AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 44281/18
Sebahat YARAŞIR ve Diğerleri / Türkiye
Başkan
Jon Fridrik Kjølbro,
Hâkimler
Egidijus Kūris
Branko Lubarda
Pauliine Koskelo,
Jovan Ilievski,
Gilberto Felici,
Saadet Yüksel
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 18 Ekim 2022 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
4 Eylül 2018 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu,
Başvurunun Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi kararını;
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak
Gerçekleştirilen müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
1. Başvuru, Sivas’ta bulunan Bakırtepe altın madeni ve başvuranların bu madenle ilgili çevresel etki değerlendirme (“ÇED”) olumlu raporunu iptal ettirme girişimlerine ilişkindir.
OLAYLAR
2. Detayları Ek’te yer alan başvuranlar, Ankara Barosuna bağlı avukat M. Horuş tarafından temsil edilmiştir.
3. Hükümet, kendi görevlisi Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir.
4. Dava konusu olaylar aşağıdaki gibi özetlenebilir.
ÇED raporu ve birinci idari yargılama süreci5. Çevre ve Ormancılık Bakanlığı (“Bakanlık”) 13 Mart 2013 tarihinde siyanürle çözündürme tekniği ile Bakırtepe madeninden altın çıkartılması hususundaki ÇED raporunu onaylayan kararı özel bir işletmeci olan Demir Export A.Ş.’ye (“işletmeci”) sunmuştur.
6. Başvuranlar, çeşitli meslek kuruluşları, kültür dernekleri ve bir maden işçileri sendikası ile birlikte Bakanlık kararının iptali için Sivas İdare Mahkemesine başvurmuştur. Başvuranlar, diğerlerinin yanı sıra, ÇED raporunda madenin yapılması ve işletilmesinin yerel nüfusun geçimini sağladığı hayvancılık, tarım ve arıcılık üzerindeki etkilerinin hiç tartışılmadığını ileri sürmüşlerdir. Ayrıca raporun, altın madeninin işletilmesinin su kaynakları üzerindeki yakın tarihteki ve gelecekteki etkisine ilişkin herhangi bir bulgu içermediğini de belirtmişlerdir. Madenin işletilmesi için kullanılması öngörülen suyun nüfus için su kıtlığına ve mevcut su kaynaklarının kirlenmesine yol açacağı şeklindeki endişelerini dile getirmişlerdir. Ayrıca, halkla istişare sürecinin yerel düzenlemelere uygun olmadığından şikâyet etmişlerdir. Son olarak Bakırtepe bölgesinin Alevi inancı için kutsal kabul edildiğini ileri sürmüşlerdir
7. Sivas İdare Mahkemesi, esasa ilişkin bir karar verene kadar madencilik faaliyetlerinin durdurulmasına ilişkin bir ara karar vermiş ve ihtilaf konusu raporun ilgili ÇED düzenlemelerinin gerektirdiği teknik hususları ve amaçlanan madencilik faaliyetlerinin çevre üzerindeki etkilerini yeterince ele alıp almadığını belirlemek üzere beş kişilik bir bilirkişi heyeti atamıştır.
8. 3 Mart 2014 tarihli raporda bilirkişiler ÇED raporunun yeterliliğini özellikle cevher zenginleştirme ve üretim süreçleri; jeolojik ve doğal riskler dâhil olmak üzere bölgenin jeolojisi; yer altı ve yüzey suları dâhil olmak üzere hidrojeolojik kaynaklar; kültürel varlıklar ve halkın katılımı dâhil olmak üzere diğer çevresel faktörler; ve son olarak çayırlar, flora ve fauna olmak üzere çeşitli açılardan incelemiştir. Görünüşe göre bilirkişi heyeti değerlendirmenin tüm yönleri açısından oybirliğiyle bir karara varamamıştır. Buna göre çoğunluk, rapora bazı teknik hususların eklenmesi ve düzeltilmesi ve burada belirtilen tüm ihtiyati tedbirlere tam olarak uyulması şartıyla, projenin kamu yararına aykırılık teşkil etmeyeceği görüşündedir. Bilirkişiler, halkın katılımı konusuna ilişkin olarak ilgili yönetmelik uyarınca halkı bilgilendirme toplantısı düzenlendiğini ancak yerel halkın protesto ederek toplantıyı terk ettiğini kaydetmiştir. Bu nedenle ÇED raporunda halkın projeyle ilgili endişelerini ve diğer geri bildirimlerini ortaya koyan bir bölüm ya da proje alanı içindeki veya çevresindeki kültürel varlıklara ilişkin bir bölüm yer almamıştır. Yerinde keşifler sırasında bilirkişiler, imtiyaz alanının yanında bir höyük (Molladere höyüğü) fark etmiş ve yöre halkının Bakırtepe mevkisiniz kutsal kabul ettiğini ve burada çeşitli dini ayinler gerçekleştirdiğini gözlemlemişlerdir. Ayrıca bilirkişiler hem Bakırtepe mevkiinin hem de höyüğün imtiyaz alanı içinde olduğunu ve bu yüzden ÇED’in yöre halkının görüşlerini yansıtmasının gerekli olduğunu eklemiştir.
9. İlaveten, bilirkişiler ÇED raporunun hazırlanmasında flora ve faunanın üç gün Haziran ayı ve üç gün Eylül ayı olmak üzere toplam 6 günlük bir süreçte incelendiğini ve böyle bir çalışmanın bölgede yetişen bütün türlerin keşfedilebilmesi için normalde iki yıl sürmesi gerektiğinden dolayı söz konusu sürede bitki çeşitliliğini gözlemlemenin mümkün olmadığını not etmişlerdir. Ek olarak bilirkişiler proje alanı içerisinde bulunan tepelik kısımlarda gerçekleşme ihtimali bulunan deprem, toprak kayması ve heyelan gibi doğal risklere karşı alınacak önlemlere ilişkin bir çalışmanın yapılmadığını belirterek ÇED raporundaki coğrafi sonuçlar ve referansların oldukça yetersiz olduğu tespitinde bulunmuşlardır. Bunun yanında ÇED raporunun yer altı su kaynaklarının akışı ve akım yönüne ve yağışın yüksek olduğu aylarda su akışı miktarının uygun bir şekilde hesaplanmasına ilişkin bir analiz içermediği de belirtilmiştir. Bilirkişiler bu hususların detaylı analizinin su boşaltılma sürecinin (dewatering) yer altı su kaynakları üzerindeki sonuçlarının planlanması için gerekli olduğu görüşündedir. Proje alanı yakınındaki halkın su kaynaklarının olumsuz (kirlilik ya da su kesintileri) etkilenip etkilenmeyeceği hususunda bilirkişiler olumsuz bir etkinin meydana gelmeyeceği görüşündedir.
10. Ek olarak, bölgedeki ardıç ağaçlarının varlığı göz ardı edilmiş ve ÇED raporu bu ağaçların akıbetine ya da proje alanındaki bir kısmın yirmi ile otuz yıl içerisinde küçük bir ormana dönüşmeye elverişli özelliklere sahip olduğuna ilişkin bir değerlendirme içermemektedir. Bilirkişiler, bir kısmında imtiyaz alanında ağaç bulunmadığı belirtilirken diğer bir kısmında bütün ağaçların kesilmesi gerekliliğinden bahseden raporda çelişkilerin bulunduğunu not etmiştir. Ayrıca ÇED raporunda açık ocak maden sahasının 47 hektar olduğu belirtilirken bu 47 hektarlık alandan çıkarılan, kamyonlarla taşınan ve maden işlerinin süresi boyunca (maksimum beş yıl) öbek şeklinde depolanan toprağın alanı 5 hektar olarak belirtilmiştir. Bilirkişiler, böylesi şartlarda saklanan toprağın canlılığını koruyamayacağından ve içindeki hayatın yok olacağın dolayı ÇED raporundaki toprak, flora ve faunanın sonradan kullanılması için saklanacağı iddiasının söz konusu rakamlar açısından bir çelişki ortaya çıkardığı görüşündedir. Bunların yanı sıra bilirkişiler işletmecinin madenin kapanmasının ardından proje alanında yeniden bitkilendirme ve restorasyonun nasıl gerçekleşeceğine dair bir plan yapmadığını gözlemlemiştir. Bu kapsamda, ÇED raporu yeniden ekilecek bitkilerin isimlerini içermemekteydi. Aynı zamanda bilirkişiler ÇED raporunda madende kullanılan hidrojen siyanürün yüzde beşinin atmosfere karışacağı ve konsantrasyonunun rüzgâr ve atmosfer olayları aracılığıyla hızlı bir şekilde dağılacağı yönündeki iddianın hatalı olduğunu tespit etmiştir. Yüzde beş gibi bir oranın ihmal edilebilir bir oran olmadığını ve bedeli ne olursa olsun işletmecinin sadece güvenilir olmayan rüzgâr hareketlerine güvenmeyerek atmosfere hidrojen siyanürün yüzde beşinin salınmasını önlemek için filtreleme teknolojisini uygulamasının istenmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Ayrıca bilirkişiler maden işletmelerine yakın köylere siyanür detektörleri ve hava kalitesi detektörleri kurulmasını ve bunun yanında kirliliğin sağlıksız seviyelere ulaşması durumunda köylülerin uyarılabileceği ve acil bir durumda köylülere gaz maskesi verileceği bir sistemin kurulmasını tavsiye etmiştir. Son olarak, bölgede hâlihazırda başka madencilik faaliyetleri olduğu için ekosistemin tehdit altında olduğu ve raporlarında tespit edilen eksikliklerin işletmeci tarafından giderilse bile flora ve fauna üzerindeki etkileri nedeniyle bilirkişiler işletmeciye işletme ruhsatı verilmesine olumsuz baktıklarını ifade etmiştir. Azınlıktaki iki bilirkişiden biri ÇED raporunun yeterli olmadığı ve madenin işletilmesinde kamu yararının bulunmadığı görüşünü ifade ederken, diğer bilirkişi taban tabana zıt görüş belirtmiştir.
11. 28 Kasım 2014 tarihinde Sivas İdare Mahkemesi, bilirkişi raporundaki ana noktaları özetledikten sonra bilirkişi raporundaki oy çokluğuyla varılan görüşe dayanarak Bakanlığın ÇED raporunu onaylayan kararını iptal etmiştir. Mahkeme, projenin yerel ve ulusal ekonominin kalkınması açısından kamu yararına olmasına ve ÇED raporunun madencilik işletmesinin teknik yönlerini yeterince ele almasına rağmen, ÇED raporunun madenin açılması ve işletilmesinin flora ve fauna, jeoloji ve yüzey ve yeraltı su kaynakları üzerindeki etkilerinin bilimsel değerlendirilmesini içermediğine ve projenin şu anki haliyle çevre üzerindeki etkilerinin kanun ve bilim tarafından öngörülen kabul edilebilir seviyelerde olmadığına karar vermiştir. Halkın katılımı konusuna ilişkin olarak mahkeme, katılımcıların bu amaçla düzenlenen toplantıdan ayrılmaları yüzünden istişare sürecinde halkın görüşlerinin ÇED raporuna yansıtılmadığını, ancak kamuya açık toplantı düzenleme gerekliliğinin kanuna uygun olarak gerçekleştirildiğini kaydetmiştir.
12. Sivas İdare Mahkemesinin kararı Danıştay’a yapılan temyizlerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından 20 Nisan 2015 tarihinde kesinleşmiştir.
ÇED raporunun revize edilmesi ve ikinci idari yargılama süreci13. 3 Mart 2014 tarihli bilirkişi raporu hazırlandıktan sonra Sivas İdare Mahkemesi ilk yargılamalara ilişkin kararını vermeden önce işletmeci orijinal ÇED raporunda bazı kısımları revize ederek 10 Ağustos 2014 tarihinde Bakanlığın onayına sunmuştur. Bakan 31 Aralık 2014 tarihinde bir karar vermiş ve 2009/7 sayılı Genelge’de öngörülen ivedi yargılama usulü bağlamında revize edilen ÇED raporunu onaylamıştır; bu, yeni bir ÇED süreci başlatılmadığı ve kamuya açık bir toplantı düzenlenmediği anlamına gelmektedir (bk. aşağıda § 42 ve 43).
14. Çeşitli meslek kuruluşları ve kültür dernekleri ile birlikte başvuranlar Ali Mermer, Hüsne Gölbaşı ve Hüsnü Koçyıldız diğerlerinin yanında Sivas İdare Mahkemesinin 28 Kasım 2014 tarihli önceki kararın icra edilmediğini, kamuoyunun görmezden gelindiğini ve projenin sürdürülmesi halinde Bakırtepe ziyaret alanının tehlike altında olacağını ileri sürerek Bakanlığın 31 Aralık 2014 tarihli kararının iptal edilmesi için Sivas İdare Mahkemesine başvurmuştur. Aynı zamanda çeşitli meslek kuruluşları ve tüzel kişi sıfatıyla iki yerel köy tarafından 2009/7 sayılı Genelge’nin iptal edilmesi için idare mahkemeler önünde ayrı bir dava açılmıştır. Söz konusu davaya başvuranlar taraf değildir.
31 Aralık 2014 tarihli Bakanlık Kararı’nın iptal edilmesi için açılan idari yargılamalar15. Sivas İdare Mahkemesi, Bakanlık savunmasını ibraz edene kadar söz konusu kararın yürürlüğünün durdurulması yönünde ara karar vermiştir. Mahkeme ayrıca 24 Kasım 2014 tarihli mahkeme kararının ardından orijinal ÇED raporunda tespit edilen eksikliklerin giderilmesi adına hangi adımların atıldığına ilişkin davalı idareye soru yöneltmiştir.
16. Davalının orijinal rapordaki eksiklikleri gidermek adına gerçekleştirilen çalışmalar ve atılan adımlara ilişkin bir tablo sunmasının ardından İdare Mahkemesi revize edilen ÇED raporunda yapılan değişikliklerin incelenmesi için bilirkişi raporu hazırlanmasına karar vermiştir.
17. 26 Ağustos 2015 tarihli raporda üçü birinci yargılamalarda görevlendirilen beş bilirkişi birinci yargılamalarda tespit edilen eksikliklerin büyün bir kısmının giderildiği ve planlanan maden faaliyetlerinin çevre üzerindeki etkisinin tolere edilebilir standartlarda olacağı sonucuna oy çokluğuyla varmıştır. Bilirkişiler ÇED raporunun bölgedeki endemik ve yerel türleri tespit edip listeleyerek ve zengin çeşitliliğini vurgulayarak flora ve faunaya ilişkin değerlendirmesini tamamen revize ettiğini not etmiştir. İşletmeci ayrıca bu zengin çeşitliliğin geri dönüşü olmayan bir şekilde kaybolmayacağını ancak ciddi şekilde etkileneceğini vurgulamıştır. İmtiyaz alanındaki ağaçların tespiti ve akıbetine ilişkin olarak işletmeci bahsedilen küçük ağaçlık alanın ormana dönüşme potansiyeli olduğunu tespit etmiş ancak kesileceklerini not etmiştir. Bilirkişiler, işletmecinin bu yönde bir girişimi bulunmasa da madencilik faaliyetlerinin durdurulmasının ardından maden alanına eşit bir alanda yeninden ağaçlandırma yapılmasının makbul olacağı görüşündedir. Mevcut toprağın taşınması ve elden çıkarılmasına ilişkin olarak işletmeci planda gerekli revizyonları gerçekleştirmiştir. Bakırtepe ziyaret alanı hususuna ilişkin olarak bilirkişiler, ilgili alanın ya da buraya giden yolların maden faaliyetleri kapsamına dâhil edilmeyeceğini ve bu alanın güvenlik amaçları için kordon altına alınacağını taahhüt eden yeni bir kısmın ÇED raporuna eklendiğini gözlemlemiştir. Bu ekleme birinci yargılamalarda belirtilen eksiklikleri gidermek için yeterli olsa da bilirkişiler işletmecinin yerli halkın görüşlerini dinlemesi için kamuya açık bir toplantı düzenlemesinin makbul olacağı görüşündedir. Molladere höyüğüne ilişkin olarak bilirkişiler ÇED raporunun bir değerlendirme içermediğini ancak her halükarda birinci derece arkeolojik sit alanı olarak sınıflandırılan söz konusu alanın imtiyaz alanından 600 metre uzakta olduğunu ve madencilik faaliyetlerinden olumsuz bir şekilde etkilenmeyeceğini not etmiştir. Su kaynakları ve jeolojik değerlendirmelere ilişkin olarak bilirkişiler işletmecinin her kaynağın akış yönünü tespit ederek, ilk bilirkişi raporunun gerektirdiği şekilde jeolojik segmentler çizerek ve yüksek yağışın olduğu mevsimlerde akış miktarına yönelik hesaplamalar yaparak orijinal rapordaki eksikleri giderdiğini kaydetmiştir. Bütüne bakıldığında işletmecinin ÇED raporunda belirtilen tüm ihtiyati tedbirleri alması koşuluyla yeni hesaplamalar ve mevcut kayaların geçirgenliğinin düşük olması dikkate alındığında sıvı atığın akiferden geçerek yeraltı su kaynaklarını kirletme riski ihmal edilebilir. Diğer yandan bilirkişi heyetinin birinci yargılamalarda hidrojen siyanürün yüzde beşinin havaya salınmasına ilişkin endişeleri ve filtre ya da diğer mekanizmaların kullanılması ve aynı zamanda yerel köyler için bir toplu kaza planı (“casualty plan”) oluşturulması ve ihtiyati tedbirler alınması tavsiyeleri revize edilen raporda göz ardı edilmiştir. Birinci yargılama sürecinde azınlıkta olan bilirkişi bir kaza durumunda eko sisteme yönelik barındırdığı riskler dolayısıyla projenin kamu çıkarına aykırı olduğunu ve flora ve fauna ile ilişkin olarak ilk raporda dile getirdiği bazı noktaların revize edilen raporda dile getirilmediğini not ederek karşı görüş bildirmiştir.
18. 17 Aralık 2015 tarihinde Sivas İdare Mahkemesi 26 Ağustos 2015 tarihli bilirkişi raporunda oy çokluğuyla varılan görüşe dayanarak revize edilen ÇED raporunun ÇED düzenlemeleri ve 28 Kasım 2014 tarihli önceki kararı ile uyumlu olduğunu tespit ederek davayı oy çokluğuyla reddetmiştir. Ek olarak mahkeme bu çeşit yargı denetimi yargılamalarında rolünün endüstriyel faaliyet ve işletmeci tarafından verilen taahhütlerin kamu çıkarları ışığında sürdürülebilir kalkınma ilkeleri ile uyumlu olup olmadığını doğrulamak olduğunu not etmiştir. Bunun yanında davacının söz konusu faaliyetin bir kaza ya da kötü yönetim sonucu çevreye zarar vereceği yönündeki görüşünün söz konusu yargılar kapsamında ele alabileceği bir argüman olmadığını eklemiştir. Faaliyetin çevre düzenlemeleri ve ÇED raporunda verilen taahhütlere uygun olarak gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği sorusu ancak faaliyetler başladıktan sonra yargı denetimi yargılamalarının konusu olabilir. Son olarak, bütün önlemler gerektiği gibi alındığı takdirde kazaların yaşanmayacağı sonucuna varmıştır. Bir kazanın yaşanma ihtimalinin ve bilirkişi raporundaki ilgili tespitlerin ÇED raporunu geçersiz kılmak için yeterli değildir.
19. Azınlıktaki hâkim revize edilmiş ÇED raporunun bilirkişi raporunda madencilik faaliyetlerinin endemik bitkiler üzerinde kesin zararları olacağı yönündeki tespit ve madenin işletilmesi lehine görüş bildiren Sivas Bölgesel Kültür Komisyonu (Sivas Regional Cultural Commission) tarafından imtiyaz alanı içerisinde kalan Molladere Höyüğünün bir kısmına ilişkin verilen kararın idare mahkemesi tarafından bozulması nedeniyle iptal edilmesi gerektiği görüşündedir.
20. Başvuranların temyizi üzerine Danıştay 16 Haziran 2016 tarihinde Sivas İdare Mahkemesinin kararını aşağıdaki gerekçelerle bozmuştur:
“İlk derece mahkemesi 28 Kasım 2014 tarihli önceki kararında ÇED raporunda tespit ettiği eksikliklerin giderip giderilmediğini incelemiş olsa da yasal açıdan yeni gelişmeler meydana gelmiştir ... Bu bağlamda 13 Mart 2013 tarihinde Bakanlığın ÇED raporunu onaylayan ilk kararının ardından yerel makamlar tarafından 28 Haziran 2015 tarihinde proje alanının imtiyaz alanının için kaldığı anlaşılan Molladere höyüğü ve çevresi birinci derece arkeolojik sit alanı olarak ve Bakırtepe ziyaret alanı somut olmayan kültürel miras olarak tescil edilmiştir. Bu gelişmeler ışığında ve sit alanlarında herhangi bir işletmeye izin vermeyen düzenlemeler dikkate alındığında imtiyaz alanı ve Molladere höyüğünün kesişip kesişmediği konusunu çözmek adına yeni bir ÇED süreci başlatılmalıdır. Kesişmesi halinde, söz konusu alanda madencilik aktivitelerine müsaade edilemez. Kesişmenin olmaması halinde, sit alanının maden alanına yakınlığı düşünüldüğünde faaliyetlerin Molladere Höyüğü ve Bakırtepe ziyaret alanı üzerindeki olası etkilerine ve korunmaları adına ne tür ihtiyati tedbirlerin gerekli olduğuna ilişkin bir değerlendirme yine de yapılmalıdır. Ek olarak, 30 Nisan 2014 tarihinde imtiyaz alanının bir kısmı mera olarak tespit edilmiştir ... meralarda madencilik faaliyetlerini yasaklayan yürürlükteki ilgili mevzuat uyarınca Bakanlığın kararı bu açıdan da hukuka aykırıdır.”
2009/7 sayılı Genelge’nin iptal edilmesi için başlatılan idari yargılamalar21. Bakırtepe madeni kapsamında yukarıdaki idari ve adli kararlara atıfta bulunularak çeşitli meslek kuruluşları ve tüzel kişi sıfatıyla iki yerel köy tarafından Bakanlığın idare mahkemesince iptal edilen ÇED raporunu ivedi yargılama usulü aracılığıyla sadece işletmeci tarafından yapılan revize temelinde halk katılımı olmadan onaylamasına imkân tanıyan 2009/7 sayılı Genelge’nin iptal edilmesi için bir dava açılmıştır. Davacılar genelgenin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, halk katılımı sürecini atladığını ve mahkeme kararının etrafından dolandığını ileri sürmüştür.
22. Danıştay 9 Kasım 2016 tarihinde 2009/7 sayılı genelgenin eksiklikler giderildiğinde ÇED düzenlemeleri ile uyumlu olacak ÇED raporunda tespit edilen söz konusu eksiklikleri giderme amacına yönelik pratik bir çözüm olduğunu tespit ederek oy çokluğuyla davayı reddetmiştir. Azınlık, mahkeme kararlarını ötelemeyi, değiştirmeyi ya da uymamayı yasaklayan Anayasa’nın 138. Maddesine dayanarak genelgenin anayasaya aykırı olduğunu belirtmiştir.
ÇED raporunun ikinci kez revize edilmesi ve üçüncü idari yargılama süreci23. 2016 tarihli revize edilmiş ÇED raporunu iptal eden 16 Haziran 2016 tarihli Danıştay kararının ardından (bk. yukarıda § 20), işletmeci 7 Eylül 2016 tarihinde ikinci kez revize edilmiş ÇED raporunu Bakanlığa sunmuştur ve Bakanlık 21 Eylül 2016 tarihinde 2009/7 sayılı genelgeye dayanarak kabul etmiştir. Bu süre zarfında madencilik faaliyetlerine kısmen başlanmıştır.
24. Başvuranlar Ali Mermer, Hüsnü Koçyıldız, Sabahat Yaraşır ve Nadiriye Arslan ve diğer bireyler, çeşitli meslek kuruluşları, kültürel dernekler ve tüzel kişi sıfatıyla iki yerel köy ile birlikte 21 Eylül 2016 tarihli Bakanlık kararının iptal edilmesi için Sivas İdare Mahkemesine başvurmuştur. Diğerlerinin yanı sıra idare mahkemelerinin orijinal ve sonrasında revize edilen ÇED raporunu iptal eden kararlarına rağmen işletmecinin yine kısa bir süre içerisinde raporu revize ederek proje için onay aldığını ve bunun da 2009/7 sayılı genelgenin sunduğu istisnanın mahkeme kararının etrafından dolanmak için kullanıldığına işaret ettiğini ileri sürmüştür. Revize edilen ÇED raporunu iptal eden 16 Haziran 2016 tarihli Danıştay kararının orijinal ÇED raporunda ele alınmayan hukuki noktalara dayanmasına rağmen Bakanlık ÇED sürecini yeniden başlatmamıştır. Ek olarak, işletmeci ÇED raporunda öngörülmeyen bir şekilde diğer madenlerden getirilen cevherleri işlemekteydi ve orijinal hesaplamalarda bu uygulamanın sebep olduğu toz emisyonu hesaba katılmamıştı.
25. Yargılamalar sırasında Sivas İdare Mahkemesi a) faaliyetlerin olumsuz etkilerini ve bu yöndeki ihtiyati tedbirlerin mevzuatla uyumlu olup olmadığını, b) diğer madenlerden çıkarılan cevherlerin operasyon alanında işlendiği iddiasının bir dayanağının olup olmadığını ve iddialar doğru ise bu durumun mevcut mevzuata uygunluğunu, c) Molladere höyüğü ve imtiyaz alanının kesişip kesişmediğini, d) faaliyetlerin Bakırtepe ziyaret alanı üzerinde olumsuz etkilerinin olup olmayacağını ve olumsuz etkiler söz konusu ise bunları önlemek veya hafifletmek için hangi önlemlerin alındığını ve e) imtiyaz alanı ve meranın kesişip kesişmediğini ve her halükarda faaliyetlerin meralar üzerinde olumsuz etkilerinin olup olmayacağını tespit etmek üzere daha önceki yargılamalarda görevlendirilmemiş bilirkişilerden oluşan bir bilirkişi heyeti görevlendirmiştir. Sivas İdare Mahkemesi ayrıca bilirkişiler ve taraflar huzurunda yerinde keşif gerçekleştirmiştir.
26. 27 Kasım 2017 tarihinde Sivas İdare Mahkemesine ibraz edilen bir raporda, bilirkişiler, su ve siyanür denetleme ile ilgili olarak ÇED raporunda öngörülen ve hâlihazırda tesiste kullanılmakta olan teknoloji ve ihtiyati tedbirlerde herhangi bir kusur tespit etmemişlerdir; fakat, işletmeci ve özel bir kuruluş olan teftiş şirketi arasındaki mali düzenlemeden dolayı uygun denetim ve izleme sürecine ilişkin bir sorunun mevcut olduğunu kaydetmişlerdir. Bu sebeple, bilirkişiler, söz konusu denetim mekanizmasının bağımsız olmadığı ve sonuç olarak kirliliği ölçmek için yürütülen testlerin güvenilir olmadığı kanaatine varmışlardır. Ayrıca, ÇED raporunda düzenlenen test ve ihtiyati tedbirlerin fiilen uygulanmaması hâlinde bu durumun, çevreye ve yerel halkın sağlığına oldukça ciddi bir tehdit teşkil edeceğini kaydetmişlerdir. Yerel halkın gerekçeli endişelerini ele almak için, kirlilik seviyesinin düzenli şekilde kontrolü ve denetimi Devlet yetkilileri tarafından üstlenilmelidir. Diğer madenlerden cevher işleme faaliyetine dair soruya ilişkin olarak bilirkişiler, herhangi bir sorun tespit etmemiş ve faaliyetin işleme kapasitesinin göz ardı edilebilir bir miktarına karşılık geldiğini not etmişlerdir. Fakat bilirkişiler, ÇED raporunda ele alınmadığını tespit ettikleri cevherin taşınması sırasında meydana gelebilecek toz kirliliği olasılığına dikkat çekmişlerdir. Toz ile ilgili daha genel bir soru ile ilgili olarak bilirkişiler, geçici olarak toza maruz kalma hususunun ele alınmadığını ve faaliyet alanında gerçekleştirilen patlamalar esnasında en yakın köy olan Eğricek köyü ve köyde ikamet edenlerin, solunum sistemi hastalıklarına sebep olan toza maruz kalabileceklerini kaydetmiştir. Molladere höyüğü hususuna ilişkin olarak, bilirkişiler, başlangıçta höyük ile imtiyaz alanı arasında bir kesişmenin mevcut olduğunu fakat ÇED’de yapılan son revizyonda imtiyaz alanı, höyük ve yakın çevresinin tamamen dışarıda bırakılması amacıyla değiştirildiğini eklemiştir. Bilirkişiler, faaliyetlerin Molladere höyüğüne negatif bir etkisinin olmayacağı sonucuna varmışlardır. Bakırtepe alanı imtiyaz alanı içerisinde olmasına rağmen bilirkişiler, faaliyetin bu alana önemli bir etkisinin olmadığı kanaatine varmışlardır, zira işletmeci, açık maden ocağı ile sanayi alanını dikenli tellerle ayırmıştır ve sanayi faaliyetinin gerçekleştiği alan, kutsal ziyaret alanından 675 metre uzaktadır ve halkın buraya erişimi engellenmemiştir. Mera alanına ilişkin olarak, bilirkişiler, bu bölgenin söz konusu kısmının, asıl ÇED’de imtiyaz alanında yer aldığını fakat işletmecinin, Sivas Mera İdaresine başvurduğunu ve mera statüsünün kaldırılmasını talep ettiğini not etmişlerdir. Fakat, geri kalan mera alanına bitişik olan işletmenin, mera alanının bütünlüğünün bozulmasının yanı sıra işletmeden kaynaklanan toz ve gürültü nedeniyle otlayan hayvanlar ve yaban hayatı üzerinde olumsuz etkileri olmuştur.
27. 19 Mart 2018 tarihinde Sivas İdare Mahkemesi, bilirkişi raporunda varılan sonuçlara dayanarak 21 Eylül 2016 tarihli Bakanlık kararını iptal etmiştir.
28. Bakanlık tarafından yapılan temyiz talebi üzerine, Danıştay, bilirkişi raporundaki birçok eksikliğe ve bazı bilirkişilerin heyette yer almamasına dayanarak İdare Mahkemesinin 19 Mart 2018 tarihli kararını bozmuş ve davayı, yeniden inceleme yapılmak üzere geri göndermiştir.
29. Davanın geri gönderilmesi üzerine Bakanlık, Sivas İdare Mahkemesini, söz konusu ÇED raporunun 6 Mart 2018 tarihinde işletmeci tarafından revize edildiği ve Bakanlığın, 15 Mart 2018 tarihinde, revize edilen raporu onaylayan yeni bir karara vardığı hususlarında bilgilendirmiştir.
30. Dolayısıyla, 6 Mart 2019 tarihinde İdare Mahkemesi, davanın konusuz kaldığına karar vermiş ve başvuruyu kayıttan düşürmüştür.
Başvuran Ali Mermer’in Anayasa Mahkemesine yaptığı bireysel başvuru31. Başvuranların Sivas İdare Mahkemesine üçüncü davayı açmalarından kısa süre sonra, başvuran Ali Mermer, 20 Ekim 2016 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş, ve 2009/7 no’lu Bakanlık Genelgesinin yetki̇li̇ makamlara, revi̇ze edi̇lmi̇ş ÇED raporları i̇çi̇n onay vererek mahkeme kararlarını göz ardı etme imkânı sağlaması nedeni̇yle bi̇r ÇED raporunu onaylayan Bakanlık kararının i̇ptali̇ne yönelik bir i̇dari̇ hukuk davasının Sözleşme’nin 6. maddesi (nihai kararların icrası) ve 8. maddesi (sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı) kapsamındaki haklarının korunması i̇çi̇n etki̇li̇ bi̇r hukuk yolu teşkil etmediği hususunda şikâyette bulunmuştur. İlâveten başvuran, söz konusu genelgenin, işletmeci ve yetkili makamların halkın katılım sürecini göz ardı etmesine olanak sağladığını ileri sürmüştür. Son olarak başvuran, revize edilmiş ÇED’i iptal etmek için İdare Mahkemesi nezdinde süregelen yargılamaların da 2009/7 sayılı Genelgeye ilişkin davanın da şikâyetleri açısından etkili bir hukuk yolu teşkil etmediğini ileri sürmüştür. 2009/7 sayılı Genelgeye ilişkin dava hususunda başvuran, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) tarafından açılan önceki davanın Danıştay tarafından reddedildiğini kaydetmiştir.
32. 27 Kasım 2017 tarihinde Anayasa Mahkemesi, Sivas İdare Mahkemesi nezdindeki üçüncü idari yargılamaların hâlihazırda devam ettiği gerekçesiyle, başvuruyu, hukuk yollarının tüketilmemesi sebebiyle kabul edilemez bularak kısa süreli bir karara varmıştır.
ÇED raporunun üçüncü revizyonu ve dördüncü idari yargılamalar33. ÇED raporunun üçüncü revizyonunu onaylayan 15 Mart 2018 tarihli Bakanlık kararının ardından (bk. yukarıda 27. paragraf) diğer davacılarla birlikte başvuranlar, Sivas İdare Mahkemesine söz konusu kararın iptal edilmesi için yeni bir dava açmış ve ÇED raporlarını iptal eden mahkeme kararlarına rağmen 2009/7 sayılı Genelge’deki hızlı onay usulünün, devam eden davalara ilişkin mahkeme kararları verilmeden önce bile işletmecilere ÇED raporlarında sınırsız değişiklik yapma hakkı sağladığını ve böylece yargı süreçlerini etkisiz hâle getirdiğini öne sürmüşlerdir.
34. Sivas İdare Mahkemesi, 6 Haziran 2018 tarihli bir ara kararla, on bir bilirkişiden oluşan bir heyet görevlendirmiş ve söz konusu heyete, projenin çevre üzerindeki negatif etkilerinin boyutu ile ilgili sorular dâhil olmak üzere, Molladere höyüğü ve Bakırtepe kutsal ziyaret alanına ilişkin olarak revize edilen ÇED’de öngörülen tedbirlerin yeterliliği ile ilgili birçok soru yöneltmiştir.
35. Başvuranlar, söz konusu yargılamalarda verilen kararı beklemeksizin ve Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapmaksızın 4 Eylül 2018 tarihinde Mahkemeye başvuruda bulunmuşlardır. Mahkemeye yaptıkları başvuru formunda, Bakanlığın ÇED raporunun dördüncü revizyonunu kabul etme kararının ardından, diğer bir deyişle 15 Mart 2018 tarihinde, Mahkemeye başvurmaya karar verdiklerini ileri sürmüşlerdir.
Başvuru yapılmasının ardından meydana gelen gelişmeler36. Hükümet, görüşünde, Mahkemeyi, dördüncü idari yargılamalara ilişkin gelişmeler hususunda bilgilendirmiştir.
37. Hükümete göre, 29 Ocak 2019 tarihli bir raporda, on bir bilirkişiden oluşan bir heyet, oy birliğiyle, maden faaliyetlerinin bölgedeki çevresel, biyolojik ve hidrojeolojik etkisinin kaçınılmaz olduğu, ancak ÇED raporunda bu etkileri en aza indirgemek için öngörülen tedbirlerin kabul edilebilir olduğu, Molladere Höyüğünün işletme alanının dışında kaldığını (ikinci ÇED revizyonunda, imtiyaz alanına yapılan değişikliler sonucunda) ve ÇED raporunda belirtilen tedbir ve taahhütlere uyulması durumunda höyüğün zarar görmeyeceği, Bakırtepe kutsal ziyaret alanının imtiyaz bölgesi içerisinde olduğu fakat açık maden ocağından yeterli uzaklıkta (650 m) olduğunu, gölet ve madencilik faaliyetinin hasara sebep olmayacağı veya, mezarlık bulunmayan ve bir bina, kuyu ve hayvanların kurban edileceği bir yerden ibaret olan kutsal yerlerin fiziksel bütünlüğüne zarar vermeyeceği, fakat kutsal mekânın çevresinin olumsuz etkileneceği sonuçlarına varmışlardır.
Kutsal ziyaret alanına erişimin engellenmediğini kaydetmişlerdir. Sonuç olarak, bilirkişiler, çevreye vereceği kaçınılmaz zarara rağmen maden faaliyetinin, bölgesel ve ulusal ekonomiye katkıda bulunacağı ve revize edilen ÇED raporunun ilgili yönetmeliklere uygun olduğu kanaatine varmışlardır.
38. İdare Mahkemesi, 16 Temmuz 2020 tarihinde, bilirkişi raporundaki sonuçlara dayanarak davayı reddetmiştir.
39. Başvuranlar tarafından İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan temyiz başvurusu, 19 Kasım 2020 tarihli kesin bir kararla Danıştay tarafından reddedilmiştir.
40. Hükümet, başvuranların, dördüncü yargılamalara ilişkin olarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmadıklarını ileri sürmüştür.
İLGİLİ HUKUKİ ÇERÇEVE
41. İlgili hukuki çerçeve, Taşkın ve Diğerleri / Türkiye (no. 46117/99, §§ 90-97, AİHM 2004 X) ve Okyay ve Diğerleri / Türkiye (no. 36220/97, §§ 46-59, AİHM 2005 VII) kararlarında bulunabilir.
42. Söz konusu zamanda yürürlükte olan 17 Temmuz 2008 tarih ve 26939 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğindeki ilgili hükümler doğrultusunda, ÇED gerektiren endüstriyel faaliyet içeren hiçbir proje, işletmeci tarafından sunulan ÇED raporunu onaylayan Bakanlık kararı olmaksızın devam edememektedir. Bir işletmecinin bu amaçla bir başvuru dosyası ibraz etmesi hâlinde ÇED süreci başlamıştır. Bakanlık çalışanlarını kapsayan Bakanlık bünyesindeki bir ÇED komisyonu, işletmecinin temsilcileri ve kamu kurumlarının diğer temsilcileri başvuru formunu değerlendirmiş ve başvuru formunun tamamlandığına karar verilmesi hâlinde proje kamuya duyurulmuştur. Kamunun fikirlerini ifade etmesi için bir toplantı düzenlenmiş ve söz konusu görüşler ÇED raporuna dâhil edilmiştir; ilgili dönemde, ÇED komisyonu, ÇED raporu için özel bir formatın gerekli olup olmadığına karar vermiştir. Söz konusu süreç tamamlandığında, işletmeci, ÇED raporunu komisyona sunmuş ve komisyon incelemesine başlamıştır. Nihai ÇED raporu komisyona sunulduğunda, rapor, yorumların on gün içinde alınması için yayımlanmıştır. Bu dönemin sonunda komisyon, halktan alınan yorumlar ışığında ÇED raporunu değerlendirmiş ve projeyi onaylayan veya reddeden bir karara varmıştır.
43. 13 Şubat 2009 tarihinde Bakanlık tarafından düzenlenen 2009/7 sayılı Genelge, ÇED raporunu onaylayan bir Bakanlık kararının mahkeme tarafından iptal edilmesi veya yürütmenin durdurulması kararı verilmesi hâlinde, mahkemece tespit edilen uyuşmazlık ÇED Raporunun bazı bölümlerine ilişkin ise ve raporun diğer bölümlerine halel getirmiyor ise söz konusu raporun hazırlanmasına ilişkin sürecin tekrarlanmasına gerek bulunmadığını öngörmektedir. Bu tür durumlarda, Bakanlık, bir ÇED inceleme komisyonu toplamakta ve ayrı bir halk müzakeresi gerçekleştirmeksizin ÇED revizyonunu onaylama veya reddetmeye karar vermektedir.
ŞİKÂYETLER
44. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında, 2009/7 Sayılı Genelge temelinde yürütülen sistematik idari uygulamanın bir ÇED raporunun iptal edilmesi için açılacak bir idari davayı bütün pratik etkilerinden mahrum bıraktığından şikâyet etmişlerdir. Bu bağlamda, başvuranlar işletmeci tarafından sunulan ÇED raporunu onaylayan Bakanlık kararlarının her idari yargılamada iptal edilmesine rağmen ulusal makamların, söz konusu kararların hemen ardından revize edilmiş ÇED raporunu onaylamaya devam ettiğini dolayısıyla kendilerini etkili hukuki korumadan mahrum bıraktığını ileri sürmüşlerdir.
45. Sözleşme’nin 8. maddesine dayanarak başvuranlar, Alevi inancı ve kimliği açısından kültürel olarak önem taşıyan ve kutsal kabul edilen Bakırtepe alanı üzerinde maden açılması ve işletilmesinin olumsuz etkilerinden şikâyet etmişlerdir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Sözleşme’nin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
46. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında, lehlerine verilen idare mahkemesi kararlarının icra edilmemesine ilişkin olarak şikâyette bulunmuşlardır. Ayrıca, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında, maden işletmesinin Alevi inancı ve kültürel kimlikleri üzerindeki negatif etkileri hususunda da şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranların beyanları göz önünde bulundurulduğunda Mahkeme, dine saygı gösterilmesi haklarının ihlal edildiğinden de şikâyetçi olduklarının anlaşılabileceğine kanaat getirmiş ve söz konusu şikâyeti Sözleşme’nin 9. maddesi kapsamında tebliğ etmeye karar vermiştir. 6, 8 ve 9. maddelerin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
Madde 6 § 1
“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından, adil bir şekilde ... görülmesini isteme hakkına sahiptir ...”
Madde 8
“1. Herkes özel ... hayatına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
“2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
Madde 9
“1. Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir; bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, kamuya açık veya kapalı ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.
“2. Din veya inancını açıklama özgürlüğü, sadece yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlık veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli sınırlamalara tabi tutulabilir.
Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki şikâyet hakkında(a) Tarafların argümanları
47. Hükümet, aşağıda tartışıldığı üzere, şikâyetin, birçok gerekçeye dayanarak kabul edilemez olduğunu ileri sürmüştür. Başvuranlar, Hükümete cevaben, şikâyetlerinin kabul edilebilirliğine ilişkin olarak herhangi bir görüş sunmamışlardır.
(i) İç hukuk yollarının tüketilmemesi
48. Hükümet, Ali Mermer dışındaki başvuranların Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunmadığını ve dolayısıyla başvurularının iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez bulunması gerektiğini ileri sürmüştür.
49. Ali Mermer hakkında Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin olarak iki yönden itirazda bulunmuştur. İlk olarak Hükümet, Anayasa Mahkemesinin 27 Kasım 2017 tarihli kararında, başvuran tarafından yapılan başvurunun incelenmesi esnasında ikinci revizyonun iptal edilmesine yönelik yargılamaların devam ettiği gerekçesiyle başvuranın bireysel başvurusunu kabul edilemez bulduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, ikinci revizyona ilişkin yargılamalar 6 Mart 2019 tarihli kararla sona erdiğinde başvuranın, Anayasa Mahkemesine başka bir başvuruda bulunmadığını da eklemiştir. İkinci olarak Hükümet, ÇED üçüncü revizyonunun, idare mahkemelerinin başvuranların ÇED’e ilişkin davalarını reddetmesi ile sonuçlandığını ve 19 Kasım 2020 tarihli kararın ardından ne Ali Mermer’in ne de diğer başvuranların Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduklarını kaydetmiştir. Hükümet, başvuranlar bu tür bir başvuruda bulunsalardı şikâyetlerinin esasa ilişkin olarak incelenmiş olacağını belirtmiştir.
(ii) Altı ay süre kuralına uyulması hakkında
50. Hükümet, her hâlükârda, başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesiyle öngörülen altı aylık süre kuralının dışında yapıldığını ileri sürmüştür. Hükümet, Mahkemenin altı aylık süre kuralının süreklilik arz eden durumlar için geçerli olmadığına ilişkin içtihadının farkında olduklarını öne sürmüştür. Bununla birlikte Hükümet, başvuranlar tarafından şikâyet edilen ÇED revizyon süreçlerinin Mahkemenin içtihadı anlamı dâhilinde “süreklilik arz eden bir durum” teşkil ettiğine ilişkin argümana itiraz etmiştir. Hükümet, her ÇED revizyon kararının “bağımsız” bir eylem teşkil ettiğini, idare mahkemelerinin revize edilmiş ÇED raporlarını her seferinde yeniden gözden geçirmesinin, ayrı bilirkişi raporları hazırlatmasının ve yerinde inceleme yapmasının bu durumu kanıtladığını ileri sürmüştür. Bu sebeple, Hükümet, başvuranların Mahkemeye başvuruda bulunmadan önce iç hukuk yollarını tükettikleri tarihin, altı ay kuralının başlangıcı olarak kabul edilmesi, diğer bir deyişle Anayasa Mahkemesinin Ali Mermer’in başvurusunu kabul edilemez bulduğu tarih olan 27 Kasım 2017 tarihine karşılık gelmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Başvuranların başvurularını altı aylık süre sınırı dışında, diğer bir deyişle 31 Ağustos 2018 tarihinde yaptıkları göz önünde bulundurulduğunda Hükümet, Mahkemeden davayı kabul edilemez bulmasını talep etmiştir.
(iii) Mağdur statüsü ve başvuru hakkının kötüye kullanılması
51. Hükümet, başvuranların, Mahkemeye başvurdukları esnada mağdur statülerinin bulunduğuna ilişkin argümana itiraz etmiştir. Dört idari yargılamanın tümünde, idare mahkemelerinin, maden faaliyetlerinin durdurulmasına sebebiyet veren söz konusu ÇED raporlarını iptal ettiğini ileri sürmüştür. Kararların başvuranların lehine olduğu ve söz konusu kararların icra edildiği göz önünde bulundurulduğunda Hükümet, başvuranların, ilgili yargılamalar açısından mağdur olduklarının iddia edilemeyeceğini ileri sürmüştür.
52. Son olarak, Hükümet, başvuranların, revize edilen ÇED’in idare mahkemeleri tarafından onandığı son yargılamalara ilişkin olarak Mahkemeyi bilgilendirmemesinin başvuru hakkının ihlali olarak değerlendirilmesi gerektiğini öne sürmüştür. Hükümet, mevcut başvurunun koşullarının, başvuranın Mahkemeye başvuruda bulunduğu esnada yetkili makamlarla arabuluculuk anlaşması yaptığını açıklamamasından dolayı davayı kayıttan düşürmeye karar verdiği Şeker v. Türkiye ((k.k.), no. 30330/19, 30 Eylül 2021) kararına benzer olduğunu iddia etmiştir.
(b) Mahkemenin Değerlendirmesi
53. Mahkeme, başvuranın şikâyetlerinin, her hâlükârda, aşağıda belirtilen sebeplerle kabul edilemez olmasından dolayı Hükümetin itirazlarını ele almanın gerekli olmadığı kanaatindedir.
54. Mahkeme, başvuranların, ÇED raporlarını iptal eden idare mahkemesi kararları ve daha sonra bu raporlara yapılan revizyonlara rağmen Bakanlık ve işletmecinin, hızlı onay prosedüründen dolayı söz konusu kararları göz ardı ettikleri ve projeye devam ettikleri hususlarında şikâyette bulunduklarını kaydetmiştir. Dolayısıyla başvuranlar, nihai idare mahkemesi kararlarının kendi davalarında icra edilmediğine ilişkin şikâyette bulunmuşlardır.
55. Mahkeme, bir mahkeme tarafından verilen bir kararın icrasının, Sözleşme’nin 6. maddesi anlamında “yargılamanın” tamamlayıcı bir parçası olarak kabul edildiğini hatırlatmaktadır (bk. Hornsby / Yunanistan, 19 Mart 1997, § 40, Karar ve Hükümler Derlemesi 1997‑II).
56. Mahkeme, asıl ÇED raporunu ve daha sonra ÇED raporuna yapılan iki revizyonu iptal eden nihai kararların, yetkili makamlara belirli bir eylemde bulunmalarını veya bulunmamalarını hükmetmediğini not etmiştir. İdare mahkemeleri, raporlardaki değerlendirme ve belirli sonuçların ilgili yönetmelikle uygun olmadığı kanaatine vararak Bakanlığın ÇED’i onaylayan söz konusu kararlarını iptal etmiştir. Mahkeme ayrıca, mahkemelerin projeyi, kamu yararına aykırı veya değerlendirmelerinin tümünde tamamen yetersiz bulmadığını da not etmektedir. Söz konusu kararların icrası, iptal edilen ÇED raporlarına ve yeni bir ÇED raporunun bulunmaması hâlinde onay verilememesine dayanılarak projenin devam etmeyeceği anlamına gelmektedir (bk. yukarıda anılan Taşkın ve Diğerleri, § 123). Esas ÇED raporunda tespit edilen eksikliklerin, ikinci yargılamalarda, revize edilen ÇED ile ortadan kaldırıldığı tespit edilmiştir; fakat, Bakırtepe alanı ve Molladere höyüğüne ilişkin yeni hukuki gelişmelerden dolayı mahkemeler, revize edilen ÇED’i bir kez daha iptal etmiştir (bk. yukarıda 20. paragraf). Üçüncü ve dördüncü yargılamalar, Danıştayın 16 Haziran 2016 tarihli kararında belirtilen hususlar, diğer bir deyişle Molladere höyüğü ile imtiyaz alanı arasındaki kesişmeye ilişkin olarak bilirkişiler tarafından tespit edilen kesin olmayan bulgular etrafında dönmektedir. İşletmecinin, Molladere höyüğünü tamamen dışarıda bırakmak amacıyla imtiyaz alanının sınırlarında yaptığı değişiklikler ve Bakırtepe kutsal ziyaret alanına erişimi engellememek için aldığı tedbirler, Danıştay tarafından 19 Kasım 2020 tarihli nihai kararında yeterli bulunmuştur.
57. Dolayısıyla, başvuranların davalarında idare mahkemesi kararlarına uyulmadığı söylenemez; zira, söz konusu ÇED raporu kanuna her aykırı bulunduğunda işletmeci raporu revize etmiştir ve mahkemeler tarafından onaylanan nihai ÇED raporunun asıl ÇED raporundan öz ve şekil itibarıyla farklı olması neticesinde Bakanlık, revizyonları onaylayan yeni karar almıştır.
58. Mahkeme ayrıca, birinci, ikinci ve üçüncü yargılamalarda idare mahkemelerinin gerekçeli kararlarının yeni bir halk katılım sürecinin gerçekleştirilmesi gerektiğini belirtmediğini kaydetmektedir. Bu bağlamda, mahkeme kararlarının icra edilmediği söylenemez. Son olarak Mahkeme, Danıştayın, mahkeme kararlarının göz ardı edilmesine sebebiyet vermediği fakat yetkili makamlara uygulamalı şekilde değişiklik yapmaları konusunda onay verdiği sonucuna vararak 2009/7 sayılı Genelge’yi onadığını gözlemlemektedir.
Yukarıda bahsedilenler ışığında Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddeleri uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği kanısına varmaktadır.
Sözleşme’nin 8. ve 9. maddeleri kapsamındaki şikâyet hakkında59. Hükümet, başvuranların iç hukuk yollarını tüketemedikleri iddiasına ilişkin benzer itirazlar ileri sürmüştür (bk. yukarıda 48. paragraf). Hükümet, başvuran Ali Mermer’in Anayasa Mahkemesine yaptığı bireysel başvurusunda, din özgürlüğünün ihlaline ilişkin hiçbir şikâyette bulunmadığını ve sağlıklı bir çevre hakkına ilişkin şikâyetini temellendirmediğini de belirtmiştir. Hükümet ayrıca, altı ay süre sınırı ve mağdur statüsüne ilişkin itirazlarını da öne sürmüştür (bk. yukarıda 50. ve 51. paragraflar).
60. Başvuranlar, bu hususta da hiçbir görüş ibraz etmemişlerdir.
61. Mahkeme, 35 § 1. maddenin, başvuranların şikâyetlerini telafi edebilecek iç hukuk yollarından yararlanmalarını gerektirmenin yanı sıra, ilgili argümanlar da dâhil olmak üzere, daha sonra Mahkeme nezdinde yapılması planlanan şikâyetlerin, en azından özü itibarıyla ve iç hukukta öngörülen resmi gereklilikler ve zaman sınırlamalarına uygun olarak, ilgili yerel mahkemeler nezdinde dile getirilmiş olmasını gerektirdiğini hatırlatmaktadır. Bir başvuranın bu gerekliliklere uymaması hâlinde, başvurusu, iç hukuk yollarını tüketmediği gerekçesiyle, ilke olarak, kabul edilemez bulunmalıdır (bk. Vučković ve Diğerleri / Sırbistan (ilk itiraz) [BD], no. 17153/11 ve diğer 29 başvuru, § 72, 25 Mart 2014).
62. Mevcut davaya ilişkin olarak Mahkeme, Anayasa Mahkemesi nezdinde yapılan bireysel başvurunun yararlanılabilecek bir hukuk yolu olduğunu tekrarlamaktadır (bk. Uzun / Türkiye ((k.k.), no. 10755/13, §§ 68-71, 30 Nisan 2013). Mahkeme ayrıca, yalnızca başvuran Ali Mermer’in Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yaptığını da kaydetmektedir. Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkına ilişkin genel bir atıf dışında başvuran, Sözleşme’nin 8 ve 9 maddeleri kapsamında bir soruna açıkça dayanmamış veya bu sorunu gündeme getirmemiş, kendisini Alevi inancıyla özdeşleştirdiğini açıklamamış veya maden işletmesinin, Alevi inancına mensup kişiler tarafından kutsal kabul edilen Bakırtepe alanına ilişkin olarak kendi kültürel kimliği ve dini hakları üzerindeki iddia konusu olumsuz etkilerini tartışmamıştır. Başvuranlar, söz konusu argümanları açıkça veya esas itibariyle ileri sürmedikleri ve dolayısıyla Anasaya Mahkemesine iddia konusu ihlali düzeltme olanağı sağlamadıklarından dolayı Mahkeme, ikincil rolü doğrultusunda, bu şikâyeti inceleyememektedir. Dolayısıyla, bu şikâyet, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş olup; 24 Kasım 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
{sinture_p_1}
Hasan Bakırcı Jon Fridrik Kjølbro
Yazı İşleri Müdürü Başkan
Ek
Başvuranların Listesi
Başvuru no. 44281/18
No.
Başvuranın Adı
Doğum / Kayıt Yılı
Uyruk
İkamet Adresi
1.
Sebahat YARAŞIR
1967
T.C.
Sivas
“2.
Nadiriye ARSLAN
1960
T.C.
Sivas
3.
Hüsne GÖLBAŞI
1970
T.C.
Sivas
4.
Hüsnü KOÇYILDIZ
1948
T.C.
Sivas
5.
Ali MERMER
1969
T.C.
Sivas