(1086 S. K. m. 237, 445, 447)
Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan iade-i muhakeme davasının yapılan yargılamasında, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar, davalılar vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle, duruşma günü olarak saptanan 19.6.2001 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vs. vekili avukat. Semih E. ile temyiz edilen vekili avukat Mine P. geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı, bilahare dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, yargılamanın yenilenmesi isteğine ilişkindir.
Toplanan deliller ve tüm dosya içeriğine göre dava konusu taşınmazın yargılamanın yenilenmesini isteyenin babası olan Ali'ye ait olduğu, Ali'nin ölümü ile mirasının karısı Fatma'ya ve müşterek üç çocuğuna kaldığı, daha sonra Fatma'nın da öldüğü ve mirasının ilk eşinden olma iki çocuğu ile Ali'den olma diğer üç çocuğuna kaldığı ve bu suretle Ali'nin mirasının 1/4'er hisselerinin 3 çocuğu ile karısı Fatma'ya, Fatma'nın ölümü ile de ona kalan l/4 payın 5 çocuğuna kaldığı sabittir. Hal böyle iken dava konusu taşınmazın Fatma'nın Ali'den olma üç çocuğunun üzerine intikal gördüğü, Fatma'nın birinci kocasından olan diğer iki çocuğuna ketini verese iddiası ile açtıkları dava sonunda Ali'nin karısı Fatma'ya intikal eden 1/4 payın 1/5'er hissesinin (1/20'şer hisselerinin) iptal edilerek bu iki çocuk üzerine tesciline karar verilmesi gerekirken, taşınmazın tamamı Fatma'ya aitmiş gibi 1/5'er payın iptaline karar verildiği ve kararın temyiz edilmeyerek kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki, kesin hükümden söz edilebilmesi için ortada bir dava bulunması, bu davanın taraflarının dava sebebinin ve dava konusunun aynı olması gerekir. Önceki davada ise yargılamanın yenilenmesi davasının davalıları sadece Fatma'dan kendilerine kalan paylarımı: iptalini istemişler, hakları bulunmayan öteki paylar: çekişme konusu yapmamışlardır. Bu durumda dava konusu yapılmayan taşınmazın öteki payları yönünden ortada HUMK. nun 237. maddesi anlamında bir kesin hükümden söz etme olanağı yoktur. Bu itibarla yargılamanın yenilenmesini isteyen kişinin bu payları yönünden ayrı bir dava açabilme hakkının bulunduğu da kuşkusuzdur.
Somut olayda ise, yargılamanın yenilenmesi için HUMK. nun 445. maddesinde öngörülen hallerden hiçbiri bulunmamaktadır. Esasen aynı kanunun 447. maddesinde yazılan süreler de geçmiştir. Aynı zamanda fevkalade bir kanun yolu olan yargılamanın yenilenmesi sebeplerinin yorum yoluyla genişletilmesi mümkün olmayacağına göre davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir. Davalıların teniyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine ve 16.5.2000 tarihinde yürürlüğe giren avukatlık ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 97.500.000 lira duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden 19.06.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy