürme ihtimalini dışlayamayız. Ancak bu karinenin amacı, caydırıcı olması için, belli bir miktar uyuşturucu ile yakalanan insanlara uygulanan cezayı ağırlaştırmaktır. Suç esas olarak uyuşturucu bulundurmaktan kaynaklanmakta ve bu durumun savcılık tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Birinci başvurucu Tayland’ta yürütülen dava kapsamında bazı usul güvencelerinden yararlanmıştır: kamuya açık bir şekilde yargılanmış, yargılamanın tümünde hazır bulunmuş ve bir avukatla temsil edilmiş, suçsuzluk karinesine göre bazı suçlardan beraat etmiş ve eroin ile ekstazi bulundurduğu itiraz konusu olmamasına rağmen, uyuşturucu bulundurduğu delille kanıtlanmış, uygulanabilir hukukun uygulanması neticesinde mahkûm olmuş ve suçunu ikrar ettikten sonra cezasında önemli bir indirim yapılmıştır. Her halükarda kesin karinenin davanın genel adilliği üzerindeki etkisini değerlendirirken göz önünde bulundurulması gereken bir unsur da, birinci başvurucunun davasının açıkça adil olmadığını – ne yargılama sırasında ne de nakil talebinde bulunduğu sırada – Britanya makamlarına bildirmemiş olmasıdır.
Sonuç: kabul edilemez (temelden açıkça yoksun olma).
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2013.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadelerin kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2013.
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissionned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case–law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non–commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2013.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle–ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci–dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante: publishing@.
Full & Egal Universal Law Academy