MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik, dolandırıcılık
HÜKÜM : Sanık ... hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan; mahkumiyet
Dolandırıcılık suçundan beraat
Sanık ... hakkında her iki suçtan; beraat
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre katılan vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak:
Sanık ... hakkında resmi belgede sahteciliğe iştirak suçundan kurulan hükümde, uzun süreli hapis cezası ertelenmesi nedeniyle 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca aynı maddenin 1. fıkrasının c bendinde yer alan hak yoksunluğunun sanığın sadece kendi alt soyu üzerindeki yetkileri açısından hiç bir şekilde uygulanamayacağı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Yasaya aykırı ise de, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususta 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı Yasanın 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan; hüküm fıkrasından 5237 sayılı Yasanın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün yerine, “53. maddenin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri haricinde, diğer yazılı haklardan, cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmalarına” denilmek suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan sanıklar ...'in resmi belgede sahtecilik suçundan mahkumiyetine dair hükmün DÜZELTİLEREK, her iki sanık hakkında dolandırıcılık, sanık ... hakkında resmi belgede sahtecilik suçlarından kurulan beraat hükümlerinin ise istem gibi DOĞRUDAN ONANMASINA, 09.01.2014 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin sahtecilik suçu yönünden verdiği onama kararının yerinde olmadığı kanaatindeyim.
Şöyle ki; sanık ... savunmasında işyerinin ağabeyi olan diğer sanığa ait olduğunu, onun işyerinde olmadığı zamanlarda isteği üzerine işyerine baktığını, olay tarihinde ... ve katılan ...'ın işyerini gelip eşofman getireceklerini söylediklerini, eşofman bedeli olarak, ağabeyi ...'ın müşterilerden aldığı suça konu senedi tanık ...'ye verdiğini, bu sırada ...'nin işyerinin kaşesini basıp ağabeyi ...'ın yerine de imza atmasını söyleyerek ortada sorun yok, bir şey olmaz dediğini, kendisinin de imza attığını, daha sonra ... malları getirmeyince ağabeyi ...'ında senet bedelini ödemediğini bunun üzerine senedi elinde bulunduran ...'ın senedi icraya koyduğunu, ağabeyi ...'ında senetteki imzanın kendisine ait olmadığı gerekçesiyle borca itiraz ettiğini, kaşe üzerindeki imzanın kendisine ait olduğunu ancak imza atarken suç kastı ile hareket etmediğini beyan etmiştir.
Tanık olarak dinlenen ... da, sanık ...'nın savunmalarını doğrular şekilde, olay tarihinde ...'la birlikte beraat eden diğer sanık ...'ın dükkanına gittiğini, o sırada ...'ın dükkanda olmadığını, ...nın olduğunu, sanık ...'dan daha sonra eşofman vermek üzere 8 adet toplam 18 milyarlık müşteri senedi aldıklarını, arkasında ...'ın kaşesinin bulunduğunu, ...nın kaşe üzerine imzayı ağabeyi ...'ın atması gerektiğini söyleyerek geldiğinde kendisi atsın dediğini, ...'ında farketmez ortada sorun yok sen imzalayabilirsin dediğini, ...nında ...'in kaşesinin üzerini ciro olarak senetleri imzalayıp verdiğini, kendisinin de senetleri ...'a verdiğini, çünkü kendisinin eşofmanların hammaddesi olan ipliği İhsan'dan aldığını, işleri sıkıntıya girdiği için bu senetler karşılığı ... ve ...'e vermesi gereken eşofmanları veremediğini, bu arada ...'a yukarıda belirtilen meblağ karşılığı başka bir senet daha verdiğini ancak İhsan'ın suça konu senetleri kendisine iade etmeyip hem kendisi hemde ... hakkında icra takibinde bulunduğunu, bu senetleri ...dan alırken İhsan'ında yanında bulunduğunu, hatta ...ya sözkonusu imzayı ağabeyi ...'ın yerine atmasını İhsan'ın söylediğini belirtmiştir.
Katılanın ifadesinin de ...'ya ağabeyi ...'ın yerine imza atmasını söylediği hususu hariç esas itibari ile tanık ...'nin beyanları ve sanık savunmasını doğrular mahiyette olduğu görülmüştür.
Buna göre; senedin sanık ... tarafından tanık ...'ye getireceği mal karşılığı verildiği, o sırada yanlarında katılan ...'ın bulunduğu, sanığın imzalamak istemeyerek ...'ın geldiğinde imzalamasını söylemesi üzerine tanık ya da katılanan arada ihtilaf yok. Birşey olmaz kardeşinin yerine sen imzalayabilirsin telkini üzerine senedi imzaladığı, bu hali ile sanığın senedi düzenlendiği sırada sahtecilik kastı taşımadığının anlaşıldığı, öte yandan; sanık ...'ın savunmasında İstanbul'dan döndükten sonra kardeşi ...nın kendisine ... ve İhsan'ın birlikte gelip alışveriş yaptıklarını, daha doğrusu eşofman getirmesi karşılığında kendisinin kaşesini içerir senedi imzalayıp verdiğini, imzayı da onların isteği üzerine attığını söylediğini, beyan etmiştir. Bu beyanla sanık ... kaçamaklı olarak kardeşi ...nın kendisi yokken kendisi yerine imzaladığı senette sonradan muvafakat ettiğini kabul etmiştir. Ancak; tanık ...'nin beyanlarında da belirtildiği gibi, senet karşılığı verilmesi gereken mallar getirilmeyince senetteki imzanın kendisine ait olmadığını söyleyerek icra takibine ve borca karşı imza itirazında bulunmuştur.
Yani sanık ... İstanbul'dan döndüğünde kardeşi sanık ...'nın kendisi adına senet imzaladığını söylediğini beyan ederek icra takibi başlatılmadan önce senet imzalama olayından haberdar olduğunu ikrar etmiştir. ... senetten haberdar olmasına rağmen senedin iptali için hiç bir işlem yapmayarak, imzalanan senet karşılığı olan malların teslimini beklemiştir. Bu suretlede sanık ...'nın senet imzalamasına, ses çıkarmamak suretiyle zimmen onaylamıştır. Ancak; mallar teslim edilmeyip, bir de bu senetten dolayı aleyhine icra takibine girilişilince borca ve senetteki imzaya itiraz etmiştir. Bu davranışı önceden verdiği zimmi muvafakattan mal teslim edilmeyince sonradan vazgeçmek anlamına gelir ki önceden verilen zimmi muvafakat artık yok sayılamaz. Eğer sanık ..., İstanbul'dan döndüğünde olayı öğrenir öğrenmez kardeşi ...nın imzaladığı senetteki imzanın kendisine ait olmadığı iddiası ile senet iptal davası açsa veya karşı tarafa bildirimde bulunsa idi imzaya muvafakat etmemiş olurdu. Öğrenmeye rağmen hiçbir işlem yapmayarak sükut edilmesi ve ancak mallar teslim edilmeyip, aleyhe icra takibine geçildiğinde imza yetkisi vermediği gerekçesi ile itirazda bulunulması önceki zimmi muvafakatı ortadan kaldırmaz, sadece borçtan kurtulmak amaçlı bir davranış olarak kalır. Sanık ...'nın ... adına attığı imzada sonradan onay verilmiş olması nedeni ile geçerli hale gelir ve sahtecilik suçu bu nedenlerle oluşmaz.
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 30.03.1992 tarih ve 6-80/98 sayılı kararında “belgelerde sahtecilik suçlarında kast, zarar vermek bilinci ve iradesidir. Mağdurun önceden verdiği rıza üzerine imza atılması halinde failde mağdura zarar vermek bilinci bulunmayacağından sahtecilik kastının varlığı ileri sürülmez. Ancak mağdurun rızasının kastı ortadan kaldırabilmesi için fiilin işlenmesinden önce açıklanması zorunludur. Mağdurun rızası açık olabileceği gibi zimmide olabilir. Özellikle iki kişi arasındaki ilişkilerde böyle bir rızanın varlığı ciddi olarak kabule elverişli olduğu takdirde bu rızaya dayanarak başkasının imzasını atan kimsede sahtecilik kastının varlığı kabul olunamaz” denilmiştir.Yukarıda açıklandığı üzere bu olayda; sonradan verilmiş bir zimmi rıza vardır. Bu nedenlerle sahtecilik suçu oluşmamıştır.
Ayrıca sanık tarafından katılan ve tanığın huzurunda ve onların isteği ve ısrarı ile senedin imzalanmış olması nedeni ile bu kişilere karşı sahtecilik kastı ile hareket etmediği ve bu hali ile de iğfal kabiliyeti olmayacağından katılana yönelik olarak sahtecilik suçu bu nedenle de oluşmamıştır.
Açıklanan nedenlerle kararın bozulması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun onama kararına katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy