AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başvuru no. 49005/09
Abdullah YALÇIN / Türkiye
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Stéphanie Mourou-Vikström, Arnfinn Bårdsen, ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 30 Nisan 2019 tarihinde bir Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
17 Ağustos 2009 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu göz önüne alarak,
Başvurunun kayıttan düşürülmesi talebiyle davalı Hükümet tarafından 6 Eylül 2018 tarihinde gönderilen deklarasyonu ve başvuranın bu deklarasyona cevabını göz önüne alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE USUL
1. Başvuran Abdullah Yalçın 1973 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Diyarbakır’da ikamet etmektedir. Başvuran Mahkeme önünde Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat M. Özbekli tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3. maddesi kapsamında, ceza yargılamalarının ilk aşamalarında avukat yardımından faydalanamadığından ve mahkûmiyetinin avukatı olmadan polise vermiş olduğu ifadelere dayandığından şikâyetçi olmuştur. Kendisi ayrıca Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi kapsamında 31 Aralık 2010 ve 7 Şubat 2011 tarihleri arasında özgürlüğünden yoksun bırakılmasının hukuka aykırı olduğunu, ilgili zamanda yürürlükte bulunan Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 102 § 2 maddesine göre tutukluluğun azami süresinin 10 yıl olduğuyla ilgili olan maddenin ihlal edildiğini belirtmiştir. Son olarak başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında, tutuklu yargılanma süresinin makul olmayan derecede uzun olduğuna ilişkin şikâyette bulunmuştur.
4. Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3. maddesi ve Sözleşme’nin 5 §§ 1 ve 3. maddesi kapsamındaki şikâyetler Hükümet’e tebliğ edilmiştir.
5. Hükümet, dostane çözüm görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Mahkeme’ye, 6 Eylül 2018 tarihli bir yazıyla, söz konusu şikâyetler kapsamında ileri sürülen hususların çözüme kavuşturulması amacıyla bir deklarasyon metni düzenlemeyi önerdiğini bildirmiştir.
6. Hükümetin sunduğu deklarasyon aşağıdaki gibidir:
“Türkiye Cumhuriyeti, mevcut davada, Mahkemenin yerleşik içtihadı ışığında, Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 maddesi kapsamında başvuranın haklarının ihlal edildiğini kabul etmektedir.
Hükümet, ayrıca, 15 Temmuz 2003 tarihinde 4928 sayılı Kanun’un, avukata erişim hakkına sistematik sınırlamaya ilişkin hükmü yürürlükten kaldırdığını hatırlatmaktadır.
Bununla beraber, Hükümet, 7145 sayılı, 31 Temmuz 2018 tarihli Kanun’la değiştirildiği üzere, Ceza Muhakemeleri Kanununun 311 § 1 (f) maddesinin, halihazırda, AİHM’nin dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon sonrası bir başvuruyu kayıttan düşürmeye karar verdiği davalarda ceza yargılamalarının yenilenmesini gerektirdiğini vurgulamaktadır. Hükümet, yukarıda belirtilen hukuk yolunun, Sözleşmenin 6. maddesi kapsamında başvuranların şikâyetleri bakımından tazmin sağlayabildiğini düşünmektedir.
Dolayısıyla, AİHM önünde derdest olan, yukarıda anılan davanın çözüme kavuşturulması amacıyla Hükümet, Abdullah YALÇIN’a yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, tüm maddi ve manevi zararları karşılığında 500 EUR (beş yüz avro) ödemeyi teklif etmektedir.
Bu meblağ, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilecek ve Mahkeme tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 37 § 1 maddesi uyarınca kabul edilen kayıttan düşürme kararının tebliğini müteakip üç ay içerisinde ödenecektir. Söz konusu meblağın belirtilen üç ay içerisinde ödenmemesi durumunda, Hükümet, bahsi geçen sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödemeyi taahhüt etmektedir. Bu ödeme, davanın nihai çözüme kavuşturulduğu anlamına gelecektir.”
7. Başvuran, 5 Kasım 2018 tarihli yazıyla, Mahkemeyi, Hükümetin sunduğu deklarasyon metninde verilen taahhütleri kabul ettiğine dair bilgilendirmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Başvuranın Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 maddesi uyarınca şikâyetleri
8. Başvuranın Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 maddesi uyarınca yapmış olduğu şikâyetleri göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme, başvuranın açık bir şekilde Hükümet tarafından sunulan deklarasyonda belirtilen şartları kabul etmesinin ardından, davanın taraflar arasında varılan dostane çözüm olarak değerlendirilmesi gerektiği kanısındadır.
9. Yukarıda açıklanan hususlar dikkate alındığında, Mahkeme, taraflar arasında ulaşılan dostane çözümü dikkate almaktadır. Mahkeme, çözümün temelinde, Sözleşme ve Protokolleri kapsamında tanımlanan insan haklarına saygı ilkesinin yer aldığı ve başvurunun incelenmeye devam edilmesini haklı kılacak herhangi bir neden bulunmadığı kanısındadır.
10. Yukarıda açıklanan hususlar dikkate alındığında, başvurunun kayıttan düşürülmesi uygun görülmektedir.
B. Başvuranın Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi uyarınca şikâyetleri
11. Başvuran ayrıca Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi kapsamında 31 Aralık 2010 ve 7 Şubat 2011 tarihleri arasında özgürlüğünden yoksun bırakılmasının hukuka aykırı olduğunu dile getirerek şikâyette bulunmuştur. Başvuran 31 Aralık 2010 tarihinde yürürlükte olan Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 102. maddesine göre tutukluluğun azami süresinin 10 yıl olduğunu ve bu bağlamda serbest bırakılmış olması gerektiğini çünkü söz konusu hüküm yürürlüğe girdiğinde kendisinin zaten on yıl boyunca tutuklu olduğunu belirtmiştir.
12. Hükümetin ilk itirazları iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkindir çünkü Hükümete göre, başvuran Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141 § 1 (a) maddesi uyarınca tazminat talep etmiş olmalıydı.
13. Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141 § 1 (a) maddesinin tutukluluğun uzunluğu bakımından uygulandığı iç hukuk yolunun Mustafa Avcı / Türkiye no. 39322/12, §§ 63-67, 23 Mayıs 2017 davasında incelendiğini gözlemlemektedir.
14. Somut davada, Mahkeme, başvuranın 7 Şubat 2011 tarihinde serbest bırakıldığını ve bunun (“CMK”)’nin 102 § 2. maddesi uyarınca gerçekleştiğini, oysa başvuranın mahkûmiyetinin 17 Mart 2011 tarihli Yargıtay kararı ile kesinleştiğini kaydetmektedir. Bununla birlikte Mahkeme, başvuranın CMK’nin 141 § 1 (a) maddesi uyarınca tazminat talebinde bulunma hakkına sahip olduğunu ancak kendisinin bu kanun yoluna başvurmadığını gözlemlemektedir.
15. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğine ilişkin değerlendirmenin, normal şartlarda, Mahkeme’ye başvurunun yapıldığı tarih esas alınarak gerçekleştirildiğini hatırlatmaktadır. Ancak, Mahkeme’nin birçok kararında belirttiği üzere bu kural, her davanın kendine özgü koşullarıyla haklı kılınabilecek istisnalara tabidir (bk. İçyer / Türkiye (k.k.), no. 18888/02, § 72, AİHM 2006-I). Mahkeme geçmişte, ceza yargılamalarındaki nihai karardan sonra uygulanabilir olan, tutukluluğun uzunluğuna ilişkin yukarıda belirtilen hukuk yoluna ilişkin davalarda bu kuraldan ayrılmıştır (bk. diğer kararlar arasında, Tutal ve Diğerleri / Türkiye (k.k.), 11929/12, 28 Ocak 2014). Başvuranın şikâyeti Sözleşme’nin madde 5 § 1 kapsamında tutuklamanın hukukiliği ile ilgili olsa da Mahkeme, söz konusu istisnanın somut davada da uygulanması gerektiği kanaatindedir.
16. Sonuç olarak, Mahkeme, Hükümetin itirazını dikkate alarak, başvurunun, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
C. Başvuranın Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi uyarınca şikâyetleri
17. Son olarak başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında, tutuklu yargılanma süresinin makul olmayan derecede uzun olduğuna ilişkin şikâyette bulunmuştur.
18. Hükümet Mahkemeden iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle söz konusu şikâyeti reddetmesini talep etmiştir. Bu bakımdan Hükümet, başvuranın Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 141 (d) maddesi uyarınca tazminat talep etmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
19. Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141 § 1 (d) maddesinin tutukluluğun uzunluğu bakımından uygulandığı iç hukuk yolunu A.Ş. / Türkiye (no. 58271/10, § 85‑95, 13 Eylül 2016) ve Şefik Demir / Türkiye ((k.k.), no. 51770/07, §§ 17‑35, 16 Ekim 2012) davalarında incelendiğini gözlemlemektedir.
20. Mahkeme, Demir/ Türkiye (no. 51770/07, §§ 17-35, 16 Ekim 2012) kararındakine benzer bir şikâyetin incelendiğini ve bu kararda ilk derece mahkemesinin başvuran hakkında verdiği kararın kesinleşmesine rağmen, başvuranın CMK’nın 141. maddesinde öngörülen iç hukuk yolunu tüketmemesinden dolayı şikâyetin kabul edilemez olduğuna karar verdiğini hatırlatır.
21. Somut davada, Mahkeme, Yargıtay kararı ile 17 Mart 2011 tarihinde kesinleşen ve başvuranın mahkûmiyetine hükmeden Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen karar sonucunda başvuranın tutukluluğunun 14 Aralık 2010 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Sonuç olarak, bu tarihten itibaren başvuran, CMK’nın 141. maddesi uyarınca tazminat davası açabilme imkânına sahipti; ancak kendisi tazminat talebinde bulunmamıştır.
22. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğine ilişkin değerlendirmenin, normal şartlarda, Mahkemeye başvurunun yapıldığı tarih esas alınarak gerçekleştirildiğini hatırlatmaktadır. Ancak, Mahkeme’nin birçok kararında belirttiği üzere bu kural, her davanın kendine özgü koşullarıyla haklı kılınabilecek istisnalara tabidir (bk. İçyer / Türkiye (k.k.), no. 18888/02, § 72, AİHM 2006-I). Mahkeme geçmişte, ceza yargılamalarındaki nihai karardan sonra uygulanabilir olan, tutukluluğun uzunluğuna ilişkin yukarıda belirtilen hukuk yoluna ilişkin davalarda bu kuraldan ayrılmıştır (bk. diğer kararlar arasında, Tutal ve Diğerleri / Türkiye (k.k.), 11929/12, 28 Ocak 2014). Mahkeme, söz konusu istisnanın somut davada da uygulanması gerektiği kanaatindedir.
23. Bu sebeple Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3. maddesi kapsamındaki şikâyetlere ilişkin olarak başvurunun, Sözleşme’nin 39. maddesi uyarınca kayıttan düşürülmesine karar vermiştir
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunu beyan etmiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 23 Mayıs 2019 tarihinde bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy