MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet
Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma ve kovuşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak:
1- Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu’nun 11.02.2014 gün ve 2013/12-70 E. 2014/57 K. sayılı kararında açıklandığı üzere; mahkemece yapılan basit matematik hatasına ilişkin aykırılıkların aleyhe bozma kapsamında bulunmadığından, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nun 204/1. maddesi uyarınca belirlenen 2 yıl hapis cezasından TCK'nun 62. maddesi uyarınca 1/6 oranında indirim yapılırken “1 yıl 8 ay hapis” cezası yerine, hesap hatası sonucu “10 ay” hapis cezasına hükmolunması suretiyle yazılı şekilde eksik ceza tayini,
2- 5237 sayılı TCK'nun 53/3. maddesi gereğince 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan hak yoksunluğunun sanığın sadece kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından koşullu salıverilmeye kadar uygulanabileceği gözetilmeden, fıkranın tamamını kapsar biçimde yazılı şekilde hüküm kurulması,
3- Adli emanette kayıtlı suça konu belge hakkında bir karar verilmemesi,
Yasaya aykırı; sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususların 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükmün 2. fıkrasında belirlenen '10 ay hapis' ibaresinin çıkartılarak yerine '1 yıl 8 ay hapis', TCK'nun 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin kısım çıkartılarak yerine “5237 sayılı TCK'nun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 1. fıkranın (c) bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerine ilişkin haklardan koşullu salıverilme tarihine, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” ve “Adli emanete kayıtlı olan suça konu belgenin dosyada delil olarak saklanmasına” denilmek suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 18.04.2014 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Sayın çoğunluk ile aramızdaki sorun, aleyhe bozma yasağının uygulamadaki maddi hesap hatalarını kapsayıp kapsamadığına ilişkindir.
Reformatio in Peius olarak adlandırılan öğreti ve uygulamada aleyhe bozma yasağı olarak ifade edilen ilkenin amacı, hükmün aleyhine bozulabileceğini düşünen sanığın yasa yoluna başvurmaktan çekinmesinin önüne geçerek yasa yoluna başvurma hakkını özgürce kullanabilmesini olanaklı kılmaktır.
Bu kural 1412 sayılı CMUK.nun 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 326. maddesinin 4. fıkrasında "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, önceki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz" şeklinde düzenlenmiştir.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK.nun 307. maddesinin son fıkrasına göre "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı ya da 262. maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz" düzenlemesine yer verilmiştir.
Benzer düzenlemeler içeren bu maddelere göre aleyhe bozma yasağının söz konusu olabilmesi için önceki hüküm,
A- Sanık
B- Cumhuriyet savcısı tarafından sanık yararına,
C-Yasal temsilci, sanığın eşi (CMK m.262) tarafından temyiz edilmesi gerekir.
Kaynak 1887 tarihli Alman Ceza Yargılamaları Yasasının 358. maddesi lehe başvuru halinde aleyhe düzeltmeyi kabul etmemiştir. Bu nedenle bizim yargılama yasamızda kaynak yasada olduğu gibi lehe başvuru halinde aleyhe düzeltmeye olanak tanımamaktadır.
Aleyhe bozma yasağına aykırı düşecek kararlar, kişilerin hak arama özgürlüklerine ağır zararlar verebileceği gibi sanığın haksız hükme razı olması sonucunu doğuracaktır.
Işte bu korkuyu ortadan kaldırmak için "Reformation in Peius" ilkesi bir usul kuralı olarak yargılama yasalarında yer almış bulunmaktadır.
Kunter/Yenisey/Nuhoğlu'na göre "son karar sadece sanık lehine bozulmuşsa, bozulan son kararın sonucu bakımından sanık lehine bir tavan aşılmaması gereken bir yukarı had meydana gelmiş olduğu kabul edilmeli" sırf sanık lehine yapılmış bozmaya uyulduktan sonra daha önce yapılan hataların farkına varılması nedeniyle düzeltme sırasında, önceki son karardan daha ağır bir ceza verilmemelidir. (1)
Yargıtay Ceza Genel Kuruluda çeşitli kararlarında, bu ilkeye açıklık getirmiş ve CMUK.nun 326/2. maddesindeki "hüküm" sözünü sadece kapsadığı ceza miktarı yönünden değil, ilk hükümdeki uygulamalar yönünden düşünerek geniş anlamak gerekeceğini, (2)
İlk hüküm sanık tarafından temyiz edilmeyerek kesinleşmiş olsaydı durum ne olacak idiyse, lehe temyizin bu durumu değiştirmemesi gerektiğini,
1-Kunter, Nurullah/Yenisey, Feridun/Nuhoğlu, Ayşe Muhakeme Hukuku Dalı olarak Ceza Muhakemesi Hukuku 18. Bas., İstanbul 2010, s.1782
2-CGK 15.03.1971, 4/84
3-CGK 19.06.1967, 114/162
Temyiz incelemesinde öncelikle temyizin lehe veya aleyhe mi olduğu tespit edilerek incelemenin buna göre yapılması gerektiğini sanık lehine tecelli edecek bir hatanın tazammun edeceği hukuki neticelerin aleyhe tevessülatta bulunmadıkça değiştirilemeyeceğini, (4), vurgulamıştır.
Yine Ceza Genel Kurulu 07.10.2008 gün ve 198/211 sayılı kararında "yerel mahkemece sanık hakkında lehe olduğu kabul edilen 5237 sayılı TCK.nun 81, 35/2, 29 ve 62. maddeleri uyarınca sonuçta 9 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası tayin edilmiştir. Yerel mahkemenin bu uygulamasında, anılan Yasanın 62. maddesi ile indirim yapılırken hesap hatası sonucu 9 yıl 4 ay 15 gün yerine 9 yıl 1 ay 15 gün olarak eksik ceza tayin edilmiştir. Yerel mahkemenin hatalı olan ilk ve son uygulaması yalnızca sanık ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmiştir. Aleyhe temyiz bulunmaması karşısında Özel Dairece 1412 sayılı CYUY. 322. maddesi uyarınca hükümde cezadan daha ağır bir ceza belirlenmesi 1412 sayılı CYUY.nın 326/son ve 5271 sayılı CYY'nın 307/4. maddesine aykırıdır." denilmektedir.
Görüldüğü gibi Yargıtay'ın kökleşmiş uygulamalarına göre, sanığa tek ceza tayin edilmişse ve ceza nitelikli haller nedeniyle artırılırken veya indirilirken ya da adli para cezasına çevrilirken sanık lehine hata yapılmış ve hüküm yalnız sanık veya onun lehine temyiz ediliyorsa aleyhe temyiz olmadığından bu hatalar bozma nedeni yapılmamakta, hüküm hata belirtmek suretiyle eleştirilip onanmaktadır.
Bu durumdan değişik olarak sanığa farklı suçlardan tayin edilen cezaların süre ve miktarı doğru uygulandığı halde 765 sayılı Yasanın 68-77 maddeleri gereğince cezalar toplanırken sanık lehine bir hata yapıldığında hüküm sanık veya onun yararına temyiz edilse dahi işlem infaz hukukuna ait toplama işlemi olduğundan kazanılmış hak söz konusu olmamaktadır.
Bu anlatılanların ışığında somut olaya geldiğimizde; sanık hakkında 5237 sayılı TCK.nun 204/1. maddesi uyarınca verilen 2 yıl hapis cezasından TCK.nun 62. maddesi uyarınca 1/6 oranında indirim yapılırken hesap hatası sonucu sanığa 1 yıl 8 ay yerine 10 ay hapis cezasına hükmolunmuştur.
Hüküm yasal süresinde sanık tarafından temyiz edilmiş, sayın çoğunluk tarafından ceza 1 yıl 8 aya çıkarılmak suretiyle düzeltilerek onanmıştır. Oysa Yargıcın sanık hakkında verdiği son ceza olan 10 aylık ceza süresi artık sanık lehine bir tavan, aşılmaması gereken yukarı had meydana getirdiği kabul edilmelidir. Çünkü sanık hükmü temyiz etmese idi, başkaca temyiz eden olmadığı için 10 aylık ceza kesinleşecekti.
Sayın çoğunlukca 10 aylık cezanın 1 yıl 8 ay hapis cezasına yükseltilmek suretiyle düzeltilerek onanması aleyhe bozma yasağına açıkca aykırıdır. Kararda yapılan ya değişilip hükmün eleştirilerek onanması gerekirdi.
Açıklanan nedenlerle sayın çoğunluğun hükmün düzeltilerek onanmasına dair kararına karşıyım.
Full & Egal Universal Law Academy