AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KAYITTAN DÜŞÜRÜLME KARARI
Başvuru no. 40483/11
Kamil YAMAN / Türkiye
Başkan
Aleš Pejchal,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Carlo Ranzoni,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 19 Ocak 2021 tarihinde Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
3 Mart 2011 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu dikkate alarak,
Başvurunun kayıttan düşürülmesi talebiyle davalı Hükümet tarafından 13 Nisan 2020 tarihinde gönderilen deklarasyonu ve başvuranın bu deklarasyona cevabını göz önüne alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE USUL
1. Başvuran Kamil Yaman, 1977 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Mersin’de ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat F. Kılıçgün Yeşil tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, yargılama öncesi aşamada avukata erişim hakkının sistematik bir şekilde kısıtlanması nedeniyle aleyhindeki ceza yargılamalarının adil olmadığı hususunda şikâyette bulunmuştur.
4. Başvuru, Hükümete bildirilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
5. Hükümet, dostane çözüm sağlanmasına yönelik girişimlerden sonuç alınamaması üzerine, 13 Nisan 2020 tarihli bir yazıyla, başvuruda ileri sürülen sorunun çözülmesi amacıyla tek taraflı bir deklarasyon sunmayı önerdiğini Mahkemeye bildirmiştir. Hükümet ayrıca, Mahkemeden, Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca başvurunun kayıttan düşürülmesine karar vermesini talep etmiştir.
Söz konusu deklarasyon, aşağıdaki gibidir:
“Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, mevcut davada, Mahkemenin yerleşik içtihadı ışığında, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 maddesi kapsamında başvuranın haklarının ihlal edildiğini kabul etmektedir.
Hükümet, ayrıca, 15 Temmuz 2003 tarihli 4928 sayılı Kanun’un, avukata erişim hakkına getirilen sistematik sınırlamaya ilişkin hükmü yürürlükten kaldırdığını hatırlatmaktadır.
Bununla beraber, Hükümet, 31 Temmuz 2018 tarihli 7145 sayılı Kanun’la değiştirildiği üzere, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinin, halihazırda, AİHM’nin dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon sonrası bir başvuruyu kayıttan düşürmeye karar verdiği davalarda ceza yargılamalarının yenilenmesini gerektirdiğini vurgulamaktadır. Hükümet, yukarıda belirtilen hukuk yolunun, başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetleri bakımından tazmin imkânı sunabileceği kanaatindedir.
Dolayısıyla, AİHM önünde derdest olan, yukarıda anılan davanın çözüme kavuşturulması amacıyla Hükümet, başvuran Kamil YAMAN’a yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, tüm maddi ve manevi zararların yanı sıra masraf ve giderleri karşılığında 500 avro (beş yüz avro) ödemeyi teklif etmektedir.
Bu meblağ, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilecek ve Mahkeme tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 37 § 1 maddesi uyarınca hükmedilen kararın tebliğini müteakip üç ay içerisinde ödenecektir. Söz konusu meblağın belirtilen üç ay içerisinde ödenmemesi durumunda, Hükümet, bahsi geçen sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödemeyi taahhüt etmektedir. Bu ödeme ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde derdest olan dava, nihai çözüme kavuşturulacaktır.
6. Başvuranın avukatı, 18 Eylül 2020 tarihli yazıyla, başvuranların adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini tespit eden kararlar haricinde, Mahkeme kararlarının, yerel mahkemeler önünde daha sonradan yeniden açılacak yargılamalar açısından hiçbir başarı şansı sunmaması sebebiyle tek taraflı deklarasyon şartlarından memnun olmadığını dile getirmiştir.
7. Mahkeme, Sözleşme’nin 37. maddesinde, koşulların söz konusu maddenin 1. fıkrasının (a), (b) veya (c) bentlerinde belirtilen sonuçlardan birine yol açması hâlinde, Mahkemenin yargılamaların herhangi bir aşamasında başvuruyu kayıttan düşürmeye karar verebileceğinin öngörüldüğünü hatırlatmaktadır. Sözleşmenin 37. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi, aşağıdaki durumda Mahkemenin davayı kayıttan düşürmesine imkân vermektedir:
“Mahkemenin saptadığı herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmezse.”
8. Mahkeme ayrıca, belirli koşullarda, başvuranın davanın incelenmesine devam edilmesini istemesine rağmen davalı Hükümet tarafından yapılan tek taraflı bir deklarasyon temelinde, başvuruyu 37 § 1 (c) maddesi uyarınca kayıttan düşürebileceğini hatırlatmaktadır.
9. Bu amaçla, Mahkeme, özellikle Tahsin Acar kararı olmak üzere kendi içtihatlarından doğan ilkeler ışığında söz konusu deklarasyonu incelemiştir (Tahsin Acar/Türkiye (ilk itirazlar) [BD], no. 26307/95, §§ 75-77, AİHM 2003-VI; WAZA Sp z.o.o./Polonya (k.k.), no. 11602/02, 26 Haziran 2007 ve Sulwińska/Polonya (k.k.), no. 28953/03, 18 Eylül 2007).
10. Mahkeme, Türkiye’ye karşı açılan davalar dâhil olmak üzere, bazı davalarda, avukat yardımının sistematik olarak engellenmesi ve avukat yokluğunda elde edilen delillerin başvuranları mahkûm etmek için kullanılması hakkındaki şikâyetlere ilişkin uygulamasını ortaya koymuştur (bk. diğer kararlar arasında, Beuze/Belçika [BD], no. 71409/10, 9 Kasım 2018; Bayram Koç/Türkiye, no. 38907/09, 5 Eylül 2017; İzzet Çelik/Türkiye, no. 15185/05, 23 Ocak 2018; Canşad ve Diğerleri/Türkiye, no. 7851/05, 13 Mart 2018; Girişen/Türkiye, no. 53567/07, 13 Mart 2018; Ömer Güner/Türkiye, no. 28338/07, 4 Eylül 2018; ve Mehmet Duman/Türkiye, no. 38740/09, 23 Ekim 2018).
11. Mahkeme, yukarıdaki davalarda, başvuranın avukata erişim hakkına yönelik kısıtlamanın sistematik niteliğinin, kendi başına, Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlaline karar vermek için yeterli olup olmadığını incelemeksizin, yargılamayı yürüten mahkemenin başvuranın polise verdiği ifadelerin kabul edilebilirliğini incelenmeden kullanmasının ve daha sonra Yargıtayın bu eksikliği gidermemesinin, söz konusu maddenin ihlalini teşkil ettiğine karar vermiştir. Bununla beraber, yukarıdaki tüm davalarda, Mahkeme, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar verilmesinin, başvuranların uğradıkları manevi zarar için yeterli adil tazmin teşkil ettiğine kanaat getirmiştir.
12. Bununla beraber, Mahkeme, Türkiye aleyhine açılan davalar dâhil olmak üzere bazı davalarda, hazırlık soruşturması aşamasında alınan soruşturma tedbirleri esnasında başvuranın avukata erişiminin olmamasına ilişkin şikâyetler bakımından uygulamasını ortaya koymuştur (bk. İbrahim ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], no. 50541/08 ve diğer 3 başvuru, 13 Eylül 2016; Hakan Duman/Türkiye, no. 28439/03, 23 Mart 2010).
13. Mahkeme, Hükümetin, tek taraflı deklarasyonunda, Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 maddesinin ihlal edildiğini açıkça kabul ettiğini gözlemlemektedir.
14. Avukat hakkına yönelik sistematik kısıtlama konusunun kaynaklandığı yasal hükümlerin, 4928 sayılı 15 Temmuz 2003 tarihli Kanun ile yürürlükten kaldırıldığını (daha fazlası için bk. Salduz/Türkiye [BD], no. 36391/02, §§ 27‑31, AİHM 2008) ve avukata erişim hakkına yönelik hiçbir sistematik kısıtlamanın öngörülmediği yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girdiğini kaydetmek önemlidir.
15. Mahkeme ayrıca, 7145 sayılı Kanun’un 31 Temmuz 2018 tarihinde yürürlüğe girdiğine dikkat çekmek istemektedir. Bu yeni Kanun’un 4, 17, 18 ve 19. maddelerinde, Mahkemenin dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon temelinde davayı kayıttan düşürme kararının akabinde, yerel mahkeme yargılamalarının veya soruşturmanın yenilenmesi talebinde bulunma hakkının öngörüldüğüne dikkat çekmektedir. Mahkemenin içtihadına ve uygulamasına göre, iç hukuk yargılamalarının yenilenmesi, öne sürülen ihlale etkili bir çözüm sağlamak için en uygun yoldur. Bu bağlamda, Mahkemenin Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan hakların ve özgürlüklerin korunmasındaki ikincil rolü dikkate alındığında, Sözleşme’nin herhangi bir ihlalinin giderilmesinin öncelikli olarak ulusal makamların görevi olduğu hatırlatılmaktadır.
16. Teklif edilen ve benzer davalarda hükmedilen miktarlarla tutarlı olan tazminat miktarının yanı sıra Hükümet deklarasyonu içerisinde bulunulan ikrarların mahiyeti göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir gerekçe bulunmadığı kanaatindedir (37. maddenin 1. fıkrasının (c) bendi).
17. Ayrıca, yukarıdaki mülahazalar ışığında ve özellikle konuyla ilgili açık ve kapsamlı içtihatlar dikkate alındığında, Mahkeme, Sözleşme ve Protokolleri ile tanımlanan insan haklarına saygının, başvurunun incelenmesine devam edilmesini gerekli kılmadığı kanısındadır (37 § 1 maddesinin son cümlesi). Bu karar, başvuranın zararının telafisi için mevcut olan herhangi bir başka başvuru yolunu kullanma imkânına halel getirmemektedir (bk. Jeronovičs/Letonya [BD], no. 44898/10, § 116-118, 5 Temmuz 2016).
18. Mahkeme son olarak, Hükümetin tek taraflı deklarasyon metninde belirtilen şartlara uymaması hâlinde, başvurunun Sözleşme’nin 37 § 2 maddesi uyarınca tekrar kayda alınabileceğini vurgulamaktadır (Josipović/Sırbistan (k.k.), no. 18369/07, 4 Mart 2008).
19. Yukarıdaki hususlar ışığında, davanın kayıttan düşürülmesi uygun bulunmuştur.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Davalı Hükümetin Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 kapsamındaki deklarasyon koşullarını ve belirtilen taahhütlerin yerine getirilmesine ilişkin kuralları dikkate alarak;
Başvurunun, Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesi uyarınca kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup; 11 Şubat 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Aleš Pejchal
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan