(5237 S. K. m. 31, 50, 206, 267, 268) (765 S. K. m. 343) (5395 S. K. m. 23, 24, 25, Geç. m. 1) (647 S. K. m. 4)
Dava: Yalan beyanda bulunmak suçundan sanık Metin Durmuş'un yapılan yargılaması sonunda, 5237 S. K.nun 206/1, 31/3 ve 647/4 maddeleri gereğince mahkumiyetine dair Adana 2. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 07.06.2005 gün ve 2004/86 Esas, 2005/711 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay C. Başsavcılığı'nın bozma isteyen 22.01.2006 tarihli tebliğnamesi ile Dairemize gönderilmekle incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: 8.7.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5377 sayılı yasadan önce yürürlükte bulunan ve suç tarihi itibariyle uygulanması gereken 5237 sayılı TCK.nun 31/3. maddesindeki indirim oranının 1/2 olması karşısında mahkemenin takdirinde bir isabetsizlik görülmediğinden tebliğnamenin (II/1. bendindeki) bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin sübuta ilişkin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sübuta ve saire temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
1- Yalan beyanda bulunmak suçu ile ilgili olarak, sanığın adli tahkikat sırasında gerçekte var olan kişinin kimlik bilgilerini kullanmak suretiyle kimliği hakkında resmi mercilere yalan beyanda bulunmak olarak mahkemece belirlenen eyleminin, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 268/1. maddesi aracılığıyla 267/1. maddesi kapsamında düzenlendiği, sanığın bildirdiği kimlik bilgilerinin gerçekte var olmayan kişiye ait olduğunun anlaşılması durumunda anılan Kanun'un 206/1 maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekeceği, bu nedenle sanığın eylemine uyan 765 Sayılı Kanun'un 343/2. maddesi ile 5237 Sayılı Kanun'un 267/1. maddesinin birbiriyle karşılaştırılması suretiyle lehe olan kanunun uygulanması gerekirken sanığın eylemine uymayan 5237 Sayılı Kanun'un 206/1. maddesinin uygulanması suretiyle hüküm kurulması,
2- Sanık hakkında lehe olduğu kabulüyle 5237 sayılı yasa uygulandığı halde hükmolunan hapis cezasının aynı yasanın 50. maddesi yerine 647 sayılı yasanın 4. maddesi uyarınca adli para cezasına çevrilmesi yasaya aykırı,
3- Hükümden sonra 15.07.2005 tarihinde 25876 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5395 sayılı Çocuk Koruma Yasa'nın Geçici 1. maddesindeki Çocuk mahkemeleri ile çocuk ağır ceza mahkemeleri bulunmayan yerlerde, bu mahkemeler kurulup göreve başlayıncaya kadar çocuklar tarafından işlenen suçlara ait soruşturma ve kovuşturmalar Cumhuriyet Başsavcılığı ve görevli mahkemelerce bu Kanun hükümlerine göre yapılır. düzenlemesi ile aynı kanunun 25. maddesindeki çocuk mahkemelerinde yapılan duruşmalarda Cumhuriyet savcısı bulunmaz. emredici hükümlerinin ve suç tarihinde 18 yaşından küçük olan sanık hakkında lehe hükümler içeren aynı yasanın 23 ve 24. maddelerinin uygulanmasında zorunluluk bulunması,
Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğunda hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca kazanılmış hakları saklı kalmak kaydıyla BOZULMASINA, 23.01.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy