(743 S. K. m. 619) (6785 S. K. m. 42) (3194 S. K. m. 18) (2981 S. K. m. 10)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan elatmanın önlenmesi, kal davasının yapılan yargılamasında, Mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararın davalı tarafından temyizi üzerine dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dosya içeriğine ve toplanan delillere göre, davalının öteki temyiz itirazları yerinde değildir, reddine. Ancak, bilindiği üzere; Yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüzün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus M.K.nun 619. maddesinde açıkça vurgulanmıştır. Ne var ki, yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı yasanın 1605 sayılı yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3194 sayılı İmar Yasası'nın 18. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı ya da ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır.
Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça (mütemmim cüz) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır.
2981 sayılı yasanın 3290 sayılı yasa ile değişik 10/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir.
Gerçekten bir kimse kendisine veya yasanın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça (mütemmim cüz) niteliğinde yapı inşaa etmiş imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle yukarıda değinildiği gibi yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğunu duymuştur.
Sonuç: Somut olaya gelince, davalı binasının imar uygulaması ile davacı parselinde kaldığı sabit ve tartışmasızdır. Bu gibi durumlarda, yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde yıkılmasına karar verilen binanın dava tarihindeki bedelinin davalı yararına depo ettirilmesi, 3194 sayılı yasanın 18. maddesi ve Yüksek Yargıtay'ın kararlılık kazanmış içtihatları gereğidir. Bu nedenle yerel mahkemece asgari levazım bedelinin esas alınması doğru değildir. Ne var ki, anılan husus yargılamanın yenilenmesine gerektirmediğinden hükmün dördüncü bendindeki dava konusu yerin, levazım değeri olarak belirlenen 1.521.000.000 TL'nin davacı tarafça mahkeme veznesine depo edilmesinin istenilmesine ibaresinin çıkartılarak; dava konusu yerin rayiç değeri olarak belirlenen 2.264.661.520 TL'nin davacı tarafından mahkeme veznesine depo edilmesine cümlesinin hükme eklenmesine; hükmün düzeltilen bu şekliyle ONANMASINA, aşağıda yazılı 96.758.000 lira bakiye onama harcının temyiz edenden alınmasına 26.10.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy