AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 60245/08
Şerife YAKICI/Türkiye
3 Temmuz 2018 tarihinde,
Başkan
Ledi Bianku,
Yargıçlar
Nebojša Vučinić,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”) Daire olarak toplanarak, 4 Aralık 2008 tarihinde yapılan yukarıda belirtilen başvuruyu ve davalı Devlet ile başvuran tarafından cevaben sunulan görüşleri dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAY
1. Başvuran Şerife Yakıcı, Türk vatandaşı olup 1953 doğumludur ve Konya’da ikâmet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, Ankara Barosu’na bağlı olan Avukat H.V. Akyüz Tarafından temsil edilmiştir.
Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
2. Başvuranın oğlu Adem Faruk Yakıcı, 19 Ağustos 2003 tarihinde, saat 06.00 sularında, askerlik hizmetini yerine getirdiği sırada Beşiri (Batman) Jandarma Komutanlığı’nda talihsiz bir şekilde düşmüş ve başından yaralanmıştır.
3. Jandarma Komutanlığı’nın doktoru, söz konusu tarihte görevde olmaması nedeniyle, Adem Faruk Yakıcı özel muayenehanesi olan Pratisyen Doktor H.B.’ye götürülmüştür.
4. Doktor tarafından, Adem Faruk Yakıcı’nın yarasının üzerine dikiş atılmıştır. Doktor, askerin sağlık durumunun acilen hastaneye yatırılmasını gerektirecek nitelikte olmadığı kanaatine varmış ve ilgilinin başının zemin ile temas etmesi nedeniyle yaşadığı şokun ardından, beyin kanaması geçirip-geçirmediği konusunun belirlenmesi amacıyla, askere bir tomografi çekilmesinin Jandarma Komutanlığı’nın doktorunun görevi olduğunu eklemiştir.
5. Ardından başvuranın oğlu, istirahat etmesi için Jandarma Komutanlığı’na geri gönderilmiştir. Adem Faruk Yakıcı’nın sağlık durumu aniden ağırlaşmıştır. Adem Faruk Yakıcı, 08.30 sularında, Batman Devlet Hastanesi’ne sevk edilmiş ancak hayatını kaybettiği tespit edilmiştir.
6. Aynı gün, bir otopsi yapılmıştır. Otopsi sonucunda düzenlenen rapora göre, gerek beyin, beyincik hizasında gerekse çevresinde hiçbir anomali tespit edilmemiştir. Dosya, ölüm nedeninin belirlenmesi amacıyla, Adli Tıp Kurumuna gönderilmiştir.
7. Adli Tıp Kurumunun bilirkişi heyeti, 24 Eylül 2004 tarihinde, bilirkişi raporunu sunmuştur. Söz konusu raporda, başvuranın oğlunun hayatını kaybetmesinde, düzgün bir şekilde tedavi edilen başındaki yaralardan olmayıp, ilgilinin daha önce muzdarip olduğu hastalığından kaynaklanan nefes darlığı sebebiyle gerçekleştiği belirtilmiştir.
8. Askeri savcı, 8 Kasım 2004 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
9. Başvuran, avukatı aracılığıyla kovuşturmaya yer olmadığına dair bu karar hakkında itiraz etmiştir.
10. Diyarbakır Askeri Mahkemesi, 4 Şubat 2005 tarihinde, itiraz edilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın gerek usuli kurallara gerekse yasal hükümlere uygun olduğu gerekçesiyle, bu itirazı reddetmiştir.
11. Başvuran, 10 Eylül 2007 tarihinde, Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü’nden emekli maaşı talebinde bulunmuştur. . Bu talep, söz konusu emeklilik maaşı verme koşullarının yerine getirilmediği gerekçesiyle, 19 Eylül 2007 tarihinde reddedilmiştir.
12. Başvuran, 8 Kasım 2007 tarihinde, bu kararın iptal edilmesi için Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (“Yüksek Mahkeme”) nezdinde dava açmıştır.
13. Yüksek Mahkeme, 27 Mart 2008 tarihli bir kararla, başvuranın oğlunun hayatını kaybetmesinin askerlik hizmeti nedeniyle meydana geldiğinin belirlenmediği gerekçesiyle başvuranın davasını reddetmiş ve dolayısıyla talep edilen emekliliğin kendisine sağlanmamasına karar vermiştir.
14. Yüksek Mahkeme, Adem Faruk Yakıcı’nın hayatını kaybetmesi ile askerlik hizmeti görevleri arasında nedensellik bağının bulunmadığı sonucuna varmak için 24 Eylül 2004 tarihli Adli Tıp Kurumu raporuna dayanmıştır.
15. Ayrıca Yüksek Mahkeme, 19 Haziran 2008 tarihinde, başvuran tarafından yapılan düzeltme talebini reddetmiştir.
16. Başvuran, avukatı aracılığıyla, 7 Mayıs 2018 tarihinde, Mahkeme’ye 21 Mart 2018 tarihli 7103 Sayılı Kanuna dayanarak, yargılamanın yeniden başlatılması talebinde bulunmak için Ankara İdare Mahkemesi’ne başvurduğu konusunda bilgi vermiştir.
ŞİKÂYETLER
17. Başvuran, dava koşullarının Sözleşme’nin 2 ve 6. maddelerini ihlal ettiği kanaatine varmaktadır.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
18. Başvuran, oğlunun askerlik hizmetini yerine getirirken hayatını kaybetmesine yol açan olayların, yaşam hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir. Başvuran, Adem Faruk Yakıcı’nın hayatını kaybetmesinin tıbbi ihmalden kaynaklandığını iddia etmektedir.
19. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemekte ve iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir.
20. Mahkeme, ölümün kasıtlı olarak veya bir saldırının ya da kötü muamelelerin ardından meydana geldiği iddia edilen davalarda, Sözleşme’nin 2. maddesinde yükümlü kılınan yaşam hakkının korunması zorunluluğu çerçevesinde, cezai nitelikte etkin resmi bir soruşturma şeklinin yürütülmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye [BD], No. 24014/05, §§ 169-170, 14 Nisan 2015).
21. Buna karşın, ölüm kasıtlı olarak veya bir ihmalin ardından meydana geldiğinde, Sözleşme’nin 2. maddesinden doğan etkili bir yargı sistemi kurma yönündeki pozitif yükümlülük, her halükârda cezai nitelikte bir hukuk yolunu mutlaka gerektirmemektedir. Bu tür bir yükümlülük, söz konusu yargı sistemi, ilgililerin sorumluluğunun ortaya çıkarılması ve gerektiği takdirde uygun hukuki her türlü cezanın - tazminatların ödenmesi ve kararın yayımlanması gibi - sonuçların elde edilmesi amacıyla, ceza mahkemeleri önünde bireysel veya müşterek bir başvuru yolu ile hukuk mahkemelerine bir başvuru yolu sağlar ise, yerine getirilebilmektedir. Ayrıca, disiplin tedbirleri öngörülebilmektedir (Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], No. 32967/96, § 51, AİHM 2002-I, Vo/Fransa [BD], No. 53924/00, § 90, AİHM 2004-VIII ve ilih/Slovenya [BD], No. 71463/01, § 194, 9 Nisan 2009; bk. ayrıca Valentin Câmpeanu adına Hukuk Kaynakları Merkezi/Romanya [BD], No. 47848/08, § 132, AİHM 2014 ve yukarıda belirtilen Mustafa Tunç ve Fecire Tunç, § 170).
22. Somut olayda, Mahkeme başvuranın oğlunun ölümünün rastlantısal niteliğinin, tartışma konusu olmadığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla, olası sorumlulukları kabul edebilen ve Yüksek Mahkeme önünde tam yargı davası gibi tazminat sağlayabilen telafi edici nitelikteki bir başvuru yolunun varlığı, Sözleşme’nin 2. maddesinde yükümlü kılınan zorunlulukları yerine getirebilmektedir. Dolayısıyla, bu yükümlülüğün yerine getirildiğinin değerlendirilmesi için ceza yargılamasını incelenmek gerekli değildir. Ayrıca başvuran, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yaptığı itirazı reddeden Diyarbakır Askeri Mahkemesi’nin kararından altı aya aşkın bir süre sonra, Mahkeme’ye başvurmuştur. Dolayısıyla, Mahkeme her halükârda bu açıdan davanın esasını kabul edemez.
23. Nitekim, Mahkeme başvuranın Yüksek Mahkeme önünde tazminat niteliğinde bir dava açma imkânı olduğunu ancak kendi yararına kullanmadığını kaydetmektedir. Nitekim, ilgili tam yargı davası açmak için Yüksek Mahkeme’ye başvurmak yerine Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü tarafından emekli aylığı verilmesinin reddedilmesine ilişkin iptal davası için başvurmuştur. Halbuki bu başvuru, uygun değildir zira, askeri idarenin sorumluluğunu ortaya çıkaracak nitelikte değildir. Mahkeme önündeki dava Savunma Bakanlığı hakkında açılmamıştır. Bu başvurunun konusu, yalnızca oğlunun askerlik hizmeti sırasında hayatını kaybetmesi nedeniyle, Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü nezdinde başvuranın sunduğu emeklilik talebinin reddedilmesinin yasallığının incelenmesidir. Yüksek Mahkeme’nin görevi, söz konusu emeklilik maaşına sahip olma koşullarının yerine getirilip-getirilmediği konusunu incelemekle sınırlı kalmaktadır. Sonuç olarak, tazminat edilmesine ve askeri idarenin sorumluluğunun kabul edilmesine ilişkin bir tazminat başvurusu söz konusu değildir. Bu koşullarda, başvuranın Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında, iç hukuk yollarını tükettiği değerlendirilemez.
II. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
24. Ayrıca, başvuran Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmamasından şikâyet etmektedir.
25. Mahkeme, ilke kararında Oğuz Baysal/Türkiye (No. 29698/11, 22 Mayıs 2018), benzer bir şikâyeti daha önce incelediğini belirtmekte ve 21 Mart 2018 tarihli ve 7103 sayılı Kanun’da bundan sonra Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsızlığı hakkındaki davalarda yeni dava imkânı öngörüldüğü gerekçesiyle, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının kabul edilemez olduğu sonucuna varmaktadır (yukarıda belirtilen karar, Oğuz Baysal, §§ 6-8 et 14-18). Somut olayda, Mahkeme bu sonuçtan ayrılmasına sebep olacak hiçbir neden tespit etmemektedir. Ayrıca, Mahkeme başvuranın bu kanuna dayanarak, yargılamanın yeniden başlatılması talebinde bulunmak için Ankara İdare Mahkemesi’ne başvurduğunu gözlemlemektedir (yukarıda 16. paragraf).
26. Dolayısıyla, Mahkeme bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
Bu gerekçeler, Mahkeme, Oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; 6 Eylül 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Bölüm Yazı Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy