(7201 S. K. m. 19) (765 S. K. m. 343/2, 81/1) (5237 S. K. m. 7, 206, 267, 268) (5271 S. K. m. 309) (5275 S. K. m. 108)
Başkasına ait pasaportu kullanmak suçundan sanık N. Kın 765 Sayılı Türk Ceza Kanununun 343/2, 81/1 maddeleri uyarınca 1 yıl 7 ay 24 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına dair, ... Asliye Ceza Mahkemesinin 08.06.2001 tarihli ve 1998/166 esas, 2001/385 sayılı kararının, infazı sırasında 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe gire 5237 TCK. nun lehe hükümlerinin uygulanması talebi üzerine sanığın 5237 Sayılı Kanunun 206. maddesi gereğince 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, bu cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre yapılmasına ilişkin, aynı mahkemenin 28.07.2005 tarihli ve 1998/166 esas, 2001/385 sayılı ek kararını kapsayan dosya incelendi.
Dosya kapsamına göre, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 7/2, 5252 Sayılı Türk Ceza Kanunun yürürlük ve uygulama şekli hakkında kanunun 9/3 maddesindeki lehe olan hüküm önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir. Şeklindeki düzenleme ve Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 13.10.2005 tarihli ve 2005/10431-12718 Sayılı ilamına nazaran sonraki kanunun unsurlarının veya özel hallerinin değişmesi cezanın teşdiden tayini nedeni sayılacak olguların tartışılması, alt ve üst sınırları arasında bir oran belirlenmesi yada artırım veya indirim sebeplerinin değerlendirilmesi, cezanın paraya veya tedbire çevrilmesi veya ertelenmesi hususunda mahkemece takdir hakkının kullanılması ve böylece bireyselleştirme yapılmasının zorunlu olduğu hallerde ise duruşma açılmak suretiyle tüm bunların neden ve gerekçeleri de gösterilerek hüküm kurulması gerekeceği ve bu şekilde verilecek kararlarında temyiz kanun yoluna tabi olacağı kabul edilerek yapılan incelemede;
1- Ek kararın duruşma açılmak suretiyle verilmesi gerektiği gözetilmeden evrak üzerinde karar verilmesinde,
2- Sanığın adli tahkikat sırasında gerçekte var olan kişinin kimlik bilgilerini kullanmak suretiyle kimliği hakkında resmi mercilere yalan beyanda bulunmak olarak belirlenen eyleminin 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe gire 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 268/1 maddesi aracığıyla 267/1. maddesi kapsamında düzenlendiği, sanığın bildirdiği kimlik bilgilerinin gerçekte var olmayan kişiye ait olduğunun anlaşılması durumunda anılan kanunun 206/1. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekeceği, bu nedenle sanığın eylemine uyan 765 Sayılı Kanunun 343/2 maddesi ile 5237 kanununun 267/1 maddesinin birbiri ile karşılaştırılması suretiyle lehe olan kanunun uygulanması gerekirken sanığın eylemine uymayan 5237 Sayılı Kanunun uygulanması suretiyle hüküm kurulmasında,
3- Kabule göre de hükümlünün eyleminin başkasın ait pasaportu kullanmak suçu olduğu ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe gire 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun hükümlü lehine düzenleme getirdiği mahkemece verilen ek kararla da kabul edildiği, ancak 765 Sayılı Türk Ceza Kanununun 81. maddesinde tekerrür nedeniyle cezadan artırım öngörülmesine rağmen 5237 Sayılı Kanunun 58. maddesinde tekerrür halinde cezadan artırım düzenlenmediği, anılan maddenin 7. fıkrasında Mahkumiyet kararında, hükümlü hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanacağı belirtilir. Şeklinde infaz rejimi ile ilgili düzenlemelere yer verildiği,
Diğer taraftan 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5275 Sayılı Ceza Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 108/1-c maddesinde tekerrür halinde süreli hapis cezasının dörtte üçünün infaz kurumunda iyi haili olarak çekilmesi durumunda, koşullu salıverilmeden yararlanabilecek olması karşısında, infaz yönünden 647 Sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun hükümlü lehine olduğu,
Nazara alındığında, mahkemece 5237 Sayılı Kanuna göre tayin olunan 6 ay hapis cezasının 647 Sayılı Kanun uyarınca yerine getirilmesinin hükümlü lehine olduğu gözetilmeden 5275 Sayılı Kanun kapsamında mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve cezanın infazından itibaren denetimli serbestlik tedbirlerine tabi tutulmasına dair ek karar verilmesinde, isabet görülmemiştir.
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 19.01.2006 gün ve 1203 sayılı yazılı emirlerine atfen Yargıtay C. Başsavcılığının 14.03.2006 gün ve YE.200616879 sayılı ihbarnamesiyle daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelenip gereği görüşüldü:
7201 Sayılı Tebligat Yasasının 19. maddesinde yer alan mevkuf ve mahkumlara ait tebliğlerin yapılmasını, bunların bulunduğu müessese müdür veya memuru temin eder hükmüne aykırı şekilde: Dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarından içtimaen 13 yıl 31 ay 50 gün hapis cezasına hükümlü olarak 10.03.2003 tarihinden buyana Tarsus Kapalı Cezaevinde bulunduğu anlaşılan N. K. hakkında ... Asliye Ceza Mahkemesince verilen 28.07.2005 gün ve 1998/166 esas, 2001/385 sayılı ek kararın,
..köyü doktor evleri-
adresinde oturan yeğenine 18.08.2005 tarihinde yapılan tebligatın geçersiz olduğu kuşkusuz olup hükümlü hakkında ek karar bu nedenle kesinleşmemiştir.
Kanun yararına bozma, kesin olan ya da temyiz edilmeden kesinleşen hükümlere karşı başvuruları olağan üstü bir yasa yoludur. Henüz kesinleşmeyen kararın yasa ararına incelenmesi olanaksızdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, Elazığ 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.07.2005 gün ve 1998/166 esas, 2001/385 sayılı ek kararı henüz kesinleşmediğinden yasa yararına bozma isteminin REDDİNE, anılan kararın hükümlü veya yasal temsilcisine usulüne uygun şekilde tebliği hususunun mahkemesince takdir ve ifasına dosyanın Yargıtay C.Başsavcılığına İADESİNE oybirliği ile karar verildi. 03.04.2006 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy