AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 74785/10
Demyan YANKOVOY ve Rezzak ALIYEV / Türkiye
Başkan,
Julia Laffranque,
Yargıçlar,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 3 Ekim 2017 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 22 Aralık 2010 tarihinde yapılmış yukarıdaki başvuruyu göz önünde bulundurarak, davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere karşılık olarak başvuranlar tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLAR
1. Başvuranlar Demyan Yankovoy ve Rezzak Aliyev, sırasıyla 1976 ve 1975 doğumlu Ukrayna ve Azerbaycan vatandaşları olup, şu anda Ukrayna’da cezaevinde bulunmaktadırlar. Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat A. Yılmaz tarafından temsil edilmektedirler. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmektedir.
A.Davanın koşulları
2. Davanın koşulları, taraflar tarafından ibraz edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Ukrayna makamları, 2001 yılında, haklarındaki arama emrinden ve devam etmekte olan ceza soruşturmasından hareketle, başvuranların Türkiye’den iadelerini talep etmişlerdir. Başvuranların suç örgütüne üye olduklarından ve cinayet işlediklerinden şüphelenilmiştir.
4. Başvuranlar, 15 Ekim 2001 ila 4 Şubat 2002 tarihleri arasında, iade işlemleri tamamlanıncaya dek tutulmuşlardır. İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi, 7 Aralık 2001 tarihinde, başvuranların iadesine dair talebin askeri veya siyasi nitelikte bir suça ilişkin olmadığına hükmetmiştir. Bakanlar Kurulu, 15 Mart 2002’te gerçekleşmesi öngörülen başvuranların Ukrayna’ya iadesini 4 Şubat 2002 tarihinde onaylamıştır.
5. Başvuranlar, 14 Mart 2002 tarihinde, yani iadenin gerçekleştirileceği günden önceki gece cezaevinde cinayet işlemişlerdir. Sonuç olarak, tüm iade işlemleri askıya alınmış ve başvuranlar hakkında ceza soruşturması başlatılmıştır. Başvuranlar, cinayetten suçlu bulunarak hapis cezasına mahkûm edilmişlerdir.
6. Başvuranların cezalarının infaz edilmesinin ardından serbest bırakılacakları tarih 27 Kasım 2010 olarak belirlenmiştir. Görevli savcı, iade işlemlerini devam ettirmek amacıyla, 4 Şubat 2002 tarihinde verilen iade kararı doğrultusunda hareket ederek, başvuranlar hakkında iade işlemi gerçekleştirilene kadar geçici tutuklama kararı aldırmak üzere İstanbul Sulh Ceza Mahkemesine başvurmuştur.
7. İstanbul Sulh Ceza Mahkemesi, 22 Kasım 2010 tarihinde, başvuranların 27 Kasım 2010 tarihinden Ukrayna’ya iade edilecekleri tarihe kadar tutulmalarına hükmetmiştir. Söz konusu karar, Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi’nin 16 ve 18. maddeleri ile Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100 ve 101. maddeleri uyarınca verilmiştir.
8. Birinci başvuran Demyan Yankovoy, 25 Kasım 2010 tarihinde, yerel makamlara başvurarak sığınma talebinde bulunmuştur. Başvurusunda, Ukrayna’ya iade edildiği takdirde gerçek bir kötü muamele riski altında olacağını ifade etmiştir. Ayrıca, başvurusunda, bu riskin, kendisini ve diğer başvuranı, Ukrayna’ya iade edilmek yerine ömür boyu hapis ile cezalandırılabilecek ciddi bir suç işleme riskine girmek zorunda bırakacak derecede ciddi olduğunu belirtmiştir. Başvurusuna yanıt alamamıştır.
9. Birinci başvuran, 26 Kasım ve 2 Aralık 2010 tarihlerinde, 22 Kasım 2010 tarihli kararına karşı İstanbul Sulh Ceza Mahkemesine iki kez itirazda bulunarak serbest bırakılmasını talep etmiştir. Başvuranın itirazları, 10 Aralık 2010 tarihinde reddedilmiştir.
10. Birinci başvuran, 11 Ocak 2011 tarihinde Ukrayna’ya iade edilmiştir.
11. Bu süre zarfında, ikinci başvuran Rezzak Aliyev, 14 Aralık 2010 tarihinde, birinci başvuran ile aynı gerekçeleri öne sürerek sığınma talebinde bulunmuştur.
12. 19 Ocak 2011 tarihinde, ikinci başvuranın sığınma talebinin reddine ilişkin karar kendisine tebliğ edilmiştir. Daha sonra, başvuran, bu karara karşı İçişleri Bakanlığına itirazda bulunmuştur.
13. İçişleri Bakanlığı, 23 Şubat 2011 tarihinde, ikinci başvurana, sığınma ve ikincil koruma talebinin reddedildiğini ve dolayısıyla davasının kapandığını bildirmiştir.
14. İkinci başvuran, 25 Şubat 2011 tarihinde Ukrayna’ya iade edilmiştir.
B. İlgili iç hukuk
15. Olayın gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan Ceza Kanunu’nun 18. maddesinin ilgili bölümü aşağıdaki gibidir:
“1. Yabancı bir ülkede işlenen veya işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle hakkında ceza kovuşturması başlatılan veya mahkûmiyet kararı verilmiş olan bir yabancı, talep üzerine, kovuşturmanın yapılabilmesi veya hükmedilen cezanın infazı amacıyla geri verilebilir. Ancak, geri verme talebine esas teşkil eden fiil;
a. Türk kanunlarına göre suç değilse,
b. Düşünce suçu veya siyasi ya da askerî suç niteliğinde ise,
c. Türkiye Devletinin güvenliğine karşı, Türkiye Devletinin veya bir Türk vatandaşının ya da Türk kanunlarına göre kurulmuş bir tüzel kişinin zararına işlenmişse,
d. Türkiye’nin yargılama yetkisine giren bir suç ise,
e. Zamanaşımına veya affa uğramış ise,
Geri verme talebi kabul edilmez.
2. Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler hariç olmak üzere, vatandaş suç sebebiyle yabancı bir ülkeye verilemez.
3. Kişinin, talep eden devlete geri verilmesi halinde ırkı, dini, vatandaşlığı, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi görüşleri nedeniyle kovuşturulacağına veya cezalandırılacağına ya da işkence ve kötü muameleye maruz kalacağına dair kuvvetli şüphe sebepleri varsa, talep kabul edilmez.
4. Kişinin bulunduğu yer ağır ceza mahkemesi, geri verme talebi hakkında bu madde ve Türkiye’nin taraf olduğu ilgili uluslararası sözleşme hükümlerine göre karar verir. Bu karara karşı temyiz yoluna başvurulabilir.
5. Mahkeme geri verme talebinin kabul edilebilir olduğuna karar verirse, bu kararın yerine getirilip getirilmemesi Bakanlar Kurulunun takdirine bağlıdır.
6. Geri verilmesi istenen kişi hakkında koruma tedbirlerine başvurulmasına, Türkiye’nin taraf olduğu ilgili uluslararası sözleşme hükümlerine göre karar verilebilir.
7. Geri verme talebinin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi halinde, ayrıca Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine göre tutuklama kararı verilebilir veya diğer koruma tedbirlerine başvurulabilir.
...”
16. 5 Mayıs 2016 tarihinde Cezaî Konularda Uluslararası Adlî İş Birliği Kanunu (6706 sayılı Kanun) yürürlüğe girmiştir. Bu Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte, 18. madde yürürlükten kaldırılmıştır.
17. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 100. maddesinin lafzı Lütfiye Zengin ve Diğerleri / Türkiye (no. 36443/06, § 27, 14 Nisan 2015) kararında belirtilmiştir. Kanun’un 100 ve 101. maddelerinde, Türkiye’de bireyler hakkında açılan ceza soruşturmaları ve davaları bağlamında tutuklama kararı verilmesine ve bu kararın uzatılmasına ilişkin gerekçeler, koşullar ve usuller belirtilmektedir.
B.İlgili uluslararası hukuk
18. 13 Aralık 1957 tarihinde Paris’te imzalanmış olan ve 11 Mayıs 1986 tarihinde yürürlüğe giren Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi aşağıdaki gibidir:
Madde 1 - Suçluyu İade Mecburiyeti
“Âkid Taraflar, aşağıdaki maddelerde tâyin edilen kaide ve şartlar dahilinde, kanunları ihlâlden dolayı takip edilen veya iadeyi talebeden tarafın adlî mercilerince bir ceza veya emniyet tedbirlerinin infazı için aranan şahısları karşılıklı olarak teslim etmeyi taahhüt ederler.”
Madde 16- Muvakkat Tevkif
“1. Müstacel hallerde, iadeyi talep eden tarafın salâhiyetli makamları istenen şahsın muvakkat tevkifini talep edebilirler. Kendisinden iade talep edilen tarafın salâhiyetli makamları ise bu talep hakkında işbu Tarafın kanunlarına tevfikan karar vereceklerdir. ...
4. Muvakkat tevkif, tevkifi takip eden 18 günlük müddet zarfında talep edilen tarafa iade talebinin tevdi edilmemesi halinde sona erer...
Muvakkat tevkif hiçbir suretle tevkiften sonra 40 günü tecavüz edemez.”
Madde 18- İade Edilen Şahsın Teslimi
“1. Kendisinden iade talep edilen Taraf, iade hakkındaki kararın 12 inci maddenin 1inci paragrafında derpiş olunan yoldan talep eden Tarafa bildirir.
2. Tam veya kısmi ret halinde mucip sebep gösterilecektir.
3. Talebin kabul edilmesi halinde talep eden Tarafa teslim mahal ve tarihi ile istenen şahsın iade edilmek üzere ne kadar müddet mevkuf tutulduğu hakkında malûmat verilecektir.
4. Talep edilen şahıs, tespit olunan tarihte teslim alınmadığı takdirde, işbu maddenin 5inci paragrafında derpiş olunan mahfuz kalmak kaydıyla, bu tarihten itibaren 15 günlük bir müddetin hitamında serbest bırakılabilir; her halükârda 30 günlük bir müddetin geçmesinden sonra serbest bırakılacaktır. Kendisinden iade talep edilen Taraf bu şahsı aynı suçtan dolayı iade etmeyi reddedebilir.
5. Bir Taraf, iade edilecek şahsı mücbir sebepten dolayı teslim veya kabul edememesi halinde diğer Tarafı haberdar edecektir. İki Taraf yeni bir teslim tarihi üzerinde mutabık kalacaklar ve işbu maddenin 4 üncü paragrafı hükümleri tatbik olunacaktır.”
ŞİKÂYET
19. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamında, iade edilmek üzere tutulmalarına yönelik olarak İstanbul Sulh Ceza Mahkemesi tarafından verilen 22 Kasım 2010 tarihli kararın kanuna uygun olmadığı hususunda şikâyette bulunmuşlardır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
20. Hükümet, birinci başvuranın aksine, 22 Kasım 2010 tarihli karara itiraz etmediği için, ikinci başvuranın mevcut iç hukuk yollarını tüketmediğini belirtmiştir. Hükümet, ayrıca, başvuranların 27 Kasım 2010 tarihinden itibaren söz konusu olan tutukluluk hallerinin, olayın gerçekleştiği dönemde halen yürürlükte olan Ceza Kanunu’nun 18. maddesi ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100 ve 101. maddelerine dayandığını belirtmiştir.
21. Başvuranlar, ikinci başvuranın, 22 Kasım 2010 tarihli karara itiraz edemediğini, zira söz konusu kararın kendisine tebliğ edilmediğini belirtmişlerdir. Ayrıca, Hükümetin görüşlerinin aksine, tutukluluklarının iç hukukta herhangi bir yasal dayanağının olmadığını ileri sürmüşlerdir.
22. Mahkeme, başvuru aşağıda belirtilen nedenlerle her hâlükârda kabul edilemez olduğundan, Hükümetin ikinci başvuranla ilgili itirazını incelemeyi gerekli görmemektedir.
23. Mahkeme, öncelikle söz konusu tutukluluk süresinin Sözleşme’nin 5 § 1 (f) maddesiyle uyumlu olup olmadığını tespit etmek için, özgürlükten yoksun bırakma işleminin, (a) ila (f) bentleri arasında belirtilmiş olan istisnalardan birinin kapsamına girip girmediğinin ve buna ek olarak “kanuna uygun” olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğini yineler. “Yasayla öngörülmüş bir usulün” takip edilip edilmediği hususu da dahil olmak üzere, tutukluluğun “kanuna uygunluğu” söz konusu olduğunda, Sözleşme esasen ulusal hukuka atıfta bulunur ve ulusal hukukun esas ve usullerine uyma yükümlülüğünü getirir (bk. Gallardo Sanchez / İtalya, no. 11620/07, § 36, AİHM 2015, ve Khlaifia ve Diğerleri / İtalya [BD], no. 16483/12, § 91, AİHM 2016 (alıntılar)).
