© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2013. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2013. This translation was commissionned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2013. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
KARAR
Başvuru no. 43759/10 ve 43771/12
Steven WILLCOX
ve Scott HURFORD - Birleşik Kralık
8 Ocak 2013 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Dördüncü Bölüm):
Ineta Ziemele, Başkan,
David Thór Björgvinsson,
Päivi Hirvelä,
George Nicolaou,
Paul Mahoney,
Krzysztof Wojtyczek,
Faris Vehabović, yargıçlar
ile Fatoş Aracı, Yazı İşleri Müdür Yardımcısı’ndan oluşmuş,
Sırasıyla 2 Ağustos 2010 ve 29 Haziran 2012 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruları göz önüne alarak,
Müzakere ettikten sonra, aşağıdaki gibi karar vermiştir:
OLGULAR
1. İlk başvurucu, Bay Steven Willcox, 1964’te doğmuş ve halen HM Prison Rye Hill’de hapiste bulunan bir Britanya vatandaşıdır. İkinci başvurucu, Bay Scott Hurford, 1975’te doğmuş ve halen HM Prison Full Sutton’da hapiste bulunan bir Britanya vatandaşıdır. Her iki başvurucu Mahkemede, Stafford’da bulunan bir avukatlık firması olan Stevens Solicitors tarafından temsil edilmektedir.
A. Davanın koşulları
2. Başvurucular tarafından sunulduğu üzere davanın olguları aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. İlk başvurucu
(a) Tutuklama, mahkûmiyet ve nakil
3. Nisan 2003’te, ilk başvurucu o zamanlar oturduğu ülke olan Tayland’da uyuşturucu isnadıyla tutuklanmış ve hapsedilmiştir. Kasım 2004’te dağıtım amacıyla 24 gram saf eroin ve ekstazi tabletleri biçiminde, 1.4 gram saf MDMA bulundurma suçunu kabul etmiştir. Tayland hukukuna göre her ikisi de 1. kategori uyuşturuculardır (bakınız aşağıda 36. paragraf). Uyuşturucuların miktarı, dağıtım amaçlı olmaları açısından bir “kesin karine”ye yol açmaktadır (bakınız aşağıda 40. paragraf). İlk başvurucu 760 gram saf eroini dağıtım için bulundurma isnadından aklanmıştır, çünkü bulundurmaya ilişkin deliller yetersizdi. Başvurucu müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Ancak, suçu kabul etmesi nedeniyle cezası üçte bir oranında indirilmiştir. Mahkeme, müebbet hapis cezasını elli yıl hapis cezasına eşitleyerek, ilk başvurucuyu yukarıdaki mahkûmiyet bakımından otuzüç yıl ve dört ay hapis cezasına çarptırmıştır.
4. Haziran 2007’de, ilk başvurucu Tayland ve Birleşik Krallık arasındaki iki taraflı mahkûm nakli anlaşmasına (“Mahkûm Nakli Anlaşması” – bakınız aşağıda 49-56. paragraflar) uygun olarak, cezasının geri kalanını Birleşik Krallık’ta tamamlamak için nakledilmek istemiştir. Talep her iki Hükümet tarafından kabul edilmiştir.
5. Birleşik Krallığın verilen cezayı ilgili Birleşik Krallık mevzuatının yürürlükteki şartlı tahliye ve erken salıverme hükümlerine tabi olarak uygulayacağını belirten, Birleşik Krallık Ulusal Suçlu Yönetimi Servisinin gönderdiği bir mektupla, naklin şartları ilk başvuruya ayrıntıları ile açıklanmıştır. Mektup aynı zamanda, nakilden sonra başvurucunun mahkûmiyeti veya cezasına Britanya mahkemelerinde itiraz edemeyeceğini de belirtmiştir: yeniden inceleme hakkı mahkûm eden devlete aittir ve herhangi bir itirazın nakilden önce yapılması gerekir. İlk başvurucu şartları kabul etmiş ve bir kabul formu imzalamıştır.
6. 6 Kasım 2007’de, ilk başvurucu Tayland’da çekmesi gereken asgari dört yıllık hapis cezasını yattıktan sonra, İngiltere’de bir hapishaneye nakledilmiştir. Adalet Bakanlığı tarafından, Mahkûmların Vatana İadesi Kanunu’na (“1984 Kanunu” – bakınız aşağıda 57-62. paragraflar) göre, başvurucunun Birleşik Krallık’ta hapsedilmesini yetkilendiren bir müzekkere çıkarılmıştır.
7. Haziran 2008’de ilk başvurucunun cezası Tayland Kraliyet Kararnamesi ile yirmi dokuz yıl üç aya indirilmiştir. Bu, Adalet Bakanlığı tarafından, 1984 Kanunu’na göre, başvurucunun hapsi için 9 Temmuz 2008’de yeni bir müzekkere çıkarılmasına yol açmıştır. Müzekkere, başvurucunun 8901 gün daha (yirmi dört yıldan biraz fazla) hapiste tutulması yetkisini vermektedir. İlk başvurucunun mevcut erken tahliye tarihi, cezasının yarı noktası olan, 5 Aralık 2017 olacaktır.
(b) Yargısal denetim süreci
8. İlk başvurucu, hapsedilmesini yetkilendiren 9 Temmuz 2008 tarihli Adalet Bakanlığı müzekkeresinin yargısal denetimi için başvuruda bulunmuştur. İlk olarak, Tayland hukukuna göre, bulundurmanın dağıtım amaçlı olduğuna ilişkin “kesin karine”nin adil yargılanmanın açık ihlâline yol açtığını ve cezanın uygulanmasının bu nedenle Sözleşme’nin 5. maddesine göre keyfi olduğunu ileri sürmüştür. İkinci olarak, yine 5. maddeye göre, cezanın keyfi olduğunu, çünkü naklin etkisinin, suçunu kabul ederek, hapiste geçireceği zamanın, suçu kabul etmeseydi geçireceğini zamandan çok daha uzun olduğu anlamına geldiğini ileri sürmüştür. Son olarak, Birleşik Krallık’ta cezasının infaz edilmeye devam etmesinin, 3. madde kapsamındaki haklarını ihlal ettiğini, çünkü bizzat cezanın son derece orantısız olduğunu ileri sürmüştür. Naklin şartlarını onayladığını kabul etmesine karşın, tutulduğu Tayland hapishanesindeki feci şartlardan dolayı, nakli her şartla kabul etmek dışında hiçbir seçeneği olmadığını ve dolayısıyla, rızasının özgürce verilmediğini iddia etmiştir.
9. 1 Temmuz 2009’da, Bölge Mahkemesi talebin reddi kararını vermiştir. Bay Yargıç Ouseley, tartışmalı karinenin kesinliğinin kabul edildiğini başından not etmiştir. Yargıç ayrıca, Tayland Mahkemesi’nin, ilk başvurucunun uyuşturucuların kişisel kullanım için olduğu şeklindeki ısrarlı iddiası hakkında, Tayland hukukuna göre konu ile doğrudan ilgili olmadığı için, hiçbir yorum yapmadığını gözlemlemiştir.
10. Yargıç, Mahkûm Nakil Anlaşması’nın hükümlerini incelemiştir. Hükümlerin etkisini; nakleden Devlet tarafından verilen, nakil zamanı çekilmemiş olan cezanın kalan bölümünün nakil alan devlette, bu Devletin erken tahliye hükümlerine tabi olarak infaz edileceği şeklinde değerlendirmiştir. İlk başvurucunun davasında, bunun anlamı Tayland’da cezasının üçte ikisini çektikten sonra serbest bırakılacakken, Birleşik Krallık’ta cezanın yarı noktasında tahliyeden yararlanacak olmasıdır. Aynı zamanda Tayland’da çıkarılan herhangi bir kraliyet affı veya bireysel aftan da yararlanacaktır.
(i) Başvurucunun bulundurduğu uyuşturucunun miktarından kaynaklanan karine
11. İlk başvurucunun Tayland’daki yargılama sürecine dayanan sürmekte olan hapsinin hukukiliği itirazını değerlendiren Yargıç Ouseley, açık adil yargılanma ihlali içeren bir yargılama sonrasında cezanın infazına devam edilmesinin hukuka aykırı olacağını ve mahkûmun nâkile rızasının bunu hukuka uygun hale getiremeyeceğini kabul etmiştir. Bundan dolayı Birleşik Krallığın transferden önce, esas ve şekil olarak, yetkili mahkeme tarafından verilmiş bir mahkûmiyet olup olmadığını sorması gereklidir. Yargıç bu sorunu içeren örneklerin Birleşik Krallık temsilcileri tarafından yargılama zamanında muhtemelen apaçık bilindiğine işaret etmiştir. Yargıç, Mahkûm Transfer Anlaşması, iç hukuk mevzuatı ve bu Mahkeme’nin yaklaşımının sonucunun; yargılama ne kadar adaletsiz ise, nakli kabul eden devletin işbirliğini reddetmesinin ve diğer davalardaki mahkûmların nakil şartını sağlayamamasında olduğu gibi mahkûmun bulunduğu yerde kalması ihtimalinin o kadar yüksek olacağı yönünde olduğunu not etmiştir.
12. İlk başvurucunun davasındaki şartlara bakıldığında, yargıç, başvurucunun yukarıda analiz edilen iddialarına göre, yargılamada ortaya çıkan açık bir adil yargılanma ihlali gerekçesiyle reddedilmesi gereken bir naklin, başvurucuya tanındığını gözlemlemiştir. Öte yandan, bu, başvurucunun, Birleşik Krallığın yargı yetkisi içine girdikten sonra devam eden hapsinin hukuka aykırılığına itiraz etmesini önlememiştir. Yargıç, Mahkûm Nakil Anlaşması’nın zedelenme riskinin, salıverilme talebinden önce aşılması gereken, çok yüksek bir eşikle azaltıldığını ve bu eşiği aşan bir yargılamanın olası sonuçlarının önceden Britanya makamlarının dikkatini çekeceğini ve nakil talebinin reddi ile sonuçlanacağını açıklamıştır. Yargıç devamla:
“37. ... Gerçekten, mahkeme eşiği düşürmekten kaçınmak için dikkatli olmalıdır. Bu sadece, mahkemenin tutumu, böyle bir yargılama sonrasında belli bir mahkûmun cezasının Birleşik Krallık’ta infazına devam edilmesinin açıkça mümkün olamayacağı yönünde olan davalara uygulanmalıdır.
38. ... Bay Willcox yargılanmasının açık bir adil yargılanma ihlali olduğunda haklıysa, MNA [Mahkûm Nakil Anlaşması] gereğince hiçbir şekilde nakledilmemeliydi ve Tayland’daki hapishanede bırakılmalıydı. İngiltere’de yeniden yargılanması bakımından hiçbir hüküm yoktur. Bay Willcox, kendisinin ileri sürmesi gereken şey bakımından Birleşik Krallık makamlarının dikkatsizliğinden faydalanmış olabilir; fakat öyleyse diğerlerinin bunu ileri sürmemesi gerekir. MNA kapsamındaki nakil yetkisinin sınırlarını vurgulayarak, eğer haklıysa, kendi tahliyesini sağlamak için, yaşamlarını tehdit eder şekilde diğerlerini dezavantajlı kılan eylemleri ve benzeri ifadeleri anlaşmayı alt-üst edemez. Bununla birlikte dikkatle uygulanmasını teşvik edebilir.”
13. Başvurucunun davasında açık bir adil yargılanma ihlali olup olmadığı bakımından, yargıç, delillere göre, uyuşturucuların sadece kişisel kullanım için olduğuna ilişkin makul olarak savunulabilir bir iddianın bulunduğunu gözlemlemiştir. Bu karinenin niteliği ve etkisini incelemiş ve cezada açıkça artışa yol açan “uyuşturucu davalarında sıradan bir sorunda çok önemli kesin karine” olduğunu saptamıştır. Öte yandan, masumiyet karinesindeki ciddi zayıflamaya karşın, Tayland’daki yargılamaların adil yargılanma hakkının tamamen reddi veya hükümsüzlüğü olarak tanımlanamayacağı sonucuna varmıştır. Yargıç, yargılamanın aleni olarak iki yargıç tarafından yapıldığını; ilk başvurucunun duruşmada hazır olduğunu ve hukuken temsil edildiğini; çok ağır bazı suçlardan beraat ettiğini; mahkemenin, uyuşturucu bulundurduğunu kanıtlayan delilleri, itiraz edilmemiş olmasına karşın dinlediğini; iç hukuk ceza prosedürünü, suçunu kabul ettiği için tanınan önemli bir indirimin izlediğini ve gerekçeli karar verildiğini not etmiştir.
14. Yargıç, Tayland Yüksek Mahkemesi’nin “kesin karine”nin masumiyet karinesi ile bağdaşırlığına ilişkin kararına referansta bulunarak (bakınız aşağıda 41.-42. paragraflar), “kesin karine”nin arkasında, Tayland mahkemelerinin aslında bulundurulan miktarı cezalandırması gerekçesinin yattığını not etmiştir. Tayland’ın uyuşturucu nedeniyle bir bela ile yüz yüze olduğunu ve Sözleşme’ye taraf olmayan Devletlerin kendi ülkelerinde çok büyük sorunlarla baş etmeye çalışırken, Birleşik Krallık’taki mahkemelerin karar verirken duralaması gerektiğini vurgulamıştır.
15. Yargılama sürecine dayanan 5. madde şikâyetini reddederken, yargıç şu sonuca varmıştır:
“51. Yargılama için genel bir bakış gereklidir. Ben, açıkça bir yargılama olduğu, tek, ancak önemli bir unsur ile ilgili olarak yerel uyuşturucu mevzuatının getirdiği sınırlar içinde adil bir yargılama olduğu sonucuna varıyorum. Bu sınırlar hakka zarar verir, fakat tamamen etkisizleştirmez veya ortadan kaldırmaz, ne de benim görüşüme göre, bu noktaya yaklaşırlar ...”
16. Bay Yargıç Davis şikâyetin reddedilmesi gerektiğini kabul etmiştir. “Kesin karine” bakımından, şöyle söylemiştir:
“91. ... Avrupa standartlarına göre, dağıtım kastı içeren kesin (çürütülebilir değil) bir karinenin pekâlâ itiraz edilebilir olduğunu kabul edebilirim. Fakat ilgili Tayland Kanunu’nun hükmü, Tayland Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmiş ve bu mahkemede hükmün anayasaya uygun olduğuna ve Tayland’da yürürlükte olan masumiyet karinesiyle bağdaştığına karar verilmiştir. Birleşik Krallık mahkemelerinin kendi görüşlerini sorun bakımından dayatmaya ve oradaki kararın yerine geçirmeye çalışmaları gerektiğini düşünmüyorum. Bundan başka, Tayland Anayasa Mahkemesi’nin de işaret ettiği üzere, böyle bir karinenin, mahkûmiyetle ortaya çıkan cezanın daha çok artması pratik sonucunu elde etmek için mevcut olması, pratik gerçekliktir. Bu, Tayland mevzuatının Tayland’da uyuşturucu sorunlarının üstesinden gelmek için kabul ettiği caydırıcı yaklaşımı yansıtır.
92. Ayrıca, Bay Willcox aslında, doğru bir yargılama olarak kabul edilebilecek şeylerden şüphesiz Tayland’da yararlanmıştır. Hukuken temsil edilmiştir; deliller kabul edilmiş ve değerlendirilmiştir; kanunen kurulmuş mahkeme masumiyet karinesini uygulamıştır ve aslında, tam gerekçeli bir kararda, mahkeme, delilleri kabul ettikten sonra, savcılığın başvurucunun itham edildiği ve bir müşterek sanığın bu suçtan mahkûm edildiği çok daha ağır bir suçu kanıtlayamadığını saptamıştır. Bay Willcox bu nedenle suçunu kabul ederek daha az suçtan mahkûm olmuştur ve adil yargılanarak ceza almıştır ve ceza Tayland hukukuna uygundur ...”
(ii) Suçu kabullenmesinin etkisi
17. İlk başvurucu aynı zamanda suçunu kabul etmesi hesaba katıldığında devam eden hapsinin keyfi olduğunu ileri sürmüştür. Suçunu kabul etmeseydi müebbet hapis cezası alacağını ve nakil zamanında, asgari sürenin Yüksek Mahkeme tarafından belirleneceğini ileri sürmüştür (bakınız yukarıda 63. paragraf). Yüksek Mahkeme asgari süreyi saptarken, Britanya mevzuatını dikkate alacaktı ve bu nedenle Tayland’da uygulanan sabit süreden çok daha kısa asgari bir süre belirlenecekti. Yargıç Ouseley’nin bulgularına göre:
“54. Bu iddiada hiçbir şey yoktur. Suçunu kabul etmemesinin ardından, ölüm cezasına değil, müebbet hapis cezasına mahkûm edilseydi, nakil değerlendirmeye alınmadan önce, Tayland’da, gerçekte yattığı 4 yıl yerine, asgari 8 yıl ceza çekmek mecburiyetindeydi. Birleşik Krallık’da serbest bırakıldıktan sonra, hakkında denetimli serbestlik uygulanacaktır. Müebbet hapis cezası, aksi halde var olmayacak olan, tahliye sonrası etkisini sürdürme ve hapse geri dönme risklerini arz ettiği anlamına gelir. İlke olarak daha ağır bir ceza olarak görülmelidir. Ortaya çıkan farklılıklar, Tayland Mahkemesi’nin keyfi eyleminin bir sonucu değildir fakat suçu kabullenmesi ile ilgili Tayland hukukunun uygulanmasının, ardından nakil durumunda Birleşik Krallık ceza pratiğinin etkileşiminin bir sonucudur.”
18. Bu nedenlerle, Britanya mahkemelerinin nakil sonrası cezayı uygulamasının keyfi olmadığı sonucuna varmıştır.
19. Davis J aşağıdakileri eklemiştir:
“94. ... Tayland’da, müebbet hapis cezası – genel anlamda ve af veya bireysel affa tabi olarak hemen hemen böyledir. İngiliz hukukunda asgari süre sistemi uygulandığı için, keyfilik iddiaları da ortaya çıkabilmiştir. Her halde, Tayland makamlarının bir müebbet hapis mahkûmu olarak Bay Willcox’u nakletmeyi kabul edecekleri hiçbir şekilde belli değildir; ne olursa olsun, deliller, iadesi değerlendirmeye bile alınmadan önce Tayland’ın, böyle bir mahkûmun Tayland hapishanesinde en az 8 yıl yatmasını aradığını göstermiştir. Deliller aynı zamanda, uygulamada, Tayland’da sıklıkla tanınan genel af veya özel bireysel aflar yoluyla, müebbet cezanın genellikle süreli bir cezaya indirildiğini göstermektedir.”
(iii) Cezanın “aşırı orantısızlığı”
20. Son olarak, Yargıç Ouseley, ilk başvurucunun, verilen cezanın 3. maddenin ihlaline yol açacak derecede aşırı orantısız olduğu iddiasına değinmiştir. Yargıç, ilk başvurucu Birleşik Krallık’ta söz konusu miktarlardaki eroin ve ekstaziyi sadece bulundurmaktan dolayı cezalandırılsaydı, cezasının yedi yıllık üst sınırı aşmayacağını (bakınız aşağıda 46. paragraf) ve gerçekte cezanın bundan da az olacağını kabul etmiştir. Hatta ilk başvurucu mahkûm olduğu suça eş değer olan, uyuşturucu temini kastıyla bu miktarda uyuşturucu bulundurmaktan dolayı Birleşik Krallık’ta cezalandırılsaydı bile, diğer benzer davalarda verilen cezalar dikkate alınırsa, ceza altı yılı aşmayacaktı (suç müebbet hapis cezasını gerektirmesine rağmen). Yargıç şöyle devam etmiştir:
“60. ... Süreli bir cezanın, sadece uzunluğu nedeniyle 3. maddeyi ağır şekilde orantısız olarak ihlal ettiğini ya da edebilip edemeyeceğini değerlendirmenin bana herhangi bir değeri varmış gibi görünmemektedir. Çünkü her zaman kararı etkileyen başka faktörler olacaktır. Bu faktörler, suçun işlendiği özel biçim yanında, suçun niteliğini, cezalandırma sisteminin mantığını ve suçlunun kişisel durumunu kapsayacaktır.”
21. Yargıç, ilk başvurucunun, kabul edilirse, mahkûmiyet şartlarının çok sert ve aşağılayıcı olduğunu ve 3. madde standartlarını ihlal ettiğini gösteren deliller sunduğunu not etmiştir. Yargıç devamla:
“64. ... Bay Willcox’un başarısı, sadece Tayland’da da değil, başvurucunun tanımladığı biçimdeki şartlarda çile çeken, diğer mahkûmların menfaatleri açısından, çok zarar verici olacaktır. Başvurucu Tayland’da sıra dışı bir suçtan mahkûm olmamıştır. ... Adalet Bakanlığı’ndan [bir] Kıdemli Müdür, 1991’den bu yana MTA gereğince Tayland’dan transfer edilen, çoğunun süresi 50 yıla kadar çıkan uyuşturucu suçlarından dolayı cezalarını çeken 33 mahkûmun nakledildiğinin bilgilerini sunmuştur. Bir kişinin Birleşik Krallığa transferinden sonra, verilen cezanın ağır şekilde orantısız olduğu düşünüldüğü için, Tayland’ın o kişiyi hapisten salıveren Birleşik Krallığa karşı kayıtsız kalacağı sanılmamalıdır. Tayland, bir Birleşik Krallık Mahkemesi’nin bir Tayland Mahkemesi’nin cezası yerine kendi cezasını ikame etmesini kabul etmemiştir ve etmeyecektir. Tayland, “cezaların çevrilmesi” ayrıcalığından vazgeçinceye kadar, Hollanda ile iki taraflı bir anlaşma yapmayı reddetmiştir. Birleşik Krallığın iyi niyeti, MNA ve Birleşik Krallık Hükümeti’nin nakil zamanında söyledikleri göz önünde bulundurularak kararımda sorgulanabilir ve böylece diğer mahkûmların nakli engellenebilir veya durdurulabilir.”
