AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 48292/11
Ömer YAMAN ve Seniha YAMAN / Türkiye
Başkan,
Robert Spano,
Hâkimler,
Paul Lemmens,
Işıl Karakaş,
Julia Laffranque,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 8 Ocak 2019 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
30 Haziran 2011 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuranlar tarafından ibraz edilen görüşleri göz önüne alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuranlar Ömer Yaman ve Seniha Yaman, sırasıyla 1957 ve 1964 doğumlu birer Türk vatandaşı olup, Türkiye’nin güneydoğusunda bulunan Batman ilinin yakınındaki Balbaşı köyünde ikamet etmektedirler. Başvuranlar, Mahkeme önünde Batman Barosuna bağlı Avukat Hüseyin Akçara tarafından temsil edilmişlerdir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
3. Dava konusu olaylar, taraflar tarafından ileri sürüldüğü şekliyle ve kendileri tarafından ibraz edilen belgelerden anlaşılacağı şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
1. Başvuranların oğlunun öldürülmesi ve buna ilişkin soruşturma
4. Başvuranların on iki yaşındaki oğlu Ferhat Yaman, 12 Mart 2006 tarihi akşamında Batman’da aniden yere yığıldığı zaman üç akrabasıyla birlikte yolda yürüyordu. Ferhat Yaman’ın akrabaları onu kaldırmaya çalışırken yüzünün kanadığını ve daha sonra sağ kaşının yanında bir mermi girişi deliğinin olduğunu fark etmişlerdir. Onu bir araca koyup derhal hastaneye götürmüşlerdir. Hastaneye vardıktan sonra ise ölü olduğu bildirilmiştir.
5. Aynı akşam, Ferhat’ın cesedi üzerinde ölü muayenesi yapılmıştır. İnceleme sırasında savcı da hazır bulunmuştur ve mağdurun baş bölgesine giren mermi çıkarılmış ve delil olarak güvence altına alınmıştır. Ölümün nedeni, beyin tahribatı olarak tespit edilmiştir.
6. İki polis memuru tarafından hazırlanan bir rapordan, Emniyet Müdürlüğünün olayın saat 21.00 sıralarında meydana geldiği konusunda bilgilendirildiği anlaşılmaktadır. Olay yerini ziyaret eden ve bu raporu hazırlayan kişiler bir arama yapmış, ancak hiçbir delile rastlamamışlardır; olay yerinin bir krokisini çizip olay yerinden ayrılmışlardır. Raporda polis memurlarının ziyaretinin tarihini ve zamanını gösteren hiçbir veri girişi bulunmamaktadır.
7. Olay yeri, ayrıca, aynı akşam saat 21.45’te olay yeri görevlileri tarafından ziyaret edilmiş ve incelenmiştir. Olay yeri görevlileri, olay yerinde hiçbir delil bulamamış ve olay yerinin fotoğraflarını çektikten sonra buradan ayrılmışlardır. Daha sonra, hastaneye gidip Ferhat’ın cesedinden çıkarılan mermiyi güvence altına almışlar ve hem onun ellerinden hem de vurulduğu sırada onunla birlikte yürüyen üç akrabasının ellerinden svap örnekleri almışlardır. Söz konusu rapor, aynı akşam saat 23.00’da hazırlanmış ve imzalanmıştır.
8. Söz konusu zamanda Ferhat ile birlikte yürüyen üç akrabadan ikisi, olay yerine yakın yerde tezgâhı bulunan bir satıcı ve yakında ikamet eden bir kişi, aynı akşam polis memurları tarafından sorgulanmıştır. İki akraba, polis memurlarına, hastanede bir yakınlarını ziyaret ettiklerini ve saat 20.30’da hastaneden ayrıldıklarını söylemişlerdir. Bir süre evlerinin olduğu yönde yürüdükten sonra Ferhat yere yığılmıştır. Onu kaldırmaya çalışırlarken sağ kaşının yukarısından yaralanmış olduğunu fark etmişlerdir. Ferhat’ın yere yığılmasından önce hiçbir silah sesi duymamışlardır. İki akrabadan biri, Ferhat’ı arabaya koyduktan ve hastaneye gönderdikten sonra iki üç el silah sesi duyduğunu belirtmiştir. Tezgâh sahibi olan bir kişi, saat 21.30 sıralarında otomatik makinalı bir tabancadan atış yapıldığını duyduğunu ve aradan yaklaşık iki üç dakika geçtikten sonra bunu başka bir silah atışının izlediğini söylemiştir. Söz konusu kişi, ateş eden kişi veya kişileri görmediğini eklemiştir. Olay yerinin yakınında ikamet eden ve ayrıca başvuranların akrabası olan bir kişi, polis memurlarına, saat 20.30 sıralarında iki üç el silah sesi duyduğunu belirtmiştir.
9. İlk başvuran Ömer Yaman ertesi gün polis memurları tarafından sorgulanmıştır. Polis memurlarına oğlu Ferhat’ın Batman’da öğrenci olduğunu ve ağabeyi ile birlikte yaşadığını söylemiştir. İlk başvuran, önceki akşam köyündeki evindeyken kendisine bir telefon geldiğini ve oğlu Ferhat’ın kaza geçirdiğinin söylendiğini eklemiştir. İlk başvuran derhal Batman’daki hastaneye gitmiş ve hastanede oğlunun öldüğü konusunda bilgilendirilmiş ve ölü muayenesinden sonra oğlunun cesedi defnedilmek üzere kendisine teslim edilmiştir.
10. Ferhat’ın ve vurulduğu sırada onunla birlikte yürüyen üç akrabasının ellerinden alınan svaplar (bk., yukarıda 4. paragraf), adli tıp incelemesi için gönderilmiştir. Daha sonra, dört kişinin ellerinde atış artığının bulunmadığı tespit edilmiştir.
11. Ferhat’ın cesedinden çıkarılan mermi (bk., yukarıda 5. paragraf) de adli merciler tarafından incelenmiş ve söz konusu merciler, merminin bir kalaşnikof tüfekten ateş edildiğini tespit etmişlerdir.
12. İlk başvuran, 15 Mayıs 2007 tarihinde, savcı tarafından sorgulanmıştır. İlk başvuran, önceki vermiş olduğu ifadesini tekrarlamış (bk., yukarıda 9. paragraf) ve savcıdan faili bulmasını istemiştir.
13. Batman Savcısı, 22 Mayıs 2007 tarihinde, daimi arama kararı çıkarmış ve Batman İl Emniyet Müdürlüğünden 12 Mart 2021 tarihinde zamanaşımı süresinin dolmasına kadar öldürmenin failini araştırmaya devam etmesini istemiştir. Polis memurları daha sonraki çeşitli tarihlerde Batman Savcısına ilerleme raporları göndermiş ve aramalarının sonuçsuz kaldığını belirtmişlerdir.
14. Bu arada, başka bir soruşturmada, polis memurları, 14 Mart 2006 tarihinde, yani başvuranın oğlunun öldürülmesinden iki gün sonra, Batman bölgesinde havaya ateş edildiği konusunda bilgilendirilmişlerdir. Olay yerine giden polis memurları, kalaşnikof tüfeğinden çıkan yirmi iki boş mermi kovanı ve boş mermi kovanlarının yanında üzerlerindeki parmak izlerini kaldırabildikleri kırık bira şişeleri bulmuşlardır. Hem boş mermi kovanları hem de parmak izleri, adli tıp incelemesi için gönderilmiştir. Parmak izlerinin, 23 Mart 2006 tarihinde, S.A.’ya ait olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, 7 Nisan 2006 tarihinde, yirmi iki boş mermi kovanının, bir otomobilin kurşunlandığı 1 Mart 2006 tarihindeki başka bir olayda kullanılmış olan aynı tüfekten çıktığı tespit edilmiştir.
15. Başvuranların oğlunun öldürülmesini soruşturan savcı, 31 Mayıs 2012 tarihinde, bir adli tıp uzmanı tarafından, yirmi iki mermi kovanının bulunduğu yer ve başvuranların oğlunun vurulduğu yer arasındaki kuş uçuşu mesafenin 1500 metre olduğu ve her iki yer arasında bir kısım binaların olduğu konusunda bilgilendirilmiştir. Bir kalaşnikof tüfeğin azami menzili 800 metreydi; ancak bunun etkili menzili 300-400 metre arasındaydı. Dolayısıyla, başvuranın oğlunun yirmi iki mermi kovanının bulunduğu yerden vurulmuş olması ihtimali oldukça zayıftı. Bunun gerçekleşebilmesinin tek yolu, tüfeğin Ferhat’ın yönünde ve belirli bir açıdan ateşlenmiş olmasıdır; dolayısıyla, belirli hava koşullarının da müsait olması halinde, mermi azami yükseklikten düşüp, ivme kazanıp Ferhat’a isabet etmiş olabilir.
16. Savcı, 5 Haziran 2012 tarihinde, merminin Ferhat’ın vücudundaki çeşitli kemiklerden geçerken deforme olup olmadığını tespit etmek amacıyla adli mercilere tekrar gönderilmesini, bir kalaşnikof tüfeğinin azami etkili menzili ile ilgili bilgi, Ferhat’ın yirmi iki mermi kovanının bulunduğu yerden vurulup vurulmadığını tespit etmek amacıyla bir inceleme yapılmasını, S.A.’nın sorgulanmak üzere yakalanıp önüne getirilmesini, vurulma anında Ferhat’la birlikte yürüyen üç akrabasının, Ferhat’ın yüzünün vurulduğu sırada hangi yöne dönük olduğunu tespit etmek amacıyla bir kez daha sorgulanmasını talep etmiştir. Savcı, aynı gün, ayrıca, 12 Mart 2006 tarihinde bir kısım cep telefonu şirketinden S.A.’nın sahip olduğu cep telefonu numaraları hakkında kendisini bilgilendirmesini talep etmiştir. S.A., savcının yazılarında, soruşturulmakta olan öldürme suçunun muhtemel şüphelisi olarak anılmıştır. 17. Batman Savcısı, 30 Ocak 2008 tarihinde, S.A.’ya kamu güvenliğini kasten tehlikeye düşürme ve ruhsatsız silah ve mühimmat bulundurma suçlarının isnat edildiği konusunda bilgilendirilmiştir. S.A.’yı bulmak mümkün olmadığı için, S.A., Batman Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde gıyabında yargılanmış ve silah taşıdığını veya ateşlediğini kanıtlayacak hiçbir görgü tanığı bulunmadığı gerekçesiyle 14 Eylül 2011 tarihinde beraat etmiştir. S.A.’nın aleyhine olan tek delil, yirmi iki mermi kovanının civarında bulunan bira şişeleri üzerindeki parmak izlerine dair bulguydu; ancak, söz konusu bulgu, S.A.’nın tüfeği ateşlediği sonucuna varmak için yeterli değildi. Savcı, 2 Kasım 2011 tarihinde, S.A.’nın beraatına karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur ve temyiz yargılamaları halen derdestti.
2. Tazminat yargılamaları
18. Bu süre içerisinde, 25 Haziran 2006 tarihinde, başvuranlar, oğullarının ölümü için İçişleri Bakanlığından tazminat talep etmiştir. Talepleri reddedildiğinde, 9 Haziran 2008 tarihinde, Batman Valisi aleyhine idare mahkemeleri nezdinde idari dava açmışlar ve uğradıkları maddi zararlar için tazminat talebinde bulunmuşlardır. Söz konusu talep, 30 Ekim 2009 tarihinde reddedilmiş ve başvuranlar tarafından yapılan temyiz başvurusu da 19 Mart 2013 tarihinde reddedilmiştir.
19. Başvuranlar, ayrıca, 29 Temmuz 2008 tarihinde, İçişleri Bakanlığı aleyhine idare mahkemeleri nezdinde ayrı bir dava açmış ve uğradıkları manevi zarar için tazminat talebinde bulunmuşlardır. Söz konusu dava, 15 Ekim 2009 tarihinde reddedilmiş ve başvuranlar tarafından yapılan temyiz başvurusu da 20 Şubat 2014 tarihinde reddedilmiştir.
3. Anayasa Mahkemesi önündeki yargılamalar
20. Yukarıda anılan tazminat yargılamalarının sonuçlanmasının ardından, başvuranlar, 1 Ağustos 2013 ve 5 Aralık 2014 tarihlerinde, Anayasa Mahkemesi nezdinde iki bireysel başvuru yapmışlar ve diğerlerinin yanında, yetkililerin, oğullarının yaşam hakkını koruyamadığından, savcının öldürülme olayına ilişkin etkili bir soruşturma yürütmediğinden ve kendileri tarafından sunulan tazminat taleplerinin makul bir süre içerisinde incelenmediğinden ve makul olmayan bir şekilde reddedildiğinden şikâyetçi olmuşlardır.
21. Anayasa Mahkemesi iki başvuruyu birleştirmiş ve 20 Nisan 2016 tarihinde karara varmıştır. Anayasa Mahkemesi, elinde yaşam hakkına ilişkin şikâyetin esasa ilişkin boyutunun ihlal edilip edilmediğini incelemesine olanak sağlayacak yeterli delil bulunmaması sebebiyle başvuranların oğullarının öldürülmesine ilişkin şikâyeti inceleyemeyeceğine karar vermiştir. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi, başvuranların oğlunun yaşam hakkına ilişkin şikâyetlerin sadece usule ilişkin boyutunu inceleyebileceğine karar vermiştir. Ancak, Anayasa Mahkemesi, ceza soruşturmasının halen devam etmesinden dolayı söz konusu ceza soruşturmasının etkililiğine ilişkin şikâyetin vaktinden önce yapıldığı ve bu nedenle, bunun etkililiğini inceleyemeyeceğine kanaat getirmiştir. Anayasa Mahkemesi, idari yargılamaların uzunluğunu etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü bakımından incelemiş ve söz konusu yargılamaların makul bir süre içerisinde tamamlanmadığını tespit etmiş ve bunun hızlı soruşturma yürütme yükümlülüğüyle bağdaşmadığına karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, Sözleşme’nin 17. maddesi kapsamında yer alan usuli yükümlülüklerin ihlal edildiğini tespit etmiş ve başvuranlara 30.000 Türk lirası (yaklaşık 9.400 avro) ödenmesine hükmetmiştir. Anayasa Mahkemesi, ayrıca, başvuranlara masraf ve giderleri için 1.998 TL (yaklaşık 625 avro) ödenmesine hükmetmiştir.