24. Somut davada, Mahkeme, İstanbul Sulh Ceza Mahkemesinin, 22 Kasım 2010 tarihinde, Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi’nin 16 ve 18. maddeleri ile Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100 ve 101. maddeleri uyarınca, başvuranların 27 Kasım 2010 tarihinden iade edilecekleri tarihe kadar tutulmalarına karar verdiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, başvuranların Ukrayna’ya iade edilmelerine Bakanlar Kurulu tarafından hâlihazırda karar verilmiş olması nedeniyle, Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi’nin 16 ve 18. maddelerinin, tutukluluk kararının verildiği tarihte başvuranların hukuki statüleri konusuyla ilgisinin olmadığının anlaşıldığını belirtmektedir (bk. yukarıda par. 4 ve 18).
25. Öte yandan, olayın gerçekleştiği dönemde yürürlükte olan Ceza Kanunu’nun 18. maddesine göre, kişinin tutuklanması veya Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca başka bir adli kontrol önlemi alınması, iade talebinin kabul edilebilir bulunması halinde, yani henüz Bakanlar Kurulu tarafından iade kararı alınmamış olsa dahi söz konusu olabilmekteydi (bk. yukarıda par. 15). Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100 ve 101. maddelerinde, bireyler hakkında açılan ceza soruşturmaları ve davaları bağlamında tutuklama kararı verilmesine ve bu kararın uzatılmasına ilişkin gerekçe, koşul ve usullerin belirtildiğini, ancak iade işlemlerinin bu kapsamda yer almadığını belirtmiştir. Ancak, Mahkeme, Ceza Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca, iade işlemlerinin tamamlanmasının ve iade talebinin kabul edilmesinin ardından, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100 ve 101. maddeleri uyarınca kişinin tutuklanmasının mümkün olduğunu ifade etmiştir.
26. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranların, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100 ve 101. maddeleri kapsamında, 27 Kasım 2010 tarihinden itibaren tutulmalarının iç hukukta yasal bir dayanağının olduğu, yani başvuranların söz konusu tutukluluk hallerinin, olayın gerçekleştiği dönemde halen yürürlükte olan Ceza Kanunu’nun 18. maddesine dayandığı sonucuna varmıştır (karş. R.M. / Türkiye, no. 81681/12, § 56, 13 Haziran 2017). Bu koşullar altında, Mahkeme, başvuranların 27 Kasım 2010 tarihinden iade tarihine kadar süren tutukluluk hallerinin iç hukuka uygun olmadığını gösteren herhangi bir delil bulmadığını belirtmektedir. Mahkeme, ayrıca, başvuranların söz konusu tutukluluk hallerinin, öngörülenin dışında bir amaç taşıdığını gösteren herhangi bir bilgiye de rastlamamıştır.
27. Buna ek olarak, Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 1 (f) maddesi kapsamına giren herhangi bir özgürlükten yoksun bırakma işleminin yalnızca iade işlemleri sürdüğü müddetçe haklı görüleceğini ve söz konusu iade işlemlerinin gerekli titizlik gösterilerek yürütülmemesi durumunda tutukluluk halinin devam etmesine izin verilemeyeceğini yineler (Quinn / Fransa, 22 Mart 1995, §48, Seri A no. 311 ve Chahal / Birleşik Krallık, 15 Kasım 1996, § 113, Hüküm ve Karar Derlemeleri 1996-V).
28. Bu bağlamda, Mahkeme, iki başvuranın Ukrayna’ya iade edilene kadar sırasıyla kırk beş ve doksan bir gün boyunca tutulduklarını gözlemlemektedir. Söz konusu süreler makul görünmektedir. Ayrıca, başvuranlar, Mahkeme önünde, ulusal makamların ivedilikle hareket etmedikleri gibi bir iddiada bulunmamışlardır. Taraflarca sunulan belgelerde de 27 Kasım 2010 tarihinden itibaren gerekçesiz gecikmeler olduğuna dair herhangi bir bilgi yer almamaktadır.
Dolayısıyla, Mahkeme, başvurunun, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 (a) ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 26 Ekim 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy