AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA VE KAYITTAN DÜŞME KARARI
Başvuru no: 70151/12
İnanç YAMAÇ/ TÜRKİYE
Başkan,
Julia Laffranque,
Hâkimler,
Ivana Jelić,
Arnfinn Bårdsen,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nun katılımıyla 10 Eylül 2019 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Yukarıda anılan 22 Ağustos 2012 tarihli başvuruyu göz önüne alarak,
Başvurunun kayıttan düşürülmesi talebiyle davalı Hükümet tarafından 17 Ekim 2018 tarihinde gönderilen deklarasyonu ve başvuranın bu deklarasyona cevabını göz önüne alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE USUL
1. Başvuran İnanç Yamaç 1981 doğumlu bir Türk vatandaşı olup Granada’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme nezdinde Strasburg barosuna kayıtlı Ü. Kılınç tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında cezai yargılamasının ilk aşamalarında avukat yardımından faydalandırılmadığından ve mahkûmiyetinin polise avukat yokluğunda vermiş olduğu ifadelere dayandığından şikâyetçi olmuştur. Başvuran, aynı maddeye dayanarak, yargılamayı yürüten mahkemenin kendisi aleyhinde kullandığı delillerin güvenirliği ve doğruluğu, bu tür delillere dair usule ilişkin güvencelerin iddiaya göre olmaması ve ulusal mahkemelerin kararlarında iddiaya göre yeterli gerekçe sunulmaması hakkında şikâyetçi olmuştur. Son olarak, başvuran Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamında mülkiyetinde bulundurduğu süreli yayınlar ve “Yaşadığımız Vatan” isimli süreli yayın için çalışması nedeniyle yargılandığını ve mahkûm edildiğini ileri sürmüştür.
4. Sözleşme’nin 6 ve 10. maddeleri uyarınca başvuru Hükümete tebliğ edilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi kapsamında öne sürülen şikâyetler
5. Dostane çözüm girişimlerinden sonuç alınamaması üzerine Hükümet, Mahkemeye göndermiş olduğu 17 Ekim 2018 tarihli bir yazıyla, başvurunun bu kısmında ileri sürülen hususun çözüme kavuşturulması amacıyla tek taraflı bir deklarasyon düzenlemeyi teklif ettiğini bildirmiştir. Hükümet ayrıca, Mahkemeden Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verilmesini talep etmiştir.
6. Hükümetin sunduğu deklarasyon aşağıdaki gibidir:
“Türkiye Cumhuriyeti, mevcut davada, Mahkemenin yerleşik içtihadı ışığında, Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 maddeleri kapsamında başvuranın haklarının ihlal edildiğini kabul etmektedir.
Hükümet, ayrıca, 15 Temmuz 2003 tarihli 4928 sayılı Kanunun, avukata erişim hakkına sistemik sınırlamaya ilişkin hükmü yürürlükten kaldırdığını hatırlatmaktadır.
Bununla beraber, Hükümet, 7145 sayılı, 31 Temmuz 2018 tarihli Kanunla değiştirildiği üzere, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinin, hâlihazırda, AİHM’nin dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon sonrası bir başvuruyu kayıttan düşürmeye karar verdiği davalarda ceza yargılamalarının yeniden açılmasını gerektirdiğini vurgulamaktadır. Hükümet, yukarıda belirtilen hukuk yolunun, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında başvuranın şikâyetleri bakımından tazmin sağlayabildiğini düşünmektedir.
Dolayısıyla, AİHM önünde derdest olan, yukarıda anılan davanın çözüme kavuşturulması amacıyla Hükümet, başvuran İnanç YAMAÇ’a yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, tüm maddi ve manevi zararların yanı sıra tüm masraf ve giderler karşılamak üzere 500 avro (beş yüz avro) ödemeyi teklif etmektedir.
Bu meblağ, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilecek ve Mahkeme tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 37 § 1 maddesi uyarınca kabul edilen kayıttan düşürme kararının tebliğini müteakip üç ay içerisinde ödenecektir. Söz konusu meblağın belirtilen üç ay içerisinde ödenmemesi durumunda, Hükümet, bahsi geçen sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödemeyi taahhüt etmektedir. Bu ödeme, davanın nihai çözümünü teşkil edecektir.
7. Başvuranın temsilcisi, 22 Kasım 2018 tarihli yazıyla, başvuranın tek taraflı deklarasyonda sunulan taahhütlerden tatmin olmadığını belirtmiştir.
8. Mahkeme, Sözleşme’nin 37. maddesinde, koşulların söz konusu maddenin 1. fıkrasının (a), (b) veya (c) bentlerinde belirtilen sonuçlardan birine yol açması durumunda, Mahkemenin yargılamaların herhangi bir aşamasında başvuruyu kayıttan düşürebileceğinin öngörüldüğünü hatırlatmaktadır. Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesi, Mahkemenin aşağıdaki durumda başvuruyu kayıttan düşürmesine imkân vermektedir:
“Mahkeme’nin saptadığı herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmezse.
9. Mahkeme, ayrıca, belirli koşullarda, başvuran davasının incelenmeye devam edilmesini arzu etse dahi, davalı Hükümet tarafından sunulan tek taraflı deklarasyona istinaden, başvuruyu 37 § 1 (c) maddesi uyarınca kayıttan düşürebileceğini hatırlatmaktadır.
10. Bu amaçla Mahkeme, özellikle Tahsin Acar kararı olmak üzere kendi içtihatlarından doğan ilkeler ışığında söz konusu deklarasyonu incelemiştir(Tahsin Acar/Türkiye (ilk itirazlar) [BD], no. 26307/95, §§ 75-77, AİHM 2003-VI, ayrıca bk. WAZA Sp z.o.o./Polonya (k.k.), no. 11602/02, 26 Haziran 2007 ve Sulwińska/Polonya (k.k.), no. 28953/03, 18 Eylül 2007).
11. Mahkeme, Türkiye’ye karşı açılan davalar dâhil olmak üzere, bazı davalarında, avukat yardımın sistematik olarak engellenmesi ve başvuranları mahkûm etmek için avukat yokluğunda alınan ifadelerin kullanılması hakkındaki şikâyetlere ilişkin uygulamasını ortaya koymuştur (bk., diğerleri arasında, Mehmet Duman/Türkiye, no. 38740/09, 23 Ekim 2018; Ömer Güner/Türkiye, no. 28338/07, 4 Eylül 2018; Girişen/ Türkiye, no. 53567/07, 13 Mart 2018; Canşad ve Diğerleri/Türkiye, no. 7851/05, 13 Mart 2018; İzzet Çelik/Türkiye, no. 15185/05, 23 Ocak 2018; ve Bayram Koç/Türkiye, no. 38907/09, 5 Eylül 2017).
12. Mahkeme, yukarıdaki davalarda, başvuranın avukata erişim hakkına konulan kısıtlamanın sistematik niteliğinin, kendi başına, Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3(c) maddesinin ihlaline karar vermek için yeterli olup olmadığını incelemeksizin, başvuranın polise verdiği ifadelerinin kabul edilebilirlikleri incelenmeden yargılamayı yürüten mahkeme tarafından kullanılmasının ve daha sonra Yargıtayın bu eksikliği giderememesinin, o maddenin bir ihlalini teşkil ettiğine karar vermiştir. Ayrıca, yukarıdaki tüm davalarda, Mahkeme, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar verilmesinin, başvuranlar tarafından yaşanan manevi zarar için yeterli adil tazmin teşkil ettiği kanaatindedir.
13. Mahkeme, ayrıca, tek taraflı deklarasyonlarında Hükümetin, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3. maddesinin ihlal edildiğini kabul ettiğini belirttiğini gözlemlemektedir.
14. Bu noktada, avukat hakkına yönelik sistematik kısıtlama konusunun kaynaklandığı yasal hükümlerin, 4928 sayılı 15 Temmuz 2003 tarihli karar ile kaldırıldığını (daha fazlası için bk. Salduz/Türkiye[BD], no. 36391\02, §§ 27-31, AİHM 2008) ve avukata erişim hakkına yönelik hiçbir sistematik kısıtlamanın öngörülmediği, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni Ceza Muhakemeleri Kanununu ( 5271 sayılı Kanun) not etmek önemlidir.
15. Bununla beraber, Mahkeme, 31 Temmuz 2018 tarihine kadar, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 311 § 1 maddesinin (f) bendinin, başvuranlara, Mahkemenin sadece Sözleşmede veya Protokollerinde ihlal olduğuna karar veren hükmü bazında ceza yargılamalarının yeniden açılması imkânını getiren bir hukuk yolu sağladığını kaydetmektedir. Ancak, 31 Temmuz 2018 tarihinde 7145 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra, başvuranlar, Mahkemenin artık dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon temelinde davayı kayıttan düşürmeye karar vermesinin ceza yargılamalarının yeniden açılmasına yönelik bir başvuruda bulunmaya hak kazanmıştır. Bunun sebebi, bu iki durumun, artık, ceza yargılamalarının yeniden açılması gerekçeleri olarak, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinde ayrıntılı olarak listelenmesidir. Dolayısıyla, Mahkeme, iç hukukun, başvuranların, dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon temelinde bir başvuruyu kayıttan düşüren bir kararın veya hükmün ardından, yargılamaların yeniden başlatılmasını talep edebileceği bir hukuk yolu öngörmesinden dolayı memnundur ( kıyaslayınız, Igranov ve Diğerleri\/Rusya, no. 42399/13 ve diğer 8 başvuru, § 26, 20 Mart 2018, daha fazla referans ile birlikte, ve karşılaştırınız Sroka/Polonya (k.k), no. 42801/07, 6 Mart 2012).
16. Bu bağlamda, Mahkeme ayrıca, içtihadına ve uygulamasına göre, başvuranın bu yönde bir talepte bulunması durumunda iç hukukta yargılamalarının yenilenmesinin Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiği iddiasına yönelik olarak etkili bir çözüm sağlamak için en uygun yol olduğuna işaret etmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme, yukarıda belirtilen hukuk yolunun, başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetlerine ilişkin olarak telafi kabiliyetine haiz olduğunu düşünmektedir. Mahkemenin Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan hakların ve özgürlüklerin korunmasındaki ikincil rolü dikkate alındığında, Sözleşme’nin herhangi bir ihlalinin giderilmesinin öncelikli olarak ulusal makamların görevi olduğu hatırlatılmaktadır.
17. Teklif edilen ve benzer davalarda hükmedilen miktarlarla tutarlı olan tazminat miktarının yanı sıra Hükümet deklarasyonu içerisinde bulunulan ikrarların mahiyeti göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir gerekçe bulunmadığı kanaatindedir (37. maddenin 1. fıkrasının (c) bendi). Bu karar, başvuranın zararının telafisi için mevcut olan herhangi bir başka başvuru yolunu kullanma imkânına halel getirmemektedir (bk. Jeronovičs/Letonya [BD], no. 44898/10, § 116‑118, 5 Temmuz 2016).
18. İlâveten, yukarıdaki mülahazalar ışığında ve bilhassa konuyla ilgili açık ve kapsamlı içtihatlar dikkate alındığında, Mahkeme, Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan insan haklarına saygının, başvurunun incelenmesine devam edilmesini gerekli kılmadığı kanısındadır (37. maddenin 1. fıkrasının son cümlesi ).
19. Mahkeme, son olarak, Hükümetin tek taraflı deklarasyon metninde belirtilen şartlara uymaması halinde, başvurunun, Sözleşme’nin 37 § 2. maddesi uyarınca tekrar kayda alınabileceğini vurgulamaktadır (bk. Josipović/Sırbistan (k.k.), no. 18369/07, 4 Mart 2008).
20. Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi uyarınca, şikâyetler bakımından davanın kayıttan düşürülmesi uygun bulunmuştur.Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki şikâyetler
21. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak ulusal mahkemelerin kararlarındaki gerekçelerin yeterli olmadığını iddia etmiştir.
22. Mahkeme, bu şikâyeti incelemiştir ve elindeki tüm materyaller ışığında ve şikâyet edilen hususun yetki alanına girdiği ölçüde, bu şikâyetin Sözleşme veya Protokollerinde yer alan hakların ve özgürlüklerin ihlal edildiğini göstermediği kanaatindedir ve bu nedenle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca kabul edilemez olarak beyan edilmesi gerektiğine karar vermiştir.
23. Ek olarak, başvuran Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak yargılamayı yürüten mahkeme tarafından kendisini mahkûm ederken kullandığı delillerin güvenilirliği ve doğrulu hakkında ve ayrıca bu tarz bir delile dair usule ilişkin güvencelerin olmamasından şikâyetçi olmuştur.
24. Mahkeme, 7145 sayılı Kanun’un 31 Temmuz 2018 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra başvuranın ceza yargılamaların yenilenmesi için başvuruda bulunma hakkı olduğunu (bk. yukarıdaki 15. paragraf), söz konusu davanın yeniden incelenmesinin mümkün olduğunu ve bu hukuk yolunun başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesinde öne sürdüğü şikâyetleri, telafi etmeye haiz olduğunu yinelemektedir. Sonuç olarak, Mahkeme yargılamayı yürüten mahkemenin başvuranı mahkûm ederken kullandığı delillerin güvenirliğine ve doğruluğuna ve iddiaya göre bu tarz deliller hakkında usule ilişkin güvencelerin olmamasına ilişkin şikâyetin kabul edilebilirliğinin ya da esasının incelenmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir.Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki şikâyetler
25. Başvuran, Sözleşme’nin 10 maddesine dayanarak mülkiyetinde bulundurduğu süreli yayınlar ve “Yaşadığımız Vatan” isimli süreli yayın için çalışması nedeniyle yargılandığı ve mahkûm edildiği hususunda şikâyette bulunmuştur.
26. Mahkeme, bu şikâyeti incelemiştir ve elindeki tüm materyaller ışığında ve şikâyet edilen hususun yetki alanına girdiği ölçüde, bu şikâyetin Sözleşme veya Protokollerinde yer alan hakların ve özgürlüklerin ihlal edildiğini göstermediği kanaatindedir ve bu nedenle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca kabul edilemez olarak beyan edilmesi gerektiğine karar vermiştir (bk. Selek/Türkiye (k.k.), no. 33639/10, 16 Aralık 2014, § 24).
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 maddesi kapsamında davalı Hükümetin sunduğu deklarasyon metninde yer alan koşulların ve yine aynı metin içerisinde sunulan taahhütlerin yerine getirilmesi amacıyla öngörülen yöntemlerin dikkate alınmasına,
Başvurunun söz konusu kısmının, Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesine uyarınca kayıttan düşürülmesine,
Yargılamayı yürüten mahkemenin başvuranı mahkûm ederken kullandığı delillerin güvenirliğine ve doğruluğuna ve iddiaya göre bu tarz deliller hakkında usule ilişkin güvencelerin olmamasına ilişkin şikâyetin kabul edilebilirliğinin ya da esasının incelenmesinin gerekli olmadığına,
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, 3 Ekim 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy