(5237 S. K. m. 38, 50, 51, 53, 62, 82, 283) (6136 S. K. m. 13) (5271 S. K. m. 231) (YCGK. 19.11.2013 T. 2013/1-355 E. 2013/456 K.)
İNCELENEN KARAR:
HÜKÜM: Sanık Z. E.- 5237 sayılı TCK.nun 82/1-d-k, 62, 53. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası.
- 6136 sayılı Yasanın 13/1, 5237 sayılı TCK.nun 62, 53. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına.
Sanıklar H. T. ve H. T.- 5237 sayılı TCKnun 38.maddesi yollamasıyla TCK.nun 82/1-d-k, 62, 53. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası.
Sanık S. E.- 5237 sayılı TCK.nun 283/1-3. Maddderi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına
TEMYİZ EDEN: C.Savcısı, sanıklar Z., H. ve H. müdafiileri
TÜRK MİLLETİ ADINA
Sanık Z. hakkında töre saikiyle kendi öz kızını öldürme ve 6136 sayılı Yasaya aykırılık, sanıklar H. ve H. hakkında töre saikiyle öldürmeye azmettirme, sanık S. hakkında suçluyu kayırma suçlarından kurulan hükümlerin incelemesinde;
Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıkların suçlarının sübutu kabul, düzeltme nedeni dışında oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçların niteliği tayin, takdire ilişen cezayı azaltıcı sebebinin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçeler ile reddedilmiş, sanık S. hakkında suçluyu kayırma suçundan TCK.nun 283/3 maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına dair verilen karar takdir kılınmış, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde düzeltme ve bozma nedenleri dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık Z. müdafiinin duruşmalı incelemede ve temyiz D.çesinde suçun vasfına, haksız tahrikin varlığına, sanıklar H. ve H. müdafiinin duruşmalı incelemede ve temyiz D.çesinde sübuta, Cumhuriyet Savcısının tasarlamanın varlığına, sanık S. yönünden suç vasfına yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle;
A-Sanık Z.'i töre saikiyle öldürmeye azmettiren sanıklar H. ve H. hakkında şartları oluşmadığı halde TCK.nun 82/1-d maddesi ile uygulama yapılması yasaya aykırı ise de; bu husus yeniden yargılama yapmayı gerektirmediğinden, CMUK.nun 322.maddesinin tanıdığı yetkiye dayanılarak, sanıklar H. ve H. hakkındaki hüküm fıkrasının mahsus bölümünde yer alan TCK.nun 82/1-d-k ibaresinin TCK.nun 82/1-k olarak değiştirilmesine, karar verilmek suretiyle DÜZELTİLEN vesair yönleri usul ve yasaya uygun olup ve re'sen de temyize tabi bulunan sanıklar H. ve H. hakkında hükümler ile sanık Z. hakkında töre saikiyle öz kızını öldürme, sanık S. hakkında suçluyu kayırma suçlarından kurulan hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi (ONANMASINA),
B-Sanık Z. hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan kurulan hükmün incelemesinde; müsnet suçtan verilen cezanın 10 ay hapis ve 500 TL adli para cezası olduğu gözetildiğinde, sanık hakkında TCK.nun 50 maddesinde yer alan seçenek yaptırımlara çevirme ve TCK.nun 51. maddesinde yer alan erteleme koşulları ile CMK.nun 231. maddesinde yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair yasal koşulların bulunup bulunmadığı tartışılarak, uygulanmama nedenlerinin gerekçelendirilerek gösterilmesi yerine TCK.nun 50 ve 51. maddelerinin uygulanma koşulları hiç tartışılmadan, CMKnun 231. maddesinin ise somut gerekçe gösterilmeden sadece uygulanmasına takdiren yer olmadığına denilerek yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş olup, sanık Z. müdafiinin temyiz itirazı bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi (BOZULMASINA), Üye Eyüp Yeşil'in sanık Z.'in eyleminin haksız tahrik altında kasten öz kızını öldürme suçunu oluşturduğu, sanıklar H. ve H.'nin ise azmettirme eylemlerinin sübut bulmadığı ve beraatlerinin gerektiği yönündeki karşı oyu ve oyçokluğu ile 30.01.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.
KARŞI OY
Öz kızını töre saiki ile öldürmek suçundan fail olarak Z. E., bu suça azmettiren sıfatıyla da sanıklar H. T. ve H. T.ın oy çokluğu ile cezalandırılmasına yerel mahkemece karar verilmiştir.
Dairemizin sayın çoğunluğu sanıkların suçunun sübutu kabul edilerek vasıfta düzeltme yapılmak suretiyle hükmün onanmasına karar vermiştir.
Çoğunluk görüşüne aşağıda açıklanan nedenlerle iştirak etmiyorum.
Maktul D. 15 yaşında iken ailesinin rızası olmaksızın kaçarak gayrı resmi olarak evlenmiştir. Bu evliliğinden iki çocuğu doğmuştur. Eşin ceza evine düşmesi üzerine çocuklarını bırakarak baba Z.in evine döndüğü, burada kaldığı süre içinde zaman zaman evden kaçtığı, yargılama sırasında tesbit edilebilen uyuşturucu kullandığı ve fuhuş ile iştigal ettikleri kanaati yaygın olan F., F., F. ve R. isimli kişilerle arkadaşlık kurduğu, ailesinin ve toplumun onaylamadığı, hayat tarzını benimsediği, bir kısım erkeklerle cinsel ilişkilerde bulunduğu, evden ayrıldığında bazen ailesi tarafından bazen de polis tarafından bulunarak ailesine teslim edildiği, sosyal, ekonomik ve eğitim düzeyi bakımından kendisinden beklenenin ötesinde kızını bu yaşantı tarzından kurtarmak isteyen baba sürekli kızına nasihat ettiği cebir şiddet uygulamadığı, psikiyatriste götürdüğü, Manisa Ruh Sağlığı Hastanesinde yatırarak tedavi ettirmeye çalıştığı, kızını arkadaş çevresinden uzaklaştırmak için Turgutlu İlçesinden İzmir Beydağı İlçesi Tosunlar köyüne taşındığı, buna rağmen maktulenin önceki yaşantı tarzını değiştirmediği, 2009 yılı aralık ayı sonlarında, ailesinin haberi olmaksızın ve rızalarına aykırı olarak 14 yaşındaki kardeşi D.i alarak evden ayrıldığı, Turgutlu ilçesinde bir parkta arkadaşları F., F. ve R. ile buluşarak gece sabaha kadar alkol aldıkları, sarhoş olan arkadaşları D.ı oyun oynamak için zorladığı ve tokatladıkları, F.nin kendisini bıçakla yaraladığı, D.in korkarak yanlarından ayrılıp teyzesinin kızının yanına sığındığı, oradan tekrar aldıkları, polisin kendilerini aradığını söyleyip kendileri hakkında güzel ifade ver dedikleri, bu arada ailenin polise kayıp başvurusu yaptığı için D. ve D.ı bulan polisin karakola götürerek ailesine teslim etmek istediği, D.ın aksi ispat edilemeyen savunmaya göre babasına tokat atarak sen benim babam değilsin, seni tanımıyorum dediği, babası ile birlikte eve dönmediği, yaşı küçük kızı D.i alarak eve döndüğü, 07.01.2010 tarihinde sabah saat 07.30 sıralarında babası Z.i arayan D.ın eve döneceğini beyan ettiği, öğlen saatlerinde babası tarafından bulunduğu yerden alınıp eve getirildiği, D.ın telefonla görüşmek için odasının kapısını kapattığında, babanın kızım neden kapıyı kapatıyorsun, gizilimiz saklımız mı var, o telefonu bırak artık iki çocuk annesisin kocan ceza evinde, ne yapıyorsun sen deyince, D.ın çık ya sanane şeklinde cevap verdiği, baba o ne demek sen nasıl konuşuyorsun benle diyerek bu diyaloğun meydana getirdiği üzüntü ve kızgınlıkla maktulenin baş bölgesine bir el ateş ederek ağır şekilde yaraladığı; olay sırasında ve sonrasında büyük üzüntü duyduğu, hastaneye kaldırılan D.ın bir gün sonra öldüğü, sanık Z.in silahı ile birlikte polise teslim olduğu, C.Savcısı ve aşamalardaki savunmalarında suçu ikrar ederek, aynı ifade de ben kızımı namusumu kirlettiğini düşünerek vurdum yine kızım bana asi ve saygısız davranıyordu, bir anlık öfkeyle kızımı vurdum. Pişmanım dediği. Bu oluşa göre yerel mahkeme, çoğunluk görüşü ve görüşümüz arasındaki farklılık; eylemin töre saiki ile mi, yoksa haksız tahrik altında mı işlendiği, sanıklar H. ve H. T.ın azmettirici olarak cezalandırılmaları için yeterli delilin bulunup bulunmadığıdır.
Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. (CMK 217/2 madde)
Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez. (T.C Anayasası 38/7. madde)
Mağdur çocukların veya suç sebebiyle psikolojisi bozulmuş mağdur tanıklar dinlenirken psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman kişi bulundurulur (CMK 236/3 madde)
Mağdur çocukların ve olayın tek görgü tanıklarının ifadesi kayda alınır. (CMK 52/3 madde)
Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur. (CMK 119/4 madde)
Bu düzenlemeler karşısında delillerin hukuka uygun elde edilip edilmediklerine bakıldığın da;
Hükme esasa alınan delillerden; konutta arama sonucu ele geçen suçta kullanılan silaha ait şarjör, 19/01/2010 tarihli arama tutanağında ihtiyar heyeti üyesi veya başka tanık bulundurulmamıştır.
Olayın tek görgü tanığı olan 15 yaşından küçük D. E.in cumhuriyet savcısındaki beyanı sırasında görüntü ve ses kaydı yapılmamıştır.
Olay nedeniyle psikolojisinin bozulması doğal olan küçük D.in beyanı alınırken uzmanda bulundurulmamıştır.
Kaldı ki küçük tanık D.in beyanı yasaya uygun alındığı kabul edildiği takdirde; hükme esasa alınacak yeterlilikte değildir. Zira sonradan geri alınmıştır. Diğer tanıklar ile çelişki giderilememiştir. Aile meclisinin ölüm kararı vermek için, ablası ile duygusal yakınlığı olan 14 yaşındaki D. ile birlikte toplanması kararın onun yanında açıklanması hayatın olağan akışına aykırıdır. Dayı olan sanıklar gayri ahlaki yaşantısı bulunan ablasının etkisinden kurtulması, aynı yaşantı tarzını benimsememesi için D.in tehdit edilmekten ibarettir.
İçeriği belli olmayan cep telefonu görüşmeleri aleyhe yorumlanarak mahkumiyet için karine teşkil etmez. Zira aynı gün ve önceki günlerde sanık Z.in başka kişilerle de ardarda gelen çok sayıda konuşması vardır.
Azmettirme; henüz suç işleme konusunda hiçbir fikri olmayan kişinin suç işlemesi yönünden ikna edilmesidir.. teşvik ise suç işleme kararının güçlendirilmesidir.
Şüphe oluşturan söz ve davranışlardan kesin yargıya varılması, şüpheden sanık yararlanır ilkesiyle bağdaşmadığından azmettirdiği iddia edilen sanıklar hakkında beraat hükmü kurulmalıdır.
Töre suçu saik suçudur. Saik ceza hukukunda faili harekete geçiren sebeptir.
Saik; hırs ve tatma, intikam, kıskançlık, yoksulluk, vahşet, merhamet, aşk gibi duygulardan oluşabilir. (Dönmezer Naziri ve Tatbiki Ceza Hukuku 7. baskı 275.sayfa )
Töre saikiyle de bu suç işlenebilir. Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere, saik suçunda başka nedenin birleşmemesi gerekir. Örneğin haksız tahrik altında işlenen suçta artık töre saiki yoktur.
Maktulun haksız tahrik oluşturacak davranışı var mıdır. Reşit olan maktulun yaşadığı toplumca benimsenmeyen, kınanan ve ahlaka aykırı görülen davranışları haksız tahrik teşkil etmemekle birlikte, kanuni temsilcilerinin izni olmaksızın evden ayrılan 14 yaşındaki D.in 2009 yılı yaz ayında ve sonlarında olmak üzere alıkonulması TCK 234/3 maddesine aykırı olduğu gibi, karakolda babaya tokat atılması, babanın olay anında maktulun arkadaşları tarafından tehdit edilmesi, yapılan iyi niyetli uyarıya hakaret teşkil edebilecek ifadelerle karşılık verilmesi TCK. 29. madde anlamında haksız tahrik teşkil edecektir. Bu durumda töre söz konusu olmayacaktır. Kaldı ki yaşı küçük olmasına rağmen izinsiz kaçıp evlenen, resmi nikah kıymadan çocuk sahibi olan, ailesinin benimsemediği yaşantıyı sürmesine rağmen af edilerek eve kabul edilen, maktulenin töre saiki ile de öldürüldüğünü kabul etmek, töre kavramı ile de bağdaşmayacaktır.
Zira Y.C.G.K 14/06/2011 tarih ve 1-138/130 sayılı kararında da açıklandığı üzere; töre saiki ile namusu kurtarmak amacıyla öldürmenin aynı anlama gelmediği, aksine kabulün aleyhe kıyas yasağı kapsamına gireceği belirtilmiştir.
Bu şekilde öldürme eylemindeki saik; bazı bölgelerde geleneksel anlayışlara uymama nedeniyle aile meclisinin kararı ile öldürme değil, haksız tahrikin etkisiyle öldürme söz konusudur.
Sanıklar H. ve H. T.ın suça azmettiren olarak katıldıklarına dair yasal yollardan elde edilmiş yeterli delil bulunmadığından beraatlerine karar verilmelidir.
Bu nedenlerle sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmiyorum.
30/01/2013 gününde verilen işbu karar Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Arif Alemdar'ın huzurunda ve duruşmada savunmasını yapmış bulunan sanıklar H. T., H. T. ile H. E. müdafiileri avukatlar Hakan Emin Hüseyni ile Cemali Hüseyni'nin yokluklarında 31/01/2013 gününde usulen ve açık olarak anlatıldı.
NOT: KONUNUN ÖNEMİ GEREĞİ YEREL MAHKEME İLAMINI AŞAĞIDA YAYIMLIYORUZ.
T.C.
ÖDEMİŞ
AĞIR CEZA MAHKEMESİ
DOSYA NO : 2010/172
KARAR NO : 2011/78
SUÇ: -Ruhsatsız Ateşli Silahlarla Mermileri Satın Alma veya Taşıma veya Bulundurma (6136 S.K. 13/1)
-Töre Saiki İle, Yakın Akrabayı Öldürme (5237 S.K. 82/1.d.k.)
-Suçluyu Kayırma (283/1-3)
SUÇ YERİ: İZMİR/BEYDAĞ
KARAR TARİHİ: 15.03.2011
GEREKÇELİ KARAR
TÜRK MİLLETİ ADINA
Yukarıda açık kimliği yazılı sanıklar hakkında mahkememizde yapılan duruşma sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Ödemiş C.Savcılığının 10.05.2010 tarih ve 2010/1007 Esas sayılı iddianamesiyle; sanık S. E.'in suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçundan eylemine uyan TCK.nun 281/1, 63, 53 maddeleri gereğince, sanık Z. E.'in Töre Saiki ile yakın akrabayı tasarlayarak öldürme, bir adet ateşli silah ve mutat sayıdaki mermileri bulundurma suçundan eylemine uyan TCK.nun 82/1.a,d,k, 63, 54, 53/1, 6136 Sayılı Yasanın 13/3, TCK.nun 53/1, sanık H. T.'ın ve H. T.'ın Töre Saiki ile Yakın Akrabayı Tasarlayarak Öldürmeye Azmettirme suçundan eylemine uyan TCK.nun 82/1.a,d,k, 38/1, 63, 53/1 maddesi gereğince cezalandırılması istemi ile mahkememize kamu davası açılmış, mahkememizce iddianamenin kabulüne karar verilerek dosya mahkememizin 2010/172 esas sırasına kaydedilmiş, yargılamaya başlanmıştır.
SANIK Z... E... SAVUNMA VE DELİLLERİNDE ben daha önce ifade vermiştim maktul D. ve D.tir, eşim S. ile bu olaydan yaklaşık olarak iki ay kadar önce Turgutlu İlçesinden Beydağ İlçesi Tosunlar köyüne taşındık, amacım Turgutlu ilçesinden kızım D.ın yaşadığı sorunlar nedeniyle uzaklaşmaktı, inşaatçılık ile geçimimi temin ediyorum, diğer sanıklar H. ve H. benim kayınlarım olurlar, yıl başından yaklaşık olarak 15 gün kadar önce kızım D. Ödemiş ilçesinden arabaya binerek Turgutlu ilçesine bizden habersiz olarak gitmiş, kızım D. daha önce N. isimli bir şahıs ile gayri resmi evlenmiş, bundan iki çocuğu vardır, Nurettin şu an cezaevindedir, çocuklar ise Nurettin'in annesindedir. Kızım D. yaklaşık bir yıldır benim yanımda duruyordu, Turgutlu İlçesinde iken zaman zaman evden uzaklaştığı, gelmediği zamanlar oluyordu, bunun ile ilgili olarak Turgutlu Emniyetine müracaat kayıtları vardır, gittiği zaman 3-5 gün veya bir hafta gelmediği günler oluyordu, alkol veya esrar kullanıp kullanmadığını bilmiyorum, ancak kızım Turgutlu ilçesinde bulunan Urfalı F., Kepçe lakaplı şahıs ve soy ismi Ç. olan şahıslar ile birlikte kaçtığı ve yaşadığı şeklinde duyumlar alıyorduk, bu kişiler Turgutlu ilçesinde her türlü suçu ve diğer kötü olaylar içinde olan şahıslardır, kızım bir türlü bunlardan kurtulamadı. Olay günü kızım D. 15 Aralıkda habersiz gidince ben epey bir zaman kendisini aradım, bulamadım, en son 31 Aralık günü kızımı aramak için Turgutluya İzmir ili üzerinden gittim, Emniyete müracaat ettim, şahısların isimlerini söyledim, bir ara kızım ile Urfalı F. ve Kepçe lakaplı kişiler karakola geldiler, kızım D. karakolda iken benim niye araştırdığımı ve aradığımı söyleyerek aynı zamanda bana kızarak bir tokat attı, kızım D.'a da F. isimli şahıs tokat attı, zira babana böyle davranma diyordu, ifade alma sırasında bunlar tekrar kayboldu, bundan önce 29 Aralık 2009 günü küçük kızım ve o zaman 14-15 yaşlarında olan D. de evden ayrılarak Turgutluya gitmişti, o da kayıp idi, zaten ben de iki kızım da kayıp olunca Turgutluya gitmiştim, o gün kızım D. ile D.i bulamadım, ertesi gün saat 15.00 sularında karakola kızım D., D.i bulduğunu söyleyerek D.i de getirdi, ben o gün kızım D.'i alarak dayılarına misafir oldum, D. ise yine karakolda iken kayboldu, daha sonra kızım D. ile birlikte ben Pazartesi günü yani 04 Ocak 2010 günü Beydağ ilçesine geldik, 05/01/2010 Salı günü ise Turgutluya kızım D., eşim S. ve kaynım olan H. ile tekrar dönüş yaptık, zira kayınım H. annesi ve benim kaynanamın hasta olduğunu söyleyerek bizi Turgutluya götürdü, o gece kalıp 06/01/2010 Çarşamba günü sabahleyin tekrar Turgutludan Beydağ'a geldik, ertesi gün Beydağ İlçesinin Perşembe pazarı vardı, biz dönüşü kızım D. ile yaptık, D. hala yoktu, ben Beydağ İlçesi pazarında iken kızım D. beni aradı, geleceğini söyledi, ben Ödemiş istikamet girişinde kendisini karşıladım, arabadan indirip Beydağ Tosunlar köyüne giderken kızım arabada yönelik olarak tartışacak şekilde sözler söylüyordu, saat 14 ile 14.30 sularında Beydağ ilçesi Tosunlar köyündeki ikametimize geldik, kızım D. eve gelince bir ara bilgisayarın başına geçti ve bana sen bana ne karışıyorsun, ben istediğimi yaparım, babam değilsin, ben istersem yüz milyar para da getiririm, ben annem için geldim, senin için gelmedim diyerek söyledi ve itekledi, bu sırada kızım D. ile eşim S. evde idi, ancak S. banyoda idi, bunun üzerine bende kapıldığım tahrik ile iki yıl önce İzmir İlinde Barlak Sokağında tanımadığım bir şahıstan aldığım ve bugüne kadar üzerimde taşıdığım ancak hiçbir olayda kullanmadığım, ruhsatsız 7x65 tabancayı çıkararak çok yakın mesafeden bir el kızıma ateş ettim, silahı evde sakladım, hanımım ve kızlarımın haberi yoktu, iki şarjörü vardı, şarjörlerin birisinde mermi vardı, şarjör ve mermi tabancaya takılı idi, ancak ben bir kez ateş ettim, ateş ettiğim yer kızımın kaldığı odada oldu, ateş etmeden önce kızım bana telefonu fırlatmıştı, bu sırada ateş etme olayını kızım D. gördü, daha sonra ben olay yerinden ayrılmadım, yakınlarıma haber verdim, jandarmanın gelmesini bekledim, yukarıda söylemeyi unuttum, kızım D. kayıp olduğu 10-20 günlü süre içinde benim telefonuma ismini bilmediğim şahıslar telefon ederek, benden olumsuz kadın talebi dahil taleplerde bulunarak tehdit ediyorlardı, ben de bu nedenle kızımın hayatından endişe ediyordum, kızımın alkol ve esrar kullandığı hususunu bizzat görmedim, duyumlarım vardı, yine aynı şekilde kızımın içerisinde bulunduğu arkadaş grubunun her türlü olumsuzlukları yapabileceğini düşünüyorum ve duyum almıştım, olay bu şekilde meydana geldi. Benim öldürme olayından kayınlarım olan H. ve H.'nin haberi yoktur, onlar ile bu konuyu konuşmadım, kızım D.'in anlatımları doğru değildir, hasta ziyareti sırasında kayınlarım bana namusunu temizle diye bir şey söylemediler, bizzat dayıları küçük kızım D.'e nasihat vererek öğütlediler, aksine onun söylediği gibi bir konuşma geçmedi, telefon kayıtlarında geçen kayınlarımı aradığım hususu doğrudur, borç ve alacak meseleleri için kendilerini aradım, olay öncesi de bu konu için görüştüm, eşim olan S. benim diğer ikinci şarjörümü Beydağ İlçesi Tosunlar köyündeki alarak Turgutlu ilçesine götürmüş, şarjör bana aittir, ben evden çıkarken eşim uyumuyordu, kızım D. uyuyordu, kızımı ben daha önce Manisa Hastanesinde psikolojik yönden tedavi ettirdim yatışını sağladım, ayrıca kızım ile tartışma sırasında kızım bana telefonu atınca elimde bulunan kabza ile kızımın kafasına değdi, silah bu sırada ateş aldı.... Ben Beydağ C. Savcılığında verdiğim ifadeleri şu an tam olarak hatırlamıyorum. Olayın hemen sonrasında verdiğim ifadelerimi tam hatırlamıyorum.... O zamanki ifadelerimi tam olarak hatırlamıyorum. Ayrıca ben karıma evden çıkarken kızımı vuracağım diye birşey söylemedim. demiştir.
SANIK H.. T... SAVUNMASINDA ben maktul D.'ın dayısı olurum, üzerime atılı bulunan suçu kabul etmiyorum, 05/01/2010 günü annem hasta olduğu için eniştem Z.'i, ablam S.'i ve kızı D.i Turgutlu'ya ben götürdüm, annem gerçekten hasta idi, evde iken yeğenim olan D.in de olduğu ortamda, eniştem Z.'e namusunu temizle diyerek bir şey söylemedim, kendisine sadece nasihatte bulundum, yeğenim D.in niçin böyle söylediğini bilemiyorum, telefon görüşmelerinde olay öncesinde olanlar para konuları ile ilgilidir, 0 535 582 01 17 nolu telefon bana aittir, olay öncesi görüşmelerde para konuları ile ilgilidir, ayrıca olay önceki son telefon konuşmalarımızda enişte kızının geldiğini söyledi, ben öldürme olayını eniştemden duydum, önceki görüşmelerimizde kızının geldiğini söyleyince, kendisine kızına karşı iyi davranması hususunda nasihatte bulunmuştum, ev araması sırasında benim kaldığım alt kattaki evde kanepenin altına şarjör bulundu, kime ait olduğunu bilmiyorum, ablam daha sonra kendisinin getirdiğini söyledi demiştir.
SANIK H
T... SAVUNMASINDA Kardeşim H.'nin ifadelerini dinledim, evimiz iki katlıdır, üst katta ben oturuyorum, alt katta ise bekar kardeşim H. ile yaşlı annem kalmaktadır, yeğenim olan D.in söyledikleri doğru değildir, nasihat olayı alt katta olan annem E. T.'ın kaldığı dairede gerçekleşti, telefon kayıtlarında geçen 0 537 550 40 21 nolu telefon bana aittir ve benim adıma kayıtlıdır, günlük olaylar ile ilgili konuştuk demiştir.
MAĞDUR SANIK S... E
SAVUNMASINDA maktul D. benim kızım olur, ben öldürme olayını görmedim, zira o sırada ben banyoda idim, silah sesini duydum, silah sesinden önce eşim ve kızım D. yüksek sesle konuşuyorlardı, eşim Z. kızıma neden böyle yapıyorsun, benim sana verecek ekmeğim vardı diye söylüyordu, saat tahminen 14:30 ile 15:00 suları idi, Beydağ'dan yeni gelmişlerdi, kızım D. ise babasına, sen babam mısın, şerefsiz diyerek karşılık veriyordu, ben de banyoda olduğum için duvara vurarak komşuların duymasını istemediğim için komşular duyacak diye endişeleniyordum, kızım D. daha önce bir kaç kez evden kaçmıştı, evde olduğu zamanlar cep telefonu ile sürekli aranıp rahatsız edilerek tehdit ediliyordu, zaman zaman da evimizin önüne gelerek kocamın savunmasında geçen Urfalı F. diyerek bilenen şahıs ve ekibi kızımı rahatsız ediyorlardı ve kızımı dışarı çağırıyorlardı, kızım D. bir kez Turgutlu da iken kaçtı, bir kez de Tosunlar köyüne taşındığımızda evden kaçtı, benim kanaatime göre kızım D. de onların yanına gidiyordu, kızım D.'ın içinde bulunduğu erkek arkadaş grubunu Turgutlu İlçesinde tüm kötü olaylar ile bilinen bir ekiptir, ben olay günü sabahleyin eşimi Beydağ Pazarına yolcu ederken uyanıktım, o günü ve öncesinde kocam D.'ı öldüreceğim diyerek bir şey söylemedi, 05/01/2010 günü annemin hastalığı nedeniyle gittiğimizde gerçekten annem E. hasta olduğu için gittik, annem ve kardeşim H.'nin evinde kızım D.'e dayıları nasihatte bulundu, kızım D.'in beyanında geçtiği üzere, kardeşlerim kocama namusunu temizle diye bir şey söylemedi, kardeşlerim kocam ile annemin rahatsızlığı ve gündelik olayları konuşuyorlardı, telefonda kızım maktul D.'ı öldürme konusunda bir görüşme, konuşma geçmedi, şarjör olaydan hemen sonra evin içinde iken bilgisayar masasının yanında bulunca telaş ile polar ceketimin cebine koydum, zira kızım henüz ölmemişti, gelen ambulans ile kızımı Ödemiş hastanesine getirdik, buradan İzmir iline helikopter ile gitti, beni götürmediler, ben buradan jandarmaya gittim, Beydağ jandarmasına ifade verdim, ancak beni arama yapmadılar, cekette üzerimde idi, gece aynı ceketle beni kaynım Turgutluya götürdü, şarjör cebimde idi, daha sonra ben ceketi iki gün sonra yıkayacağım sırada şarjörü buldum, bunu evde bulunan kanepenin altına attım, kardeşim H.'nin haberi yoktu, arama sırasında bulundu, bu şarjörün kime ait olduğunu bilmiyorum, kocamın silahını daha önceden görmedim, maktul D.'ın öldürülmesinden dolayı benim bir şikayetim yoktur, kızım D. ile babası arasında bir anlaşmazlık yok idi, D.'ın evden kaçması ile başlayan bir anlaşmazlık durumu söz konusu idi, zaman zaman D. niye ailesi olarak bizlere sorguluyordu, Manisa'daki hastanede de bir müddet yattı demiştir.
TANIK D
E
BEYANINDA ben maktul D.'ın kardeşi olurum, annem ve babam ile birlikte oturuyorum Tosunlar köyüne taşındıktan sonra 29.12.2009 günü babam ve annemden habersiz olarak ablamın yanına Turgutluya gitmiştim, ablam beni telefon ile gel birlikte tosunlar köyüne birlikte gideriz diyerek çağırmıştı, daha sonra beni Turgutluda akşamüzeri ablam karşıladı. İlk gün F., ablam, R. Ç., F. Ü. ile birlikte yeşil vadi isimli yerde sabaha kadar kaldık, bu arada zaman zaman bu şahıslar alkol alıp ablamdan oynaması şeklinde olumsuz taleplerde bulunuyorlardı, daha sonra iki gün boyu geceleri kimsenin olmadığı evde ablam ile birlikte kaldık, hatta zaman zaman F. isimli şahsın annesinin evine de giderek yemek yedik, en son gün R. Ç. isimli şahıs teyzemin kızının evinde iken geldiler, beni babamın aradığını kendilerini babamın şikayet ettiğini, düzgün ifade vermem gerektiğini söyleyerek arabaya bindirip karakola getirdiler. Ben 31 Aralık olarak hatırlıyorum, babam beni teslim aldı, ablam ise F., R. ve F. isimli şahıslar ile birlikte ayrıldı. Ve geziyorlardı, alkol alıyorlardı, bu şahısların parayı nereden aldıklarını bilmiyorum, benim yanımda iken ablama yönelik olarak ırza geçme anlamında bir olay olmadı, böyle bir talep de olmadı, zaman zaman uygunsuz hareketler oluyordu, ilk gün benim cep telefonumu aldılar ve sattılar, ben kimseye haber veremedim, daha sonra babam ile birlikte Pazartesi günü yani 04.01.2010 günü Tosunlar köyüne geldik, ertesi gün dayım H. arabası ile beni, annemi anneannemin hastalığı nedeniyle Turgutluya götürdü, Turgutlu'da iken anneannemin kaldığı alt katta dayılarım bana kaçma olayından dolayı nasihatte bulundular, dayımın niçin gelip araba gelip aldığını bilmiyorum, daha önce ifademde geçen şekli ile dayılarım benim yanımda babama yönelik olarak namusunu temizle, şerefsizliğini kabul mü ediyorsun, kızını öldür şeklinde konuşmadılar, ben bu şekilde ifade verdiğim hususunu savcılıkta öğrenince şaşırdım, daha önceleri ne dediğimi tam bilemiyorum, şimdiki ifadelerim doğrudur dedi. Devamla ertesi gün biz tekrar köye otobüsle geldiğimizde babam pazar için Beydağ'a gitmişti, ben o esnada uyuyordum, saat 14:30 sularında ablam ile babam Beyağ'dan köye geldiler, gelince ablam bilgisayar odasına geçelim dedi. Elinde telefon vardı, kapıyı kapatacağı sırada babam gelerek kızım niye böyle yapıyorsun dedi, ablam D. babama yönelik olarak, sen baba mısın, şerefsiz, istersem yüzbinlira para getiririm diyerek söz söylüyordu ve eliyle babama direnerek karşı geliyordu, ablam cep telefonunu ve bilgisayarı babama doğru fırlattı, babam ise elindeki tabancanın kabzasının ablamın kafa bölgesinin arkasına vurdu, daha sonra birden silah ateş aldı, ablam oraya yığıldı, babam ise aşağıda inerek jandarmanın gelmesini bekledi, ablamı ambulans ile Ödemişe getirdiler, ben annemin şarjör aldığını görmedim, şu an ben anneannem ile kalıyorum, olay günü annemin üzerinde kırmızı bir ceket vardı, cebi de vardı, babam ile benim aramda veya kardeşim arasında herhangi bir sorun yoktu, şiddet uygulamıyordu, ablamın niçin kaçtığını bilmiyorum, sadece beni bu hale Nuri koydu diyordu, ablam Urfalı F. olarak bilinen şahsın ekibine dahil olduğu için benim de dahil olmamı istiyordu, babam ile dayılarım arasında para meselesinden kaynaklı görüşmeler olduğunu biliyorum demiştir.
Tanığa C.Savcısı huzurunda 07.01.2010 günlü ifadesi okunarak sorulduğunda; ifadem altındaki imza bana aittir, o an benim şuurum yerinde değildi, ne dediğimi tam olarak bilemiyorum, babamı gece 01,00 sularında arayarak senin karını, kızını satarız diyerek söylüyorlardı, ben bunları F. ve ekibinin yaptırdığını veya yaptığını düşünüyorum demiştir.
TANIK D
T
BEYANINDA Ben sanıklar H. ve H.'nin kardeşi olurum iddianameye konu olayı görmedim, eniştem Z. Ödemişten gelince birlikte karakola gittik, yeğinimizi aradık, 05.01.2010 günlü görüşmede kardeşim H.'nin evinde bende vardım, 15 dk kadar oturdum, benim yanımda iken kardeşlerin eniştem Z.'e yönelik olarak namusunu temizle şerefsizliği kabul mü ediyorsun diye bir cümle geçmedi, yeğenim D. ile de ben görüşmedim, yeğenim D.'ın neden kaçtığını bilmiyorum, D.'a yönelik olarak aile içinde bir şiddet, baskı yoktur, olaydan sonra kız kardeşim S.'i biz götürdük, üzerinde kırmızı bir ceket vardı. demiştir.
TANIK S
G
BEYANINDA ben annemin hastalığı nedeniyle 05/01/2010 akşamı geç vakit annemin ve kardeşimin H.'nin evine gittiğimde yeğenim D., kardeşim S. ve eşi de orada idi, yarım saat kadar oturdum, benim olduğum süre içinde kardeşlerim Z.'e yönelik olarak namusunu temizle, kızı öldür, sen şerefsizliği kabul mü ediyorsun şeklinde bir söz duymadım, ben daha sonra kalkıp evime gittim, sabahleyin de eniştemler Ödemiş'e gitmişler, ben D.'ın evden neden kaçtığını bilmiyorum demiştir.
TANIK A
E
BEYANINDA ben Sanık Z.'in kardeşi olurum, iddianameye konu olay ile ilgi sahibi değilim, maktul yeğenim evden zaman zaman kaçıyordu, ben öğretmenlik yapıyorum, maktul yeğenim benim araştırmalarıma göre Turgutlu ilçesinin en sorunlu insanlarının olduğu, esrar kullanma kuryelik yaptırılma şeklinde bir şebekenin içine düşmüş, biz bunu öldürme olayından 1,5-2 ay önce duyum olarak öğrendik, tahmin de yürüttük, kardeşim Z. ile fazla gidip gelmiyorduk, fuhuş ticareti anlamında bir şey duymadım, yeğenim kullandığı ilaçlar ve özellikle almış olduğu uyutucu ilaçlar sayesinde müthiş bir zeka argümanına sahip olarak çok içerik anlatmadan geçiştiriyordu, sabaha kadar parkta kaldığını söylüyordu, sanık yaptığı ve nerede kaldığı hususu sorulunca cevap vermiyordu, ben kardeşim Z.'in kayınları olan H. ve H.'in yeğenim D.'in yanında kardeşime öldürme talimat verdiklerini duymadım, zaten 05.01.2010 günü olduğu iddia edilen evdeki konuşmalarda ben yoktum, dosya içinde bulunan isimsiz dilekçeleri kimin yazdığını bilemiyorum, insani olarak kardeşim ile olaydan sonra ilgilendiğim doğrudur, bu aile yükümlülüğüdür demiştir.
TANIK F... Ç
BEYANINDA; maktul D. ile ben aynı mahallede oturduğum için ben kendisini tanıyordum ancak annesi babasını tanımam kendisiyle bir sefer beraberliğimiz oldu ben başka da bir şey bilmiyorum, benimle sabaha kadar hiç beraber kalmadı arkadaşlar Y. D. ve V. K. ile birlikte kalıyordu. Ailesinin araması üzerine karakol D.'ı bulmuştu ve o şekilde almışlardı ben kendisiyle para karşılığı birlikte olmadım kendi rızasıyla birlikte oldum sık sık evden kaçtığını biliyorum derdinin ne olduğunu bilmiyorum bana evden kaçtığını söylemişti diğer öldürme olayla ilgili birşey bilmiyorum demiştir.
TANIK K
E
BEYANINDA ben daha önce hazırlıkta ifade vermiştim. O ifademi aynen tekrar ediyorum. D. benim gelinim olur. Onun kocası olan oğlum cezaevine girmiştir. Bunun üzerine gelinim D. ben babamın evinde kalacağım, N. hapisten çıktığında dönerim diyerek evden ayrıldı. Daha sonra babasının D.'ı öldürdüğünü öğrendik ben olayı görmedim. Ben olay hakkındaki ayrıntılı bilgi sahibi değilim demiştir.
TANIK D
T
BEYANINDA Ben daha önce poliste ifade vermiştim, bu ifademi aynen tekrar ediyorum, benim ifademe ekleyecek herhangi bir şeyim yoktur demiştir.
TANIK R... Ç
BEYANINDA D. benim okul arkadaşımdı. Bildiğim kadarıyla yine ağabeyimin de arkadaşıydı ancak sevgili değildi benim de sevgilim değildi. Ben daha sonra Ödemişte ailesi tarafından öldürüldüğünü duydum kendisiyle ilişkiye girmedim herhangi bir uyuşturucuya da alıştırmadım. D.'ın ne sebeple öldürüldüğünü bilmiyorum sadece babası tarafından öldürüldüğünü duydum demiştir.
TANIK E
T
BEYANINDA ben sanık olan Z.'in kayınvalidesi olurum, oğullarımdan H. T. ile birlikte oturuyorum, diğer oğlum H. T. ise bizim üst katımızda oturmaktadır, maktul D. da benim torunum olur, iddianamede belirtilen şekilde bizim evde toplanma ve maktulun öldürülmesi ile ilgili bir konu konuşulmadı, ben bu konuda Beydağ C.Savcılığında ifade verdim, aynısını kabul ve tekrar ederim ben aşırı derecede rahatsız olduğum için çocuklarım olan H.; H. ve kızım olan S., damadım Z. ve küçük torunum D. benim evde hastalığım nedeniyle bulunuyorlardı, bu sırada dayıları H. ve H. ile damadım ve babası Z. annesi S., torunum olan D.'e evden kaçmaması, bataklığa düşmemesi hususlarında baba olarak nasihat ediyorlardı, küçük D.'in beyanında geçtiği üzere bir konuşma, görüşme olmadı demiştir.
CUMHURİYET SAVCISI ESAS HAKKINDAKİ MÜTALAASINDA; maktul D.'ın sanıklar Z. ile Sadet'in kızları sanıklar H. ve H.'in ise yeğenleri olduğu, olaydan bir sene önce maktulun gayri resmi evli olduğu N.'in cezaevine girmesi nedeni ile anne babasının ikamet adresine yerleştiği, anne ve babası ile birlikte yaşarken değişik tarihlerde evden kaçtığı, sanık Z.'in kızının kaçması nedeni ile Turgutlu İlçe Emniyet Müdürlüğüne birçok kez müracaat ettiği, sanık Z.'in kızı D.'ın evden kaçtıktan sonra erkekler ile buluşup sokaklarda düşüp kalktığını öğrendiği, kızına evden kaçmaması, bu şekilde hareket etmemesi için tavsiyede bulunduğu, ancak maktulun evden kaçmasını engelleyemediği, maktulun evden kaçtığı bir gün kız kardeşi D.'e birlikte eve döneceğini söyleyerek onun yanına gitmesini sağladığı, bu durumu öğrenen sanık Z.'in maktulun çevresinden kopmasını sağlamak için Beydağ ilçesine taşındığı, maktulu Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesine tedavi için götürdüğü, maktulun hastaneden tahliye olduktan sonra da ikametlerinden kaçıp Turgutlu ilçesinde bulunan erkek arkadaşlarının yanına gittiği, sanık Z.'in onu bulmak için yanına sanık Saadet ve tanık D.'i de alarak Turgutlu ilçesine gittiği, 5.02.2010 tarihinde maktulu burada bulamaması üzerine diğer şüpheliler H. ve H.'in ikametlerine gittikleri, burada sanıklar H. ve H.'in sanık Z.'e kızını öldürmesini namusunu temizlemesini söyledikleri, aksi halde kendilerinin öldüreceğini belirttikleri, sanık Z.'e olayda kullanılan silahı verdikleri, bu şekilde sanık Z.'i azmettirdikleri, maktulun ailenin iznini almaksızın evden kaçtığını bu durumun ailenin onurunu kırdığını, maktulun ahlaksız yaşantısı olduğunu, çevreden ayıplandıklarını düşündükleri, sanık Z.'in olay günü maktul ile Turgutlu ilçesinde buluştuğu, onu ikametine götürdüğü, burada maktul ile tartışırken emanete kayıtlı silah ile bir kez kafasına ateş etmek sureti ile onu öldürdüğü anlaşılmıştır.
Sanık Z.'in kızı olan ve aralarında herhangi bir husumet bulunmayan iftirada bulunması için herhangi bir neden olmayan D.'in olayın hemen akabinde vermiş olduğu ifadesinde sanık olan babasının kardeşini öldürmesi hususunda dayıları H. ile H.'in onu azmettirdiğini, babasının kardeşini eve getirmesinden sonra telefon ile görüştüğünü ve akabinde kardeşini öldürdüğünü beyan ettiğini, yine sanık S. C.Savcılığında alınan beyanında eşi olan Z.'in sabahleyin evden çıkarken bu kız gelsin, ayaklarını kıracağım, öldüreceğim, ban şerefsiz namussuz damgasını vurdu dediğini beyan ettiği, sanık Z. ile diğer sanıklar H. ve H.'in alınan telefon kayıtlarının HTS raporlarında olaydan önceki 05.01.2010 ve 07.01.2010 tarihleri arasında yoğun şekilde görüştükleri, olayın olduğu 14.30 saat diliminden önce H. T. ile tanık D.'in beyanında geçtiği gibi 14.16da 14.17de ve 14.18de görüştükleri bu aramaları sanık H.'nin yaptığı anlaşılmıştır.
Yine sanık Z.'in savcılıkta alınan savunmasında kızını namusunu kirlettiğini düşünerek vurduğunu, kızının ahlaksız yaşantısı dolayısı ile çevreden ayıplandığını beyan ettiği anlaşılmıştır.
Tanık D.'in beyanları bu beyanı doğrulayan telefon görüşmeleri yine bu beyanı doğrulayan şüpheli S.'in tanık olarak alınan anlatımı, sanık Z.'in savcılıkta bulunan ilk savunması, Turgutlu Emniyet Müdürlüğüne sanık Z.'in akrabalarının zoru ile kızını öldürdüğüne dair mektuplar nazara alındığında sanık Z.'in diğer sanıklar H. ve H.'in azmettirmesi ve ona suçta kullanılan silahı vererek kızını onurlarını kırdığı için öldürdüklerini söylemeleri üzerine sanığın töre saiki ile kızını tasarlayarak öldürdüğü kanaatine varılmıştır.
Her ne kadar sanık S. diğer sanıklar H. ve H.'in ikametlerinde bulunan ve suçta kullanılan silah ile uyumlu şarjörün eşi tarafından olaydan sonra ikametinde bırakılması üzerine, üzerine aldığını ve diğer sanıklar H. ve H.'in ikametine getirip sakladığını beyan etse de sanık S. ile Z.'in ikametinde bulunan diğer suç unsurlarının ellenmemiş, sadece bu şarjörün alınmış olması, sanıklar H. ile H.'in ikametinde arama yapıldıktan sonra sanık Saadet'in şarjörün kendisi tarafından getirildiğini beyan ederek, görevlilere teslim etmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde sanık Saadetin kardeşlerini korumak, onların bu suçla ilgisinin olmadığını çürütmek anlamında atılı suçu üstlendiği kanaatine varılmış olup sanık Saadet'in eyleminin bu anlamda TCK 270.maddesi kapsamındaki suç üstlenme olarak kabulü gerekir.
Sanıkların savunmaları, tanık beyanları, otopsi raporları, arama tutanakları, dosya içinde bulunan bütün deliller nazara alındığında sanık Z. E.'in töre saiki ile kızını tasarlayarak öldürdüğü, ruhsatsız silah bulundurduğu, diğer sanıklar H. T. ve H. T.'ın töre saiki ile yeğenlerinin tasarlayarak öldürülmesine azmettirdikleri subut bulmakla sanık Z. 'in TCK.nun 82/1-a,d,k, 63, 53/1,6136 S.Y.nın 13/3, 53/1 maddeleri ile cezalandırılmasına,
Sanıklar H. ve H.'in TCK.nun 82/1-a,d,k, 38, 63, 53/1 maddeleri ile cezalandırılmalarına,
Sanık S.'in TCK.270 maddesinde yazılı suç üstlenme suçundan dolayı cezalandırılması,
Sanık Z.'in eşi diğer sanıkların kardeşleri olması nedeni ile bunların cezadan kurtulması amacı ile atılı suçu işlediği anlaşılarak cezasından indirim yapılması ya da tamamen kaldırılmasına karar verilmesi, suçta kullanılan ve bizatihi suçu teşkil eden emanet kayıtlı silah şarjör ve boş kovan, fişeklerin müsaderesine karar verilmesi, tutuklu sanığın üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, cezalandırılması halinde uygulanması muhtemel ceza miktarı nazara alınarak tutukluluk halinin devamına karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur.demiştir.
DELİLLER:
1-Silahın sanık tarafından teslim edilmesi ile ilgili jandarma tutanağı,
2-Sanığın namus yüzünden kızını vurduğu, bir el ateş ettiği, tabancanın kendisine ait olduğu, kimsenin olayla ilgisinin olmadığına dair C.Savcısı huzurunda alınan ifadesi,
3-Olay yeri inceleme ekibince yapılan ve tabancada 7 adet mermi olduğu, 1 tanesinin atılmış, bir tanesinin namlu ağzında, 5 tanesinin de şarjörde olduğuna dair tutanak,
4-Tanık D. E.'in maktulu dayılarının öldür diye babasına söyledikleri, silah verdikleri yönündeki 07.01.2010 günlü C.Savcısında alınan ifadesi,
5-Tanık Elif'in torunu olan tanık D.'in beyanında geçtiği gibi bir toplanma olayının olmadığına dair beyanı,
6-Adli emanette bulunan ve sanık Z.'in teslim ettiği tabancanın 6136 S.K kapsamına girdiği, 1 adet kovanın bu tabancadan atıldığı yönündeki raporları,
7-Sanık S.'in Turgutlu ilçesinde diğer sanıklar H. ve H.'in evinde yapılan aramada ele geçen şarjörün kendisi tarafından Beydağ'dan getirildiği yönündeki beyanı ve buna dair ev arama tutanağı,
8-Sanıklar H. ile H.'nin yeğenleri olan D.'e nasihatte bulundukları, enişteleri olan Z.'e öldür diye bir talimat vermediklerine dair savunmaları,
9-Tanıklar S. G. ile D. T.'ın H. ve H. yönünden olumsuz birşey duymadıklarına dair beyanları,
10-Maktulun kafasına isabet eden mermi çekirdeği sonucu hayatını kaybettiğine dair otopsi raporu,
11-Sanık Z.'in olay günü ve öncesinde H. ve H. ile görüşmelerinin olduğuna dair tipten getirtilen telefon kayıtları,
12-Turgutlu ilçesinde cereyan eden olaylarla ilgili olarak tanıklar F. D., F. Ç., R. Ç., F. Ö.'in beyanları,
13-Maktulun Manisa'daki tedavi durumu ile ilgili getirtilen kayıtlar,
14-Turgutlu ilçesinde ele geçen sanık S.'in teslim ettiği şarjörün olaydaki sanık Z.'in kullandığı tabanca ile uyumlu olduğuna dair jandarma kriminal dairesinin raporu,
15-Maktulun aile nüfus kayıt tablosu,
16-Turgutlu ilçesinde bulunan ve sanığın küçük kızı D.'in rahatsız edilmesi ile ilgili 2010/380 esas sayılı dosya,
17-Maktulun vaki rahatsızlığının bedensel ve ruhsal yönden kendini savunamayacak boyutta olmadığına ve durumunun TCK.nun 82/1-e maddesi kapsamında olmadığına dair İstanbul ATK 1.İhtisas Kurulunun 18.08.2010 gün 2875 nolu raporları,
18-Emanet eşyası,
19-Sanıkların nüfus sabıka kayıtları,
DELİLLER BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLDİĞİNDE;
Maddi olay maktul D.'ın sanıklardan Z. ve S.'in kızı; H. ve H.'in ise yeğenleri olduğu, maktul ve ailesinin Manisa ili, Turgutlu ilçesinde yaşarlarken maktulun küçük yaşta bir başka şahsa kaçarak gayri resmi evlendiği, bu evliliğinden çocuklarının olduğu, evlendiği kişinin cezaevine girdiği, maktulun de eşi cezaevinde iken babası olan sanık Z.'in evine Turgutlu ilçesine geri döndüğü, Turgutlu ilçesinde yaşarlar iken maktulun sürekli evden kaçtığı ve dosya arasında ifadeleri bulunan F. ve arkadaşları F., F., R. isimli şahıslar ile arkadaşlık yaptığı, geceleri eve gelmediği, alkol ve esrar kullanmak dahil zararlı alışkanlıklar edindiği ve ailenin onaylamadığı diğer tutum ve davranışlar içine girdiği, maktulun sokak hayatını benimsediği, ailenin ve bu arada sanık Z.'in maktul kızını kurtarmak için polise müracaat ettiği tedavi olmasını sağlamak amacı ile Manisa Ruh ve Sinir hastalıkları hastanesine götürdüğü, buna rağmen başarılı olamadığı, maktulun en son küçük kardeşi D.'i de kendi hayat tarzı doğrultusunda 3.şahıslarla değişik zaman ve yerlerde görüştürdüğü, bu durumun aile bireylerince onaylanmadığı, sanık Z.'in kızı maktulu bu hayat tarzından uzaklaştırmak için evini Manisa ili Turgutlu ilçesinden 80-100 km mesafede bulunan Beydağ ilçesi Tosunlar köyüne taşıdığı, maktul D.'ı da Tosunlar köyüne götürdüğü, ancak maktulun köye geldikten 20 gün kadar sonra burada da durmayarak Turgutlu ilçesine kaçtığı, birkaç gün sonra maktulun kız kardeşi tanık D.'in de evden kaçıp ablasının yanına gittiği, sanık Z.'in kızlarını 31.12.2009 günü emniyet aracılığı ile aramaya başladığı, emniyet birimlerince kısa bir süre sonra D. ve D.'ın bulunmasından sonra maktul D.'ın babası olan sanık Z. ile köye dönmeyi istememesi üzerine sanık Z.'in küçük kızı D.'i de alarak 04.01.2010 tarihinde Tosunlar köyüne geri döndüğü, D.'in eve dönmesinden sonra 05.01.2010 tarihinde sanıklardan H.'nin Turgutlu ilçesinden Beydağ Tosunlar köyüne gittiği, annelerinin hasta olduğunu söylediği ve sanık Z.'i ve kızları D.'i Turgutlu ilçesindeki ikametine getirdiği, burada D.'ın kötü yaşam tarzı hakkında konuşulduğu ve D.'in de aynı yaşam tarzını benimsememesi için uyarı ve nasihatlerde bulunulduğu, ertesi gün 06.01.2010 tarihinde sanık Z., S. ve kızları D.'in Tosunlar köyüne geri döndüğü, aynı gün maktul D.'ın sanık Z.'e telefon ettiği ve eve gelmek istediğini söylediği, sanık Z.'in de kabul etmesi üzerine ertesi gün yani olay günü olan 07.01.2010 tarihinde sanık Z. ile maktul D.'ın Beydağ ilçesinde buluşmak üzere anlaştıkları, olay günü Beydağ ilçesinde buluştuktan sonra Tosunlar köyündeki evlerine geldikleri, maktulun eve geldikten sonra bilgisayarın başına geçtiği ve sanık Z.'in savunmasında geçtiği şekilde bir tartışma yaşandığı, bu hususun sanık S. ve tanık D. beyanları ile de desteklendiği, bu sırada sanığın ruhsatsız olduğu anlaşılan ve İzmir ilinden aldığını beyan ettiği, tabancasını çekerek maktule yakın mesafeden bir el ateş ettiği ve maktulun otopsi raporunda belirtilen sebeplerle hayatını kaybettiği, bu olaylardan sonra sanıklardan H.'nin 05.01.2010 tarihinde annelerinin hasta olduğunu bahane ederek sanık Z., S. ve tanık D.'i Turgutlu ilçesine götürdüğü, burada toplantı yaptıkları ve sanık Z.'in suça azmettirildiği, eline silah verildiği ve yine olaydan sonra yapılan aramada sanık S.'in kardeşlerinin evinde iken olayda kullanılan tabanca ile uyumlu şarjörü Beydağ'dan getirdiğini söyleyerek kardeşleri lehine suç delillerini gizlediği hadisesidir.
Sanık Z.'in maktul olan öz kızını savunmasında geçtiği üzere maktul ile olay anında yaşadıkları tartışmanın tesiri ile ve o an için kapıldığı tahrikin etkisi ile değil töre saiki ile öldürdüğü kabul edilmiştir. Zira sanık savunmasında ve olaydan sonra sıcağı sıcağına alınan ilk ifadesinde kızını namusunun kirlendiği düşüncesi ile vurduğunu beyan etmiştir. Ayrıca maddi olay kısmında özetlenen şekli ile maktulun evden kaçması, 3.şahıslarla sanığın onaylamayacağı şekilde yaşaması ve sanık S.'in olaydan sonraki ilk beyanında geçtiği üzere kızının yaşam tarzı nedeni ile toplumda kendisine namussuz, şerefsiz damgası vurulduğu düşüncesi içinde olmasının da eylemini gerçekleştirmekte etkili olduğu kanaatine varılmıştır.
Mahkememizce olayın tek görgü tanığı olduğu kabul edilen tanık D.'in anlatımı ile sanık Z.'in olay anındaki ve sonrasındaki ruh hali ve sanığın olayda kullandığı tabancasında olay anında 7 adet mermi bulunmasına rağmen sadece 1 el ateş etmesi eylemini tahrikin etkisi ile değil görev bilinci ile ve namusunu temizlemek niyeti ile gerçekleştirdiği sonucuna varılmıştır.
Diğer sanıklar H. ve H.'in eylemi azmettirme olarak değerlendirilmiştir. Zira tanık D.'in aşamalarda dayıları olan H. ve H. lehine değiştirdiği, olaydan sonra sıcağı sıcağına alınan ilk beyanında ablası D. ile babasının aslında bir probleminin olmadığını, ancak dayıları olan H. ve H.'in ablası maktulun evden kaçmasına tepkili olduklarını, bu nedenle babası sanık Z.'e sen şerefsizliği kabul mu ediyorsun, kızını öldür namusunu temizle kızını öldüreceksin, sen öldürmezsen biz öldüreceğiz şeklinde sözlerle babası sanık Z.'i dolduruşa getirdiklerini beyan etmiş ve yine sanık H.'nin elinde bulunan silah ile kendisini de aynı yaşam tarzını benimsememesi hususunda uyardığını beyan etmiştir. Tanık D. aynı beyanında olaydan hemen önce babasının telefon görüşmesi yaptığını ve tahminince dayısı olan sanık H. ile görüştüğünü belirtmiştir.
Her ne kadar sanık Z. savunmasında olayda kullandığı silahı İzmir ilinden 2-3 yıl evvel tanımadığı bir kişiden satın aldığını belirtmiş ise de olay anına kadar eşi olan sanık S. ve kızı tanık D. böyle bir silahı daha önce hiç görmediklerini, sanık Z.'in silah taşımayan biri olduğunu beyan etmişlerdir.
Sanık H.'nin evinde yapılan aramada tanık D.'in beyanında geçtiği gibi bir silaha rastlanmamış olmakla birlikte olayda kullanılan silah ile uyumlu boş bir şarjör sanık S. tarafından H.'nin evinde bulunan kanepenin altından bulunup teslim edilmiştir. Sanık S. beyanında bu şarjörü olay anında evinde gördüğünü ve cebine atarak sanık H.'nin evine getirdiğini, burada da kanepenin altına atıp orada unuttuğunu beyan etmiş ise de bu beyanına kardeşi olan sanık H.'yi suçtan ve cezadan kurtarmaya matuf olduğu düşünülerek itibar edilmemiş ve olayda kullanılan silahın sanık H. tarafından temin edildiği kabul edilmiştir. Yine sanık Z. savunmasında olaydan önce hiç kimse ile telefon görüşmesi yapmadığını beyan etmiş, ancak mahkememizce incelenen HTS raporlarında olay günü olan 07.01.2010 tarihinde sabahın erken saatlerinden olay saatine kadar sanıklar H. ve H. ile sanık Z.'in sık sık telefon görüşmeleri olduğu ve olay saatinden hemen önce yapılan son görüşmenin tanık D. beyanını destekler şekilde sanık H. ile yapıldığı tespit edilmiştir.
Her ne kadar telefon görüşmelerinin içeriği bilinememekte ise de maktulun dayıları olan sanık H. ve H.'in maktulun yaşam tarzından duydukları rahatsızlık, tanık D. ve D.'ın eşi olan tanık Nurettin'in beyanları ile de desteklenmiştir.
Mahkememizce dikkat çeken bir başka husus ise sanık H.'nin anneleri olan tanık E.'in hasta olduğunu bahane ederek, maktul D.'ın son evden kaçma olayından sonra sanık Z., S. ve tanık D.'i evlerinden alarak kendi ikametine Turgutlu ilçesine götürmesi olmuştur.
Burada yapılan aile toplantısında sanık Z., H., H., S., tanıklar D., D., S. ve E.in bulunduğu gerek sanıkların, gerekse tanıkların beyanları ile doğrulanmıştır. Gerek sanıklar, gerekse aşamalarda beyanlarını değiştiren tanık D. de dahil olmak üzere diğer tanıklar bu toplantının hasta ziyareti olduğunu ve içeriğinde de D.'e nasihat edildiğini, başka bir amacının olmadığını belirtmişler ise de tanık D.'in olaydan hemen sonraki ilk beyanı ve samimi anlatımlarına itibar edilerek bu toplantının amacının kızını içine düştüğü kötü yaşam tarzından kurtarmak gayretinde olan sanık Z.'in kızı olan maktulu öldürmeye azmettirmek olduğu kanaatine varılmıştır. Zira D. bu toplantıda dayıları H. ve H.'in babası olan sanık Z.'i azmettirdiğini beyanında belirtmiş yine toplantıda bulunan ve yine dayısı olan tanık D.'ın ise böyle bir eyleminden bahsetmemiştir.
Sanık S. yönünden eylem TCK.nun 283/1 maddesi kapsamında değerlendirilmiştir. Zira sanığın eyleminin kardeşleri olan H. ve H. lehine kayırma olduğu, asıl amacının kardeşlerini cezadan kurtarmaya matuf olduğu kanaatine varılmıştır. Eylemin bu kapsamda olduğu değerlendirilmekle birlikte sanığın bu fiili kardeşleri olan H. ve H. lehine yaptığı göz önünde bulundurularak kanundaki muafiyet nedeni ile hakkında TCK.nun 283/3 maddesi tatbik edilmiştir.
Sanık Z.'in eylemi tasarlama olarak kabul edilmemiştir. Zira maktulun öldürülmesi hususunda sanığın almış olduğu kararın icrası ve ruhi sükunete erişmesi ve buna rağmen bundan vazgeçmeyerek ve ısrarla sebat etmesi hususu tespit edilememiş, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16.02.2010 gün, 2009/1-251-25 sayılı kararında belirtilen şekilde ruhi sükunet ve dinginlik durumunun tespit edilememesi nedeni ile tasarlama maddesi tatbik edilmemiştir. Maktul kendisi telefon ederek sanığın Beydağ ilçesindeki evine gelmiştir, yani maktul Manisa ili Turgutlu ilçesinden İzmir ili Beydağ ilçesine kendi isteği ile gelmiş, ilçe merkezinde babası tarafından alındıktan sonra 10 km mesafedeki eve getirilmiş ve olay evde gerçekleşmiştir. Önceden plan kurma veya suç işleme kararının verilmesi halinde maktulun kendisinin gelmesi değil, getirilmesi veya baba tarafından alınıp getirilmesi gerekmektedir. Oysa somut olayda maktul kendisi araç ile Beydağ'a gelmiştir. Sanığın suç işleme kararını Beydağ ilçesinden tosunlar köyüne kadar olan süre içerisinde verdiğini ve icra ettiğini kabule uyan bir delil yoktur.
Yine olayda sanıklar lehine tahrik hükümleri uygulanmamıştır. Maktulun 18 yaşından büyük olması, töre saiki ile tahrik unsurunun bir araya gelmemesi karşısında maktulun tercih ettiği yaşantısının sanıklar lehine tahrik oluşturmayacağı kanaatine varılmıştır. Zira yaşantı tarzını maktul kendisi seçmiş ve sanıklardan bağımsız hareket etmeye başlamıştır. Dolayısı ile olayda maktulden kaynaklı ve sanıklar lehine sayılabilecek bir tahrik yoktur.
Tüm bu açıklanan nedenlerle olay günü sanığın kızı olan maktulu töre saiki ile öldürdüğü, diğer sanıklardan H. ve H.'in ise bunu azmettirdikleri, olayda tahrik unsurunun bulunmadığı anlaşılmakla oluşan kanaat doğrultusunda aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-) S. E.'in;
Her ne kadar sanık S. hakkında suç delillerini gizleme suçu yönünden 5237 sayılı kanunun 281/1, 63, 53 maddeleri gereğince cezalandırılması talebi ile kamu davası açılmış ise de sanığın eyleminin değişip dönüşmek sureti ile TCK 283/1 maddesi kapsamında kaldığı, değişen ve dönüşen bu suçun sübuta erdiği anlaşılmakla 5237 S.K nun 283/1-3 maddeleri göz önüne alınarak sanık hakkında CEZA VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
2-) SANIK Z. E.K'in;
a-) Maktulu öldürmek suçu yönünden;
Her ne kadar sanık hakkında tasarlayarak adam öldürmek suçundan kamu davası açılmış ise de sanığın eyleminde tasarlama unsurunun bulunmadığı anlaşılmakla değişen ve dönüşen duruma göre 5237 S.K.nun 82/1-d,k maddesi gereğince AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Şartlar oluşmadığından sanık lehine haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına,
Sanığın duruşma tutanağındaki iyi hali lehine takdiri tahfif sebebi kabul edilerek cezası TCK.nun 62. maddesi gereğince bu nedenle ve bu gerekçe MÜEBBET HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Sanığın bu cezasından başkaca kanuni ve takdiri arttırım ve indirim yapılmasına yer olmadığına,
Sanığın 5237 sayılı TCK.53/1 maddesinde belirtilen ve 53/3 maddesindeki kendi alt soyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri dışındaki haklardan mahkum olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar; 53/3 maddesi gözetilerek 53/1-c maddesi uyarınca kendi alt soyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından ise koşullu salıverilme tarihine kadar YOKSUN BIRAKILMASINA,
b-) 6136 S.K muhalefet suçu yönünden;
Sanığın eylemine uyan 6136 S.K 13/1 maddesi gereğince suçun işleniş biçimi, şahsi ve sosyal durumu göz önüne alınarak 1 yıl hapis 30 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına,
Sanığın duruşma tutanağındaki iyi hali lehine takdiri tahfif sebebi kabul edilerek cezası TCK.nun 62. maddesi gereğince 1/6 oranında indirilerek 10 AY HAPİS VE 25 GÜN ADLİ PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Sanık lehine CMK 231 maddesinin uygulanmasına takdiren yer olmadığına,
Sanığa tayin edilen adli para cezasının TCK:nun 50 ve 52 maddesi gereğince beher günlüğü taktiren 20,00 TL hesabı ile paraya çevrilerek 25 gün karşılığı 500,00 TL ADLİ PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Kanunen mümkün olmadığından adli para cezasının ertelenmesine yer olmadığına,
Tayin edilen cezanın miktarı nazara alınarak TCK.nun 52/4 maddesi gereğince taktiren 10 eşit taksitte ve birer ay ara ile ödenmesine, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde kalan miktarın tamamının muacceliyet kazanmasına,
c-) Sanığın almış olduğu ceza miktarı, tutuklama tarihi, tutuklulukta geçen süre, infaz mevzuatına göre cezaevinde geçirilmesi gereken süre göz önüne alınarak kararın tefhiminden itibaren 7 gün içerisinde mahkememize veya cezaevi idaresine verilecek D.çe ile Salihli Ağır Ceza Mahkemesine itirazı kabil olmak üzere TUTUKLULUK HALİNİN DEVAMINA ve bu hususun sanığa tefhimine, (yapıldı.)
Hüküm Özetinin C.Başsavcılığına gönderilmesine,
Hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsi hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran gözaltı, tutukluluk hali ve diğer sürelerin TCK.nun 63.maddesi gereğince cezadan indirilmesine,
3-) SANIKLAR H
VE H
'İN
Sanıkların üzerine atılı bulunan azmettirme yönünden açılan kamu davası subuta ermekle eylemlerine uyan 5237 S.K.nun 38 maddesi yollaması ile aynı kanunun 82/1-d,k maddesi gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarına,
Sanıklar lehine TCK.29 maddenin uygulanmasına yer olmadığına,
Sanıkların duruşma tutanağındaki iyi halleri lehine takdiri tahfif sebebi kabul edilerek cezası TCK.nun 62. maddesi gereğince bu nedenle ve bu gerekçe ile MÜEBBET HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMALARINA,
Sanıkların 5237 sayılı TCK.53/1 maddesinde belirtilen ve 53/3 maddesindeki kendi alt soyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri dışındaki haklardan mahkum olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar; 53/3 maddesi gözetilerek 53/1-c maddesi uyarınca kendi alt soyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından ise koşullu salıverilme tarihine kadar YOKSUN BIRAKILMALARINA,
Sanıkların tutuklanmalarına yer olmadığına, (oy çokluğu ile)
4-) Emanetin 2010/203 sırasında kayıtlı olayda kullanılan tabanca ile bu tabancaya ait 2 adet şarjörlerin, 3 adet dolu tabanca fişeğinin, 1 adet boş kovanın ve maktulden çıkartılan bir adet çekirdeğin TCK.54 maddesi gereğince MÜSADERESİNE,
5-) Aynı emanette kayıtlı bulunan 1 adet sanığa ait cep telefonunun karar kesinleştiğinde kendisine İADESİNE,
6-) Bu dava için yapılan 827,00 TL ATK fatura gideri, 158,00 TL otopsi gideri, 75,00 TL tebligat gideri ile 25,65 TL posta gideri ki toplam 1085,65 TL yargılama giderinin sanıklar Z. E., H. T. ve H. T.'dan eşit olarak tahsili ile hazineye irat kaydına,
Dair, C.Savcısı Sabri Çelik'in huzurunda, tasarlama ve sanık S. eylemi yönünden talebe aykırı olarak, diğer yönlerden talebe uygun olarak, sanıklar ve müdafiileri Av. Cemali Hüseyni, Av. Hakan Emin Hüseyni'nin yüzlerine karşı, kararın tefhiminden itibaren 7 gün içerisinde mahkememize verilecek D.çe ile ve res'en temyizi kabil ve Yargıtay inceleme yolu açık olmak üzere sanık H. T. ve H. T.'ın azmettirme fiillerinin subut bulmadığı ve beraat etmeleri gerektiği yönündeki mahkeme başkanı Şamil İnan'ın karşı oyu ve oy çokluğu ile sanıklar H. ile H.'in verilen cezaların niteliği itibari ile tutuklanmaları gerektiği yönündeki Hakim Ayşegül Durmuşoğlu'nun ilave karşı oyu ve oy çokluğu ile diğer yönlerden oy birliği ile verilen bu karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 15.03.2011
MUHALEFET ŞERHİ (1): Sanıklar H. ve H. yönünden azmettirme nedeni ile ceza verilmiştir. Azmettirme kişinin iç dünyasında olan ve suç işleyen veya işleyecek kişinin hiç aklında olmayan bir hususun diğer sanık veya sanıklar tarafından söylenmesi ve akla getirildikten sonra da hiç yapmayacak olan kişinin bu söz ve davranış ile fiili işlemesi gerekir, bir başka anlatımla belli bir suçu işleme hususunda henüz bir fikri olmayan kişide bir başkası tarafından suç işleme kararının oluşmasının sağlanması gerekir. Eğer kişi daha önce suçu işlemeye karar vermiş ise bu takdirde azmettirme olmaz. Azmettirenin kasten hareket etmesi gerekir ve bu kasıt yer zaman veya eylemin işleniş tarzına ilişkin olarak ilgili kişiye emir talimat verme ve direktif verme şeklinde olmalıdır. Azmettirme fiili niteliği gereği kişinin iç dünyası, karşı tarafın algılama düzeyine göre değerlendirilmekle beraber ispatı çok zor olan bir müessesedir. Ceza mahkumiyetlerinin temel koşulu suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikte ispat edilmesine bağlıdır. Şüpheli ve aydınlatılamamış olayların ve iddiaların sanık aleyhine yorumlanarak hüküm tesisi mümkün değildir. Ceza mahkumiyeti ihtimalden ziyade kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır ve bunun temel amacı büyük veya küçük bir olasılık değil, her türlü şüpheden uzak bir kesinliğe dayanılması gerekmektedir. Mahkememizden geçen ve yüksek Yargıtay ceza genel kurulunun 16.02.2010 gün 2009/1-251-25 sayılı kararında benzer bir olay nedeni ile azmettirme yönünden mahkemenin yoğun şüphesine rağmen sanığın beraati gerektiği yönünde içtihat edilmiştir. Şüphesiz somut olaylar bire bir örtüşmemektedir. Ancak azmettirme yönünden diğer sanıklar H. ve H.'in sanık Z.'de hiç olmayan fikri gündeme getirdiklerine ve henüz böyle bir fikri oluşmayan sanık Z.'de suç işleme kararının oluşmasına sebebiyet verdiklerine dair yeterli, inandırıcı delil elde edilememiştir. Şöyle ki;
1-Azmettirme yönünden olay gün ve saatinde sanıklar arasında telefon görüşmelerinin olduğu sabittir. Ancak telefonlardaki konuşmaların ve içeriklerin tespiti yapılmamıştır. Dolayısı ile tespiti yapılmayan telefon konuşmalarının savunmada belirtilenin aksine maktulun öldürülmesi konusunda olduğuna dair savunmanın aksine bir delil bulunmamaktadır.
2-Tanık D.'in hazırlıkta alınan ifadelerinde dayılarının babasına yönelik silah verdiği ve namusunu temizle diye söylediği iddia edilmektedir. Bir kere silahın sanıklar tarafından diğer sanık Z.'e verildiğine dair ki eşya hukuku açısından zilyetlik teslimi anlamında ve silah üzerinde kendi hakimiyetlerine son verip sanık Z.'in hakimiyetine terk ve tevdi ettiği hususu aydınlanamamıştır. Tanık D.'in beyanında geçen silahın maktuldeki silah olduğu hususunda bir belirginlik olmadığı gibi tanık D. sonraki beyanında aksine anlatımlarda bulunmuştur. Şüphesiz sıcağı sıcağına alınan beyanlara itibar edilebilir ise de somut olayda cezanın niteliği ve türü açısından ağır olan bu fiilde sanıkların azmettirdiği hususunda güçlü olasılık değil, kesin delil sistemi gereği böyle bir delil yoktur.
3-Tanık D.'in duruşmada alınan ve sonraki anlatımları öncesi ile ve dosya kapsamı ile çelişmektedir. Zira tanık D.'in anlatımında geçen ve hastalıkla ilgili olan husus tanık Elif'in beyanı ile doğrulanmış, içeride konuşulan hususlar diğer tanıklarca tanık D.'in anlatımı gibi anlatılmamıştır. Bu yüzden tanık D.'in anlatımının diğer tanıklarca doğrulanmaması karşısında sanıklar aleyhine delil olarak değerlendirilemez.
4-Olay gün ve saatinde sanıklar 100 km mesafedeki Turgutlu ilçesinde bulunmaktadırlar. Şayet öldürme şeklinde bir plan ve olgunun mevcudiyeti halinde bunun Turgutlu ilçesinde veya yolda, veya bir başka zaman diliminde icrası mümkün ve muhtemel iken ve en önemlisi maktulun kendisinin babasının Beydağ ilçesindeki ikametine gelmek istemesi ve olayın bundan sonra cereyanı karşısında sanıklar H. ve H.'in enişteleri olan Z.'e namusunu temizle, ailemizin gururunu ayaklar altına alma şeklindeki yaklaşım tarzında sanık Z.'e bir dahillerinin bulunması için zaman ve mekan açısından yeterli bir durum yoktur.
5-Olay maktulun kendi isteği ile Beydağ ilçesindeki baba evine gelmesinden hemen sonra gerçekleşmiştir. Evin içerisinde bulunan annenin ve keza D.'in beyanında ev içerisinde gerçekleşen konuşmalar azmettirme yönünden dayıları ile ilgili bir beyan bulunmamaktadır.
6-Tanık D.'in beyanında kabul edilse dahi sanıklardan H.'nin ismi geçmekte, H.'in hiç adı geçmemektedir. Dolayısı ile sanık H. yönünden kuvvetli suç olgusu düzeyinde emare boyutunda dahi delil bulunmamaktadır. Buradan çıkan sonuca göre de bu sanığın olayda dahilinin bulunmadığı tanık D. beyanı dahi sabittir.
Tüm bu açıklanan nedenlerle mağdurda hiç bulunmayan öldürme fikrini sanıkların verdikleri talimatla gerçekleştirdiği hususunda net, somut, inandırıcı ve her türlü şüpheden uzak mahiyet ve derecede delil elde edilemediğinden yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıya alınan içtihatları da göz önüne alınarak sanıklar H. ve H.'in delil yetersizliğinden CMK 223/2-e maddesi gereğince ayrı ayrı beraatleri gerektiği görüşünde olduğumdan sanıkların cezalandırılmalarına dair sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum. 15.03.2011
MUHALEFET ŞERHİ (2): Sanıklar H. ve H. T.'ın almış oldukları ceza miktarı, diğer sanıkla olan hukuki konumlarının eşitliği karşısında her iki sanığın katalog suç nedeni ile CMK 100 ve devamı maddeleri gereğince kararla birlikte tutuklanmaları gerektiği görüşünde olduğumdan sanıkların tutuklanmamaları yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum. 15.03.2011
Full & Egal Universal Law Academy