22. Yargıç ayrıca, Birleşik Krallığın iki taraflı ya da çok taraflı mahkûm nakil anlaşması yaptığı diğer Devletlerin nâkille ilgili tutumlarının, Birleşik Krallığın nakledilen mahkûmlarla ilgilenme biçiminden etkilenebileceğini gözlemlemiştir. Bu nedenle, ilk başvurucu son derece orantısız bir cezanın Birleşik Krallık’ta infazına devam etmesinin 3. maddeyi ihlal ettiğinde haklı ise, o zaman, Birleşik Krallığın Mahkûm Transfer Anlaşmasını zedelemekten kaçınma gerekçesiyle transferi kabul etmeyi reddetmekle yükümlü olduğunu düşünmektedir. Bir nakil talebine izin verilip verilmeyeceğine karar vermek için, nakilden önce, orantılılık değerlendirmesi yapmak gereklidir. Yargıcın gözlemine göre:
“66. ... MNA çerçevesinde kabul edilen koşullarda nâkili kabul ettiklerine ne kadar çok itiraz etseler de, bu daha az mahkûm nakledileceği anlamına gelir. Bu, MNA’nın mutabık olunan uygulamasının sürdürülmesi için, kimin transfer edileceği konusunda Birleşik Krallığın kolayca savunmacı kararlar almasına neden olabilir. Zaten ülkeye dönünceye kadar, mahkûmların, nakillerini engelleyecek bir şey söylemesi muhtemel değildir. Fakat geri dönünceye kadar işini sağlama almak, etkili ve yararlı işlemesi için gerekli iyi niyeti zedeleyerek, MNA açısından yol açacağı sorunu sadece erteleyecektir. Bay Willcox, iddiaları doğru ise, yasal açıklık eksikliğinden yarar sağlamış olabilir, ki; argümanların gelecekte başkalarına uygulanmasını gerektirir. Bu nedenden dolayı [başvurucunun] iddialarının tam esasının yarattığı kayda değer bir ikilem bulunmaktadır ...”
23. Yargıç, Mahkûm Nakil Anlaşması’nın bir bütün olarak, nakil durumunda nakleden mahkemenin cezasını infaz etmek ve bu defa nakil alan Devletin değerlerini ve kararlarını kabul ederek, tekrar yargılama ve cezalandırma yapmamak şeklinde hazırlandığını vurgulamıştır. Yargıç, Birleşik Krallığın nakilden sonra cezayı denetleyerek Mahkûm Nakil Anlaşması’nın reddedebilmesi ve anlaşmayı böyle bir yetki varmış gibi yorumlamasının, anlaşma şartlarının yanlış yorumlanması olduğu görüşündedir. Yargıç devamla:
“69. Bu ikilemin çözümü, İHAM’nin, nakil alan devletin nakillerde işbirliği yapmamasını gerektiren Drozd ve Janousek [26 Haziran 1992, § 110, Series A no. 240] kararındaki kısa gerekçesiz tesadüfi cümlesinde de kolaylıkla bulunamaz. Mahkeme burada ortaya çıkan sorunla yüz yüze gelmemiştir. Mahkeme, davacının hapiste ve nakille yarar sağladığından çok daha kötü şartlarda kalması gerektiği iddiaları üzerinden sorunu ele almak zorunda değildi. Birleşik Krallık Hükümeti’ni kendi yararına ve şimdi yapmaması gerektiğini söylediği şekilde Tayland’la işbirliği yapmaya ikna etmeyi başarmasının sonuçları, diğerlerinin, başvurucunun lehine olan argümanların dayandığı ilkelerin ihlalini oluşturacak nitelikteki yargılanmaları sonrasında, süreleri bakımından ve bulundukları koşullarda Tayland ve başka yerlerde kolayca çok kötü koşullarda bırakılabileceği anlamına geldiğini ele almak zorunda da kalmamıştır. Bay Willcox’un iddiaları, eğer doğruysa, kendisinin hala Tayland’da hapiste olması gerektiği, Birleşik Krallık Hükümeti’nin şimdi kendi davasında bulunan ağır insan hakları ihlalleri dolayısıyla alarma geçirildiği, benzer durumdaki başkalarının, Birleşik Krallık’ta insan hakları ihlal edilmesin diye Tayland’da kalması gerektiği önermesinin kabulünü zorunlu kılar. Bu şartlar altında İHAM’nin söylediğinin uygulanması, Drozd ve Janousek’te elde edilmesini düşündüğünün bu suretle tam tersinin elde edilmesi olacaktır. Mahkeme tesadüfi yorumunda; işbirliği yapmayı reddetme hakları olduğu için, nakleden devletlerin MNA’na çerçevesinde mevcut işbirliğini reddedene kadar, alternatifinin kısa dönemde yapabileceği olası etkilerinden dolayı, işbirliği yapmama yükümlülüğünün Birleşik Krallığın kendi uluslararası anlaşmalarının amacını zedelemesini gerektirebileceğini ele almak durumunda kalmamıştır. İHAM, işbirliği yapmama yükümlülüğünün nakillerin bir ilke çerçevesinde kabul edileceği ve daha sonra talep eden Devletin iyi niyetini zayıflatacak şekilde başka ilkeyi uygulamaya koyacağı anlamına gelmesi gerektiğini öngörmüş olmaz. Bu çok somut sorunlar Mahkeme’nin önüne gelmemiştir ve bundan dolayı anlaşılır şekilde değerlendirilmemiştir.”
24. Yargıç 3. maddenin amaçları bakımından ilk başvurucuya Birleşik Krallık tarafından uygulanan muamelenin, cezanın çektirilmesi değil fakat ilk başvurucunun kabul ettiği, Tayland ilamının Birleşik Krallık’ta infazına devam edilmesi amacıyla nakli olduğu sonucuna varmıştır. Böylece, Yargıç, 3. maddenin ihlaline yol açtığı ileri sürülen, sözde zalimane, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleyi, zorunlu sonuçları ile infazına devam edilecek olan cezanın nakli talebi üzerine harekete geçilmesinin oluşturduğuna karar vermiştir. Yargıç şöyle devam etmiştir:
“70. ... Bu, cezanın 3. maddeyi ihlal edecek derecede ağır şekilde orantısız olup olmadığını sormak ilgili değildir. Bay Willcox cezasını nerede, Tayland veya Birleşik Krallık’ta, çekeceği bakımından seçim yapmıştır. Kendisine sağlayacağı yararları bildiği için bu cezayı Birleşik Krallık’ta çekmeyi seçmiştir ve buna dayanarak anlaşmayı kabul etmiştir. Bu avantajların cezanın gözden geçirilmesini içermediğini biliyordu. Cezada “ağır orantısızlık” kavramı 3. Madde dilinin yedeği değildir fakat neyi kapsadığının bir örneklemesidir; altı çizilen muamele hala zalimane, insanlık dışı ve aşağılayıcı olmak zorundadır. Davacının tamamen bilgilendirilmiş kendi seçimiyle yararlandığı bu insani hükmün işletilmesinin zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı olarak tanımlanabileceğini veya bu tanıma yol açabileceğini kabul edemem. Nakil halinde cezanın infazına devam edilmesi, Birleşik Krallık gözünde büyük orantısızlığına karşın veya ceza ne kadar keyfi de olsa, açıkça 3. maddeyi ihlal etmez.”
25. Bu şartlar altında, Birleşik Krallığın nakilden önce, nakleden devletin mahkemesi tarafından verilen bir cezanın, uygulanırsa 3. maddeyi ihlal edecek şiddette orantısız olup olmadığını incelemesi gerekmez.
26. İlk başvurucunun rızasının özgürce verilmediği ve göz ardı edilmesi gerektiği iddiaları bakımından, Yargıç, nakil isteyen yurt dışındaki mahkûmlar bakımından rızalarını etkileyen bir takım zorlukların her zaman olabileceğini ve bu nedenle nakil istediklerini not etmiştir. 3. maddenin belli bir nakleden devlette ihlal edildiği yalın gerçeği, mahkûm naklinin, mahkûmun rızasının fiilen verilmediği gerekçesiyle reddedilmek zorunda olduğu anlamına gelmez. Mahkeme ilk başvurucunun rızasını hapishane şartlarının bozduğuna karar verecekse, aynı durum Tayland’daki aynı koşullarda tutulan, geçerli rızalarını bu nedenle asla veremeyecek olan, diğer Britanyalı mahkûmlar için de doğrudur. Yargıcın vardığı sonuca göre:
“74. İHAM içtihatlarındaki hiçbir şey, faydalı bir amaç için yapılan, söz konusu bireyin yararına işleyen uluslararası anlaşmaların, bırakın 3. maddenin ihlalleri olarak nitelendirilmesini, bu yolla zedelenmesini gerektirmez...”
27. Son olarak, yargıç, cezanın infazına devam edilmesinin cezanın uzunluğu nedeniyle 3. maddeyi ihlal yeteneğine sahip olsa da, ilk başvurucuya uygulanan cezanın Birleşik Krallık tarafından infazına devam edilmesinin o maddeye aykırı olacak kadar suçla aşırı derecede orantısız veya keyfi olmadığına karar vermiştir. Ceza Birleşik Krallık cezalandırma standartlarına göre sert olmasına karşın, ilk başvurucu suçları Birleşik Krallık’ta işlememiştir; bunları, ciddi bir uyuşturucu sorununun olduğu Hükümet ve yasamanın sert cezaların meşru ve gerekli olduğu düşüncesini benimseme hakkının bulunduğu, Tayland’da işlemiştir. Yargıcın bu açıdan açıklamasına göre:
“77. ... Hükmün, Birleşik Krallığın değerleri ve standartları uygulanarak Birleşik Krallığın uyuşturucu sorunlarıyla karşı karşıya olan Birleşik Krallık tarafından verilmediğini görmezlikten gelmek oldukça yanlış olacaktır. Ceza, uluslararası açıdan bir bela olarak kabul edilenin üstesinden gelmek için ve Tayland açısından önemini yalnızca en iyi Tayland’ın takdir edebileceği, kendi değerleri, yargıları ve amaçları olan başka bir ülke tarafından verilmiştir. Birleşik Krallık’ta uygulandığında 3. maddenin ihlalini oluşturacak kadar ciddi olan hükümdeki oransızlığa ilişkin karar, bu boyutu göz ardı edemez ve sanki suç Birleşik Krallık’ta işlenmiş veya hükmü verilmiş gibi infaz edilmez. Büyük orantısızlık, suçun vahameti ve suçlunun koşulları ile ilgilidir. Eğer analizde anahtar orantısızlık ise, bu kavram bir boşluk içinde veya tüm dünya aynı sorunları aynı derecede paylaşıyor ve bu sorunların üstesinden nasıl gelecekleri bakımından aynı görüşleri paylaşıyorlarmış gibi değerlendirilemez. Birleşik Krallık’ta verilmediği halde, ceza hükmünün Birleşik Krallık’ta verildiği varsayarak orantısızlığının derecesine karar vermek daha da az anlam taşımaktadır. Orantısızlık, transfer eden ülkedeki pozisyonun dikkate alınmasını gerektirir, aksi takdirde yanlış bir orantısızlık görüşüne neden olacaktır. Suçun işlendiği ve cezanın verildiği ülkenin sorunları ve bakış açısı son derece önemlidir.”
28. Yargıç Davis, İngiliz Hukuku uyarınca, başvurucunun mahkûm edildiği suçun en üst cezasının müebbet hapis olduğunu akılda tutmanın önemli olduğunu gözlemlemiştir. Öte yandan başvurucunun, İngiltere’de bir ceza mahkemesinde suçunu kabul ettikten sonra ve hatta kasıt olduğu varsayılsa bile, dört veya beş yıl civarında hapis cezasından daha fazla almayı beklemeyeceğini kabul etse de, 3. maddenin amaçları bakımından, taraf bir Devletin, bir cezayı nakil durumundaki infazının, cezanın Sözleşmeci Devlet tarafından farazi infazıyla eş tutulamayacağını düşünmektedir. Yargıç, 3. maddenin amaçları bakımından, Birleşik Krallık makamlarının söz konusu davranış biçiminin, başvurucunun nakli üzerindeki anlaşmaları olduğuyla Yargıç Ouseley ile aynı görüştedir. Yargıç Davis şöyle devam etmiştir:
“96. Bir kez bu şekilde bakıldığında ki benim görüşüme göre öyle bakılmalıdır, Bay Villcox’un yararına olan argüman gücünü kaybeder. Bay Willcox, lehine işleyen, erken tahliye bakımından İngiliz hukukuna tabi olarak, MNA öyle gerektirdiği için, cezasının geri kalan kısmını çekecektir. ... Kalan cezayı çekmezse o zaman MNA hükümlerinin uygulanması ihlal edilecektir ve... 1984 Mahkûmların Vatana İadesi Kanunu’nun arkasındaki politikanın gerçekleşmesi engellenecektir ve gelecekte iade edilmeyi ümit eden Tayland’daki diğer mahkûmların aleyhine, MNA bizzat kısa zamanda hükmünü yitirmiş olacaktır ...
97. Bu şartlarda, benim görüşüme göre, Bay Willcox’a verilen bu cezayı uygulamanın Birleşik Krallığın 3. maddeyi ihlal etmesine yol açacağı söylenemez. Tayland uyuşturucuların amaç dışı kullanımı için caydırıcı cezalar uygulamaya açıkça karar vermiştir; usulüne uygun olarak oluşturulmuş bir mahkeme, doğru bir yargılama sürecinden sonra, bir yetişkin olan Bay Willcox’a, geçerliliği Anayasa Mahkemesi tarafından onaylanan Tayland kanununa göre ceza vermiştir. Ek olarak, Tayland’da periyodik olarak çıkarılan – yapılacak diplomatik herhangi bir girişimden oldukça farklı olan – periyodik aflardan veya bireysel aflardan yararlanacak durumdadır ve aynı zamanda İngiliz Hukuku’na göre erken tahliye koşullarından da yararlanır.”
29. 3 Şubat 2010’da Yüksek Mahkeme, Bölge Mahkemesi’ne temyize gitme iznini reddetmiştir.
2. İkinci başvurucu
30. İkinci başvurucu 19 Mart 2005’te 240 metamfetamin hapıyla Kamboçya - Tayland sınırını geçerken tutuklanmıştır. 240 metamfetamin hapının hukuka aykırı ithali isnadından suçunu kabul etmiş ve otuz yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Bir kraliyet affı sayesinde cezası sonradan yirmi altı yıl sekiz ay hapis cezasına indirilmiştir.
31. İkinci başvurucu geri kalan cezasını çekmek için Birleşik Krallığa naklini talep etmiştir. Ayrıca nakille birlikte cezasının, mahkûm edildiği suç için Birleşik Krallık’ta yürürlükteki en üst cezaya düşürülmesini de talep etmiştir. İkinci başvurucunun suçu işlediği zamanda, metamfetamin Birleşik Krallık mevzuatına göre B Sınıfı uyuşturucuydu. İkinci başvurucu suçu Birleşik Krallık’ta işlemiş olsaydı, cezası en fazla ondört yıl mahkûmiyet olacaktı. Metamfetamin Birleşik Krallık’ta 18 Ocak 2007 tarihinde A Sınıfı uyuşturucu olarak yeniden sınıflandırılmıştır. A Sınıfı uyuşturucu ithalatının en üst cezası müebbet hapis cezasıydı (bakınız aşağıda 44. paragraf).
32. 24 Temmuz 2009’da Adalet Bakanı cezasının geri kalanını çekmesi için ikinci başvurucunun Birleşik Krallığa nakledilmesi talebini kabul etti. Cezasının indirilmesi talebi bakımından, Bakan’ın açıklamasına göre:
“Bildiğiniz üzere, Tayland’da suçunuzu işlediğiniz dönemde, Birleşik Krallık’taki benzer bir suç ‘B’ sınıfı uyuşturucu ithalatı suçunu oluşturmaktadır. Bu itibarla, bu suç maksimum 14 yıllık bir hapis cezasını içermektedir. Öte yandan, Birleşik Krallık ve Tayland arasındaki Mahkûm Nakil Anlaşması hükümlerine göre, Tayland mahkemeleri tarafından size verilen cezayı uygulamamız gerekmektedir. Ceza en üst kanuni sınırı aşıyorsa ve uyarlama ilgili uluslararası anlaşma tarafından getirilmemişse, İngiliz hukukunda yurt dışında verilen bir cezanın uyarlanması veya indirilmesini gerekliliği yoktur.”
33. İkinci başvurucuya nakil talebini geri alması fırsatı tanınmıştır. Başvurucu talebini geri çekmemiş ve her iki Devlet ile ikinci başvurucu Mahkûm Nakil Anlaşması’na uygun olarak nakli kabul ettikten sonra, ikinci başvurucu 11 Kasım 2009’da İngiltere’ye varmıştır. Mevcut erken tahliye tarihi Ağustos 2020’dir.
34. Şubat 2010’da, ikinci başvurucu İngiltere’deki kraliyet af yetkisine göre Devlet Bakanından şartlı af talep etmiştir. 27 Nisan 2010’da ikinci başvurucu, diğerleri arasında, aşağıdakileri (aşağıdaki açıklamayı içeren) belirten bir cevap almıştır:
“Adalet Bakanı Tayland’la yapılan uluslararası anlaşmada şartlı tahliye çıkarma yetkisinin olmadığı sonucuna varmıştır. Böyle yapmak hem anlaşmanın ihlaline yol açacak hem de anlaşmada ifade edilen Birleşik Krallık politikasına aykırı olacaktır”
35. İkinci başvurucu, Devlet Bakanı’nın kraliyet af yetkisini çerçevesindeki yetkilerini yanlış yorumladığını ve kararıyla ilgili materyalleri açıklayamadığını ileri sürerek, bu kararın yargısal denetiminin yapılması izni için başvuruda bulunmuştur. 17 Kasım 2011’de izin reddedilmiştir. İkinci başvurucunun Yüksek Mahkeme bakımından Genel kamusal öneme sahip hukuki bir konuyu doğrulatmak için yaptığı başvurusu 2 Mart 2012’de reddedilmiştir.
B. İlgili hukuk ve uygulama
1. Uyuşturucu suçları ile ilgili Tayland mevzuatı
36. 1979 tarihli Tayland Narkotik Kanunu’nun 15. bölümü Hükümet izni olmaksızın 1. Kategori uyuşturucuların üretimi, ithali, ihracı, satışı veya bulundurulması hakkında genel bir yasak içermektedir. Eroin, metamfetamin ve ekstazi 1. Kategori uyuşturuculardır.
37. 65. bölüm 1. Kategori uyuşturucuların üretimi, ithalatı ve ihracatı cezasının müebbet hapis ve para cezası olduğunu düzenlemektedir. Suç satış amacıyla işlenirse ölüm cezası uygulanır.
38. 67. bölüm 1. Kategori uyuşturucuların 3 gram veya aşağısının basit bulundurmasını ele almaktadır: Öngörülen hapis cezasının süresi bir ile on yıl arasındadır veya para cezasıdır.
39. 66. bölüm 1. Kategori uyuşturucuların satışı ve satım için bulundurulmasını düzenlemektedir. Saf uyuşturucu miktarı 3 gramın altında olduğunda, hapis süresi dört ile onbeş yıl arasında değişecek veya para cezası uygulanacaktır. 3 ile 20 gram arasında ise, hapis süresi dört yıldan müebbet ve para cezası olacaktır. 20 gramın aşılması halinde, ceza müebbet hapis ve para cezası veya ölüm cezasıdır.
40. 15. bölümün 3. paragrafı 1. Kategorinin 3 gram veya üzerinin üretimi, ithalatı, ihracatı veya bulundurulmasını, satmak amacıyla üretim, ithalat, ihracat veya bulundurma olarak kabul edileceğini düzenlemektedir.
41. 2001’de Tayland Anayasa Mahkemesi bu “kesin karine”nin, bir suçla itham edilen kişinin masum olduğu ve suçunun kanıtlanması gerektiğini düzenleyen Anayasa hükmüne uygunluğunu değerlendirmiştir. O dönemde karine 3 gram değil, 20 gram saf uyuşturucuya uygulanıyordu. Mahkeme “kesin karine” ile Anayasa hükmünün bağdaştığına karar vermiştir. Kanun’un amacını şöyle açıklamıştır:
“uyuşturucuların etkili biçimde önlenmesini ve kontrolünü mümkün kılmak ve Tayland’ın taraf olduğu uluslararası uyuşturucu sözleşmesine uygunluk göstermek. Çünkü uyuşturucular günümüzde uluslararası bir sorundur ve insan sağlığı ve yaşamı için ciddi risk arz etmektedir. Bundan dolayı, cezalar normalden daha sert olmak durumundadır ve cezalandırıcı tedbirler eksiksiz olmalıdır.”
42. Mevzuatın amacı, saf uyuşturucunun 20 gramından fazla bulunduranları, dağıtım amacıyla bulunduruyorlarsa cezalandırmaktır. 1. Kategori uyuşturucular toplum açısından çok büyük tehlike arz etmektedir ve üretimlerine ve bulundurulmalarına izin verilmemektedir. Ne kadar çok üretilir ve bulundurulursa, tehlike o kadar büyüktür. Öte yandan, Mahkeme 1. Kategori uyuşturucuların miktarının kanunla saptanmasının, sadece suçun cezalandırılmasına yol açacak bir ölçüt görevi gördüğünü açıklamıştır. Kanun, miktarlara göre artan kademeleri göstererek cezaları düzenlemektedir. Uyuşturucuların kullanım veya dağıtım amacıyla bulundurulmasına bakılmaksızın, kanunun düzenlediği bulundurma miktarlarına değişik cezalar uygulanmaktadır. Kendisine ceza uygulanan bir kişinin öngörülen miktarı bulundurduğu gösterilmek zorundadır.
2. Uyuşturucu suçu ile ilgili Birleşik Krallık mevzuatı ve uygulama
43. 1971 tarihli Uyuşturucuların Amaç Dışı Kullanımı Kanunu’nun (“1971 Kanunu”) 3(1) bölümü kontrollü bir uyuşturucunun ithalatı ve ihracatının yasak olduğunu düzenlemektedir. 1979 Gümrük ve Tekel İdaresi Kanunu’nun (“1979 Kanunu”) 50(3) bölümüne göre, bir yasağa aykırı olarak herhangi bir malı ithal eden veya ithalatı ile ilgilenen bir kişi bir suç işlemiştir.
44. 1979 tarihli Kanunun 50(4) ve (5) bölümü ile 1. Tablo, A Sınıfı bir uyuşturucunun ithalatı suçu için, en üst cezanın müebbet ve para cezası olduğunu düzenlemektedir. B Sınıfı bir uyuşturucunun ithalatı için, en üst ceza ondört yıllık mahkûmiyet ve para cezasıdır.
45. 1971 tarihli Kanunun 5. bölümü, sınırlı istisnalara bağlı olarak, bir kişinin kontrollü uyuşturucu bulundurmasını suç haline getirmiştir. Kanun ayrıca, hukuka uygun ya da aykırı olarak, diğerine temin etme kastıyla kontrollü uyuşturucu bulunduran bir kişinin, yine sınırlı istisnalara bağlı olarak, bir suç işlediğini düzenlemektedir.
46. 1971 tarihli Kanunun 25. Bölümü ve 4. Tablosu, suçlular için ceza ve mahkûmiyetlere değinmektedir. A Sınıfı uyuşturucunun bulundurulması bakımından, en üst ceza yedi yıl hapis ve para cezasıdır. A sınıfı uyuşturucuyu temin kastıyla bulundurma için, en üst ceza müebbet hapis ve para cezasıdır.
47. Eroin, ekstazi ve metamfetamin A Sınıfı uyuşturuculardır. 18 Haziran 2007’ye kadar, metamfetamin B Sınıfı uyuşturucuydu.
48. Uyuşturucu suçlarıyla ilgili en yeni ceza rehber ilkeleri Şubat 2012’de Ceza Konseyi tarafından çıkarılmıştır. Birleşik Krallık’taki ceza mahkemelerinin 27 Şubat 2012 sonrasında herhangi birisine ceza verirken, bu şekilde davranmak adaletin menfaatlerine aykırı olmadığı sürece rehber ilkeleri izlemeleri gerekmektedir. Rehber ilkeler, suçlunun rolünün değerlendirilmesini gerektirmekte ve uygun bir hareket noktası ve ceza aralığı belirlemek için söz konusu uyuşturucuların ağırlığını dikkate almaktadır.
3. Suçluların Nakline ve Cezaların Uygulanmasında İşbirliğine ilişkin Birleşik Krallık ve Tayland arasındaki Anlaşma, 1990
49. Birleşik Krallık ve Tayland arasındaki Suçluların Nakline ilişin Anlaşma 1991 Şubat’ında yürürlüğe girmiştir. Anlaşma’nın gerekçesinde, tarafların hukukun uygulanmasında ve adalet yönetiminde işbirliği çabalarının güçlendirilmesi, ceza mahkûmiyetlerinin yerine getirilmesinde işbirliği ve suçlunun başarılı biçimde tekrar topluma kazandırılmasını kolaylaştırma arzularına referans yapılmıştır.
50. 2. madde mahkûm edilen kişinin kendisine uygulanan cezayı çekmesi için nakleden Devletten nakil alan Devlete naklini düzenlemektedir.
51. 3. madde Anlaşma’nın uygulanma alanını düzenlemektedir. Madde, ceza uygulanan eylemlerin her iki devlette de suç olduğunu; suçlunun kabul eden Devletin vatandaşı olduğunu; asgari sürenin çekilmiş olduğunu; kararın kesin ve devam eden bir yargılama bulunmadığını ve her iki taraf Devlet ile mahkûmun nakli kabul etmesini içeren birkaç şart getirmektedir.
52. 5. madde nakleden Devletin, kendi mahkemelerinin kararları, bu mahkemeler tarafından verilen cezalar ile bu kararlar ve cezaların düzeltilmesi, değiştirilmesi ve iptali usulleri bakımından münhasır yargı yetkisini elinde bulundurduğunu düzenlemektedir.
53. 6(1) madde, mahkûmiyet şartlarının düzenleyenler ile şartlı tahliye, denetimli serbestlik, ceza indirimi ve başka yollarla mahkûmiyet süresinin indirilmesini sağlayanlar dâhil, nakilden sonra cezanın infaza devamın nakil edilen Devletin kanun ve usullerine göre yürütüleceğini düzenlemektedir.
54. 6(2) madde, 6(3) maddeye bağlı olarak, nakil alan Devletin, cezanın nakleden Devlet tarafından saptanan hukuki niteliği ve süresi ile bağlı olacağını şart koşmaktadır.
55. 6(3) madde hiçbir özgürlük mahrumiyeti cezasının, nakil alan Devlet tarafından nakleden Devletin mahkemelerinin ceza hükmünde belirtilen dönemi aşacak şekilde uygulanamayacağını düzenlemektedir. Madde, uygulamanın “mümkün olduğu kadar” nakleden Devlette uygulanan cezayla uyumlu olacağını şart koşmaktadır.
56. 6(6) madde, nakil alan Devletin nakleden Devleti herhangi bir şartlı tahliye, cezanın tamamlanması veya herhangi bir firar hakkında bilgilendirmesini gerektirmektedir.
4. Nakil Prosedürü
57. 1984 Mahkûmların İadesi Kanunu’nun 1(1) bölümü, bu bölümün diğer hükümlerine tabi olarak, Devlet Bakanı’nın, mahkûm nakli anlaşmasına göre, ilgili Devletler ve (gerekirse) mahkûm nakli kabul ettiğinde, bir mahkûmun, Birleşik Krallığa nakline izin veren bir müzekkere çıkarması gerektiğini düzenlemektedir.
58. 1(2). bölüm Devlet Bakanı’nın naklin yapılmasın uygun olmadığını görüşünü içeren bir müzekkere çıkarmasını yasaklamaktadır.
59. 1(4) bölüm, Devlet Bakanı’nın, mahkûmun kendi dilinde yazılı olarak, aşağıdaki noktalar hakkında bilgilendirilmesi için gerekli bütün adımların atıldığına ikna olmadıkça bir müzekkere çıkarmayacağını düzenlemektedir:
“(a) mahkûmun naklinin teklif edildiği uluslararası düzenlemelerin, davasıyla ilgili olduğu kadarıyla, esası,
(b) bu Kanuna göre mahkûm bakımından çıkarılması teklif edilen müzekkerenin mahkûm bakımından etkisi,
(c) ..., müzekkere uyarınca hapsiyle ilgili kanunun mahkûm bakımından etkileri (mahkûmun müzekkere itibariyle sağlanandan daha erken serbest bırakılabileceği herhangi bir kanun veya belgenin etkisi dâhil),
...
(e) bu Kanunun 6. bölümüne göre, ilgili Bakanın yetkileri [müzekkerelerin iptali];”
60. 1984 tarihli Kanunun 3(1) bölümüne göre, müzekkere, mahkûmun Birleşik Krallığa getirilmesi ve mahkûmun naklinin yapılacağı uluslararası ayarlamaların yürürlüğe konulmasına elverişli koşullara göre hapsedilmesi iznini vermektedir.
61. 3(3) bölüm, hangi hükümlerin elverişli olduğu saptanırken, Devlet Bakanı’nın, kendisine mahkûm nakil anlaşmasıyla tamamen bağdaşır göründüğü kadarıyla, müzekkerenin, diğerleri arasında:
(a) mahkûmun gönderileceği ülkede hapsedilmesini gerektiren suç bakımından, Birleşik Krallığın mahkûmun hapsedileceği bölgesinde, bu suça karşılık gelen, bir suç işleyen kişiye uygulanabilecek (eğer varsa) en üst cezadan daha fazlasına denk gelen; ...”
hükümler içermesinin yersizliğini göz önünde tutacağını düzenlemektedir.
62. 1984 tarihli Kanunun 6. bölümü Devlet Bakanına, söz konusu mahkûm nakil anlaşmasını yürürlüğe koymak için uygun olduğunu düşündüğü herhangi bir zamanda veya 1(2) bölüme giren (bakınız yukarıda 58. paragraf) bir davada, bir müzekkereyi iptal edip yeni bir müzekkere çıkarma yetkisi vermektedir.
63. 2003 tarihli Ceza Yargılaması Kanunu’nun (“2003 Kanunu”) 273. bölümüne göre (“2003 tarihli Kanun”); bir müebbet mahkûmunun 1984 Kanunu’na göre çıkarılan bir müzekkerenin uygulanması sonucu Birleşik Krallığa nakledilmesi halinde, Devlet Bakanı, şartlı tahliye yeterliliği elde etmeden önce çekmesi gereken asgari süreyi belirlemesi için davayı Yüksek Mahkeme’ye yollamalıdır.
ŞİKÂYETLER
64. Her iki başvurucu da Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında cezalarının işledikleri suça göre ağır şekilde orantısız olduğundan şikâyet etmişlerdir.
65. Her iki başvurucu aynı zamanda Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası altında Birleşik Krallık’ta hapsedilmelerinin devamının, suçlarını kabul etmeleri nedeniyle, suçlarını kabul etmeselerdi çekeceklerinden çok daha uzun süre fiilen hapiste kalmaları gerektirdiği için keyfi olduğundan şikâyet etmişlerdir.
66. Son olarak, ilk başvurucu davasında Tayland hukuku tarafından uygulanan “kesin karine”nin bir sonucu olarak, yargılanmasının açıkça adaletsiz olduğunu ve devam eden mahkûmiyetinin, bu nedenle 5. maddenin 1. fıkrası altında keyfi ve hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
KARAR
A. Birleştirme
67. Benzer olgusal ve hukuksal ardalanları dikkate alındığında, Mahkeme iki başvurunun Mahkeme İçtüzüğünün 42. maddesinin 1. fıkrasına göre birleştirilmesi gerektiğine karar verir.
B. İkinci başvurucunun 35. maddenin 1. fıkrasına riayeti
68. Mahkeme, başta ikinci başvurucunun 11 Kasım 2009’da Birleşik Krallığa nakledildiğini not etmiştir. Mahkûmiyetinin Birleşik Krallık’ta devamını yetkilendirmek için Devlet Bakanı tarafından çıkarılan müzekkereye itiraz etmemiştir. Bunun yerine Devlet Bakanı’nın kendisine şartlı af vermeyi reddettiği 27 Nisan 2010 tarihli son kararının yargısal denetimi yoluna gitmiştir. Genel kamusal öneme sahip hukuki bir konunun doğrulanması amacıyla başvurusunun 2 Mart 2012’de reddedilmesinden sonra altı ay içinde bu Mahkemeye başvuruda bulunmuştur. Mahkeme ikinci başvurucunun davasında, başvurucunun aşağıdaki Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasındaki şartları yerine getirip getirmediği sorusunun ortaya çıktığını gözlemler:
“Mahkeme’ye ancak, uluslararası hukukun genel olarak kabul edilen ilkeleri uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra ve iç hukuktaki kesin karar tarihinden itibaren altı aylık bir süre içinde başvurulabilir.”
69. Öte yandan, aşağıda belirtilen nedenlerle başvurusu her halde kabul edilemez olduğu için, Mahkeme açısından bu sorunu karara bağlamak gerekli değildir.
C. Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki şikâyetler
70. Başvurucular cezalarının ağır şekilde orantısız olmasından ve Birleşik Krallık tarafından cezanın infazına devam edilmesinin, aşağıdaki, Sözleşme’nin 3. maddesinde altındaki haklarını ihlal ettiğinden şikâyet etmişlerdir:
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
71. Başvurucular, sadece naklin kabulü kararının denetlenebilir olduğu yönündeki Bölge Mahkemesi’nin bulgularının doğru olmadığını ve infazın sürdürülmesinin 3. maddeyi aynı derecede ihlal etme kapasitesinin bulunduğunu ileri sürmüşlerdir. Harkins ve Edwards - Birleşik Krallık, no. 9146/07 ve 32650/07, § 133, 17 Haziran 2012 davasına dayanarak, ağır şekilde orantısız cezanın 3. maddenin ihlaline yol açabileceği görüşündedirler. 3. maddede hiçbir takdir yetkisi yoktur ve buna göre, ikincil amaçların, meşru veya hatta takdire şayan olsa da 3. maddenin mutlak niteliğini etkilemeyeceği çok iyi kökleşmiştir. Aslında, Tayland’da verilen ceza, bir ihlal bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde ilişkili değildir: ceza bir kez ağır şekilde orantısız addedilmişse, alternatif bir ceza mevzuatı uygulanarak düzeltilemez. Nakledilen mahkûmlar çerçevesinde mutlak bir şekilde uygulanmaktadır.
72. Davalarında verilen cezaların orantısız niteliği bakımından, cezalarının Birleşik Krallık’ta aynı suçlardan mahkûm olmuş olsalardı alacakları muhtemel cezalardan dört beş kez daha uzun olduğuna işaret etmişlerdir. Devam eden mahkûmiyetlerinin, hâlihazırda hapiste geçirdikleri süre göz önüne alınırsa, artık meşru bir ceza sosyolojisi amacı taşımadığını iddia etmişlerdir.
73. Mahkeme, kötü muamelenin 3. maddenin kapsamına girmesi için minimum düzeyde sertlik içermesi gerektiğini başından hatırlatır. Bu minimumun değerlendirilmesi, muamelenin süresi, fiziksel veya zihinsel etkileri ile bazı durumlarda, mağdurun cinsiyet, yaş ve sağlık durumu gibi davanın bütün şartlarına bağlıdır (bakınız Léger - Fransa, no. 19324/02, § 89, 11 Nisan 2006 ve Kafkaris - Kıbrıs [BD], no. 21906/04, § 95, ECHR 2008). Mahkeme, söz konusu acı ve aşağılamanın, belli biçimdeki meşru muamele ve cezalandırma ile bağlantılı acı ve aşağılamanın zorunlu unsurunun ötesine gitmesi gerektiğini tutarlı olarak vurgulamıştır. Bu nedenle, özgürlükten mahrumiyet içeren davalarda, Devlet, bir kişinin insan onuruna saygıyla bağdaşan şartlar altında tutulmasını ve tedbirin uygulanma biçimi ve yönteminin kişide özgürlükten mahrumiyette mevcut olan kaçınılamaz acı düzeyini aşan sıkıntı veya güçlüğe maruz kalmamasını güvence altına almalıdır. (bakınız yukarıda 96. paragrafta belirtilen Kafkaris ve Kudła - Polonya [BD], no. 30210/96, §§ 92 ve 94, ECHR 2000‑XI).
74. İlke olarak, uygun cezalandırma konuları büyük oranda Sözleşme alanı dışında kalırken, Mahkeme, ağır şekilde orantısız bir cezanın uygulanma anında 3. maddeye aykırı kötü muameleye anlamına geldiğini kabul eder. Ancak, ağır orantısızlık, sadece seyrek ve özel durumlarda yerine getirilecek zorlu bir testtir (bakınız yukarıda 133. paragrafta belirtilen Harkins ve Edwards). Başvurucuların, ağır şekilde orantısız cezaların suçlunun iadesini isteyen Devlet tarafından uygulanacağı şikâyetini içeren, Harkins ve Edwards’da Mahkeme, bir nakil davasında, bir başvurucunun nakil alan Devlette gerçekten bir ağır şekilde orantısız ceza alması riskinde olduğunu gösterebilmesi halinde bir ihlalin ortaya çıkacağını açıklamıştır. Mahkeme, öte yandan, Sözleşme’nin, Sözleşmeci Devletlerin Sözleşme standartlarını diğer Devletlerde uygulamasını gerektiren bir araç olmadığını vurgulamıştır. Ceza uygulamalarının Devletler arasında büyük değişiklik gösterdiği olgusu ve hatta aynı suça bile olsa, uygulanan cezaların süresi bakımından Devletler arasında genellikle meşru ve makul farklılıklar olacağı özellikle dikkate alınmalıdır. Sonuç olarak, bir başvurucunun Sözleşmeci olmayan bir Devlette karşılaşacağı cezanın ağır şekilde orantısız ve böylece 3. maddeye aykırı olacağını gösterebilmesi ancak “çok istisnai” durumlarda olabilir (Mahkeme kararının 134. paragrafında).
75. Mahkeme, ağır şekilde orantısız ceza verilen yargılamada Sözleşmeci bir devletin suçlunun iadesini reddetmesinin istendiği davalar ile aynı Devletin, önceki suçlunun iadesi talebi kapsamında değerlendirildiğinde yabancı bir mahkeme tarafından verilen, ağır şekilde orantısız olarak değerlendirilebilecek cezanın infazı için bir mahkûmun nakil talebi ile karşı karşıya kaldığı davalarda değişik mülahazalar ortaya çıktığını vurgular. Önceki davada, rencide eden cezanın infazından kaçınmak devletin yetkisi içindedir. Sonraki davada, erken tahliye hükümlerine tabi olarak, ceza uygulanacaktır ve sert ve aşağılayıcı koşullarda yerine getirilecektir. Tartışmalı eylemlerin doğasında var olan aşağılama ve ıstırabın derecesi incelenirken, alternatif seçeneğin doğasında var olan aşağılama ve ıstırabın derecesini dikkate almak gerekir. 3. maddenin sağladığı koruma mahkûmların naklinin daha insani şartlarda cezalarını çekmelerini önleyecek şekilde kullanılırsa, Mahkeme’nin görüşüne göre, Sözleşme haklarının, teorik ve farazi değil, güvencelerini pratik ve etkili kılacak biçimde yorumlama ve uygulama yükümlülüğüyle çelişik ve yıkıcı olacaktır (diğer birçok karar arasında, bakınız, Airey - İrlanda, 9 Ekim 1979, § 26, Series A no. 32 ve Hirsi Jamaa ve Diğerleri - İtalya [BD], no. 27765/09, § 175, ECHR 2012).
76. Mahkûm nakli anlaşması çerçevesinde bir cezanın infazının sürdürülmesi kapsamında 3. maddeyi ihlal edip etmediğini incelerken önceki paraflardan çıkan sonuca göre, söz konusu bir acı veya aşağılamanın, yabancı bir mahkeme tarafından verilen hapis cezasının uygulanması ile bağlantılı kaçınılamaz acı veya aşağılama unsurunun ötesine gidip gitmediği üzerinde yoğunlaşmak gerekir. Acı veya aşağılamanın derecesi değerlendirilirken, Devletler tarafından kabul edilen ceza uygulamalarının değişebileceği ve cezaların uygun süresi bakımından Devletler arasındaki meşru ve makul farklılıklar hesaba katılmalıdır. Mahkeme aynı zamanda, ilke olarak söz konusu kişilerin çıkarına olan, adalet yönetiminde uluslararası işbirliği çerçevesinde naklin gerçekleştiği gerçeğini dikkate almalıdır (bakınız Drozd ve Janousek - Fransa ve İspanya, 26 Haziran 1992, § 110, Series A no. 240 ve Veermaë - Finlandiya (karar) no. 38704/03, 15 Mart 2005). Özellikle mahkûm nakil anlaşmaları, genellikle sosyal, kültürel ve dil olarak benzemeyen bir ortamda bir cezanın çekilmesinin ters etkilerini ortadan kaldırma ve gelecekte toplumla bütünleşmeyi kolaylaştırma takdire değer amaçlarını gerçekleştirmek için tasarlanmışlardır (örneğin bakınız Mahkûm Nakil Anlaşması’nın amaçları, yukarıdaki 49. paragraf). Böylece, bir uluslararası işbirliği tedbiri yurtdışında cezai yaptırımlara tabi olanların temel haklarını destekleme ve korumaya yöneldiğinde, bu tedbirin uygulanmasının sonucu olarak başvurucunun yararlandığı avantajlar, cezanın uygulanma biçimi ve yönteminin başvurucuyu hapsetmede mevcut olan kaçınılamaz acı düzeyini aşan bir sıkıntı ve güçlüğe maruz bırakmadığı bulgusunun lehine önemli bir faktördür.
77. Mevcut davada, Mahkeme, ilk olarak, başvuruculara uygulanan cezaların Tayland’da benzer suçlar için genellikle diğer mahkûmlara uygulanan ceza aralığının dışında olduğunun hiçbir önermesi bulunmadığını vurgular. Başvuruculara uygulanan cezalar aynı zamanda, İngiltere’de 1971 ve 1979 tarihli Kanunlara göre benzer mahkûmiyetlere uygulanan verilebilecek en üst cezalar içine girmektedir (bakınız yukarıda 44 ve 46. paragraflar).
78. Mahkeme aynı zamanda başvurucuların cezalarının Tayland’da işlenen uyuşturucu suçlarından dolayı Tayland mahkemeleri tarafından verildiğini de vurgular. Bu açıdan, Mahkeme dünyadaki ülkelerde var olan sivil, politik, sosyal ve kültürel şartlardaki geniş farklılıklara dikkat çeker. Bu önemli farklılıkların sonucu olarak, devletler, genellikle aynı derecede değişen ilkeler ve yaklaşımlar çerçevesinde kendi ceza yargılama sistemlerini kurmuşlardır. Çözümlerin her zaman demokratik devletlerce kabul edilen yaklaşım aralığında kalması şartıyla, kendi topraklarında ortaya çıkacak sorunları en iyi nasıl çözeceklerine karar vermek ilke olarak egemen devletlere aittir. Bir devlette uygulanan çözümler diğerine uygun olmayabilir ve buna göre, bir cezanın diğer bir devlette uygulanan cezadan sadece çok daha ağır olduğu için ağır şekilde orantısız olduğu varsayılamaz. Tayland’ın ciddi uyuşturucu sorunlarıyla yüz yüze olduğu ve bu nedenle uyuşturucu suçlarının ciddi şekilde cezalandırıldığı tartışılmazdır. Mahkeme Tayland hükümeti ve yasamasının Birleşik Krallık’ta yürürlükte olan cezadan daha sert cezaların meşru ve gerekli olduğu görüşünü benimseme haklarının olduğu konusunda Bölge Mahkemesi yargıcı ile aynı görüştedir (bakınız yukarıda 27. paragraf).
79. Tartışmalı cezaların, Birleşik Krallık tarafından başvuruculardan gelen nakil taleplerine göre uygulandığı da ayrıca önemlidir. Her iki başvurucunun da, çekecekleri cezaların süresi ve uygulanan mahkûmiyeti veya cezaya itiraz edememeleri bakımından nakillerinin sonuçları hakkında bilgilendirildikten sonra, nakle açıkça rıza gösterdikleri açıktır (bakınız yukarıda 5. Ve 31-33. paragraflar). Mahkeme, nakil Birleşik Krallık tarafından reddedilmiş olsaydı, her iki başvurucunun hapis şartlarının şu anda yararlandıklarından muhtemelen çok daha aşağı olacağı ve bu şartların 3. maddenin ihlalini oluşturabileceği Tayland hapishanelerinde hapiste kalacaklarını not eder. Başvurucular cezalarının, İngiliz Hukuku’na göre yarısı yerine, ancak üçte ikisinde erken tahliyeyi hak edeceklerdi. Nakilleri açıkça, belli bir kapsamda, olabilecek en geniş ölçüde temel haklarının geliştirilmesi ve korunmasına yönelmiştir ve bu amaca ulaşmıştır.
80. Bütün koşullar dikkate alındığında, İngiliz hukukuna göre erken tahliyeyi hak edinceye kadar başvurucuların cezalarının uygulanmasında var olan herhangi bir acı ve aşağılamanın, Tayland mahkemeleri tarafından verilen cezalarla bağlantılı kaçınılamaz acı ve aşağılama unsurunun ötesine geçtiğinin ve özellikle, tedbirin uygulanma biçimi ve yönteminin, kendilerini, hapsedilmede doğal olarak bulunan kaçınılmaz düzeydeki acıyı aşan sıkıntı veya güçlüğe maruz bıraktığının Mahkeme’yi ikna edecek hiçbir kanıtı gösterilmemiştir. Başvurucunun Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki şikâyetleri sonuç olarak açıkça dayanaktan yoksundur ve 35. maddenin 3 (a) ve 4. fıkraları gereğince reddedilmelidir.
D. Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası kapsamındaki şikâyetler
81. Başvurucular, suçu kabul etmeselerdi, hapishanede daha az ceza çekecekleri için, infazlarının keyfi olmasından şikâyet etmişlerdir. Sözleşme’nin dayandıkları 5. maddesinin 1. fıkrasına göre:
“1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
(a) Kişinin, yetkili bir mahkeme tarafından verilmiş mahkûmiyet kararı sonrasında yasaya uygun olarak tutulması; ...”
82. İlk başvurucu aynı zamanda, davasında uygulanan “kesin karine”nin yargılamasını, cezanın Birleşik Krallık’ta süren infazını keyfi kılacak oranda açıkça adaletsiz kıldığını ileri sürmüştür.
1. Genel değerlendirmeler
83. Başvurucuların süren infazlarının iç hukuka uygunluğuna itiraz etmedikleri gibi, mahkûmiyetleri ile söz konusu özgürlükten mahrumiyetleri arasında illiyet bağının varlığını da tartışmadıkları başvurucuların şikâyetlerinin niteliği bakımından sunulan ayrıntılardan görülebilir. Başvurucular bunun yerine şikayetlerini süren infazlarının keyfiliği iddialarına yoğunlaşmıştır.
84. Mahkeme bundan dolayı, 5. maddesinin 1. fıkrası anlamında, davalarındaki özgürlükten mahrumiyetinin keyfi olup olmadığını inceleyecektir. Mahkeme’nin daha önceden işaret ettiği üzere, keyfilik; yetkili makamlara atfedilecek kötü niyet veya aldatma unsuru varsa; gözaltı emir ve gözaltı uygulaması 5. maddenin 1. fıkrasının ilgili alt bentlerinde izin verilen sınırlama amaçlarıyla gerçekten bağdaşmıyorsa; izin verilen özgürlük mahrumiyetinin dayanılan temeli ile gözaltının yeri ve şartları arasında hiçbir bağlantı yoksa ve dayanılan gözaltının nedeni ile söz konusu gözaltı arasında hiçbir orantılılık ilişkisi olmadığında ortaya çıkabileceğini belirtmiştir (bakınız Krajišnik - Birleşik Krallık (karar), no. 6017/77, § 53, 23 Ekim 2012. Bakınız aynı zamanda Saadi - Birleşik Krallık [BD], no. 13229/03, § 69, ECHR 2008 ve James, Wells ve Lee - Birleşik Krallık, no. 25119/09, 57715/09 ve 57877/09, §§ 192-195, 18 Eylül 2012 (henüz kesinleşmedi) ve burada yer alan kararlar). Başvurucular bu unsurlardan herhangi birisinin davada mevcut olduğunu ileri sürmemişlerdir ve Mahkeme de bunların bulundukları görüşünde değildir.
85. Bu nedenle geriye, başvurucuların davasında, suçu kabul etmelerinin etkisinin sonucu olarak veya ilk başvurucunun davasında Tayland hukukunda uygulanan “kesin karine”nin işletilmesinden kaynaklanan başka keyfilik belirtileri olup olmadığının incelenmesi kalmaktadır. Keyfilik sorusunun değerlendirilmesinde, Mahkeme, Sözleşme’nin bir boşluk içinde değil, mümkün olduğunca bir parçasını oluşturduğu uluslararası hukukun diğer kurallarıyla uyumlu olarak yorumlanması gerektiğini hatırlatır. (bakınız Al‑Adsani - Birleşik Krallık [BD], no. 35763/97, § 55, ECHR 2001‑XI; Csoszánszki - İsveç (karar), no. 22318/02, 27 Haziran 2006 ve Rantsev - Kıbrıs ve Rusya, no. 25965/04, § 274, ECHR 2010 (alıntılar)). Mevcut davada, bu nedenle, mahkûm nakillerinin genel kapsamına ve mevcut davada uygulanabilen Mahkûm Transfer Anlaşması’nın özel şartlarına dikkatle bakılmalıdır.
2. Suçun kabulünün etkisi
86. Başvurucular suçu kabul etmelerinin ciddi bir indirimle sonuçlanması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Öte yandan, cezaları Tayland’da müebbet hapisten süreli cezaya indirilmiş olmasına karşın, bu indirimin etkisi Birleşik Krallığa nakilleri ile tersine dönmüştür. Çünkü suçu kabul etmeselerdi ve müebbet hapis cezasına mahkûm olsalardı, konu şartlı ile serbest bırakılmadan önce, tahliyeleri değerlendirilmeden önce kendileri açısından uygun asgari cezayı saptamak Yüksek Mahkeme’ye ait olacaktı (bakınız yukarıda 63. paragraf). Bu uygulama yapıldığında, başvurucuların her birinin davasında uygulanan yerel ceza rehber ilkeleri ve asgari sürelerin, Tayland mahkemeleri tarafından verilen süreli cezalardan belirgin bir şekilde daha düşük olduğu hesaba katılmalıdır. Aslında, suçlu olduklarını kabul etmeselerdi, şimdi derhal salıverilmeleri ümidine sahip olacaklardı.
87. Mahkeme, ilk başvurucunun davasında, Tayland mahkemelerinin başvurucuyu suçunu kabul etmemesinin sonrasında mahkûm etselerdi, müebbet hapis cezasının uygulayabilecekleri tek ceza olmadığını gözlemler. Başvurucu temin kastıyla 24 gram eroin bulundurmaktan mahkûm olmuştur; böyle bir suç için muhtemel iki ceza müebbet hapis ve ölüm cezasıdır (bakınız yukarıda 39. paragraf). Suçu kabul etmesi ölüm cezasını süreli hapis cezasına indirdiğinden ötürü, bundan kayda değer bir kazanç elde etmiştir.
88. Mahkeme ayrıca kraliyet affının Tayland’da yaygın olduğunu ve müebbet hapis cezasını süreli hapis cezasına indirme işlevi görebileceğini gözlemler (bakınız yukarıda 19. paragraflar). Her iki başvurucunun da hâlihazırda kraliyet affı sonucunda ceza indiriminden yararlandıkları belirtilmelidir (bakınız yukarıda 7. ve 30. paragraflar). Bu nedenle, başvurucuların suçu kabul etmemeleri durumunda, nakilleri zamanında, asgari cezanın Yüksek Mahkeme tarafından belirlenmesini gerektirecek müebbet hapis cezasına yine de çarptırılacakları saptanamamıştır.
89. Ayrıca, Bölge Mahkemesi’nin ilk başvurucunun davasında belirttiği üzere, müebbet hapis cezası verilseydi, nakil yeterliliğinden önce, Tayland’da gerçekte yattığı dört yıldan ziyade asgari sekiz yıllık bir süreyi yatmış olması gerekiyordu (bakınız yukarıda 17. ve 19. paragraflar). İkinci başvurucu bakımından bu yönde bir bilgi sunulmamış olmasına karşın, aynı sınırlamaların ona da uygulanmış olması muhtemeldir. Müebbet hapis cezası uygulansaydı, başvurucular bu nedenle, Tayland hapishanelerinde mevcut daha sert şartlardaki hapishanede geçirilecek bir dört yıl daha nakil imkânından mahrum olacaklardı.
90. Mahkeme, aynı zamanda Bölge Mahkemesi’nin, müebbet cezası altındaki asgari süreyi, süreli ceza süresi ile karşılaştırmanın doğru olmadığı gözlemlerini onaylar (bakınız yukarıda 17. paragraf). Özellikle, bir müebbet hapis cezası, sadece hapiste geçirilecek sürenin ötesinde, hem şartlı tahliye şartları hem de bu şartların ihlali halinde hapse geri dönme riski şeklinde yükümlülükler ve sınırlamalar gerektirir. Bu sınırlamalar müebbet hapis cezasını ilke olarak daha sert bir ceza yapmaktadır.
91. Mahkeme, mahkûm edildikleri Devletten başka bir yerde cezalarının infaz edilmesi için nakledilen mahkûmlar bakımından farklı sonuçlar ortaya çıkabileceğini kabul eder. Mahkeme önceki kararlarında, nakleden devletin ceza hukuku ile nakil alan devletteki erken tahliye kurallarının etkileşimi sonucunda, bir mahkûmun naklinin fiilen daha uzun bir mahkûmiyet çekilmesine yol açtığını saptamıştır (bakınız yukarıda belirtilen Veermaë; Csoszánszk - İsveç (karar), no. 22318/02, 27 Haziran 2006; Ciok - Polonya (karar), no. 498/10, § 26, 23 Ekim 2012 ve Giza - Polonya (karar), no 1997/11, § 23, 23 Ekim 2012). Mevcut davada öyle görünüyor ki, başvuruculara Tayland’da müebbet hapis cezası uygulanmış ve nakillerinden önce kraliyet affı ile süreli cezalara dönüştürülmemiş olsaydı, başvurucular Birleşik Krallığa nakledildikten sonra ciddi infaz indiriminden yararlanacaklardı, çünkü Yüksek Mahkeme oldukça kısa bir asgari süre belirleyecekti (bakınız yukarıda 17. paragraf). Öte yandan, farklı sonuçlar, farklı mahkûmlara farklı kuralların keyfi uygulanmasından ortaya çıkmaz. Yürürlükteki mahkûm nakil anlaşması ve 1984 ve 2003 Kanunlarında düzenlenen açık kurallar mahkûm nakil davalarına uygulanmaktadır ve başvurucuların davalarında uygulanmıştır. Ortaya çıkabilecek bu farklı sonuçlar, nakleden Devletin hüküm hukuku ile nakil alan Devletin nakil uygulaması arasındaki etkileşimin sonucudur. Bu farklılıklar temel olarak nakleden Devlette verilen cezanın, nakil alan Devlette uygulanacağı ilkesine dayanan her mahkûm nakil düzenlemesinin doğasında vardır. Mahkeme, hapiste geçirmeleri gereken süre bakımından neyi gerekli kıldığı, erken tahliyeye ilişkin daha lehte olan kuralları ve daha iyi hapis şartlarını da içine alarak, şüphesiz cezalarının Birleşik Krallık’ta infazına eklenen birçok avantajdan yararlanacaklarının anlayarak başvurucuların nakillerine rıza gösterdiklerini hatırlatır.
92. Bu şartlar altında, başvurucuların Birleşik Krallık tarafından sürdürülen mahkûmiyetlerinin, suçu kabul etmelerinin etkisinin sonucu olarak 5. maddenin 1 (a) fıkrası anlamında keyfi olduğu söylenemez. Şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksundur ve bu nedenle Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 (a) ve 4. fıkralarına göre kabul edilebilir değildir.
3. “Kesin karine”
93. İlk başvurucu suçunu kabul etmesine karşın, söz konusu miktara rağmen, uyuşturucuların kendi kişisel kullanımı için olduğunu savunmuştur. Tayland hukukunda düzenlenen “kesin karine”nin sonucu olarak, bunların dağıtım için olduğu iddiasına itiraz edememiştir. Sonuç olarak, Sözleşme’nin 5 § 1 (a) bölümü anlamında, yargılaması açıkça adaletsiz ve yargılamayı izleyen hapsi keyfidir.
94. Sözleşme, Sözleşen Devletlerin Sözleşme standartlarını üçüncü ülkelerde uygulamasını gerektirmediği için, 5. maddenin 1 (a) fıkrasının bir kişinin “yetkili bir mahkeme tarafından mahkûmiyeti’nden sonra hukuken hapsedileceği şartı, Mahkeme’nin, bu mahkûmiyete yol açan üçüncü ülkelerdeki yargılamaların Sözleşme’nin 6. maddesindeki bütün şartları tamamen yerine getirip getirmediğini kapsamlı bir şekilde ayrıntıları ile incelemek ve teyit etmekle mecbur olduğu anlamına gelmez (bakınız Stoichkov - Bulgaristan no. 9808/02, § 51, 24 Mart 2005 ve yukarıda 110. paragrafta belirtilen Drozd ve Janousek). 6. maddenin güvence altına aldığı ilkeleri uygularken, Mahkeme’den Sözleşme tarafından bağlı tutulmadığı böyle bir denetim yöntemini uygulamasını istemek, Mahkeme’nin hâlihazırda genel olarak ilgili kişilerin çıkarına olduğunu yinelediği, adalet yönetiminde uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesi yönündeki mevcut eğilimi köstekler (bakınız yukarıda 110. Paragrafta belirtilen Drozd ve Janousek).
95. Öte yandan, Mahkeme, aynı zamanda, “açık bir adil yargılanma ihlali” olan bir yargılamanın sonucunda mahkûmiyet verilmiş ise, yani, “6. madde hükmüne veya maddede yer alan ilkelere açıkça aykırı” ise, bundan kaynaklanan özgürlük mahrumiyetinin 5. maddenin 1. (a) fıkrası altında haklı gösterilemeyeceğine karar vermiştir. (bakınız yukarıda 51. Paragrafta belirtilen Stoichkov ve Othman (Abu Qatada - Birleşik Krallık, no. 8139/09, § 259, 17 Ocak 2012). Mahkeme, “açık bir adil yargılanma ihlali”in zorlu bir haksızlık testi olduğuna işaret etmiştir. Yargılamalarda, Sözleşmeci Devletin kendisinde meydana gelecek olursa belki 6. maddenin ihlaline yol açabilecek nitelikteki basit düzensizliklerden veya güvence eksikliğinden daha fazlasını ifade etmektedir. 6. madde tarafından güvence altına alınan adil yargılanma ilkelerinin, bu madde tarafından güvence altına alınan hakkın yokluğuna veya esasının tahribatına eşdeğer derecede kökten ihlal olması gerekir (bakınız yukarıda 260. paragrafta belirtilen Othman (Abu Qatada)). Kavramı daha kesin terimlerle tanımlamak henüz gerekmemiş olmasına karşın, Mahkeme yine de belli haksızlık biçimlerinin açık bir adil yargılanma ihlaline yol açabileceğini belirtmiştir. Bunların içine girenler: isnadın esası hakkında sonradan yeni bir karar elde etme imkânı olmaksızın gıyapta mahkûmiyet; nitelik olarak keyfi ve savunmanın haklarını tamamen göz ardı ederek yürütülen bir yargılama; hapsin yasallığını inceletmek için bağımsız ve tarafsız bir mahkemeye erişim hakkı olmaksızın hapsedilme ve özellikle, yabancı bir ülkede hapsedilen bir bireyin avukata erişiminin kasıtlı ve sistematik reddi ve işkence ile alınan delillerin kabul edilmesi (bakınız yukarıda 259. paragrafta belirtilen Othman (Abu Qatada) ve orada belirtilen kararlar ve 267. paragraf). Verilen örnekler ile bizzat testin niteliğinden, adil bir yargılanma ihlali bulunduğunun örneklerinin aşikâr olması ve nakil gerçekleşmeden nakil alan Devletin diplomatik temsilcileri tarafından bilinmesi gerektiği sonucu çıkmaktadır.
96. Mevcut davadaki soru, 6. madde ihlaline yol açan Tayland Hukuku’ndaki “kesin karine”nin, başvurucunun adil yargılanma hakkının zayıflamasına veya özünün tahribatına yol açacak derecede etkili olup olmadığıdır. Bu açıdan, Mahkeme, maddi veya kanuni karinelerin her hukuk sisteminde uygulandığını ve Sözleşme’nin bu karineleri ilke olarak yasaklamadığını gözlemler. Öte yandan, 6. maddenin 2. fıkrası, ceza hukukunda öngörülen maddi veya kanuni karinelere ilgisiz kalamaz. Madde, Devletlerin bu karineleri, tehlikede olanın önemini dikkate alarak makul sınırlar içinde tutmasını ve savunmanın haklarını korumasını gerektirir (Salabiaku - Fransa, 7 Ekim 1988, § 28, Series A no. 141‑A).
97. Şüpheli kişinin itham edileceği, yargılanacağı ve mahkûm edileceği belli bir suçu tanımlayan söz konusu Tayland Kanunu’nun 15(3) bölümünün uygulanması (bakınız yukarıda 40. paragraf), ilk başvurucunun bulundurduğu uyuşturucu miktarının sadece kişisel kullanım için olduğunu ileri sürmesini yasaklamıştır. Mahkeme ayrıca, Yüksek Mahkeme yargıcının, delillere göre uyuşturucuların ilk başvurucunun kendi kullanımı için olduğuna dair makul olarak savunulabilir bir iddianın olduğu bulgularını not eder (bakınız yukarıda 13. paragraf). Tayland Kanunu’nun 15(3) bölümü niteliğindeki bir hükmün, 6. maddenin 2. fıkrası altında bir sorun ortaya çıkarabileceği göz ardı edilemez. Öte yandan, Tayland Anayasa Mahkemesi’nin 2001 kararında açıkladığı üzere, Tayland Kanunu’nun amacı, belli bir miktar uyuşturucudan daha fazla bulunduranları daha sert cezalandırmaktır ve Kanun’un 15(3) bölümünün uygulanmasıyla elde edilmek istenen sonuç bu miktar uyuşturucuyu bulunduran bir sanığa verilebilecek cezayı arttırmaktır. Suç esas olarak uyuşturucu bulundurmaktan ortaya çıkmaktadır ve yine de iddia makamı tarafından kanıtlanmak zorundadır (bakınız yukarıda 41-42. paragraflar). Mevcut davada, ilk başvurucu Tayland’daki yargılamalarda bir takım güvencelerden yararlanmıştır. Bağımsız iki yargıç tarafından aleni olarak yargılanmıştır; yargılamalar süresince hazır bulunmuştur ve hukuken temsil edilmiştir; masumiyet karinesine uygun olarak bazı suçlamalardan beraat etmiştir ve eroin ve ekstazi bulundurmaya itiraz edilmemiş olmasına rağmen, kanıtlar uyuşturucuların başvurucunun zilyetliğinde olduğunu kanıtlanması sonucunu doğurmuştur ve yürürlükteki kanuna göre mahkûm edilmiştir ve suçu kabul ettiği için kendisine ciddi bir indirim sağlanmıştır. (bakınız yukarıda 13. ve 16. paragraflar). Her halükarda, “kesin karine”nin yargılamanın bir bütün olarak adilliği üzerindeki etkisi değerlendirilirken, başvurucunun ne yargılanması süresince ne de nakil talebinde bulunurken davasındaki açık bir adil yargılanma ihlali iddiası bakımından Britanya makamlarını uyarmamış olması önemli bir faktördür.
98. Savunma hakları başvurucunun davasında “kesin karine”nin uygulanması ile sınırlanmışsa da, Mahkeme, adil yargılanma hakkının esasının tahrip edildiğinin söylenemeyeceği sonucuna varır. Davanın bütün şartları dikkate alındığında, Mahkeme, davasında açık bir adil yargılanma ihlali olduğunu başvurucunun gösteremediğini düşünmektedir. Bu nedenle başvurucunun devam eden mahkûmiyeti 5. maddenin 1 (a) bendinin hiçbir ihlalini açığa vurmamaktadır. Sonuç olarak, başvurucunun şikâyeti açıkça dayanaktan yoksundur ve bu nedenle Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 (a) ve 4. fıkralarına göre kabul edilebilir değildir.
Bu nedenlerle, Mahkeme, oybirliği ile
Başvuruları birleştirmeye karar verir;
Başvuruların kabul edilemez olduğunu ilan eder.
Fatoş AracıIneta Ziemele
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2013.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadeler kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2013.
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2013.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante : publishing@.
Full & Egal Universal Law Academy