22. Taraflar, Mahkeme’ye, Batman Savcısının 5 Haziran 2012 tarihli yazısına ilişkin olarak herhangi bir adım atılıp atılmadığı konusunda bilgi sağlamamıştır (bk., yukarıda 16. paragraf). Ancak, Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan kararından, Batman Savcısının talebine cevaben aşağıdaki adımların atıldığını kaydetmektedir: bir adli tıp laboratuvarı, 18 Haziran 2012 tarihinde, soruşturma savcısını, merminin Ferhat’ın kafasına yatay bir yörünge izleyerek girdiği, ancak sadece Adli Tıp Kurumunun merminin vücuttan geçerken deforme olup olmadığını tespit edebileceği konusunda bilgilendirmiştir. Savcı, ayrıca, etkili menziline ulaştıktan ve bunu aştıktan sonra kalaşnikof tipi bir merminin yüksek hızda mesafe kat edebileceği ve halen potansiyel olarak ölümcül olabileceği konusunda bilgilendirilmiştir.
23. Savcı, bununla beraber, 18 Haziran 2012 tarihinde, iki akrabadan elde edilen bilgilere göre, Ferhat’ın, yüzünü otogar yönüne döndükten sonra aniden yere yığıldığı konusunda bilgilendirilmiştir.
24. Batman Sulh Ceza Mahkemesi, 23 Ekim 2012 tarihinde, polise S.A.’nın başvuranların oğlunun öldürüldüğü tarihteki cep telefonu kayıtlarını incelemesi için izin vermiştir. Polis, daha sonra, S.A.’nın söz konusu günde cep telefonuyla on bir kez görüşme yaptığını ve en son gerçekleştirdiği telefon görüşmesinin saat 18.09’da ve yirmi iki adet boş mermi kovanının bulunduğu yerden yaklaşık iki kilometre uzaklıkta olan bir konumda yapıldığını tespit etmiştir. Ancak, polis memurları, S.A.’nın o gün saat 21.00’a kadar söz konusu konumda bulunmuş olmasının halen mümkün olduğuna kanaat getirmiştir.
25. Daha sonra, S.A. hakkında yakalama emri çıkarılmış, ancak dosyadaki bir belgeye göre, 25 Eylül 2014 tarihi itibarıyla S.A.’yı bulmak halen mümkün değildi.
26. Anayasa Mahkemesinin kararının kabul edildiği sırada, başvuranların oğlunun öldürülmesine ilişkin soruşturmada ilave adımlar atılmıştır. Örneğin, bir arabada kalaşnikof tipi bir tüfek bulunmuş ve söz konusu tüfeğin bir arabaya ateş açılması olayında kullanılmış olduğu tespit edilmiştir (bk., yukarıda 14. paragraf). Söz konusu tüfeğin, ayrıca, başvuranlarının oğlunun öldürülmesinde kullanıp kullanılmadığını tespit etmek üzere ilave adımlar atılmıştır.
ŞİKÂYETLER
27. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2. maddesine dayanarak, davalı Devlet yetkililerinin, oğullarının öldürülmesini önlemek için adım atmadığından şikâyetçi olmuşlardır.
28. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2 ve 13. maddeleri kapsamında, ayrıca, oğullarının öldürülmesine ilişkin olarak etkili bir soruşturma yürütülmediğinden şikâyetçi olmuşlardır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
29. Başvuranlar, oğullarının öldürülmesinin ve buna ilişkin soruşturmaların, Sözleşme’nin 2. maddesini ihlal ettiğinden şikâyetçi olmuşlardır.
A. Başvuranların mağdur statüsü
30. Mahkeme, ilk olarak, Anayasa Mahkemesinin somut başvurunun konusuyla bağlantılı olarak bir karar vermiş olduğu gerçeğini ele almayı uygun görmektedir. Mahkeme, tarafların görüşlerinin teatisinin tamamlanmasından sonra, Hükümetin 8 Mart 2018 tarihinde Mahkeme’ye Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan kararının bir nüshasını gönderdiğini kaydetmektedir. Böylece Mahkeme, başvuranların Anayasa Mahkemesine başvurmuş olduğundan haberdar olmuştur. Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin kararını başvuranlara göndermiş ve başvuranlar, cevap olarak, Mahkeme’ye ek görüş sunmuş ve Mahkeme’ye yapmış oldukları başvurunun konusunun, oğullarının öldürülmesine ilişkin ceza soruşturmasının etkililiği olduğunu iddia etmişlerdir. Başvuranların daha sonra Anayasa Mahkemesine yapmış oldukları başvurunun konusu, oğulların öldürülmesinden dolayı tazminat talep ettikleri yargılamalardı. Nitekim Anayasa Mahkemesi, soruşturmanın halen derdest olduğu gerekçesiyle başvuranların ceza soruşturmasının etkililiğine ilişkin şikâyetlerini reddetmiştir.
31. Hükümet, başvuranların önceki paragrafta özetlenen iddialarına yanıt vermiş ve başvuranların iki başvurunun konusunun aynı olmadığına dair beyanının doğru olmadığını iddia etmiştir. Başvuranlar, Anayasa Mahkemesine başvurmuş ve söz konusu mahkeme önünde, sadece oğullarının öldürülmesine yönelik tazminat talep ettikleri idari yargılamaların uzunluğuna ilişkin şikâyetlerini değil, aynı zamanda oğullarının hayatının korunmadığına ve oğullarının öldürülmesine ilişkin hiçbir etkili soruşturma yürütülmediğine dair iddialarını da sunmuşlardır.
32. Mahkeme, somut başvurunun Mahkeme’ye 30 Haziran 2011 tarihinde yapılmış olduğunu, ancak Anayasa Mahkemesinin henüz bireysel başvuruları kabul etmeye başlamadığını kaydetmektedir; Anayasa Mahkemesi hukuk yolu, 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir ve söz konusu hukuk yolu, 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen tüm kararlar bakımından uygulanabilirdir. Mahkeme, somut davadakilerle kıyaslanabilir konulara ilişkin bir kısım kararda, Hükümetin, Anayasa Mahkemesi hukuk yolunun yürürlüğe girmesinden önce Mahkeme’ye başvurularını yapmış olan ve davaları halen söz konusu hukuk yolunun yürürlüğe girmesinden sonra Mahkeme tarafından incelenme aşamasında olan başvuranların Anayasa Mahkemesine başvurmayarak iç hukuk yollarını tüketme yükümlülüğüne uymadıklarına dair iddialarını reddetmiştir (bk., yakın dönemde, İncin/Türkiye, no. 3534/06, § 22, 9 Ocak 2018 ve burada anılan davalar).
33. Bununla birlikte, yukarıda açıklandığı üzere, başvuranlar, Mahkeme’ye somut başvuruyu yaptıktan sonra yürürlüğe girmiş olan Anayasa Mahkemesi hukuk yolunu somut başvuruda tüketmişlerdir. Yukarıda özetlendiği üzere (bk., 20. paragraf) ve Hükümet tarafından belirtildiği üzere (bk., yukarıda 31. paragraf), başvuranlar, söz konusu mahkemeye yapmış oldukları başvurularında, diğerlerinin yanında, ulusal mercilerin oğullarının yaşam hakkını korumak için adım atmadığından ve soruşturma mercilerinin oğullarının öldürülmesine ilişkin olarak etkili soruşturma yürütmediğinden şikayetçi olmuşlardır. Her iki şikâyet de somut başvuruda Mahkeme’nin inceleme konusudur. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi tarafından söz konusu hususlarda ulaşılan sonuçlar, Mahkeme’nin başvuranların iddialarını incelemesi için uygundur.
34. Anayasa Mahkemesinin başvuranların oğlunun yaşam hakkının ihlal edildiğine dair tespitinin, somut başvuruda inceleme konusu olan başvuranların şikâyetleri için tazmin anlamına geldiğinin iddia edilebilir olduğu ölçüde, söz konusu tespitin, başvuranların oğlunun öldürülmesinden dolayı tazminat talep ettikleri idari yargılamaların aşırı uzunluğuyla sınırlı olduğu not edilmelidir. Yukarıda açıklandığı üzere, Anayasa Mahkemesi ceza soruşturmasında iddia olunan eksiklikleri incelememiştir. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkına ilişkin şikâyetin esasa ilişkin boyutunun ihlal edilip edilmediğini incelemesine olanak sağlayacak yeterli delil bulunmadığına karar vermesi sebebiyle başvuranların, yetkililerin oğullarının yaşam hakkını korumak için adım atmadığına dair şikâyetini incelememiştir.
35. Mahkeme, yukarıdaki hususlar ışığında, başvuranların halen somut başvurunun konusu olan şikâyetleri bakımından Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında mağdur olduklarını iddia edebilecekleri kanaatindedir.
B. Hükümetin Beyanları
36. Hükümet, başvuranların oğlunun öldürülmesine ilişkin olarak etkili soruşturma yürütüldüğünü ve ulusal mercilerin delillerin toplanması için tüm makul önlemleri aldığını ve ellerindeki tüm bilgileri dikkatli bir şekilde incelediğini ileri sürmüştür. Batman Savcısı, bu bağlamda, derhal soruşturma açmış ve olayın vuku bulmasından yarım saat sonra iki polis memuru bölgeye gidip delil aramış ve olay yerinin fotoğraflarını çekmiştir. İki polis memurunun, raporlarında, ziyaretlerinin tarihini ve zamanını koymayı sehven unutmalarına rağmen (bk., yukarıda 6. paragraf), olay gerçekleştikten sonra derhal olay yerine gitmiş oldukları açıktı. Ayrıca, bir kısım olay yeri araştırmacısı, aynı akşam olay yerini ziyaret etmiş ve saat 23.00’a kadar incelemelerini tamamlamışlardır (bk., yukarıda 7. paragraf).
37. Hükümet, Türkiye’deki savcıların olay yerine gitmek zorunda olmadıklarını, zira onların bunu yapmaları için hiçbir yasal yükümlülüğü bulunmadığını iddia etmiştir. Her halükarda, Ferhat Yaman derhal hastaneye götürülmüştür ve bu nedenle, savcının olay yerinde olması için hiçbir neden bulunmamaktaydı. Ayrıca, savcı, daha önce, olay yerinde gerekli adımların atılması emrini vermiş ve bizzat ölü muayenesine katılmıştır.
38. Polis memurları, yakında bulunan iki sakini ve ilgili zamanda Ferhat Yaman ile birlikte yürümüş olan iki kişiyi sorgulamıştır. Yirmi iki boş mermi kovanı ve bir arabaya ateş açılması ve başvuranların oğlunun öldürülmesi arasında hiçbir net bağlantı olmamasına rağmen, yetkililer, açık görüşlü davranmış, soruşturmayı başvuranların oğlunun vurulmasına ilişkin tüm yönleri kapsayacak şekilde genişletmiş ve tüm olasılıkları dikkate almıştır.
C. Başvuranların beyanları
39. Başvuranlar, Hükümetin yukarıda anılan beyanlarına yanıt vermiş ve olayın saat 20.30’da vuku bulduğu, ancak olay yeri görevlilerinin, olay yerine saat 21.45’e kadar gelmediklerini iddia etmişlerdir. İki polis memuru tarafından hazırlanan raporda kendilerinin olay yerini derhal ziyaret ettiklerini gösteren hiçbir zaman veya tarih bulunmamaktaydı. Her halükarda, söz konusu iki polis memuru, olay yeri görevlisi olarak eğitilmemişti.
40. Başvuranların oğlunun öldürülmesinde kullanılan tüfekten çıkan mermi kovanını bulmak amacıyla olay yeri ve etrafındaki bölgeler aranmamış ve savcı olay yerine gitmemiştir.
41. Ayrıca, soruşturma mercileri, olayın görgü tanıklarını bulmak için hiçbir gerçek çaba sarf etmemiştir; başvuranlara göre, soruşturma mercilerinin herhangi birinin bir şey görüp görmediğini tespit etmek amacıyla onlarca kişiyi sorgulamış olması gerekiyordu.
42. Yetkililerin etkili soruşturma yürütmedikleri iddialarını desteklemek amacıyla, başvuranlar Babat ve Diğerleri / Türkiye (no. 44936/04, 12 Ocak 2010) davasına atıfta bulunmuş ve oğullarının öldürülmesinin ve buna ilişkin soruşturmadaki başarısızlıkların, söz konusu davada Mahkeme’nin kararının konusuyla benzer olduğunu iddia etmiştir.
43. Başvuranlar, ayrıca, Mahkeme’nin 18 Nisan 2012 tarihinde başvurularını davalı Hükümete bildirmeden önce, oğullarının öldürülmesi ve yirmi iki mermi kovanının bulunması arasında soruşturma mercileri tarafından hiçbir bağlantının tespit edilmediğini ileri sürmüşlerdir (bk., yukarıda 15. paragraf). Yetkililer, Mahkeme’ye etkili bir soruşturmanın yürütülmüş olduğu izlenimi vermek amacıyla söz konusu iki olayı birbirine bağlamaya çalışmıştır. Her halükarda, söz konusu olay, başvuranların oğlunun öldürülmesinden yaklaşık iki gün sonra ve onun öldürüldüğü yerden 1500 metre uzaklıkta gerçekleşmiştir.
44. Benzer bir şekilde, bir arabaya ateş açılmasına ilişkin olay (bk., yukarıda 14. paragraf), başvuranların oğlunun öldürülmesinden on bir gün önce ve yaklaşık beş kilometre uzakta olan bir konumda gerçekleşmiştir. Bu nedenle, söz konusu olayın neden Hükümetin görüşlerinde belirtildiği açık değildi.
D Mahkemenin değerlendirmesi
1. Ulusal mercilerin başvuranların oğlunun yaşam hakkını korumadığı iddiasına ilişkin şikâyet
45. Mahkeme, Sözleşme’nin 2 § 1 maddesinin ilk cümlesinin, Devletin sadece kasti ve hukuka aykırı olarak herhangi bir kimsenin yaşamına son vermekten kaçınmasını değil, aynı zamanda yetkisi dahilinde bulunan kişilerin hayatlarını korumak için uygun adımlar atmasını da gerektirdiğini yinelemektedir (bk. L.C.B./Birleşik Krallık, 9 Haziran 1998, § 36, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998‑III).
46. Modern toplumların yönetilmesindeki güçlükler, insan davranışının tahmin edilemezliği, öncelikler ve kaynaklar açısından yapılması gereken fiili tercihler göz önüne alındığında, pozitif yükümlülüğünün kapsamı, makamlara imkânsız veya ölçüsüz bir yük getirmeyecek şekilde yorumlanmalıdır. Bu doğrultuda, her yaşam riski iddiası için yetkililerin, bu riskin gerçekleşmesini engellemek için fiili tedbirler almasına yönelik bir Sözleşme gereksinimini yerine getirmesi beklenemez. Pozitif bir yükümlülüğün ortaya çıkması için, yetkililerin kimliği tespit edilmiş bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve mevcut zamanda var olan bir riskin varlığını yetkililerin bildiği veya ilgili zamanda bilmesi gerektiği ve durumun böyle olması halinde, makul bir şekilde değerlendirildiğinde, yetkileri kapsamında, söz konusu riskin gerçekleşmesini önlemek için alınması beklenen tedbirleri almadıkları tespit edilmelidir (bk., Keenan / Birleşik Krallık, no. 27229/95, § 89 AİHM 2001-III ve burada anılan karar).
47. Somut başvurunun olaylarına bakıldığında, Mahkeme, başvuranların, oğullarının neden yetkililer tarafından yaşamının korunması için önleyici adımlar atılmasını gerektiren belirli bir risk altında olduğunu belirtmediklerini kaydetmektedir. Nitekim başvuranlar, kendilerinin veya oğullarının daha önce ulusal mercilere gidip korunma talebinde bulunduğunu veya yetkililerin onun yaşamına yönelik herhangi bir riskten haberdar olduğunu göstermek için Mahkeme’ye herhangi bir belge sunmamışlar ve buna yönelik bir iddiada bulunmamışlardır.
48. Yukarıda atıfta bulunulan kararlarda tesis edilen ilkeler göz önüne alındığında, Mahkeme, ulusal mercilerin başvuranların oğlunun yaşam hakkını koruduğuna karar vermiştir.
2. Öldürülme olayına ilişkin soruşturmanın etkililiğine dair şikâyet
49. Mahkeme, Sözleşme’nin 1. maddesi kapsamında Devletin “yetki alanı dahilindeki kişilerin Sözleşme’de tanımlanan haklarını ve özgürlüklerini koruma” genel görevi ile birlikte değerlendirilen Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün, güç kullanımı sonucunda hayatını kaybeden kişilerin ölümünü araştırmak için etkili resmi bir soruşturma açılmasını dolaylı olarak gerektirdiğini yinelemektedir (bk., Mustafa Tunç ve Fecire Tunç / Türkiye [BD], no. 24014/05, § 169, 14 Nisan 2015 ve burada atıfta bulunulan dava). Bu bağlamda, Mahkeme, bu yükümlülüğün söz konusu öldürülme olayının Devletin bir görevlisi tarafından işlendiğinin belli olduğu durumlar ile sınırlı olmadığına dikkat çekmektedir (bk., Salman / Türkiye [BD], no. 21986/93, § 105, AİHM 2000-VII).
50. Bu bağlamda, Mahkeme, taraflar tarafından kendisine sunulan ve yukarıda özetlenen belgeleri inceledikten sonra, başvuranlar tarafından ileri sürülenlerin aksine, ulusal merciler tarafından söz konusu öldürülme olayını soruşturmak için yeterince etkili bir soruşturma yürütüldüğü kanaatindedir.
51. Soruşturma mercileri tarafından atılan adımlar yukarıda özetlenmiştir (bk., 5 ve 17. paragraflar). Mahkeme, incelemesini soruşturmanın başvuranlar tarafından vurgulanmış olan belirli yönleriyle sınırlayacaktır.
52. Mahkeme, ilk olarak, başvuranların özellikle iki polis memuru tarafından hazırlanan raporda olay yerini ziyaret ettikleri tarihi ve zamanı gösteren hiçbir veri girişinin olmadığını eleştirdiklerini gözlemlemektedir. Mahkeme, söz konusu raporun içeriğini incelemiştir ve raporun vurulma olayının hemen ardından iki polis memurunun olay yerine ziyaretiyle ilgili olduğu kanaatindedir. Bu nedenle, Mahkeme, polis memurlarının raporda ziyaretlerinin tarihini ve zamanını belirtmemesinin, soruşturmanın genel olarak etkililiğini olumsuz etkileyebilecek olan ciddi bir başarısızlık anlamına gelmediği kanaatindedir. Her halükarda, olay yerinin aynı akşam saat 21.45’te eğitimli olay yeri görevlileri tarafından ziyaret edildiği ve incelendiği konusunda taraflar arasında hiçbir ihtilaf bulunmamaktadır (bk., yukarıda 7. paragraf).
53. Bununla beraber, somut başvuru koşullarında, Mahkeme, savcının olay yerine gitmemesinin, soruşturmanın genel olarak etkililiği üzerinde olumsuz bir etkisi olduğu kanaatinde değildir. Kabul edilmelidir ki, Mahkeme, bir kısım kararında, savcıların olay yerine ziyarete gitmemesinin bir eksiklik olduğuna karar vermiştir. Ancak, söz konusu davaların, kolluk personeli tarafından işlenen cinayetlerle ilgili olduğu ve bu itibarla, delilleri toplayanların ve delillerin toplanmasını denetleyenlerin bağımsızlığının ve tarafsızlığının, soruşturmaların genel olarak etkililiği için oldukça önemli olduğu vurgulanmalıdır (bk., diğerlerinin arasında, Gülbahar Özer ve Diğerleri/Türkiye, no. 44125/06, §§ 62-63, 2 Temmuz 2013; Cangöz ve Diğerleri/Türkiye, no. 7469/06, §§ 125-126, 26 Nisan 2016; ve Mihdi Perinçek/Türkiye, no. 54915/09, § 65, 29 Mayıs 2018). Somut davada, herhangi bir kolluk personelinin başvuranların oğlunun öldürülmesi olayına karıştığına dair hiçbir iddia bulunmamaktadır ve başvuranlar, polis memurlarının veya olay yerini savcının yokluğunda ziyaret edip delil toplamış olan olay yeri görevlilerinin bağımsızlığını ve tarafsızlığını sorgulamamaktadır.
54. Başvuranlar, ayrıca, tüfekten çıkan mermi kovanını bulmak için bölgede hiçbir araştırma yürütülmediğini ve soruşturma mercilerinin, olayın görgü tanıklarını bulmak için hiçbir gerçek çaba sarf etmediğini iddia etmişlerdir. Mahkeme, polis memurlarının (bk., yukarıda 6. paragraf) ve olay yeri görevlilerinin (bk., yukarıda 7. paragraf) ziyaretlerine ilişkin raporlara göre, aslında vurulmaya ilişkin delil bulmak amacıyla bölgede arama yapıldığını kaydetmektedir. Ayrıca, yetkililer, vurulma olayının iki yakın görgü tanığını ve vurulma anında yakınlarda bulunan başka iki tanığı sorgulamışlardır (bk., yukarıda 8. paragraf). Mahkeme, soruşturma mercilerinin çevrede başka kişilerle karşılaşmış olsalardı onları da sorgulayacaklarından şüphe duymak için hiçbir neden görmemektedir.
55. Mahkeme, ayrıca, başvuranların, davalı Hükümete 18 Nisan 2012 tarihinde başvurularının iletilmesinden önce, oğullarının öldürülmesi ve yirmi iki mermi kovanının bulunması ve bir araca ateş açılması arasında soruşturma mercileri tarafından hiçbir bağlantının kurulmadığına dair iddiasını kaydetmiştir (bk., yukarıda 43. paragraf). Başvuranlara göre, yetkililer, Mahkeme’ye etkili bir soruşturmanın yürütülmüş olduğu izlenimi vermek amacıyla söz konusu olayları birbirine bağlamaya çalışmıştır.
56. Söz konusu iddiaya cevaben, Mahkeme, soruşturma mercileri tarafından olay tarihi - 12 Mart 2006 - ve savcının daimi arama emri çıkarmaya karar verdiği tarih - 22 Mayıs 2007 - arasında atılan adımların, başvuranların oğlunun öldürülmesine ilişkin etkili bir soruşturma yürütüldüğünü göstermek için yeterli olduğunu vurgulamalıdır. Dolayısıyla, Mahkeme’nin, başvurunun Hükümete iletilmesinden sonra soruşturma mercileri tarafından atılan adımlara ilişkin çıkarımda bulunması gerekli değildir. Mahkeme, her halükarda, daimi arama emri uyarınca, başvuranların oğlunun öldürülmesine ilişkin soruşturmanın halen açık olduğunu ve 12 Mart 2021 tarihine kadar açık kalacağını kaydetmektedir (bk., yukarıda 13. paragraf) ve 2012 yılından sonra atılan adımların başvuranların oğlunun ölümüne ilişkin koşulları aydınlatmak için anlamlı çabalar olduğuna kanaat getirmektedir.
57. Başvuranların aktif olarak katılabildiği soruşturmanın tümünü göz önüne alarak, Mahkeme, ulusal mercilerin faili bulmak için kendilerinden makul olarak beklenebilecek her şeyi yaptıkları sonucuna varmaktadır.
58. Bu nedenle, Mahkeme, ulusal mercilerin başvuranların iddialarına ilişkin olarak etkili bir soruşturma yürüttüğü sonucuna varmaktadır ve soruşturmadan hiçbir sonuç elde edilmemiş olmasının, yetkililerin suçlanabileceği anlamına gelmediğine kanaat getirmektedir. Mahkeme, bu bağlamda, etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün bir sonuç yükümlülüğü olmadığını, bir araç yükümlülüğü olduğunu ve her soruşturmanın başarılı bir sonuca ulaşamayacağını yinelemektedir (bk., Mikheyev / Rusya, no. 77617/01, § 107, 26 Ocak 2006 ve burada anılan davalar).
59. Yukarıda anılan hususlar ışığında, Mahkeme, başvuranların şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna ve Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 31 Ocak 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley Naismith Robert Spano
Yazı İşleri Müdürü Başkan
Full & Egal Universal Law Academy