(818 S. K. m. 390) (743 S. K. m. 2, 3)
Dava: Dava,vekalet akdinin kötüye kullanılması nedenine dayalı iptal-tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, vekilin taşınmazı vekil edenin anlaşması dışında farklı bedelle sattığı iyi niyetli kabul edilemeyeceği;davalıların çıkar birliği içinde oldukları gibi gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak verilen hükmün yasaya uygun olduğunun ve vekaletin kötüye kullanıldığını söyleyebilme olanağı yoktur. Bilindiği üzere; Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. Borçlar Kanunun da sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir... hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi,ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanun'un 3.maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanun'un 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olayda, davacının 11 parseldeki çekişmeli payını önce karşılıklı taahhütleri içeren 20.4.1995 tarihli noter satış vaadi sözleşmesiyle davalı Sami'ye satışını vaad ettiği; aynı gün satış vaadi alacaklısının eşine vekaletname verdiği vekaletnamenin kullanılması suretiyle tapuda kafi temlik işlerinin gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Değinilen şekilde oluşan bir işlemle yukarıda anlatılan anlaşma vekaletin kötüye kullanılması değil, satış vaadi sözleşmesini vekaleten ifa edilmesi söz konusudur.
Hal böyle olunca; davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeyle iptal-tescile hükmedilmesi isabetsizdir. Davalıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA 16.5.2001 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 65.000.000 lira duruşma Avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 08.06.2001 tarihine oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy