Olaylar ve Olgular–Her iki başvuran da hakkındaki suçlamaları kabul ettikten sonra uyuşturucu bulundurmaktan Tayland’da mahkemelerin verdiği hüküm gereği Birleşik Krallık’ taki hapishanelerde hükümlü bulunmaktadırlar. Birleşik Krallık ve Tayland arasında yapılan bir hükümlü nakli anlaşması gereğince başvuranlar cezalarının geri kalanını infaz etmek için Birleşik Krallık’ a nakledilmişlerdir. Nakilin ardından, hapis cezalarının süresine itiraz edemeyecekleri konusunda bilgilendirilmişlerdir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptıkları başvurularında, Birleşik Krallık’ ta yargılanmış olsalardı alabilecekleri cezadan dört ila beş kat daha uzun olduğundan başvuranlar aldıkları cezanın orantısız olduğuna ve devam eden tutukluluk hallerinin Sözleşme’nin 3. Maddesi uyarınca haklarını ihlal ettiğine ilişkin şikâyette bulunmuşlardır. Ayrıca, suçlarını kabul etmemiş olsalardı hükümlü nakli anlaşması gereği daha az hapis cezası alacaklardı. Bu nedenle 5. Madde uyarınca devam eden tutukluluk hallerinin keyfi olduğunu ileri sürmüşlerdir. Birinci başvuran ayrıca davasında oldukça adaletsiz bir karar verilmesine neden olan “kesin bir karine”nin uygulandığını ve bu nedenle Birleşik Krallık’ ta devam eden tutukluluk halinin keyfi olduğunu iddia etmiştir.
Hukuksal Değerlendirme – 3. Madde: İlke olarak uygun ceza verme konuları geniş ölçüde Sözleşme’nin kapsamı dışında olsa da, Mahkeme orantısız bir cezanın tahmili sırasında 3. Maddeye aykırı olarak kötü muamele anlamına gelebileceğini kabul etmektedir. Fakat orantısızlık katı bir uygulamadır ve sadece oldukça istisnai durumlarda gerçekleştirilmelidir. Ayrıca, Devletler arasında farklı yerel uygulamalar ve yaklaşımlar yüzünden ceza uygulamaları büyük ölçüde değişiklik gösterdiğinden gereken saygı gösterilmelidir. Bu durumda ortaya çıkan utanç ve ıstırabın derecesi göz önüne alındığında, alternatif bir seçenekte ortaya çıkabilecek utanç ve ıstırabın derecesini de dikkate almak gerekmektedir.
Mevcut davada, hapis cezaları tahmil edilmiştir ve eğer başvuranlar nakledilmemiş olsalardı, Tayland’da devam edecek olan hükümlülük durumları ağır ve aşağılayıcı olabilirdi. Mahkeme’ye göre, 3. Madde uyarınca hükümlülerin daha insancıl koşullarda cezalarını çekmeleri için nakil edilmelerinin engellenmesi çelişkili olurdu. Bu nedenle, sorulması gereken soru bir cezanın devam etmekte olan infazı sırasında ortaya çıkan utanç ve acının yabancı bir mahkemenin tahmil ettiği bir cezanın devam eden infazında ortaya çıkan utanç ve acıdan daha fazla olup olmayacağıdır. Bu acının derecesini ölçerken, ilke olarak ilgili kişilerin çıkarlarına olan adaletin yönetilmesinde naklin uluslararası bir işbirliği çerçevesinde gerçekleştiği göz önüne alınmalıdır. Hükümlü nakli anlaşmaları genel olarak sosyal, kültürel ve dilsel olarak yabancı olan bir çevrede ceza çekmenin olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak ve toplumla tekrar bütünleşmeyi kolaylaştırmak hedeflerini taşımaktadırlar.
Mevcut davada başvuranlara verilen cezaların genellikle Tayland’da benzer suçlardan yargılananlara verilen cezaların dışında olduğuna ilişkin hiçbir öneri yoktur. Ayrıca bu cezalar İngiltere’deki eşdeğer yargılamalarda uygulanabilecek maksimum cezaların arasında yer almaktadırlar. Ayrıca Tayland’ın ciddi uyuşturucu problemleri yaşaması ve bu nedenle uyuşturucu suçlarını ağır bir şekilde cezalandırması konuya ilişkin meselelerdir. Benzer olarak, her iki başvuranın çekecekleri cezalarla ve bu cezalara itiraz edemeyeceklerine ilişkin bilgilendirildiği durumlarda, söz konusu cezalar başvuranların nakil taleplerine uygun olarak Birleşik Krallık’ ta infaz edilmektedir. Son olarak, nakil talepleri kabul edilmiş olmasaydı her iki başvuran İngiliz hukuku altında onlara uygulanabilecek şekilde cezanın yarı süresi yerine sadece üçte ikisine tekabül eden sürede erken salıverilmeye hak sahibi olacaklardı.
Sonuç: kabul edilemez (açıkça dayanaktan yoksun olma).
5 § 1 Madde
(a) Suçlamaları kabul etmenin etkisi - Başvuranlar haklarındaki suçlamaları kabul etmelerinin cezalarını hafifletici bir unsur olması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Fakat Tayland’da cezalarının ömür boyu hapis cezasından sınırlı hapis cezasına çevrilmesine rağmen cezalardaki söz konusu azalma Birleşik Krallık’a nakil edilmeleriyle tersine çevrilmiştir. Tayland’da haklarındaki suçlamaları kabul etmeyip ömür boyu hapis cezalarına çarptırılsalardı salıverilmelerinden önce minimum çekecekleri uygun ceza süresine İngiliz Yüksek Mahkemesi karar verecekti. Bu kararı verirken, İngiliz Yüksek Mahkemesi yerel cezalandırma tüzüğünü göz önüne alacak ve davalarının her birinde verilen tarife Tayland mahkemelerince verilen cezalardan oldukça daha az olacaktı. Haddi zatında, haklarındaki suçlamaları kabul etmeselerdi şuanda hemen salıverilme olasılığına sahip olacaklardı.
Fakat Mahkeme birinci başvuranın davasında hakkındaki suçlamayı reddettikten sonra yargılanmış olsaydı Tayland mahkemelerinin başvurana ömür boyu hapis cezasından başka bir ceza verebileceği görüşündedir. Başvuran bu durumda idam cezası alabilirdi. Hakkındaki suçlamayı kabul etmesinin idam cezasını sınırlı hapis cezasına çevrilmesi dolayısıyla başvuran bundan oldukça önemli yarar sağlamıştır. Ayrıca, Tayland’da kraliyet afları (royal amnesty) oldukça yaygındır ve ömür boyu sürecek hapis cezalarını sınırlı hapis cezalarına azaltmak için kullanılabilir. Her iki başvuranın da kraliyet affı sayesinde cezaları hafifletilmiştir. Bu nedenle başvuranlar haklarındaki suçlamaları reddetmiş olalardı bile nakledildiklerinde ömür boyu hapis cezasına maruz kalabilirlerdi. Öyle ki minimum cezanın Yüksek Mahkeme tarafından belirlenmesi talep edilirdi. Ayrıca, birinci başvuranın davasında başvuran ömür boyu hapis cezasına çarptırılmış olsaydı naklinin gerçekleşebilmesi için, Tayland’da gerçekte çektiği dört yıl hapis cezası yerine en az sekiz yıl hapis cezası infaz etmek zorunda kalırdı. İkinci başvuranla ilgili böyle bir bilgi olmamasına rağmen, benzer sınırlamaların onun için de geçerli olma ihtimali yüksektir. Ayrıca, ömür boyu hapis cezasına ilişkin tarife süresinin sınırlı hapis cezasıyla karşılaştırılması doğru değildir. Özellikle, ömür boyu hapis cezası koşullu salıverme şeklinde ve koşulların yerine getirilmediği durumlarda, tekrar tutuklanma riski ile sadece tutuklu halde geçirilen sürenin ötesine geçen yükümlülükler ve kısıtlamaları zorunlu kılmaktadır. Bu kısıtlamalar ömür boyu hapis cezasını çok daha sert bir hale getirmektedir. Son olarak, sonuçta ortaya çıkan herhangi bir farklılık farklı hükümlülere farklı kuralların keyfi bir şekilde uygulanmasından doğmamıştır. Hükümlü nakli davalarında açık kurallar uygulanmaktadır ve başvuranların davalarında da uygulanmışlardır. Nakil uygulaması yapan Devlet’in ceza kanunları ve nakil kabul eden Devlet’in nakil ile ilgili uygulamaları arasındaki etkileşim farklı sonuçların ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Bu durumda, başvuranların Birleşik Krallık’ ta devam eden mahkumiyet hallerinin haklarındaki suçlamaları kabul etmelerinin etkilerinin bir sonucu (a) olarak 5 § 1 Maddenin anlamı çerçevesinde keyfi olduğu söylenilemez.
(b) “Kesin Karine” – Belirli bir miktarın üzerindeki uyuşturucunun dağıtım için kullanıldığı konusundaki Tayland hukukunda bulunan kesin bir karine yüzünden birinci başvuran aslında uyuşturucuları kendi şahsi kullanımı için bulundurduğunu ileri sürememiştir. Bu nedenle ifadesine göre yargılanması oldukça adaletsizdir ve daha sonraki tutukluluk hali ise keyfidir.
Mahkeme “açıkça adaleti tanımama” olup olmadığı testinin bağlayıcı bir standartta olduğu ve adil yargılanma hakkının niteliksel olarak ortadan kalkmasını gerektirmek için yalnızca usulsüzlükten öteye gittiği görüşündedir.
Maddi veya kesin karineler her hukuk sisteminde kullanılmaktadır. Bunun gibi karineler önemli olan şeyleri göz önüne alarak ve sanığın haklarını koruyarak makul bir şekilde sınırlandırılmalıdır. Böylece birinci başvuranın davasındaki söz konusu hükmün mahiyetinin ihlale yol açabileceği durumlar bertaraf edilebilir. Fakat ilgili hükmün hedefi, belli bir miktarın üzerinde uyuşturucu madde bulunduran kişilere verilebilecek cezayı, caydırıcı olması için, arttırmaktır. Suç temel olarak uyuşturucu bulundurmaktan kaynaklanmıştır ve bu durum iddia makamı tarafından kanıtlanmalıdır. Birinci başvuran Tayland’daki cezai işlemlerde usule ilişkin pek çok teminattan yararlanmıştır. İki bağımsız hakim tarafından halka açık olarak yargılanmış, yargı işlemleri sırasında hazır bulunmuş ve yasal olarak temsil edilmiştir. Masum olduğu öngörüsüyle bazı suçlamalardan aklanmış ve eroin ve ektasi bulundurduğunureddetmemesine rağmen kanıtlar uyuşturucu bulundurduğunu göstermiştir. Buna göre yürürlükteki kanunlara uygun bir şekilde cezalandırılmış ve hakkındaki suçlamaları kabul ettiği için cezası hafifletilmiştir. Buna karşın, maddi karinenin adil yargılama üzerindeki etkisini değerlendirirken başvuranın yargılanma sırasında veya nakil talebinde bulunurken iddia edildiği gibi davasında açıkça adaletin tanınmaması konusunda İngiliz yetkilileri uyarmaması maddi bir etkendir.
Sonuç: kabul edilemez (açıkça dayanaktan yoksun olma).
Full & Egal Universal Law Academy