AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no.75294/10
Suat YALÇIN / Türkiye
Başkan,
Julia Laffranque,
Hakimler,
Işıl Karakaş,
Paul Lemmens,
Valeriu Griţco,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 24 Ocak 2017 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) (“Mahkeme”), 7 Eylül 2010 tarihinde yapılmış olan yukarıdaki başvuruyu göz önünde bulundurarak ve Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuran tarafından cevap olarak sunulan görüşleri göz önünde bulundurarak yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki şekilde karar vermiştir:
OLAY
1. Başvuran Suat Yalçın, 1979 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve Diyarbakır’da ikamet etmektedir. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde, Diyarbakır Barosuna kayıtlı Avukat G. Yalçın tarafından temsi edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (« Hükümet ») kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Davada geçen olaylar, tarafların ifade ettikleri şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. 24 Ağustos 2008 tarihinde saat 23.15’te bir polis ekibi arama yapmak için başvuran tarafından işletilen kafeye gelmişlerdir. Olay yeri tutanağına göre, başvuran arama yapılmasına izin vermemiş ve polislere hakaret etmiştir. Polisler, direnen başvuranı takviye bir polis ekibi ile birlikte karakola götürmüşlerdir..
5. Gözaltına alınmadan önce adli tabip tarafından 25 Ağustos 2008 tarihinde saat 00.50’de verilen sağlık raporuna göre, başvuranda aşağıda belirtilen yaralanmalar mevcuttur: sol kolunda iki ya da üç yıl öncesine dayanan kızıl hastalığına bağlı yara izleri; sırtında beş çürük izi, iki kolunda üç çürük izi, iki bacağında yumuşak doku travmasından kaynaklanan iki morluk ve sol kolunda morluklar. Başvuranın kanında ayrıca 0,36 mg/l alkol tespit edilmiştir.
6. Başvuran gözaltı işleminin sonunda saat 11.20’de tekrar muayene edilmiştir. Yapılan muayenede sol omzunun üst kısmında 2x1 cm’lik bir morluk, sırtında 2x8 cm’lik iki morluk; sırtında 2x5 cm’lik bir morluk; sol kolunun alt bölgesinde 2x5 cm’lik bir morluk; sol koltuk altında ve sol omzunun üzerinde 2x3 cm’lik bir morluk; bel bölgesinin solunda 2x5 cm’lik bir morluk; sağ kolunda 2x3 cm’lik bir morluk; her iki bacağının arkasında da 2x3 cm’lik iki morluk; sol bileğinde ödem ve sol kolunda eski ve yeni kesikler tespit edilmiştir.
7. Muayenenin ardından Cumhuriyet savcısı tarafından başvuranın ifadesi alınmıştır. Savcının huzurunda yakalama ve gözaltı esnasında kötü muameleye maruz kaldığından şikâyet etmiştir. Başvuran ifadesinde, alkollü olduğunu ve arama yapılmasına direndiğini kabul etmiştir. Polislerin kendisini arama sırasında, ekip aracında ve sabaha karşı saat 01.00 civarı adli tabip tarafından muayene edilmeden önce darp ettiklerini ileri sürmüştür.
8. Diyarbakır savcılığının talebi üzerine aynı gün, Diyarbakır Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından saat 16.00’da düzenlenen sağlık raporunda, başvuranın sol kalça bölgesinde bir, sağ kalça bölgesinde iki morluk ve bel bölgesinde başka bir morluk; sol omzunda üç morluk ve sol bileği üzerinde çeşitli kızarıklıklar ve sağ uyluğu ve kasığında iki kızarıklık; sol uylukta bir riz ; bel bölgesinde bir iz ; sırtının sol tarafında 3x10 cm’lik üç iz ; sol omuz ve sol bileğinde cop ya da sopa gibi nesnelerin izini gösteren yüzeysel farklı iz ve morluklar tespit edildiği belirtilmiştir.
Amacı –ilgilinin kendi ifadelerine göre- aldığı darbeleri incelemek olan raporda, tespit edilen yaralanmaların ayakta tedavi edilebileceği, hiçbir hayati tehlikenin bulunmadığı vurgulanmıştır. İş göremezlik raporu verilmemiştir.
1. Başvuran tarafından yapılan suç duyurusu
9. Başvuranın avukatı 26 Ağustos 2008 tarihinde polisler hakkında kötü muamele nedeniyle Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur.
10. Cumhuriyet savcısının 1 Temmuz 2009 tarihli talebi ile Diyarbakır Adli Tıp Kurumu sağlık raporları ışığında dosyayı incelemiş ve tespit edilen lezyonların cop ya da sopa gibi nesnelerin yol açtığı travmalardan kaynaklanmış olabileceği ve lezyonların ayrıca ilgilinin düşmesinden ileri gelebileceği ya da üçüncü kişilerin neden olmuş olabileceği sonucuna varmıştır. Raporda, yaralanmada kasıtlı bir suç olup olmadığının anlaşılmasına tıbben cevap verilemeyeceğini ve bunun adli bir soruşturmanın konusu olduğu ifade edilmiştir. Raporda kırık tespit edilmediği, basit yaralanmanın söz konusu olduğu ve bu yaralanmaların başvuranın hayatını tehlikeye düşürmediği belirtilmiştir.
11. Cumhuriyet savcısı, başvuranın suç duyurusuna ilişkin olarak 14 Temmuz 2009 tarihinde takipsizlik kararı vermiştir. Savcılık soruşturma dosyasından ve takipsizlik kararından, başvuranın polislere hakaret ettiği ve arama yapılmasına saldırgan bir şekilde itiraz ettiği anlaşılmaktadır. Olay yerinde bulunan başvuranın, başvuranın erkek kardeşinin, görgü tanıklarının ve diğer polislerin beyanlarını, ifade tutanaklarını ve sağlık raporlarını esas alan Cumhuriyet savcısı, başvuranın, onları itekleyerek, tekme atarak, onlara fiziksel olarak direnerek, onları küfürlü bir şekilde tehdit ederek polislerin görevlerini yapmalarını engellemiş olduğu yakalanması için somut durumda güç kullanımının orantılı olduğu sonucuna varmıştır. Öte yandan savcı, polislerin başvuranı karakola götürürken yardıma gelen erkek kardeşiyle birlikte onlara yine direnmiş olduğunu belirlemiştir. Savcı bunun yanı sıra polislerin başvurana aşamalı olarak güç kullandıkları kanısına varmıştır.
12. Başvuran 21 Ekim 2009 tarihinde takipsizlik kararına itiraz etmiştir.
13. Siverek Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı 11 Ocak 2010 tarihinde takipsizlik kararını onamıştır. Karar gerekçesinde, başvuranın polislere tekme atmak suretiyle mukavemet göstererek görevlerini yapmalarını engellemiş olduğunu belirtmiştir. Polisler, başvuranı zapdetmek için görevlerinin sınırları içerisinde aşamalı olarak güç kullanmışlardır. Bu karar 9 Mart 2010 tarihinde ilgiliye tebliğ edilmiştir.
2. Başvurana Diyarbakır Asliye Ceza Mahkemesinde açılan ceza davası
14. Bu arada Cumhuriyet savcısı 14 Temmuz 2009 tarihinde kamu görevlilerine direnmek suçundan başvuran hakkında ceza davası açmıştır.
15. Asliye ceza mahkemesi 21 Eylül 2010 tarihli kararıyla başvuranı, beş ay hapis cezasına mahkûm etmiş ve cezanın infazını ertelemiştir.
16. İlgili 20 Ekim 2010 tarihinde bu kararı Yargıtay’da temyiz etmiştir.
17. Başvurunun Mahkeme’ye yapıldığı tarih itibariyle temyiz aşaması Yargıtay’da devam etmektedir.
ŞİKÂYETLER
18. Sözleşme’nin 3, 13 ve 14. Maddelerini ileri süren başvuran, yakalandığı, sevk edildiği ve polis karakolunda gözaltında bulunduğu sırada Kürt kökenli olması nedeniyle polisler tarafından darp edildiğinden şikâyet etmektedir. Başvuran buna ek olarak polisler hakkında yaptığı suç duyurusunu reddetmek amacıyla Cumhuriyet savcısı tarafından ileri sürülen gerekçelere itiraz etmekte ve kendisine Sözleşme’nin 3. Maddesi bağlamındaki şikâyetinin değerlendirilmesi imkânı sağlayacak etkin bir başvuru yolu bulunmamasından yakınmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
19. Başvuran, arama yaptıkları sırada kendisini darp eden polislerin bir kısmının kötü muamelesine maruz kaldığını iddia etmektedir. Başvuran ayrıca etkin başvuru yollarının bulunmamasından şikâyet etmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 3, 13 ve 14. maddelerini ileri sürmektedir.
20. Mahkeme, olayların hukuki olarak nitelendirilmesinde takdir yetkisine sahip olduğunu hatırlatarak, başvuranın iddialarının, sadece Sözleşme’nin 3. maddesi açısından incelenmesinin yerinde olacağını değerlendirmektedir (Bouyid / Belçika [BD], no. 23380/09, § 55, AİHM 2015). Bu hüküm şu şekildedir:
« Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz. »
21. Hükümet, başvuranın kötü muamele iddialarını, hiçbir delil unsuruyla kanıtlayamadığı kanaatindedir. Hükümet bilhassa 25 Ağustos 2008 tarihli sağlık raporunun, başvuranın direnişini engellemek amacıyla zorunlu olarak kullanılan güçten kaynaklanan küçük emarelerin varlığını gösterdiğini belirtmektedir. Hükümet, polisler tarafından kullanılan gücün ilgilinin gösterdiği dirençle orantılı olduğu görüşündedir.
22. Mahkeme, bir kötü muamelenin Sözleşme’nin 3. Maddesi kapsamına girmesi için asgari bir şiddet seviyesine ulaşması gerekmektedir. Bu asgari değerlendirmesi, davanın tüm verilerine bilhassa da muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkilerine ve beraberinde kimi zaman mağdurun sağlık durumu, yaşı ve cinsiyetine, vs. bağlıdır (yukarıda anılan Bouyid kararı, § 86).
23. Mahkeme, denetim altında tutulan kişilerden bazılarının fiziksel direniş ya da öfkeli davranışlar sergileme riskinin bulunduğu durumlarda güvenlik güçlerinin zorlayıcı biçiminin haklı olduğunu daha önce kabul etmiştir (bkz., diğer kararlar arasında, Karlıdağ / Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no. 25751/09, § 35, 22 Mart 2016). Mahkeme, Mahkeme, bir ihtara “pasif direniş” gösterilmesi (Milan/Fransa, No. 7549/03, § 59, 24 Ocak 2008), (Milan/Fransa, No. 7549/03, § 59, 24 Ocak 2008), kamu gücü karşısında kaçma teşebbüsünde bulunulması (Caloc/Fransa, No. 33951/96, §§ 100-101, AİHM 2000 IX) veya bir tutuklunun aranmayı reddetmesi durumlarında, aynı sonuçlara varmıştır (Borodin / Rusya, no.41867/04, §§ 119‑121, 6 Kasım 2012).
24. Somut olayda Mahkeme, başvuranın şikâyetinin ardından hemen bir ceza davası açılmış olduğunu ve Cumhuriyet savcısının şüpheli polislerin ifadelerini aldığını dikkate almaktadır. Dosya ayrıca başvuran ve erkek kardeşinin ifadelerini görgü tanıklarının lehte ve aleyhte verdikleri beyanları içermektedir.
25. Savcılık soruşturma dosyasından ve takipsizlik kararından başvuranın polislere hakaret ettiği ve mukavemet göstererek arama yapılmasına itiraz ettiği anlaşılmaktadır. Başvuran kavganın ardından derdest edilmiştir. Öte yandan kamu görevlilerine direnme nedeniyle başvuran hakkında açılan kamu davasında karara atıfta bulunulmuştur.
26. Diyarbakır Adli Tıp Kurumunun vardığı sonuçtan, belirtilen lezyonların oluşumunun tıbben tanımlanamayacağı anlaşılmaktadır. (yukarıdaki 10. paragraf).
27. Dosya unsurlarını göz önünde bulunduran Mahkeme, yetkili yerel makamlar tarafından yürütülen soruşturmaların, Sözleşme’nin 3. maddesinin usuli koşullarına uymadığını başvuranın kanıtlayamadığı kanısındadır. Özetle Mahkeme, yargı makamlarının, kötü muamele iddialarına karşı hızlı ve yeterli bir yanıtverdiklerini değerlendirmektedir.
28. Mahkeme, ulusal yargı makamlarının, şüphelilerin, tanıkların, sonuç olarak başvuranın beyanlarının ve beraberinde davanın özelliklerine bakıldığında sağlık raporlarının ağırlığının inandırıcılık derecesini değerlendirmek için daha iyi durumda olduklarının altını çizmektedir (Aksin ve diğerleri / Türkiye, no. 4447/05, § 40, 1 Ekim 2013 ve Özen ve diğerleri / Türkiye, no. 29272/08, § 67, 23 Şubat 2016). Bu makamların ulaştıkları tespitleri tekrar tartışmaya açmak için her hangi bir neden bulunmamaktadır.
29. Dolayısıyla Hükümet tarafından yapılan açıklamaların makul ve ikna edici karakterini dikkate alan Mahkeme, başvuranın yakalanması sırasında kullanılan gücün aşırı ya da orantısız olmadığını değerlendirmektedir.
30. Başvuranın şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğunu beyan etmektedir.
İşbu karar Fransızca olarak tanzim edilmiş ve 16 Şubat 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy